İstanbul
08 Eylül, 2026, Salı
  • DOLAR
    48.46
  • EURO
    56.43
  • ALTIN
    6896.5
  • BIST
    14.152
  • BTC
    78551.454$

İçsel Dayanışmanın Çöküşü. Ren Nehri’nin İki Yakasında Bitmeyen Taht Oyunları

08 Eylül 2026, Salı 14:32 176 kez okundu.

 

Avrupa Birliği, dışarıdan bakıldığında Brüksel’in parlak cam kuleleri arkasına gizlenmiş monolitik bir güç gibi görünse de haritanın biraz derinine inildiğinde, birliğin kurucu felsefesi olan içsel dayanışmanın nasıl büyük bir illüzyondan ibaret olduğu fark edilir. Bugün Brüksel koridorlarında yankılanan her krizin, bütçe kavgalarının ve veto savaşlarının arkasında tek bir kadim gerçek yatmaktadır: Almanya ve Fransa’nın bitmek bilmeyen gizli savaşı. Geçmişten bu yana tarihin en kanlı cephelerinde karşı karşıya gelmiş, diplomatik masalarda birbirinin kuyusunu kazmış bu iki dev, bugün tanklar ve tüfeklerle savaşmıyor belki ama Ren Nehri’nin iki yakasındaki ezeli rekabet ekonomik ve askeri alanda kıran kırana bir mücadele olarak tüm hızıyla sürmektedir.

Bu savaşın ekonomik cephesi tam bir endüstriyel satranç tahtası görünümündedir. Ağır sanayinin, mühendisliğin ve makine kimyanın mutlak hakimi olan Almanya, birliğin üretim lokomotifliğini kimseye kaptırmak istemezken, Fransa ise ilaç sanayisinde, yüksek teknoloji kimyasallarında ve stratejik sektörlerde kurduğu küresel hakimiyetle Berlin’in ekonomik hegemonyasına meydan okumaktadır. Bu endüstriyel ayrışma sıradan bir ticari rekabet olmanın çok ötesine geçerek AB’nin tüm ekonomik mevzuatını, ticaret anlaşmalarını ve hatta genişleme süreçlerini rehin alan bir güç savaşına dönüşmüştür. Her iki başkent de kendi endüstriyel çıkarlarına uymayan ya da diğerinin elini güçlendirecek her stratejik adımı, AB üyelik ve entegrasyon süreçlerinde düzenli olarak veto ederek birliği defalarca kilitlemiştir.

Ekonomik nüfuz alanlarını genişletmek isteyen iki dev, kıtayı adeta iki kutba bölmüş durumdadır. Almanya, mali disiplini ve bütçe kemer sıkma politikalarını savunan zengin Kuzey ülkelerini arkasına alarak Brüksel’in kasasını kontrol etmeye çalışırken, Fransa ise Akdeniz havzasındaki Güney ülkelerini kendi safına çekerek Paris’in korumacı ve devlet müdahaleci ekonomik vizyonunu tüm birliğe dayatmaktadır. Kuzey ve güney arasındaki o meşhur ekonomik uçurum, aslında Berlin ve Paris’in piyonlarını ileri sürdüğü bu derin rekabetin doğrudan bir sonucudur.

Rekabetin en tehlikeli ve sıcak kırılma noktası ise askeri vizyonda yaşanmaktadır. Avrupa’nın savunma konsepti, iki ülkenin tamamen zıt askeri doktrinlerinin çarpışma alanı haline gelmiştir. Fransa, nükleer gücüne ve denizaşırı operasyon kabiliyetine güvenerek elit, teknolojik olarak üstün ve tamamen profesyonel birliklerden oluşan bir düzenli ordu modelini zorlamakta ve NATO’dan bağımsız bir Avrupa Ordusu kurmak istemektedir. Buna karşılık Almanya ise savunma refleksini zorunlu askerlik sistemine dayandırmayı hedeflemektedir. Berlin, hem kendi toplumsal yapısını korumak hem de kitlesel bir savunma hattı inşa etmek amacıyla zorunlu askerlik modelini birliğin ana savunma sütunlarından biri haline getirmeye çalışmaktadır.

Fransa’nın profesyonel ordu vizyonu ile Almanya’nın zorunlu askerlik ısrarı, birinin makine-kimyadaki ağırlığı ile diğerinin ilaç sanayisindeki dehası, Avrupa’yı ortak bir güvenlik ve ekonomi politikasından mahrum bırakmaktadır. Avrupa Birliği’nin içsel dayanışması tam bu noktada çöküşe geçmektedir. Kıtanın iki kurucu babası, birliği ortak bir ideal için büyütmek yerine birbirlerini alt etmek için bir rekabet alanı olarak kullandığı sürece, Brüksel’den yükselen o birlik ve beraberlik şarkıları kulakları tırmalayan bir gürültüden öteye geçemeyecektir. Kıran kırana geçen bu yarışın kazananı kim olursa olsun, kaybedenin bizzat Avrupa Birliği’nin kendisi olduğu aşikârdır.

 

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum