Teknik Elektrik Postası - Sektörün Kalbinden

Farkında Mısın Gülse? Tahtın Parçalanıyor


Şubat 2017 - 195. Sayı
Bu makale 2017-02-27 17:19:15 eklenmiş ve 559 kez görüntülenmiştir.
Nurcan Şahin Alevli

Hürriyet gazetesindeki köşesinden Abdülhamit’in 5. kuşaktan torunu Nilhan Osmanoğlu ‘na Cumhuriyet kadını olmanın getirisi olarak gördüğü maharetlerini sergileyerek ard arda salvolar sıralamış Gülse Birsel...

Kendini skeç falan yazarken hayal ediyor olsa gerek, Nilhan Osmanoğlu’nu işgalci bir kuvvetmiş gibi tasvir etmiş. 

Yazısında en dikkatimi çeken bölümler; “Kusura bakma bebeğim artık prenses benim. Ayaklar baş oldu, sorma bacım! Galatasaray Adası’nı filan vermeyeceğim size çünkü artık orası bizim kraliyet ailesinin. Dava da açma, kraliyet ailesi kalabalık, 80 milyonuz hangimizle uğraşacaksın? Ha derseniz ki, koskoca sultana bıdı bıdı yapan sen kimsin? Hemen söyleyeyim efenim.

Ordu Gölköylü Feyzullah Bey ve Uşak Merkez ilçesinden Asım Bey’in torunu Gülse Sultan ben! Bir elma bahçesi bile yok bize dededen kalan. Ama çok acayip İstiklal madalyaları var. Dizi dizi. Artık kaç yerlerinden yaralandılarsa bu memleketin bağımsızlık savaşında, bildiğin koleksiyon olmuş. “Bildiğin” diyorum da o dönemleri bilmezsiniz, sizin aile yurtdışındaydı sanırım! E biz de n’apalım, sizin dedeler gidince, ailecek kendi sultanlığımızı kurduk....19 yaşından beri yazıyorum. Muhtemelen son 15 yılda yaptıklarımın bazılarını takip ettiniz, eğer Türkiye’de yaşadıysanız... 

Napolyon’u ilgilendiren konuları filan bırak. Evet prenses gibi hayatım var o ayrı da esas gülüyorlar, tanıyorlar, seviyorlar, sayıyorlar. Kime sorsan gösterir. Kalplerde taht kurdum desem yeridir, affedersin! Yani kusura bakma, artık prenses benim! Biziz!

E cumhuriyet böyle bir şey. Krallık, kraliçelik bedava değil. Bileğinin hakkıyla. Yani kadın, erkek, fakir, zengin, köylü, kentli, herkes kral olabiliyor o ‘canınıza yeten düzende’... ‘Since 1923’!” 

Gülse kendince bir kraliyet ailesi icat etmiş beni de ne hakkı varsa o kraliyet ailesine dahil ettiği 80 milyondan biri olarak kendi safına katmış...

Birincisi Gülsecim; krallık bizim topraklarımızda geçerli değildir. Bizde Padişah vardı, Kağan vardı, Han vardı, Reis vardı, Hünkâr vardı, Şah vardı, Sultan vardı falan...

Şimdi de Cumhurbaşkanı var...

Yakında da muhtemelen bir “Başkanımız” olacak. Prenses olmaya heveslendinse buruşuk İngiliz Kraliçesi ve onun ölmesinden umudu kesmiş veliahtlarının ardından sıraya girebilirsin...

İkincisi; tarihten, ecdat ‘tan, ahde vefa’dan bihaber senin gibi hazımsızların Nilhan Osmanoğlu üzerinden neye saldırdığını görüyoruz... Hangi krallıktan bahsediyorsun bilmiyorum ama kralın sarayında soytarı diye bir skeç yazabilirsin.

Mevzu Suada değil.

Derdimiz Osmanlı ‘yı yeniden kurmak da değil. 

Merak ettim adayı sana mı tahsis ettiler?

Ya da halka mı mâl ettiler? 

623 yıl 3 kıta, bize bu toprakları vatan yapmış atalarımızın kazanımlarıyla kime prenseslik tasladığına iyi bak istersen...

Benim de taraftarı olduğum Galatasaray Spor Kulübüne bir lafım yok elbette.

Onlar bedeli neyse ödeyip satın almışlar orayı...

Ben sürekli Cumhuriyet öncesi tarihimizi ve özellikle Osmanlı’yı küçümseyip o günlerin olaylarını yaşadığımız çağa göre değerlendirerek yerin dibine sokma sinsiliğinizden bahsediyorum...

Anlıyor musun Gülse?

Anlamıyorsan açayım.

Mesela Osmanlı’dan yola çıkarak kadınlara yürüyüp duruyorsunuz ya hani;

Kadın hakları kavramı dünyada da ancak 19. yüzyılda önem kazanmaya başladı. Yine seçme, seçilme, eğitim gibi hakların mücadelesi 19. ve 20 yy. boyunca sürdü... 

Almanya, Fransa, İtalya gibi ülkelerde seçim hakkı 20. yy’ ın ortalarında olabilmiştir. İsviçre gibi bir ülkede kadınlar seçim hakkını ancak 1971’de alabilmiş...

Yani demem o ki; ha bire harem, cariye, dördüncü eş dairesinin içinde göstermek için ölüp ölüp dirildiğiniz Osmanlı kadınlarını aşağıladığınız dönemde Avrupalı kadınların pek çoğu da mikrobiyoloji dalında doktora falan yapıyor değildi...

Tanzimat dönemiyle birlikte (1839-1908) erkeklerin yanında kızlarında eğitimine önem verilmeye başlanmış, ilk olarak hem kızlar hem erkekler için sübyan mektepleri, 1858’den itibaren kız rüştiyeleri, 1870’ de kız rüşiyelerinde eğitim vermek amacıyla “Darulmuallimat” açılarak kadın öğretmenler yetiştirilmeye başlanmış ve bu ülke geneline yayılmaya başlanmıştır.

Bundan sonra da kadın hak ve eğitimiyle ilgili gelişmeler birbirini izlemiş özellikle 1. Dünya Savaşında erkeklerin silah altına alınmasıyla birlikte kadınlar devlet yönetiminde erkeklerin yerini almıştır...

Bunları neden yazıyorum biliyor musun Gülse? Sen bugünün saraylısı olarak, tarihinle alay ederken aslında Osmanlı’nın son dönemlerinde yapılan araştırmalarda okuma yazma oranının yüzde 40-60’ lara kadar çıktığını, ancak savaşlar nedeniyle verilen kayıplarla da birlikte bu rakamların çok çok gerilere düştüğünü bilmediğin için..

Gel gelelim Cumhuriyet’e...

Şimdi diyeceksin ki Cumhuriyet’le birlikte Avrupa’dan bile önce bazı kazanımlar elde etmişiz..

Elbette haklısın.

Ama bu hakları kimler kullanabilmiş?

Batılılar gibi yaşamak önkoşulunu yerine getirenler. Senin gibileri baş tacı eden cellatlar, başında inancından ötürü bir örtü taşıyor diye bir kadının/anne adayının okuma hakkını elinden alarak cehalete terk etme zalimliğini gösterdi yine bu Cumhuriyet Türkiye’sinde haberin var mı ? O çok övündüğümüz kadınlara seçme ve seçilme hakkında seçilmek istiyorsan cellatlara itaat etmek zorundaydın haberin var mı? Dini bütün bir Müslüman olmakta inat edecek olursan ancak seni yöneten efendilerini, seçme hakkına sahiptin haberin var mı? (Bknz. Merve Kavakçı)...

Bugün yaşam tarzımıza saldırılıyor diyenlerin elinden alınan tek şey: Türkiye’nin kaderini belirleme zorbalığıdır...

Hani böyle özgürlükmüş, demokrasiymiş, kadın haklarıymış diye nutuklar çekiyorsunuz da habire, aslında bu ülkede camiler de kiliseler de özgürlüğüne 2000’li yılların başında ancak kavuştu....

Kimse babadan oğula geçen bir padişahlıkla yönetilme sevdasında değil. Ancak bizler tarihini sayan, ecdadına her daim minnet ve şükran duyan bir milletiz. Direk ya da dolaylı atalarımıza ya da onların mirasına dil uzatma gafletine düşen müstahkemler bizim duvarımıza çarpar.

İlginçtir bugün Osmanlı’yı itibarsızlaştırma yarışına girenler İngiltere’nin Meşruti Monarşi rejiminin kollarına sığınıp God Save the Queen (Tanrı kraliçeyi korusun) marşını söylemekten hiç rahatsızlık duymuyorlar...

Nilhan Osmanoğlu’nun en az benim kadar beşer olduğunun son derece farkında olan biri olarak ata yadigârı nazariyle bizdeki yeri elbette ki değerlidir...

“Parlamenter sistemin dava adamlarının önünü kestiğine inandığım için Başkanlığa #EVET diyorum” dedi diye aklına ne geçirdiyse kaleminden yağdırmış Gülse hanım !

Ben kim miyim Gülse?

Ben Ordu Ünye’den Kâmil kızı, büyük büyük dedelerden Çanakkale Şehit(leri) torunu Nurcan Sultan.(Babamın hem baba hem anne tarafından o kadar şehidi varken ilginçtir dizi dizi madalyalarımız yok…) 

Biliyorum ki kendilerini soylular sınıfına sokup, Osmanlı’yı ve Anadolu insanını aşağılayacak sonradan görme prensesler için can vermedi dedelerimiz.

Kaybedenler kulübüne hoş geldin Gülse bacım 

Cumhuriyetin kazanımlarını kendi krallığını ilan etmeye harcayanlara itinayla had bildirilir.

Kendini baş zanneden ayaklar olması gerektiği yere geçince her şey nasıl da doğru gidiyor bunu da öğreteceğiz emin ol 

Osmanlı’da da varım Cumhuriyet’ te de varım...

Ve senin krallığını da kralını da tanımıyorum...


Yorumlar
Adınız :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Diğer yazıları...
Dergilerimiz
Baş Yazar
Mustafa ALBAYRAK
Teknik Elektirk Postası - 203. Sayı
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Anket
Dergimizi nasıl buluyorsunuz?
Güzel
Çok Güzel
İdare Eder
Daha iyi olabilir
Beğenmiyorum
© Copyright 2013 Teknik Elektrik. Tüm hakları saklıdır.
ELEKTRİK
AYDINLATMA
TEKNİK BİLGİ
ENERJİ
GÜNEŞ ENERJİSİ
RÜZGAR ENERJİSİ
NÜKLEER ENERJİ
TEKNOLOJİ
GÜNDEM
SİYASET
EKONOMİ
SPOR
EĞİTİM
DÜNYA
DOST SİTELER
ANAHTAR -PRİZ
KABLO ÜRETİCİLERİ
ŞALT ÜRETİCİLERİ