Teknik Elektrik Postası - Sektörün Kalbinden

FAS GEZİSİ NOTLARI -1


Şubat 2016 - 183.Sayı
Bu makale 2016-02-24 15:21:29 eklenmiş ve 512 kez görüntülenmiştir.
Ercan BABACAN

Günsan Elektrik her yıl düzenlediği kampanyalar ile bayilerini yurtdışı gezilerine götürüyor. Günsan’ın yurtdışı gezilerindeki ülke tercihleri önceden beri dikkatimi çekmekteydi. Özellikle kültürel gezilere önem veren Günsan; bu yıl da şaşırtmadı ve bayilerini farklı bir kültür ve medeniyet ile buluşturmak için Fas’a bir gezi düzenledi. Bu vesile ile biz de Kasım 2015’te dünya ülkeleri arasında sadece biz Türklerin Fas diye andığı Morocco’yu ziyaret etmeye karar verdik. 


Türk Hava Yolları ile Marmara, Akdeniz ve Atlas Okyanusu olmak üzere üç denizin üstünde konforlu bir uçuşla Kuzey Afrika’nın Akdeniz ve Atlantik Okyanusu’na bakan Mağribi Ülkesi Fas’a Casablanca Havaalanında ilk merhabamızı dedik. Rehberimiz Fas’a daha ilk adımlarımızı atar atmaz ülkeyle ilgili beklentilerimizi yüksek tutmamamızı, ülke gelişmişliğinin yüksek olmadığını buna paralel turizmin ve bağlı hizmetlerin yetersiz olduğunu vs anlatmaya başladı. Ülkenin modern normlarda olup olmadığından ziyade bizi ilgilendiren yeni ve farklı bir ülkeyi tanımak, değişik kültürel zenginliklerin farkındalığı, yeryüzü insanlarını tanıma, ümmet coğrafyasında farklı dindaşlarımızı anlama, bu coğrafyadaki tarihi süreci izleme imkânları; Fas’a bakış açımıza başka birer pencere açabileceği için açıkçası rehberin tembihlerini çok fazla umursamadık.


Bizim için Fas; Endülüs’ün çıkış noktasıydı, Berberi hanedanlıklarının bölgede kurdukları imparatorluklar ile insanlığa ve İslam’a hizmetleriydi, Mağribi Aksa unvanı ile en batı ülke olarak geliştirdiği ticari ilişkilerdi, Afrika kıtasının derinliklerine kadar inerek kıta Afrika’sına İslam’ı tebliği idi.


Fas’ı görmek; sahabe-i güzinden Ukbe Bin Nafia’yı, ünlü düşünürlerden İbn-i Haldun’u, İbn-i Tufeyl’i, Hadis Alimi Kad-ı İyaz’ı, büyük mutasavvıf İbn-i Arabi’yi, İmam Cezuli’yi, Ahmet Ticani’yi, Abdulaziz Debbağ’ı, Muvahhid’lerin efsane imparatoru Yusuf Bin Tafşin’i tanımak ve anlamaya çalışmak demekti.


Fas’ı ziyaret etmek; sekizyüzyıl dünyaya yön veren Endülüs medeniyetinin çıkışını ve hazin bir son ile çıkış noktasına tekrar dönme sürecini anlamak, Haçlı ordularına direnen Kuzey Afrika ülkelerinden biri olarak nasıl kıtanın Hristiyanlaşmasına engel olunduğunu hatırlamak, batının acımasız sömürgecilik anlayışı çerçevesinde İspanyol ve Fransız sömürülerini hissedebilmek, bağımsızlığı için mücadele ederek tekrar özgürlüğüne kavuşan ve sömürünün derin izleri ile mücadele etmeye çalışan bir ülkeyi anlayabilmekti.


Fas’ı dolaşmak; Berberiler ve Tuaregler ile tanış olmak, Atlas Dağlarının sert rüzgârları ile çöl kumlarının sıcaklığını, Argan yağı ile nemlenen yüzlerde hissedebilmek, Atlas Okyanus’unun engin sularında sessiz çığlıkları duymak, kapılarındaki zerafet ile Fas riyadlarına misafir olmak, eski yeni şehirlerinde yetmiş iki millet ile beraber olmak, kuskus pilavı ardından nane çayı ile damak tadına varmak, güneş ışınlarının yeryüzüne direk vurduğu ender coğrafyalardan birinde güzel hatıralar, ibretlik deneyimler yaşamaktı.


Biz de öyle düşünerek Fas’a merhaba dedik. Ve İlk durağımız olan Casablanca’yı dolaşmaya başladık. Elbette ilk durağımız Kral Hasan 2 Camii oldu. Hasan 2 Camii; sonradan doldurulan Atlas Okyanusu kıyısında 20. yüzyılda kurulmuş, 210 metre yüksekliğindeki minaresi ile çok büyük bir cami. 25 bin kişinin ibadet edebileceği cami dünyanın en büyük camilerinden biri kabul ediliyor. Yılda 1.5 milyon turist çeken bir ülke olmasına ve özellikle bu tür yapıların ziyaret edilmesine rağmen enteresandır camii; Cuma hariç çoğu zaman vakit namazlarında kapalı. Şansımıza bizim ziyaretimizde açık idi.


Casablanca, ‘beyaz şehir’ anlamına geliyor ve evlerin hepsi mecburen beyaza boyalı, buna karşılık Marakeş’te pembe renk hâkim. Casablanca; Atlas okyanusu kıyısınca uzayıp giden ve Korniş adı ile anılan sahil boyu yürüyüş ve konaklama alanı ile de ünlü. Ancak sahil boyu serpilen güzel ve zengin yapılarının ardında ülkenin büyük çoğunluğunu oluşturan dar gelirli ailelerin yaşadığı ve geri kalmışlığın acı izleri ile dolu mahalleleri de görmek mümkün.


Fas’ın gizli başkenti de denilen ve Fas sanayisinin merkezi denilebilecek Casablanca’da her yerde Kral 6.Muhammed’in resimleri ve sözlerinden oluşan tabelalar asılı. Bu arada Fas’ta Kral ve İslam aleyhinde konuşmak kesinlikle yasak.


Casablanca Korniş (Sahil) boyunda nos nos diye anılan sütlü kahvemizi içtikten sonra Atlas Okyanusu’nun ufuklarında batan güneşin kızıllığında, kızıla boyalı Marakeş’e doğru yola çıktık. 


Yaklaşık 2,5 saat süren yolculuğun ardından Marakeş’e varıyoruz. Marakeş ziyaretimizin daha mistik, otantik ve keyifli olacağını bildiren rehberimizin anlattıkları ile akşam yemeğine geçtik. Akşam yemeğinde Fas’ın yemek kültürüne yabancı olmadığımızı Tajin diye adlandırılan ve bizim güveç dediğimiz kaplarda gelen tandır ve pilav çeşitleri ile anladık. Yerel müzik eşliğinde yenilen yemeklerin ve içilen nane çaylarının ardından Marekeş’de yeni bir güne merhaba diyebilmek için dinlenmeye çekildik.


Marakeş’in bahçe ve botanik alanında çeşitlilik merakı; otelimizin bahçesinden kendini belli etmeye başladı bize. Endülüs medeniyet ve kültürünün her alanda izlerine rastlamanın mümkün olduğu Fas şehirlerinde efsane bahçe kültürü izlerine de rastlamak mümkün. Günün ilk ziyareti de Endülüs kökenli değil ama etkileşimi muhtemel Fransız ressam Jacques Majorelle’nin Jardin Majorelle diye adlandırdığı böyle bir botanik bahçesine oldu. 1919 yılında düzenlenen kızıl renge boyalı Marakeş şehrinin ortasında bir vaha gibi duran bahçede yüzlerce kaktüsün, onlarca değişik ağaç türünün yanı sıra çeşitli türde kuşlar da varlığını sürdürmekte. Harika birer renk ve melodi armonisi ile ziyaretçileri dinlendiren bahçe; yine ünlü bir Fransız modacı Yves Saint Laurent (YSL)  tarafından satın alınıp vakfa dönüştürülmüş. Bahçe içinde aşk müzesi ve İslami eserler müzesi olmak üzere iki adet mini müze de oluşturulmuş. Kurucusu J.Majorelle söz konusu bahçede bildiğimiz çivit mavisini o kadar çok kullanmış ki mavi renk Majorel mavisi diye nam salmış dünyaya. Bahçe anı defterine buradaydık mesajımızı bıraktıktan sonra istikametimizi eski şehir denilen Medina’ya çevirdik ve yola düştük.


Surlarla çevrili eski şehrin içinde yer alan Kuzey Afrika ve Endülüs’te hüküm süren Berberi Hanedanlığı Muvahhid’lerin Abu Yusuf Yakub El Mansur döneminde (1196) 12.yy’da yapılan Marekeş’in ve Fas’ın en önemli sembollerinden biri olan Kutubiye Camii; önündeyiz. Cami kapalı! Sorduk ve aldığımız cevap karşısında şaştık. Caminin normal vakitlerde açılmadığını sadece Cuma namazlarında açıldığını ve ziyarete de keyfe keder açıldığını söylediler. Rehberimiz ve bizlerin gayreti ile zor da olsa cami görevlilerini ikna ederek tarihi camiyi görmeyi ve namaz kılmayı başarabildik.

Bu arada Fas’ta camilere kesinlikle gayri Müslümler alınmamaktadır, Müslüman olduğunuzu beyan eder birkaç cümle camilere girişinizin anahtarı. Bayanlar bu konuda erkekler kadar şanlı değil maalesef. Ancak dünyanın her yerinde olduğu gibi Fas özelinde de en geçerli unsurun akçe olduğunu da belirtmekte fayda var.


Muvahhid mimarisinin en meşhur eseri Marekeş’teki Kutubiye Camii ve bu camiinin minaresidir diyebiliriz. İslam âleminde mevcut minarelerin en muhteşemlerinden biri sayılan minare; 12,80 x12,80 boyutlarında kare planlı olup,69 mt (âlemle birlikte 77 mt )yüksekliğindedir. Minarenin her yüzünde değişik süslemeler bulunmaktadır. Bizde yuvarlak olan minareler bu bölgede dikdörtgen olmakla beraber minarelerin ucunda 3 veya 5 adet küre bulunmaktadır.3 küre; ateş, toprak ve suyu, 5 küre ise İslam’ın 5 şartını temsil etmekteymiş.


Kutubiye Camii ismini etrafında kümelenen kitapçı ve sahaflardan almaktaymış, Endülüs ve Tunus mimarileri örnek alınarak yapılan camiinin etrafında şu an bir tane dahi kitapçı bulunmaması da ayrı bir acı tablodur. Geniş bir arazi içinde bulunan ve ne hikmetse içine alınmadığımız camiinin bahçesi ve bahçe düzenlemesi rehberlerin ve merkezi yöneticilerin dikkat çekmeye çalıştıkları yer olarak sunulmakta ziyaretçilere.


Gerçekten müştemilatı ve bahçeleri dinlenme ve göz zevkine uygun diyebileceğimiz Kutubiye Camii civarı, aynı zamanda manevi tatmin ve ruhumuza hitap edecek huzur ortamını ve işlevselliğini de ardına kadar açabileceği mekânın içinde sağlarsa, yapılış gayesine uygun hale dönüşür diye düşünerek ayrılıyoruz bu güzel mekândan.


Marakeş’te bir sonraki durağımız 19.yy’da Sultan Vezirinin cariyeleri ve aile efradına yaptırdığı Bahia Sarayı oldu. Saraydaki ahşap ve mozaik ( Zellij ) işçiliği gerçekten görülmeye değer. Ancak bizim gibi sarayları ile ünlü bir medeniyetten geliyorsanız; Bahia Sarayı size Topkapı Sarayı avlusu gibi gelebilir. Yine de gerek yerel mimari özellikleri gerekse yerel sanatları gözlemleme açısından örnek bir mekân görmek istiyorsanız birkaç saatininiz Bahia Sarayına ayırabilirsiniz.


Gezginler, Marakeş’te gün batımını mutlaka Camiul Fena Meydanında yani Kıyamet Meydanında izlemelisiniz derler. Biz de öyle yapmayı diledik ve gün batımına doğru meydana tepeden bakacak bir kafeteryaya konuşlanarak hem gün batımını hem de birazdan kopacak kıyamet hazırlıklarını izlemeye başladık. 


Camiul Fena adı üzerinde fena bir yer. Büyük bir meydandayız ve meydanda hayal edebileceğiniz tüm yerel unsurlara rastlamak mümkün. Hünerlerini sergileyen akrobatlar, yılan oynatıcılar, tiyatral gösteri ve halk oyunları oynayanlar, maymunlarını üzerinize salan fotoğrafçılar, kına ile desen desen dövme yapan kadınlar, taze portakal sıkan meyveciler, turistik eşya satıcıları ve daha neler neler. Bu meydanlar Faslıların ve turistlerin ilgisini çeken ve vakit geçirmelerine yarayan tarihin en eski toplanma versiyonu diyebileceğimiz bir geleneği sürdürüyorlar. Gece geç saatlere kadar faal ve yoğun olan meydanı sabaha kadar dolaşsanız bıkmazsınız. Her karesinde ayrı bir neşe, ilgi ve enteresanlığa rastlamak mümkün. Yetmiş iki milletten misafirine, Avrupa, Afrika, Asya ürünlerinden yerel ürünlerine kadar her kişi veya ürünün toplandığı meydana boşuna Kıyamet Meydanı dememişler diye düşünürsünüz. Tarihi ve nostaljik meydan gösterilerine meraklısıysanız Kıyamet Meydanı; görmeye ve izlemeye değerdir diyebiliriz.


Ünlü Argan yağının yapılışı, Esaaura Liman Şehri turu, Chez Ali Gösterileri ve Fas Gezisi Genel Değerlendirmesi ile devam edeceğiz..


Yorumlar
Adınız :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Diğer yazıları...
Dergilerimiz
Baş Yazar
Mustafa ALBAYRAK
Teknik Elektirk Postası - 201. Sayı
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Anket
Dergimizi nasıl buluyorsunuz?
Güzel
Çok Güzel
İdare Eder
Daha iyi olabilir
Beğenmiyorum
© Copyright 2013 Teknik Elektrik. Tüm hakları saklıdır.
ELEKTRİK
AYDINLATMA
TEKNİK BİLGİ
ENERJİ
GÜNEŞ ENERJİSİ
RÜZGAR ENERJİSİ
NÜKLEER ENERJİ
TEKNOLOJİ
GÜNDEM
SİYASET
EKONOMİ
SPOR
EĞİTİM
DÜNYA
DOST SİTELER
ANAHTAR -PRİZ
KABLO ÜRETİCİLERİ
ŞALT ÜRETİCİLERİ