Teknik Elektrik Postası - Sektörün Kalbinden

Ekonomik Kıyamet ‘’Doların Çöküşü’’


Mart 2015 - 172.Sayı
Bu makale 2015-03-31 12:51:21 eklenmiş ve 849 kez görüntülenmiştir.
Atilla YEĞİN

 Ödemeler dengesi sıkıntısı çeken, ya da başka bir ekonomik dengesizlikle karşılaşmış olan bir ülke bu dengeleri, başka ülkelerin ödemeler dengesini ya da başka ekonomik dengelerini bozacak bir takım düzenlemelerle düzeltmeye çalışıyorsa buna komşudan dilenme politikası adı veriliyor. Örneğin yüksek ithalatı nedeniyle cari açık veren bir ülke, ithalatını düşürmek için kota, tarife, ya da kur düzenlemelerine girişiyor ve bunların sonucunda ödemeler dengesini başka ülkelerin dengelerini bozacak şekilde düzeltmeye çalışıyorsa uyguladığı bu politikaların tümü bu adla anlıyor. 

   Ulusal paranın değerini düşürmek (devalüasyon), uluslararası ticarette rakiplerine karşı üstünlük kazanmak için uygulanır. Buna “dövizi pahalılaştırmak” da diyebiliriz. Devalüasyonun etkili olması için döviz fiyatlarının enflasyondan arındırılmış olarak pahalılaşması gerekir. Yani, Türkiye’de ve rakiplerimizde enflasyon aynı oranda (diyelim yüzde 10 oranında) seyrederken, doların fiyatı yüzde 20 artırılırsa gerçek “reel” bir devalüasyon yapılmış olur.

  Böylece ithalat pahalılaşır; ihracat çekici hale gelir. Rakiplere karşı üstünlük getirdiği için devalüasyonlara, bazen “komşuyu yoksullaştırmak” yöntemi de denir. Kriz ortamlarında IMF heyetleriyle yapılan görüşmelerin ana maddesi, döviz kurlarının hangi oranlarda yükseltileceği (yani devalüasyonun boyutları) olmaktaydı. İthalat kotalarını kaldırır; ılımlı ve yeknesak bir gümrük tarifesine geçerseniz, pahalı döviz ithalatı caydırır; ihracatı kazançlı hale getirir. Yerli üretimin de böylece desteklenmesi 

umulur; ancak, sektörel önceliklere dayanan bir strateji, dünya piyasalarına, uluslararası fiyatlara teslimiyet nedeniyle tarihe karışır. 

   Türkiye, tarihi boyunca kur savaşlarının içinde oldu. 1930’lardan 1980’lere kadar sabit kur rejimine dayalı bir ithal ikamesi modeli uyguladı. Gümrük vergileri, kotalar, ek vergiler (fonlar), ihracatta vergi iadesi ve diğer sübvansiyonların hemen hepsi uygulandı. Türkiye, bütün o korumacılık deneyimine karşın dünyaya kendi markalarını çıkaramadı. 1980’lerde model değişikliğine gidildi. Bu kez koruma duvarları yavaş yavaş kaldırılarak serbest kur rejimiyle birlikte ihracata dönük büyüme modeline geçildi. 1980’lerde model değişikliğine gidilirken korumacılık döviz kuruna dönük hale getirilerek biçimlendirildi. Türkiye, 1980’lerden 2000’lere kadar, TL’yi değersiz tutarak, ihracatı destekleyen, ithalatı kısıtlayan bir döviz kuru politikası izledi.(Markantelist yöntem) Bu aşamada da dünya çapında markalar yaratılamadı. 

   Bugün uygulanan model daha da farklı bir durumu yansıtıyor. TL’yi ne çok düşük değerli ne de aşırı değersiz tutmak hedeflenmiyor. Çünkü TL değersiz olursa belki ihracat artıyor ve ithalat düşüyor ama bu kez de GSYH ve diğer göstergeler düşük çıkıyor. TL aşırı değerli olursa tersi çıkıyor. Bu çerçevede Türkiye, TL’nin hafif değerli olduğu bir politika izliyor. Yani Türkiye, daha geri planda olsa da, kur savaşlarının içinde bulunuyor. İşte bahsedilen ekonomik savaş modeli olan Kur savaşları. James Rickards’ın ‘Kur Savaşları’ 

kitabından da öne sürdüğü gibi, bu yalnızca iktisatçıların ve yatırımcıların sorunu değildir. ABD ulusal güvenliğine yönelik -Çin’in el altından yaptığı altın alımlarından tutun da, AB merkez bankasının gevşeme politikalarından, Ulusal varlık fonlarının gizli gündemlerine kadar uzanan- tehditlerle karşı karşıyadır. Çok gerçek olan bir tehlike de bizzat doların çöküşüdür. 

   Burada beklenen tehlike doların çöküşüne hamle olarak Fed (Amerika Merkez Bankası) parasal gevşemeye girişerek aslında bir kur savaşı ilan etmiş oldu. Parasal gevşeme ABD’de dolar basmak Çin’de enflasyonun yükselmesi,Mısır’da,Venezuella’da gıda fiyatlarının artması ve Brezilya’da hisse senedi balonları oluşması anlamına geliyor. Kur savaşları en iyi koşullarda ticari ortaklarından büyüme hırsızlığı yapan ülkelerin üzücü manzarasını sunabilir, en kötü koşullarda ise ardışık enflasyon, durgunluk, misilleme ve fiili şiddet nöbetlerine dönüşürler; zira kaynak kapışma mucadelesi, işgale ve savaşa yol açar. 

   Bunu tarihte acı örnekleriyle yaşadık her kur savaşından sonra muhakkak bir fiili savaş meydana gelmektedir. Tarihsel sürece baktığımızda Altın günümüzde Türkiye sınırları içerisinde kalan Lidyalılar tarafından para birimi olarak kullanılmıştır. Daha sonraları 1717’de İngiltere sabit kurlu, altına dayalı ilk kağıt parayı devreye sokmuştur. 1870 ile 1914 arasında klasik altın standardı sonucunda 1913 de Amerikan Fedaral Rezerve’nin kurulması sonucunda oluşan ekonomik tetikleme ile beraber 1.Dünya savaşı gerçekleşmiş akabinde 1921 ile 1936 arasında yani kısaca 1. Dünya savaşı ile 2. Dünya savaşı arasında oluşan ekonomik buhranla beraber 1. Kur savaşı gerçekleşmiştir. 1. Kur savaşını başlatan en güçlü saik Almanya’nın 1.Dünya savaşı sonucunda ödemekle zorunlu olduğu savaş tazminatlarının baskısı sonucu zayıflayan ekonomiyi ve dolayısıyla Alman rakabet gücünü artırmak için başlattığı mark basma operasyonu neticesinde enflasyonun hiperenflasyona dönmesi sonucu oluşan kaos da Fransa ve Belçika savaş tazminatı haklarını güvence altına almak için 1923’de Ruhr Vadisi’ndeki Alman sanayi bölgesini işgal etti. Bu yıllarda hiperenflasyon Alman halkını yabancı spekülatörlere karşı birleştirmiş ve Fransa’nın Ruhr bölgesine yaptığı operasyon zihinlerde Almanlar’ın yeniden silahlanmasına sebep oluşturmuştur. İşte bu sebeplerle birleşen Hitler Almanyası 2. Dünya savaşını ortaya çıkarmıştır. İkinci dünya savaşının hız kestiği sonlarına doğru Amerika’da Bretoon Woods konferansında neredeyse dünyanın ekonomik olarak sakin bir dönem geçirdiği 30 yıl boyunca uluslararası para sistemini şekillendirecek bir dizi kural, norm ve kurum oluşturuldu. 

   Bu dönemde durgunluklar olsa da, düşük işsizlik, yüksek büyüme yaşandı. Ta ki 1967 ile 1987 yılları arasında devam eden nihayet Plaza anlaşması ile çözüme kavuşturulan 2. Kur savaşı yaşanana kadar. İkinci kur savaşı da Viatnam savaşı neticesinde başlayan ekonomik daralma akabinde ABD’de eski yıllara nazaran çıkan yılık enflasyon rakamlarının artması neticesinde dolarda meydana gelen devalüasyonlarla beraber. 1967 de başlayan Arap-İsrail altı gün savaşları akabinde Süveyş kanalının kapatılması neticesinde İngiltere AET’ye katılmak için devalüasyon yapması gerekebileceği beklentisi sonucu İngiltere Dolara karşı Sterlini resmen %15 devalüe etti. Akabinde gelişen olaylarla 1973’de başlayan bugün dalgalı kur sistemi diye adlandırdığımız doların altına bağımlılığı ilişkisinin sona ermesiyle birleşerek yeni bir döneme geçildi.

 Bundan böyle para birimleri günlük temelde uygun gördükleri şekilde yukarı veya aşağı piyasalar çekecekti. Tüm bunlar 1987’ye kadar Dolar Fransız Frank’ı karşısında %40 Japon Yen’i karşısında %50 ve Alman Mark’ı karşısında %20 değer kaybetti. Amerika’da Plaza otelde Almanya, İngiltere, Japonya, Fransa Maliye bakanlarının gerçekliştirdiği toplantı sonucunda alınan karar ile yeni bir eylem planı devreye sokuldu. Buna 2. Kur savaşının sonuçlanması Plaza Anlaşması diyebiliriz. 

   2000’li yıllara gelindiğinde dünyanın en büyük üç ekonomisi ABD, Avrupa Birliği ve Çin tarafından ihraç edilen üç süper para dolar, euro ve yuan. Diğer para birimlerinin küresel finans sistemindeki önemi inkar edilemez. Fakat kur savaşlarında Pasifikte dolar-yuan cephesi, Atlantikte dolar-euro cephesi ve Avrasya kara parçasında yuan-euro cephesiydi. Çin ve ABD arasındaki mücadele 3.Kur savaşının ana cephesidir. 

   ABD’nin 3. Kur savaşını 2010 yılında başlatmasında en önemli argümanlardan gösterilen Çin’in 2004-2009 yılları arasında resmi altın varlıklarını gizlice ikiye katlaması süreci tetikleyen en önemli süreçtir. Çin’in ABD dolarına yönelik duruşunun rezerv çeşitlendirmesi geliştikçe daha da sertleşmesi mümkündür. Son yıllarda Fed’in parasal gevşeme politikası karşısında kontrolsüz dolar basması en çok dolar rezervi bulunun Çin cephesini farklı rezerv arayışına yöneltti. İşte son beş yılda Çin’in para birimleri ve altından sonra değerli maden, petrol, su, 

toprak rezervlerine kadar çeşitlendirilen değişik argümanlar geliştirmeye yönetti. 

   Çin’in Afrika ve özellikle Ukrayna’da Türkiye büyüklüğünde arazi kiralaması akabinde Ukrayna’nın başına gelenler düşündürücü. Arkasından Ukrayna da gelişen olaylar neticesinde Rusya’nın Kırım’ı işgal etmesi. Bunun sonucunda ABD’nin baskısıyla petrol fiyatındaki ani düşüş Rusya’ya ciddi zararlar vermekte. Bunlarla birlikte Rusya ve İran’ın dolara karşı yaptıkları hamle petrol satışını dolar dışında başka bir para veya değerle yapma teklifi dolara ciddi zarar vermekte. 

   İşte son dönem de Türkiye’de gerçekleştirilen yolsuzluk senaryosuyla Halkbank’a yapılan operasyon Türkiye ile İran’ın ve onunla beraber İran’ın Hindistan’a sattığı petrolün karşılığını Halkbank üzerinden altınla ödenmesi bütün hesapları bozdu. Arkasından Rusya’nın Çin’e sattığı petrolü ruble-yuan karşılığında yapacağını açıklaması bu savaşın kızıştığını göstermekte. 

   Bütün bunlar yaşandıkça son iki yılda İngiltere kraliçesinin zırt pırt İngiltere hazinesinde altın külçeleri ile poz vermesine farklı gözden bakmak gerekiyor sanırım. Her türlü tehditten daha büyük olanı ise nihai tehlike: Bizzat doların çöküşü. Dolar çökerse ABD ulusal güvenliğide onunla birlikte çöker. Ne yapalım bizde bir laf vardır ‘’azdan az, çoktan çok gider.’’ Hayırlı işler dileği ile. Rabbim yar ve yardımcımız olsun

Yorumlar
Adınız :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Diğer yazıları...
Dergilerimiz
Baş Yazar
Mustafa ALBAYRAK
Teknik Elektirk Postası - 201. Sayı
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Anket
Dergimizi nasıl buluyorsunuz?
Güzel
Çok Güzel
İdare Eder
Daha iyi olabilir
Beğenmiyorum
© Copyright 2013 Teknik Elektrik. Tüm hakları saklıdır.
ELEKTRİK
AYDINLATMA
TEKNİK BİLGİ
ENERJİ
GÜNEŞ ENERJİSİ
RÜZGAR ENERJİSİ
NÜKLEER ENERJİ
TEKNOLOJİ
GÜNDEM
SİYASET
EKONOMİ
SPOR
EĞİTİM
DÜNYA
DOST SİTELER
ANAHTAR -PRİZ
KABLO ÜRETİCİLERİ
ŞALT ÜRETİCİLERİ