© Teknik Elektrik 2017-2024

ALMA-ATA (ALMATI)

Tarih ve etnoloji bakımından Kazaklar, Türk kavimler grubunun Kıpçak bölümüne dahildir. Kazakistan’ın asıl nüfusunu teşkil eden Kazaklar, muhtelif devirlerde geniş bozkırlardan göç eden Türk kavimlerinin bakiyeleriyle, Sibirya kavimleri ve Moğol Kalmuklarının birleşmesi sonucu 15. yüzyılda teşekkül etmiş bir topluluktur. Kazaklar, 15. yüzyılın 20. Yıllarında Deşt-i Kıpçak bölgesinde hüküm süren Cengiz Han soyundan gelen Özbek Hanlığı’na bağlı olarak yaşamaktaydılar. Bu topluluğun başında bulunan Barak Han’ın oğulları Kerey ve Canibek Sultanlar, Özbek Han’ı Ebu’l Hayr Han’a karşı giriştikleri mücadeleyi kaybedince 1440 yılında kendilerine bağlı boylarla birlikte Aral bölgesini terk ederek Çu nehri boylarına geldiler. Mal ve mülksüz olarak göç eden bu topluluğa yerliler “Kazak” adını verdiler[2]. Moğol Hanının desteğini alan Kazak hanları bu bölgede Kazak Hanlığı’nın temelini attılar. 15. yüzyılın sonlarına doğru Deşt-i Kıpçak’ın büyük bir bölümünü kontrol altına alacak kadar güçlendiler. 1456 yılında Kerey ve Canibek Sultanların bu bölgede Kazak Hanlığı’nı kurması sonucu Kazak halkı etnik bir topluluk olarak tarih sahnesine çıkmış oldu.

Canibek Han’ın oğlu Kasım Han devrinde güneyde Şeybani Han ile yapılan mücadelede üstünlük sağlanmış ve Sırderya bölgesinin kontrolü Kazak Hanlığı’nın eline geçmişti. Kuzeyde ise Nogay Hanlığı’nın iç mücadeleler neticesinde zayıflaması üzerine bir kısım halk Kazak Hanlığı’na katıldı. 1523 yılında Kasım Han’ın ölümünden sonra yerine geçen oğlu Tahir Han, Kazak birliğini koruyamadı. Dış baskılar ve iç çekişmeler sonucunda Kazak Hanlığı cüzlere bölündü. Kasım Han’ın ölümünden sonra ortaya çıkan siyasi boşluk ile başlayan siyasi mücadelelerin neticesinde Kazak boylarının siyasi bakımdan birbirlerinden ayrılması ile oluşan yön, taraf, bölüm anlamına gelen cüzler ortaya çıktı. Kişi Cüz, Orta Cüz, ve Ulu Cüz olmak üzere üç siyasi idari bölgeye ayrılan Kazakların, zaman içinde ayrıldıktan sonra da dirayetli hanların yönetiminde ya da ortak tehlike karşısında yeniden birleştikleri görüldü.


1680 yılında han olan Tevke Han zamanında komşu ülkelerle dostane ilişkiler kurulmuş, dağınık Kazak siyasi birliği tekrar bir merkez etrafında birleştirilmeye çalışılmıştır. Tevke Han’ın ölümünden sonra Kazak siyasî birliği yeniden parçalanmış, bir taraftan doğudan gelen Moğol ve Kalmuk kabilelerin saldırıları sonucu sıkışan Kazak cüzleri, diğer taraftan da I. Petro’nun Çar olmasıyla birlikte Kazakistan ve Türkistan üzerinde ilgisi artan Rusya’nın istilasına maruz kalmışlardır. Asya ticaretinin önemli bir kapısı olarak Kazak bozkırlarını gören Çar I.Petro, Kalmuk ve Başkırt kabilelerinin saldırıları sonucunda sıkışan Küçük Cüz Han’ı Ebu’l Hayr Han’a Başkırt kabile reisi Aldarbay vasıtasıyla Başkırtlar ile barış içinde yaşamak istiyorlarsa Rusya’nın himayesini talep etmelerinin gerektiği haberini ulaştırmış, dış saldırılar neticesinde sıkışan Ebu’l Hayr Han’ın yardım talebi Rusya’nın Kazakistan’ı işgal sürecinin başlangıcı olmuştur. 19.yüzyılın ortalarına gelindiğinde Küçük, Orta ve Ulu Cüz olmak üzere Kazak bozkırlarının tamamını işgal eden Rusya, bir taraftan da işgal ettiği bölgelerde otoritesini sağlamlaştırabilmek için idari teşkilatlanmayı gerçekleştirmiştir. 1824 yılında çıkartılan kanunla Kazakistan’ın Turgay ve Ural bölgelerinin yönetimi Orenburg Genel Valiliğine devredilmiştir. Bu dört bölge daha sonraki yıllarda merkez kabul edilerek Step Genel Valiliği adı altında birleştirilmiştir. yaşadıkları Sirderya ve Semireçi eyaletleri ise bu bölgede kurulan Türkistan genel Valiliği yönetimine bırakılmıştır. Kazakistan’ın işgalini tamamlayan Rusya, işgal ettiği bölgelerde katı bir sömürge siyaseti izlemiştir. Rusya’nın Kazakistan’ı sömürgeleştirme hareketinin ilk adımı Kazak uzun bir süre  Kazaklar Ruslardan zulüm şiddet gördü  haklarını aramak için  birçok yola baş vurdular. 


Kazaklar Sovyet döneminde de kültürel alandaki faaliyetlerine devam etmişlerdir. Bu dönemde, Kuanış Satbayev, Muhtar Avezov, Yusufbek Aymatov, Saken Seyfulin, Gabit Musiperov, Sancar Asfendiyarov, Külaş Bayseyitova ve Sara Jiyenkulova gibi şahsiyetler yetişmiştir. Sovyet Rusya’nın uyguladığı kültürel asimilasyona karşı Kazaklar milli kimliklerini korumak için mücadele etmişlerdir.


1. Kazakistan’da Bağımsızlık Hareketleri

1722 yılında Çar Petro, Kazak coğrafyasının Orta Asya’nın kapısı olduğu değerlendirmesinde bulunmuştur. Bu nedenle Orta Asya hâkimiyetine girişen Ruslar öncelikle bu bölgelere hâkim olma amaçlarını gerçekleştirmeye başladılar. 1723 yılında Kalmukların, Sayram, Taşkent ve Türkistan gibi Kazakların yoğunlukta oldukları bölgeleri ele geçirmesi üzerine, Ruslarda Sirderya boyları başta olmak üzere birçok askeri garnizonlar kurmaya başladılar. Bunların yanı sıra Kazakları aldatma siyaseti de yürütmekte idi. Kazakların Rus hâkimiyetini kabul etmeleri yönünde Rus elçisine 1732 yılında “Biz sizlerle barış içinde yaşamak isteriz, ancak sizin hâkimiyetinizi kabul etmeyiz”. Bunun üzerine Ruslar “Rus imparatoru Kazaklara ayrıcalık tanımayacaktır. Kazaklarında hâkimiyetimiz altında yaşayan Kalmuk, Başkurt, Sibir halkı ve Yayık Kazakları (Kossaklar) gibi yok edilecek güçtedir. Rusların bu cevaplarından anlaşılmalıdır ki bundan önceki ve sonraki dönemlerde de Rusların ikili siyasetini görmekteyiz. Bu konuda Doğu Türkistan Kazakları tarihçisi, Jakıp Junısulı şu tespitde bulunmaktadır: “Ruslar Kazakları, Kalmuklara, Kalmukları da Kazaklara karşı kışkırtıp her iki tarafı güçsüzleştirip istilâ programını uygulamaya koyuldular”.


Kazakların Ruslara karşı gerçekleştirdiği en büyük başkaldırılardan biri de 1916 yılında gerçekleşti. 1916 isyânı Kazak Türklerinin asırlardır sürdüre geldikleri milli kurtuluş hareketleri tarihinde büyük bir önem arz eder. Ayaklanma tarihi süreç içerisinde gelişen üç derin ihtilafın sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Seferberlik emri burada ateşleyici bir rol oynamıştır. Bunlardan birincisi ve en önemlisi Rusların sömürgeciliğidir. Savaş sırasında her ne kadar yerleşimler hızını kaybetse de otlak alanlarının sürekli olarak azalması ağır vergiler ve zorunlu çalıştırma durumları, son olarak da Rus tüccarlar tarafından adilane olmayan bir şekilde belirlenen fiyatlar da isyana yol açmıştır. Kazak Türkleri bu isyanda büyük kayıplar vermiştir. On binlerce insan katledilmiştir.

2. 1986 Alma-Ata Olayları


1985 yılında Sovyetler Birliği Genel Sekreterliği görevine gelen Mihail Gorbaçev Glasnost ve Perestroyka politikaları ile Sovyetler Birliği’ne yeni ufuklar açmayı planlamıştı. Ancak bu politikaların Kazakistan’a etkisi olumlu olmadı. Devletin yeniden yapılandırılması sırasında, 1986 yılının 16 Aralığında Moskova’nın kararıyla Dinmuhamed Konayev[12] Kazakistan Komünist Partisi Birinci Sekreterliği görevinden alınarak yerine Kazakistan’ı tanımayan ve Kazak halkının da kendisini tanımadığı G.V. Kolbin atandı. Bu durum, Kazakistan’da özellikle gençlerin büyük tepkisini çekti. Almaata’da, bu atamayı protesto eden Kazak gençler sokaklara ve meydanlara çıkarak mitingler düzenledi, Sovyetler Birliği Merkezi idaresinin kararından geri dönmesini talep etti.


Ruslaşmaya ve nükleer silah ların oluşumuna geçler  haretete  geçmiş pretesto yapmışlardır. 17-18 Aralık 1986 yılında Almaata başta olmak üzere Kazakistan’ın komizimin sonunu gösteriyordu “The Harvest of Sorrov: Soviet Collectization and the Terorfamine” kitabında Robert Konkvest 1930-1933 yıllarında komünist politikacıların yürüttüğü yok etme politikaları neticesinde iki milyon Kazak Türkünün öldürüldüğünü ifade etmektedir.


Almaata da meydana gelen olaylarla ilgili ilk haberi komünist hükümetin resmi yayın ajansı SOTA duyurdu. Haber şu şekildeydi: “Dün gece ve bugün Almaata sokaklarında Kazakistan Komünist Partisi merkezi hükümet temsilcisi seçimlerini kabul etmeyen milliyetçi gruplarca olaylar çıkarıldı.” 

Kazakistan’ın eski başkenti Astana’da Sağlık Fuarına katılmak için yola çıkıyorum. Tek başımayım. Her zamanki yorucu havaalanı maceraları, karşılanma, otele varma vs vs derken otelin önünde başımı kaldırıyorum. Büyülenmişçesine bakıyorum. Karşıda sıradağlar…


Tanrı Dağları diyorlar, Türklerin anavatanı, göçün başladığı yer. Yani başladığım yere gelmişim. Çok etkileniyorum. Coğrafya, alışkanlıklar, örf, anane, adet hep bir parça buluyorum kentte ve sokaklarda. Dolaştıkça içimi sevinç ve hüzün aynı anda kaplıyor. Sanki ben terk etmişim buraları gibi. Sanki orada bir tek varmışım duygusuna kapılıyorum. Sokaklarda keçeden satılan hediyelik eşya ve urbalar, halılar, kilimler ve adıyla bütünleşmiş elmalar. Hepsi bana köklerimi hatırlatıyor, huzur duyuyor, bütünleşiyorum. Eski başkentin adı ‘elmanın atası’ manasında Almaata oluyor. Burada tipik Rus peyzaj ve mimarisini görmek mümkün. Devasa genişlikte bulvarlar, cadde kültürleri, etkileyici konser ve tiyatro binaları, sade ama işlevsel evler. Ve asıl şaşırdığım, daha önce hiç görmediğim ana cadde ile kaldırımlar arasında bir yol daha var ki o da ağaçlara ayrılmış. Yani insanlar kaldırımda yürürken caddeyi değil ağaçları görüyorlar. Zaten son derece yeşillik bir şehir. Etkileyici buluyor yollarda yürümeye devam ediyorum.  Yürüdükçe yeni yeni yapılan modern binalara ulaşıyorum. Burada tam anlamıyla tarih ve yenilenme iç içe geçmiş durumda. Eskimeyen doku ve modern zaman ruhu harmanlanıp, bir bütün oluşturmuş. Altın Adam’ın heykelinin bulunduğu meydana geliyorum. Burası resmi geçit ve törenlerin yapıldığı Cumhuriyet Meydanı etrafında çiçek bahçeleri…

 

Başkanlık Sarayı ve Devlet müzesi de tam burada yer alıyor. Devlet Müzesinde Tunç devrinden kalma eserler var ve Orta Asya’nın en büyük müzesi. Tarih sevenler için bulunmaz fırsat. Ertesi gün Cumhurbaşkanının Danışmanlarından biriyle randevum var. Yeri bildiriyorlar ama hiçbir şey not edemiyorum. Yanımdaki arkadaşımdan Rusça olarak adresi yazmasını rica ediyorum. Telefonda görüştüğüm kişi söylüyor, o not alıyor. Ben elimde bir adresle kendimi okuma yazma bilmeyen hiçbir şey beceremeyen bir kişi gibi hissediyorum. Hiçbir harf tanıdık gelmiyor. Adres bana ben adrese bakıyorum. Ertesi gün Fuar alanından çıkıyorum. Tek kelime konuşamadığım şehirde (çünkü yerel halk İngilizce bilmiyor) bir taksi çeviriyor elimdeki adresi veriyorum. Yeşillikler içinde tarihi bir binanın önünde duruyor. Burası diye işaret ediyor. Görüşme yapacağım kişinin ismini veriyorum olumsuz anlamda başlarını sallıyorlar burada değil diyor birisi başka binada. Olamaz nasıl bulacağım yeni adresi? Bir kroki çiziyor görevli kişi o krokiyi takip ederek, bu sefer doğru yere ulaşıyorum. Binanın içi sanat müzesi gibi her yerde tablolar, heykeller var. Şaşkınlığımı bırakıp, görüşme odasına giriyorum. Kazakistan’da her milletin bir temsilcisi var ve bu temsilciler devlet için çok değerli. Aynı zamanda Cumhurbaşkanı’na danışmanlık yapıyorlar ki her ilişki düzenli ve güzel gitsin. Çok başarılı bir görüşmenin ardından (hem İngilizce hem Türkçe biliyor) size binayı gezdireyim diyor. Binada bir toplantı salonuna geliyoruz burası SSCB’nin Başkanı Gorbaçov ve diğer ülke başkanlarının SSCB olarak son toplantı yaptıkları yer çünkü dağılma kararı bu salonda veriliyor. Harika bir deneyim yaşıyorum. Bu kadar tarihi ve önemli bir mekanda olduğumun farkına varıyorum. Burası son başkan Kornayev’in eviymiş meğerse… görmeye değer.


Panfilov Parkı’na gidiyorum akşam. İkinci Dünya Savaşında ölen askerlerin anıtlarının bulunduğu ve onların anısına sürekli ateşin yandığı park burası. İçinde Zenkov Katedrali yer alıyor. Etkileyici barok bir mimari.

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER