<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Teknik Elektrik Postası - Sektörün Kalbinden</title>
        <link>https://www.teknikelektrik.com/</link>
        <description>Teknik Elektrik Postası</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>Çanakkale Geçilmezi Kimler Sağladı?</title>
                <category>Mustafa ALBAYRAK</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/canakkale-gecilmezi-kimler-sagladi-2466</link>
                <author>mustafa@teknikelektrik.com (Mustafa ALBAYRAK)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/canakkale-gecilmezi-kimler-sagladi-2466</guid>
                <description><![CDATA[Çanakkale Geçilmezi Kimler Sağladı?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif">Bilmeyenler için tekrar yazıp öğretelim…</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif">18 Mart 1915 zaferi bir deniz (Boğaz) savaşında elde edilmiştir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif">Kemal Paşa denizci değildir ki o savaşta yer alsın!... </span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif">(O sırada daha paşa da değildi- Miralay- Albay idi ve karacı olarak maydost yani Eceabat ta bulunuyordu)</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif">Miralay Mustafa Kemal’in Çanakkale diye bilinen başarıları kara savaşlarında yani Conk Bayırı ve Anafartalar’dadır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif">O kara savaşlarının da genel baş kumandan vekili Enver Paşa Çanakkale cephe kumandanı da Liman Von Sanders’tir…</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif"><strong>Mustafa Kemal Paşa yaşadığı müddetçe hiç Çanakkale diye bir savaş zaferi kutlamamıştır.</strong> (Kutlamalar 1950 Menderes ve 1983 Özal sonrasında yoğunluk kazanmıştır. Sayın Erdoğan sonrası da zirveye çıkmıştır…) </span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif">Çünkü Miralay Mustafa Kemal bu savaşlarda çok alt rütbede idi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif">Conkbayırı ve Anafartalar da ise başarılı bir Miralay’lık yapmış ve savaştan hemen sonra Mirliva (Tuğgeneral) rütbesine terfi etmiştir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif">18 Mart Zaferi Cevat Çobanlı ve Selahaddin Adil Paşalara ve onların amirleri olan Liman Von Sanders’e yazılan bir deniz zaferidir… </span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif"><strong>Gazi ile uzaktan yakından bir ilgisi yoktur…</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif">İngiliz Devlet ve Hariciye adamı Whinston Churchill’ in <strong>“Çanakkale Geçilmez”</strong> sözü de bu deniz savaşlarında ki mağlubiyetlerinden sonradır…</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif">Bu vesile ile Çanakkale zaferimizin 111. Yıl dönümünde tüm şehit ve gazilerimizi rahmet ve saygı ile anıyorum… </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 18 Mar 2026 21:15:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-cbf512ba8b900dab626b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kur’an\&#039;ı Okumak ve Yaşamak</title>
                <category>Elif E Bayraktar</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/kurani-okumak-ve-yasamak-2465</link>
                <author>elif.alaca@hotmail.com (Elif E Bayraktar)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/kurani-okumak-ve-yasamak-2465</guid>
                <description><![CDATA[Kur’an\'ı Okumak ve Yaşamak]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px">“<span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><em>Kur'an öğrenmek, onu çok okumak ve ondaki ince sırlara ermekle meşgul olunuz. Çünkü onunla Cennette derecelere nail olursunuz.” </em></span><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif">(Ramuz 319/1)</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif">Hidayet lütfeden, doğru yola ulaştıran Allah, tüm insanlara hem dünyada iyilik, adalet, refah ve huzur dolu bir hayat, hem de ahirette insanın aklının dahi alamayacağı nimetler içinde ebedî bir hayat vadeder. Bu davet, Allah'ın uyarıcı ve müjdeci olarak gönderdiği elçileri, peygamberleri ve insanlara yol gösterici olarak indirdiği kutsal kitapları aracılığı ile bütün insanlara yapılmıştır. Allah iman edenlerin, Kur’an'ı gereği gibi okuyanlar olduğunu bildirir;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><strong>Kendilerine verdiğimiz Kitabı gereği gibi okuyanlar, işte ona iman edenler bunlardır. Kim de onu inkâr ederse, artık onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.(Bakara Suresi,121)</strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif">Kur’an okumak, bir Müslüman için yalnızca bir ibadet değil; aynı zamanda kalbi, zihni ve hayatı inşa eden bir yolculuktur. Bu yolculukta insanın aklı ve samimiyeti artar.</span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif">Kur’an, Allah’ın insana hitabıdır. Onu okumak, yaratıcıyla kurulan en saf iletişim biçimlerinden biridir. Her ayet, insana yön, ölçü ve anlam sunar.</span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif">Kur’an, insanın iç dünyasında bir temizlik ve denge sağlar. Kaygıyı azaltır, huzur verir, kalbi yumuşatır. Bu yüzden Kur’an, “şifa” olarak nitelendirilir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif">Hayata manâ ve pusula kazandırır Kur’an. İnsanın varoluşuna bir amaç yükler. Ne için yaşadığını, nereye yönelmesi gerektiğini hatırlatır. Ahlâkı, adaleti, merhameti ve sorumluluğu öğretir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif">Kur’an, insanı dönüştüren bir yol arkadaşıdır adeta. Sadece okunmak için değil, yaşanmak için indirilmiştir. Okuyan kişiyi düşünmeye, kendini sorgulamaya ve daha iyi bir insan olmaya çağırır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif">Yanlışla doğruyu ayırt etmeye yardımcı olur. Nefse, kötü alışkanlıklara ve anlam boşluğuna karşı koruyucu bir kalkandır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif">Kur’an, bir insanın hayatı boyunca alabileceği en önemli mesajdır. Bir yakınından gelen mesajı, merak ederek hemen okuyan insanın, kendisini yaratan Rabbinden gelen mesajın ne denli önemli olabileceğini düşünememesi şiddetli bir gaflet halidir. Çünkü Kur’an, insanların, “</span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><strong>Ayetlerini, iyiden iyiye düşünsünler ve temiz akıl sahipleri öğüt alsınlar diye “</strong></span></span><span style="font-family:Courier New,serif"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"> (Sad Suresi, 29) indirilmiş olan Kitaptır. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif">Kur’an'ı samimi olarak okuyan her insan, yaratılış amacını ve sırlarını, güzel ahlâkı, Allah'ın hoşnutluğunu ve cennetini kazanmanın yolunu, ahiretteki hayatı ve daha pek çok bilgiyi en doğru şekliyle öğrenir. Hayata Kur’an penceresinden bakan insanın karşılaştığı olaylara ve sorunlara getirdiği çözümler Kur’an'a göredir. Bu sebeple de her zaman doğrudur ve akıllıcadır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif">Kesin bilgiyle iman eden insan, çevresindeki bazı kişilerin nefislerini rahatsız etmemek ya da onlara hoş görünmek adına asla Allah'tan, Kur’an’dan uzaklaşmaz. Ahirette Rabbinin huzurunda, dünyada yapıp ettiklerinden tek başına sorgulanacağının bilincindedir. Toplumdaki insanların, onun hayat tarzından hoşnut olup olmalarının, kişiye hiçbir şey kazandırmayacağı açıktır. </span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif">Kur’an, samimi insanlar için büyük bir rahmet ve her konuda yol göstericidir. Ve dünyada iken Kur’an'daki gerçek doğrulara göre hareket ederek yaşamak çok önemlidir. </span></span><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif">Kur’an okumak, insanın hem dünyasını hem de ahiretini aydınlatan bir ışıktır. </span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px">…<span style="font-family:Courier New,serif"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><strong>Bu bir Kitap'tır ki, Rabbinin izniyle insanları karanlıklardan nura, O güçlü ve övgüye layık olanın yoluna çıkarman için sana indirdik. (İbrahim Suresi, 1)</strong></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 13 Mar 2026 22:48:08 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/2022/11/elif-e-bayraktar-1668007137.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Şam Emevi Camiinde Ümmetin Uyanışı</title>
                <category>Bekir BAŞYURT</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/sam-emevi-camiinde-ummetin-uyanisi-2464</link>
                <author>bekirbasyurt@hotmail.com (Bekir BAŞYURT)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/sam-emevi-camiinde-ummetin-uyanisi-2464</guid>
                <description><![CDATA[Şam Emevi Camiinde Ümmetin Uyanışı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px">&nbsp;Emevi Camiindeki cuma namazındaki Suriyeli kardeşlerimizi görünce, bize daha yakın bir kültür his ettim..</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Arablara has miskinlik ve burnu havada görüntü Suriyelilerde yok. Birlikte tek devlet olabiliriz kanısı oluştu bende..</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Birde, bilmeniz gereken Arabça konuşan veya Arab harfi kullanan her ülke Arab değil Arablar, adından da belli Arab yarımadasında yaşayan halk...</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Hiçbir kuzey afrika müslüman ülkeleri halkları Arab değildir. Batısı, Berberi ve Hannibalın Kartaca'sıdır... </span></p>

<p><span style="font-size:18px">Mısır, Arab değildir... </span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px">Yahudilerin öz be öz ana vatanı Mısır'dır...</span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px">Mısır'dan Filistine göç-sürgün edilmişlerdir..</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Birçok Mısır firavunu, kendi dini tarih kitapları Tora'ya göre birer Yahudi peygamberdir...&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Mesela, peygamberleri Abraham onlara göre Aman-Ra isimli firavundur ve daha birçok peygamberleri birer firavundur... </span></p>

<p><span style="font-size:18px">Yahudinin asıl hedefi mistik Mısır'dır...&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:18px"><strong>Şu an, Dünya'yı yöneten 12 Yahudi ailede kendilerini birer firavun kanından gelen firavun ailesi olarak görüyor...</strong> </span></p>

<p><span style="font-size:18px">Global Dünya, ataları firavunlardan onlara kalan bir mirasmış..</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Arablar, Irak Kürt yaşam alanlarının altında kalan güneye kadar olan Arabistan bölgesindedir ve nufusları azdır...&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Arab harfi ile yazan İran ise; Pers ve Türk'tür..</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Aslında İran, öncesi Pers ama sonrası ata Selçuklu ve öz be öz 2000 yıllık Türk toprağıdır. </span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px">Selçuklunun başkenti Rey, şimdi bildiğiniz Tahran'dır..</span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px">Kuzeydeki Türkler ve İrandaki Türkler bilerek, 1945'de Yalta'da.. Stalin, Churcil ve Abd başkanı Roosevelt tarafından bölünmüştür..</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Bir Azeri profesörü; buradaki Gürcü ve Ermeni nufusu ve devletlerinin trenler ile Rusyadan Stalinin 1950'lerde toplaması olduğunu zaten şu anda 10-15 milyon nufuslarının olduğunu..</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Kafkasların da İran gibi 2000 yıllık öz be öz, -ki buna Balkanları da eklemeliyiz- Türkün ata toprahları olduğunu, nufusun 2000 yıldır, Türk olduğunu söylemişti..</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Bizde, maalesef CeHaPe' nin uydur uydur tarihçilerinin masalları ile 100 senedir, kıpkırmızı -bilerek kırmızı harita çünkü, beyne alğı yapılıyor..'kırmızı' aşılmaması gerekendir! </span></p>

<p><span style="font-size:18px">T.C. haritaları ile uyutuluyoruz..</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Osmanlı, Roma İmparatorluğu'nun devamıdır... Roma İmparatorluğunu da, Atilla ile gelen Erstürk Türkler kurmuştu... Osmanlı, Bilecik Söğüt de, Roma İmparatorunun damadı ve Roma ordusu ile birlikte seferlere çıkan Roma askeri idi...Taki, Osmanlı Balkanlara geçerek bir Cihan devleti olana kadar...</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Bir milletler topluluğu olan Osmanlı'nın bu büyük coğrafyada elliye yakın milleti 600 yıl beraber yaşatabilmesi bilimin siyasal bilimcilerin en ince ayrıntısına kadar araştırması gereken bir konu..</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Şimdi, medyada anlatılan bir Osmanlı görüyoruz.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Zırhlı Sultanlar ve at sırtında seferler ve bol bol kılıç şakırtıları.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Oysa, 600 yıllık Osmanlı bu kadar basit olmamalı, bir düzen, bir ekip çalışması, bir devlet adamları kadrosu ve en önemlisi her teba millete; "adil bir yönetim"... Gerçek Devlet-i Ali Osmani budur..</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 13 Mar 2026 22:29:43 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/2023/02/bekir-basyurt-1676280356.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İran Türkiye\&#039;ye Füze Atar mı?</title>
                <category>Mustafa ALBAYRAK</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/iran-turkiyeye-fuze-atar-mi-2463</link>
                <author>mustafa@teknikelektrik.com (Mustafa ALBAYRAK)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/iran-turkiyeye-fuze-atar-mi-2463</guid>
                <description><![CDATA[İran Türkiye\'ye Füze Atar mı?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Daha önce de bir çok canlı yayında ifade ettim ki "<strong>İran'ın Türkiye'ye füze fırlatması ya da savaş açması"</strong> diye bir şey mevzu bahis olamaz.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bu İran'ın aptal ve ahmak olması anlamına gelir ki İran'ın da bitişi demektir...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Peki, böyle bir ihtimalin olma ihtimalini devletimiz ima dahi etmiş olursa ne diyeceğiz?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Tabii ki devletimizin,Türkiye'mizin yanında yer alacağız ve ülkemizi sonuna kadar müdafa edeceğiz...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Lakin İran'ın böyle bir salaklığı yapacağına rüyamızda bile görsek inanmak istemeyiz.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">İran Türkiye'nin hasımlığını değil hısımlığını yani dost ve akrabalığını kazanmalıdır.</span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px">1000 yıllık kardeşlik ve 1639 Kasr-ı Şirin antlaşmasından beri olan sulh içinde ki komşuluğumuz da bunu gerektirmektedir...</span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px">Tabii ki kadim devlet aklımız tüm ihtimalleri değerlendirir ve gereken tedbiri de almıştır.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Gerisi de İran'ın devlet aklına kalmıştır!</span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px">Biz Haçlı, Siyonist, Emperyalist saldırganlığına karşı İran'ın yanında olduğumuzu her fırsatta söyledik.</span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px">Söylemeye de devam edeceğiz...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Aynı kardeşlik ve komşuluk hassasiyetini de İran İslam Cumhuriyetinden beklemek hakkımızdır.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Türkiye'miz İran'a karşı hiç bir düşmanca uçuşa ya da silahlı müdahaleye geçiş izni vermemekte ve İran'ın aleyhine hiç bir fiiliyata ve faaliyete müsade etmemektedir.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Hiç bir bahanesi olamaz bu konuda İran'ın...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Sayın Erdoğan ve Sayın Pezeşkiyan telefon görüşmesinden de gelen haberlere göre zaten İran'ın da efkar-ı umumiyesinin bu yazdıklarımı teyid eder nitelikte olduğudur...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bu sevindirici haberlerin devam etmesini diler bir an evvel bölgemize barış gelmesini Mevla'dan niyaz ederiz...</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 09:13:59 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-cbf512ba8b900dab626b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir Fikri Savunmak!</title>
                <category>Mustafa ALBAYRAK</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/bir-fikri-savunmak-2462</link>
                <author>mustafa@teknikelektrik.com (Mustafa ALBAYRAK)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/bir-fikri-savunmak-2462</guid>
                <description><![CDATA[Bir Fikri Savunmak!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif">Değerlidir...</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif">Velev ki o fikre hiç iştirak etmeseniz de... </span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif">Evet neden böyle bir başlık atmayı ya da bu hususta yazmayı düşündüm...&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif">Modern hayat hepimizi o kadar acımasız kuşatmış ki; Her şeyin menfaat gereği yapıldığı ya da mutlaka bir neticesi olması gerektiği gibi makyavelist bir düşünceye sahip olmuşuz...</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif">Herkes böyledir demiyorum ama bu efkar ı umumiye yani genel kanaat ya da genel fikir veya uzlaşı olarak kabul edilmiş durumda...</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif">İsterseniz deneyin...</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif">Hangi mevzuda olursa olsun...</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif">Şayet doğru bulduğunuz bir görüşü savunup onun yanında yer aldığınız da istisnalar hariç hemen<em><strong> "acaba ne menfaati var da bunu müdafaa ediyor?" </strong></em>yada; <em><strong>"Hımm ! Bunun şu tarafa ya da şu kesime yakın durması; onun, onlarla alakalı mutlaka bir ajandası vardır... Onlardan bir beklentisi vardır..."</strong></em></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif">Halbuki insanlar taraf olmaya çoğu zaman mecburdur...</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif">Hele de az çok idealleriniz varsa veya iddia sahibi bir insansanız...</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif">Bir ideolojiniz varsa !</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif">Hele de Müslümansanız...!</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif">Alın size Maide suresinin 8. ayeti...</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif">Nasıl olacakta tarafsız kalacaksınız ?</span></span></p>

<p><em><strong><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif">'' Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan ve adâletle şâhitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz öfke, sakın sizi adaletsiz davranmaya sevk etmesin! Adaletli olun; takvaya en uygunu, en yakışanı budur. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır. '' </span></span></strong></em></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif">Bir de Nisa Suresi 135. ayetini okuyalım bakalım nasıl taraf olmayacağız ?</span></span></p>

<p><em><strong><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif">'' Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa, Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun. (Şahitlik ettikleriniz) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın). Çünkü Allah ikisine de daha yakındır. (Onları sizden çok kayırır.) Öyle ise adaleti yerine getirmede nefsinize uymayın. Eğer (şahitlik ederken gerçeği) çarpıtırsanız veya (şahitlikten) çekinirseniz (bilin ki) şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.''</span></span></strong></em></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif">Evet bu ayetleri okuyan bir iman etmiş şahıs yani Müslüman ;</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif">insanları ya da ailesini, ülkesini, dinini, diyanetini alakadar eden bir hususta nasıl bigane kalabilir...</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif">Bana ne canım diyebilir ?</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif">Vurdum duymaz olabilirsiniz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif">Nemelazımcı da.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif">Ama herkes sizin gibi olmak mecburiyetinde mi ?</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif">Herkes makyavelist veya materyalist olmak mecburiyetinde mi ?</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif">Kaldı ki materyalist olmak dahi bir taraf olmaktır hattı zatında...</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif">Çıkar peşinde koşmak zorunda mı ?</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif">Hiç kimseden ders almıyorsanız bari futbol taraftarlarını izleyin... </span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif">Hangi futbol taraftarının maç seyredebilmek için </span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif">( yine istisnalar hariç tabii ki ) cebinden maç bilet parası vermek ve zaman tüketmekten başka bir menfaati vardır ...?</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif">Peki bir ideoloji mensubu ya da sempatizanının bir futbol taraftarı kadar aidiyeti yok mudur ?</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif">Ülkesini seven vatanseverin ya da inançlı bir insanın mensubu olduğu dini yaşamak ve yaşatmak istemesinin bir sporsever kadar hakkı yok mudur ?</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif">Uhrevi ya da ulvi duygularla bir ideolojiyi ya da dini veya fikri savunmak için illaki menfaat gerekmez...</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif">İnsanlar manevi tatmin ya da içindeki duygularla da taraf veya müdafi olabilir...</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif">Bu açıdan baktığımız da vicdanlı her insanın içinde bulunduğu topluma ve coğrafya ya karşı borcu vardır...</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif">Bununla alakalı durumdan vazife çıkarabilir...</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif">Kendisini bir tarafta bulma isteğinde hissedebilir...</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif">Bu yazının üzerinde durduğu husus budur...</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 23 Feb 2026 06:05:10 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-cbf512ba8b900dab626b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Terörsüz Suriye</title>
                <category>Mustafa ALBAYRAK</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/terorsuz-suriye-2461</link>
                <author>mustafa@teknikelektrik.com (Mustafa ALBAYRAK)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/terorsuz-suriye-2461</guid>
                <description><![CDATA[Terörsüz Suriye]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Dem Partili Sayın Cengiz Çandar &nbsp;ve Ak Partili Sayın Galip Ensarioğlu 'nun Suriye'de ki gelişmeler hakkında hariciye bakanımız Sayın Hakan Fidan'ın açıklamalarına karşı ajite edici ve manipülasyon ihtiva eden konuşmaları kabül edilemez...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Sayın Hakan Fidan'ın taa 2009 Oslo, 2012 İmralı ve bugün de Terörsüz Türkiye süreçlerinde barış için yaptığı çabalar her türlü takdirin fevkindedir...&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Buna bütün Türkiye ve Dünya siyaseti şahittir... Tarihte böyle yazacaktır Sayın Hakan Fidan'ı ...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bölgeyi belki de Dünya da en iyi bilen üç kişiden biri olan Sayın Hakan Fidan'ın sanki Suriye Kürtlerinin düşmanıymış gibi gösterilmeye çalışılması büyük talihsizliktir.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Sayın Fidan bölgeye barış gelmesinin en önemli ayaklarından biri olan “Parçalanmamış ve Bölünmemiş" bir Suriye'yi sağlamak için YPG'ye yaptığı uyarıları farklı yerlere çekmeye çalışmalarını makul bulamayız.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Hakan Fidan'ın tüm çabası Türkiye Cumhuriyeti'nin politikası gereği sadece "Terörsüz Türkiye" &nbsp;değil aynı zamanda "Terörsüz Suriye" dir...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Türkiye Cumhuriyeti 2014'ten beri Suriye'nin kuzeyinde bir terör koridoruna izin vermeyeceğini, İkinci bir İsrail kurdurmayacağını bizzat Sayın Cumhurbaşkanımızdan yani ilk ağızdan defalarca ilan etmiştir...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Acaba gerek Sayın Cengiz Çandar gerekse Sayın Galip Ensarioğlu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a demek isteyipte diyemediklerini Dışişleri Bakanımız sayın Hakan Fidan'a mı söylemektedirler?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Pekala yarın veya öbürsü gün sayın Cumhurbaşkanımız Sayın Hakan Fidan'ın söylediklerinden daha sertini YPG ve SDG için söylerse ( ki sayın Erdoğan çok daha sertlerini yıllardır defaatle söylemiştir ) o zaman Cengiz Çandar ve Ak Partili Galip Ensarioğlu ne diyecektir?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Hadi Cengiz Çandar farklı bir partide siyaset yapmaktadır ve bunu sürecin ruhuna ters görsekte bir ölçüde izah edebiliriz...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ama Galip Ensarioğlu gibi tecrübeli bir Kürt siyasetçi bu kadar acemice bir söylemde nasıl bulunabilir...?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Sayın Hakan Fidan veya başka bir hükümet mensubu bakan ancak onları vazife başına getiren ve Türk Milletinin yegane iradesi olan Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından makamından alınabilir...&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Sayın Galip Ensarioğlu bunu nasıl bilmez veya idrak edemeyip böyle talihsiz konuşabilir anlamakta güçlük çekiyorum...</span><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 21 Dec 2025 01:29:39 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-cbf512ba8b900dab626b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Asgari Ücret\&#039;te Bıçak Kemiğe Dayanmıştır</title>
                <category>Mustafa ALBAYRAK</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/asgari-ucrette-bicak-kemige-dayanmistir-2460</link>
                <author>mustafa@teknikelektrik.com (Mustafa ALBAYRAK)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/asgari-ucrette-bicak-kemige-dayanmistir-2460</guid>
                <description><![CDATA[Asgari Ücret\'te Bıçak Kemiğe Dayanmıştır]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ ın bugün söylediği<br />
<strong>“TİSK yani Türkiye İşveren Sendikaları Elini Taşın Altına Koymalıdır”</strong> sözü gündeme damgasını vurdu…</span><br />
&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Bazıları haklı olarak şöyle düşünebilir; “Yani devlet emreder ve asgari ücret artar … Sayın Cumhurbaşkanımız ne demek istedi?” Lakin mesele o kadar kolay değil…</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Hattı zatında asgari ücret devletin değil özel teşebbüsün mevzusudur.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Asgari ücretin yüksek olmasının kamuya değil özel sektöre maliyeti veya yükü söz konusudur.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ama işverenin burada iki yıldır devlete bir baskısı oldu asgari ücretin yüksek olmaması için.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Devletimiz de burada fiyatların kontrol altında olması için bu isteğe sıcak yaklaşmıştı…</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Enflasyonun artmaması, özel sektörün ürettiklerine yansımaması adına “Asgari Ücretin” yükseltilmemesi istendi.</span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px">Bu sebeple tıpkı emekli maaşları gibi asgari ücret te enflasyona ezilmiş oldu...</span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px">Geçtiğimiz iki yıl böyle geçti. <strong>Ama bu kez özellikle asgari ücretli enflasyona ezdirilmemesi adına 2025 enflasyonunun biraz da üstünde bir zam verilmesi elzemdir.</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Sayın Cumhurbaşkanımızın da “Türkiye İşveren Sendikaları (TİSK) elini taşın altına koymalıdır”<br />
sözünü bu çerçeve de değerlendirmek&nbsp;gerekir.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 13 Dec 2025 03:30:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-cbf512ba8b900dab626b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>10 Kasım ve Mevlid</title>
                <category>Mustafa ALBAYRAK</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/10-kasim-ve-mevlid-2459</link>
                <author>mustafa@teknikelektrik.com (Mustafa ALBAYRAK)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/10-kasim-ve-mevlid-2459</guid>
                <description><![CDATA[10 Kasım ve Mevlid]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Her yıl olduğu gibi bu yılda yine 10 Kasım tartışmaları içerisinde bulduk kendimizi!&nbsp;<br />
Bu kez tartışma bir valimizin idaresi altında ki Camilerde Mustafa Kemal Paşa ile alakalı Müftülüğe verdiği Mevlid talimatı ile alakalı gelişti!<br />
1. Cumhurbaşkanımızın ardından Mevlit okunsun mu okunmasın mı tartışması yapılıyor...<br />
<br />
Öncelikle olaya usül açısından bakılmalıdır.<br />
Tartışmaların sağlıklı bir zeminde ilerleyebilmesi için bu şarttır.<br />
Değil cumhurbaşkanı için normal bir insan için bile camilerde ölüm yıl dönümünde mevlitler okunması çok tabiidir.</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Lakin bunun emir ve talimatla hem de devletin en üst idari birimi tarafından emredilerek yaptırılmasıdır bu tartışmaları ortaya çıkaran.</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Valimiz bir devlet yöneticisidir.<br />
<strong>Israrla belirtildiği üzere Türkiye </strong><strong>C</strong><strong>umhuriyeti </strong><strong>D</strong><strong>evleti laik bir devlettir ve en kısa ve yalın tarifiyle laiklik devletin dine dinin devlete müdahale etmemesi şeklinde ifade edilir!</strong><br />
<br />
Yani devletin hem de sadece bir valisi (Geri kalan 80 Valimizin bu konuda tasarrufu olduğunu daha duymadık ) bir ibadet şekli kabul edilen mevlid’ i talimatla okutmaya çalışması çok enteresandır.<br />
(Hattı zatında mevlid ne kadar ibadettir veya değildir bu da ayrı bir fıkıh tartışması konusudur)<br />
Şayet bu icranın yani valimize de yürütme organının bir talimatı ise (ki öyle gözükmemektedir)<br />
Birinci cumhurbaşkanımızın ölüm yıl dönümlerinde mevlid okutulması geleneği mi başlatılıyor sorusu akla gelir.</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Ama durum öyle de değil!<br />
Bunu sadece bir valimizin kendi tercihi olarak görüp anlayışla karşılayanlar olduğu gibi “Yeni köye eski adet getirmeyin - Böyle bir geleneğimiz yok , Nereden çıktı şimdi bu ?” diyenlerde var.</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Her şey bir yana Atatürk acaba vefatının ardından Mevlid okunmasını ister mi idi?<br />
Kendisine yaşarken sorulsaydı; <strong>“</strong><strong>V</strong><strong>efatınızdan 87 sene sonra ardından mevlid okunmasını ister misiniz?”</strong> diye...</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px"><em>Muhtemelen 1923 sonrasındaki tarihlerde ki şekliyle tanıdığımız birinci Cumhurbaşkanımız buna olumlu cevap vermezdi…</em></span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px"><em>Ama 1923 öncesindeki bilhassa milli mücadele yıllarındaki yaşantısını ve sözlerini dikkate aldığımızda o zaman da olumlu cevap verebileceğini düşünebiliriz..</em></span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Çünkü Gazi Mustafa Kemal Paşa 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’ nin açılışını Kur’an-ı Kerim okunuşu ve Buhari hatmi şerifler ile icra etmişti...</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Yani 1922 sonlarına kadar olan üslubu, yaşantısı mevlitlere Kur’an-ı Kerim ve hadisi şerif hatimlerine müspet yaklaştığını biliyoruz.</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Ama 1923-1938 arası uygulamalarında ise bunun tersine şahitlik ediyoruz...<br />
<br />
Peki buna kim karar verecek?<br />
Bilhassa 1930’ lu yıllarda dini red eden ve kutsal kitapların gökten (Allah Teala dan) geldiğini düşünmeyen Kamal Atatürk mü referans alınacak ?</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Yoksa İslam Orduları Komutanı ve Erzurum ile Sivas Kongrelerinde, TBMM açılışında Halife’ nin esaretten Hilafetin de düşman işgalinden kurtarılması için namus ve şeref sözü veren , Halife için yollanan Hindistan paraları ile Anadolu’ da Cihad eden Gazi Mustafa Kemal Paşa mı referans alınacak?</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px"><strong>Evet, bunlardan hangisi bu millet tarafından öğrenilip kab</strong><strong>u</strong><strong>l edilmeli?</strong></span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Dindar bir Mustafa Kemal mi ?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Dini red eden bir Mustafa Kemal mi ?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">İşte buna karar verildiği gün inanıyorum ki bu tip tartışmalar da sona erecek!<br />
Yoksa, biz daha çook 10 Kasım’ lar da bu tip tartışmaları yaşayacağız.</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Hutbelerde Gazi’ ye neden rahmet okunmuyor?<br />
Ölüm yıl dönümünde neden Mevlid okunmuyor?<br />
Kendisinden bahsedilirken rahmetli mi denilmeli yoksa ulu önder mi?<br />
O bir fani ve devlet adamı mı idi yoksa asla eleştiri dahi getirilemeyecek bir yarı ya da tam ilah mı idi?</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Bilim adamları, tarihçiler, diyanet yetkilileri bu hususta inisiyatif almalı ve neredeyse 100 yıla yakındır tartışılan bu mevzu artık aydınlatılmalıdır...</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Yoksa ruh hastası ve iki arada bir derede kalmış nesiller yetiştirmeye devam edecek müfredatımız...</span><br />
&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">(7 Kasım 2025 )</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 08 Nov 2025 15:16:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-cbf512ba8b900dab626b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Cumhuriyet ile Ne Derdiniz Var?</title>
                <category>Mustafa ALBAYRAK</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/cumhuriyet-ile-ne-derdiniz-var-2458</link>
                <author>mustafa@teknikelektrik.com (Mustafa ALBAYRAK)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/cumhuriyet-ile-ne-derdiniz-var-2458</guid>
                <description><![CDATA[Cumhuriyet ile Ne Derdiniz Var?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Bugün 29 Ekim 2025.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Türkiye Cumhuriyeti nin kuruluşunun 102. Sene i devriyesi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Hattı zatında bu yıl dönümü bir yeni devletin kuruluşunun değil zaten Anadolu’ da var olan yaklaşık bin yıllık devletimizin rejiminin değiştiği gündür…</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bizler Türk Milleti ve Türk Devleti olarak bu tarihten öncede bu topraklarda vardık.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Peki, Cumhuriyet ile birlikte neler yaşadık?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Çok kısa olarak ona temas edeceğim bu yazımda.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Cumhuriyetin ilk 27 yılında Cumhura hiç gidilmemiş ve tek bir parti dışında başka hiç bir farklı görüşe yer verilmemiştir!</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Çok eleştirilen meşrutiyet yıllarında bile farklı partiler vardı ve halk Meclis-i Mebusan da kendini kısmen de olsa ifade edebiliyordu…</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Cumhuriyet 1950’ye kadar bir istibdat olarak uygulanmıştır.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">“<strong>Kahrolsun İstibdat Yaşasın Hürriyet” </strong>sözleri tam da bu 27 yıllık dikta için geçerlidir.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Peki sizin Cumhuriyet yönetimi ile bir derdiniz mi var ?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Hayır... Asla!</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bende Cumhuriyetin idari biçimler içerisinde en ideal olduğuna inanıyorum.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Kelime itibarı ile halk idaresi demek olan Cumhuriyete kim karşı olabilir ?</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bu hususta hiç bir tereddütte mahal yoktur...</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Ama hangi Cumhuriyet denilince ne cevap vereceğiz ?</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Kuzey Kore’ de Cumhuriyet...</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>İran’ da Cumhuriyet...</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Fransa’ da Cumhuriyet...</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Almanya veya Azerbaycan’ da ha keza...</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ya da eski <strong>Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği</strong>’de...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">O halde kurduğunuz rejimin isminin Cumhuriyet olması yeterli mi ?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bal, bal demekle ağzınız tatlanıyor mu?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Halkınızı Cumhuriyetin nimetlerinden faydalandırmadıktan sonra, bırakın faydalandırmayı ismi krallık, prenslik ya da padişahlık olan rejimlerden çok daha baskı altında yaşattıktan sonra neye yarar rejiminizin ismini Cumhuriyet koymamız?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Şayet şöyle derseniz ki böyle dendiği söylenir; <strong>“Ya halk cahildir... Halka sorarsan kızını ya davulcuya verir ya zurnacıya” </strong><strong> </strong>ya da; <strong>“Halka rağmen Halk için”, “Halk ne anlar inkılaptan devrimden... Zorla cebir ve şiddet ile kabul ettireceksin... Bunun adına da Devrim dersin olur biter”</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">O zaman iktidar erkini elinde bulunduran başka bir muktedir de günü gelir aynısını derse ne yapacaksınız?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">O da yaptığına Devrim der olur biter mi?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bunun adı “<strong>Cumhuriyet”</strong> ya da <strong>“Demokrasi”</strong> olur mu?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ya da Cumhuriyet veya Demokrasi tam da bu mudur?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Kelime ve kavramların lügat manalarına baksak tabii ki olmaz...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ama gücü yetenin, gücü yetene galebe çaldığı bir dünya da zaten her şey güçlünün yanında değil mi?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Biz bir tek şey rica etsek çok mu lüks olur acaba?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Gelin halka sorulmayan kanunların, reformların yapıldığı rejimlere ya da o dönem ki idarelere- yönetimlere “Demokrasi ya da Cumhuriyet” demesek mümkün mü ?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Aksi insanı çok rahatsız ediyor çünkü...</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 28 Oct 2025 22:18:19 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-cbf512ba8b900dab626b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kin ve Nefret Gözü Kör Eder Kalbi Köreltir</title>
                <category>Elif E Bayraktar</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/kin-ve-nefret-gozu-kor-eder-kalbi-koreltir-2457</link>
                <author>elif.alaca@hotmail.com (Elif E Bayraktar)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/kin-ve-nefret-gozu-kor-eder-kalbi-koreltir-2457</guid>
                <description><![CDATA[Kin ve Nefret Gözü Kör Eder Kalbi Köreltir]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Öfke, insanı sıkıntı ve huzursuzluğa düşüren bir davranış bozukluğu. Günlük hayatta hoşuna gitmeyen bir olay ya da davranışla karşılaşan bazı insanlar hemen öfkelenirler.<br />
<br />
Kur'anî bakış açısına göre bu davranış yanlıştır ve şeytanın kışkırtmasıdır. Allah Kur'an'da, cennetini hazırladığı takva sahibi kullarını, "Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar (daki hakların)dan bağışlama ile geçenlerdir" (Al-i İmran Suresi, 134) ifadesiyle tarif ediyor.<br />
<br />
Zaman zaman yaratılış özelliği nedeniyle öfkeleniyor bile olsa, insanın, Kur'an'daki mümin tarifine uygun davranması, öfkesini yenmesi gerekir. Çünkü öfke, duygusallık içeren bir davranıştır ve her duygusal özellik gibi insanın akıl fonksiyonlarını perdeler; kişi öfkesi nedeniyle olaylar karşısında sağlıklı kararlar alamaz. Böyle bir durumda da insan, Allah'ın sınırlarını kolaylıkla ihlal edebilir.<br />
<br />
Öfkelenerek aklı örtülen kişi aynı zamanda adil de olamaz, Allah'ın beğendiği üstün ahlak özelliklerinden uzaklaşır. Kur'an'da öfkenin en önemli zararlarından biri olarak adaletten sapma gösterilir. Bu yüzden müminler öfkelenmekten titizlikle sakınırlar.<br />
<br />
Öfkeye kapılan kişiler, rahatlıkla hoşgörü gösterebilecekleri halde yaşadıkları olayın etkisinde kalırlar. Çok sıradan bir olay ya da çok ufak bir hata bile bu kimseleri öfkelendirmeye yeter. Dahası kimi zaman, çevrelerindeki insanların normal davranışlarına bile kızarlar. Öfke onları öylesine esir almıştır ki doğru düşünemez, olayları objektif bakış açısıyla değerlendiremezler. O an onlar için önemli olan öfkelerini tatmin etmektir.<br />
<br />
Kuşkusuz bu söz ettiklerim oldukça nefsani davranışlar. Vicdanî olan, öfkeyi ve nefreti yenip hoşgörülü ve bağışlayıcı olmaktır. "Sen af (veya kolaylık) yolunu benimse, (İslam'a) uygun olanı (örfü) emret ve cahillerden yüz çevir." (Araf Suresi, 199) buyruğu gereği, nefsin telkinlerine karşı vicdanın sesini dinlemektir. Allah'ı hoşnut etmeyi hedefleyen mümin her durumda Kur'an ahlakına uygun davranmaya gayret eder. İçinde samimi olarak Allah korkusu taşıyan insan, nefsi kendisini kışkırttığında; “Sakınanlara şeytandan bir vesvese eriştiğinde (önce) iyice düşünürler (Allah'ı zikredip-anarlar), sonra hemen bakarsın ki görüp bilmişlerdir.” (Araf Suresi, 201) ayeti gereği Rabbine sığınır.<br />
<br />
Bütün ahlak bozukluklarında olduğu gibi öfke de en fazla kişinin kendisine zarar verir. Öfkeli insan bir konu üzerinde yoğunlaşamaz, diğer insanlarla sağlıklı iletişim kuramaz.<br />
<br />
Öfke anında beyin, özellikle de duygusal tepkilerden sorumlu olan amigdala aktif hale gelir ve bu, mantıklı düşünmeyi yöneten prefrontal korteksin işlevini geçici olarak baskılayabilir. Bu yüzden insanlar öfkeliyken daha dürtüsel davranabilir, sonradan pişman olacak sözler söyleyebilir,<br />
sağlıklı kararlar almakta zorlanabilirler.<br />
<br />
Ayrıca öfke, fiziksel rahatsızlıklara sebep olur; iç huzursuzlukları, baş ve mide ağrısı, uykusuzluk gibi hastalıklara yol açar. Özellikle ani öfke çok tehlikelidir. Yaşlılarda tansiyon yükselmesine, ani beyin kanamasına, enfarktüse sebep olabilir.<br />
<br />
Yapılan tüm bilimsel araştırmalar, öfkelenmenin insanın sağlığını ciddi şekilde bozan bir ruh hali olduğunu göstermiştir. The Times'da yayınlanan "Öfke Kalp Krizi Riskini Artırır" adlı makalede, kolay öfkelenmenin kalp krizlerine kısa bir yol olduğu, strese öfkeyle tepki veren kişilerin, kalp hastalıklarına üç kat daha fazla, erken kalp krizine ise beş kat daha fazla yakalanma riski altında oldukları belirtilmiştir. (M. Henderson, "Anger Raises Risk Of Heart Attack", The Times, 24 Nisan 2002)<br />
<br />
Din, insanlara affedici olmayı tavsiye eder. Bu yüzden dini inancı olanlar, sorunlarını içlerinde biriktirmez ve hayatla daha kolay başa çıkarlar. Bu da depresyon ve stres gibi rahatsızlıklarla daha az karşılaşmalarını sağlar. Kur'an'ın emrettiği gibi öfkesini yenen, kin tutmayan ve karşısındaki kişiyi bağışlayan insan, iç sıkıntısından ve gergin ruh halinden kurtulur; içi ferahlar.<br />
<br />
Resulullah yolundaki mümin, Allah'ın izniyle öfkenin seline kapılmaz. İbn-i Ömer (ra)'dan rivayet edildiğine göre Peygamberimiz (asm) şöyle buyuruyor:<br />
<br />
"Bir (mü'min) kulun sırf Allah rızasını talep etmek için yuttuğu bir öfke yudumundan Allah katında sevap bakımından daha büyük bir yudum yoktur." (Mace Cilt10 Syf.462)<br />
<br />
Yalnız şu da var ki, bu duygu iyi yönde de kullanılabilir. Said Nursi'nin, "Hırs ve öfke gibi duygular Allah yolunda kullanılmaları için verilmiştir" manasına gelen sözü de bu durumu açıklıyor.<br />
<br />
İnsanın haksızlık karşısında kendini savunması, hakkını yedirmemesi ve yeri geldiğinde kötülük ve zulme karşı gücünü kullanması öfkenin iyi yönde kullanımıdır. Yani insana lâzım olan, rahmetli Nuri Pakdil'in dediği gibi "asil bir öfke"dir.<br />
<br />
Öfkenin kötü yönü ise insanın sınırları aşması, saldırganlaşması ve başkalarına haksız yere zarar verme ihtimalidir.<br />
<br />
Nefret duygusu ise öfkeden farklı olarak daha uzun süreli ve beslenen bir duygudur. Kişi birine ya da bir şeye karşı sürekli olumsuz duygular beslediğinde, zamanla objektif bakma yeteneğini kaybedebilir. Bu durumda tarafsız düşünmesi zorlaşır, insanları sadece kötü yönleriyle görmeye başlar. Empati azalır, intikam duyguları ya da zarar verme isteği artabilir.<br />
<br />
Bilimsel olarak da nefret, beynin hem duygusal hem de planlama ve eyleme geçme ile ilgili bölgelerini harekete geçirir. Yani nefret, sadece bir duygu değil; davranışlara da yön verebilecek güçlü bir zihinsel durumdur. Tıpkı öfke gibi insanın aklını örtebilir—hatta bazen daha kalıcı ve derin bir şekilde.<br />
<br />
Kısacası bu duygular, gözü kör eder ve kalbi köreltir. Öfkesini kontrol edip doğru yolda kullananlardan olmak duamızdır...</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 20 Oct 2025 20:33:28 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/2022/11/elif-e-bayraktar-1668007137.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ABD\&#039;nin 25 Eyaletinin İsmi Nereden Geliyor?</title>
                <category>Bekir BAŞYURT</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/abdnin-25-eyaletinin-ismi-nereden-geliyor-2456</link>
                <author>bekirbasyurt@hotmail.com (Bekir BAŞYURT)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/abdnin-25-eyaletinin-ismi-nereden-geliyor-2456</guid>
                <description><![CDATA[ABD\'nin 25 Eyaletinin İsmi Nereden Geliyor?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>KATLİAMCI ABD'NİN 25 EYALETİNİN İSMİ KIZILDERİLİ KÖKENLİDİR</p>

<p><br />
Kristof Kolomb’un 1492 tarihindeki keşfinden hemen sonra başlayan "Kızılderili Katliamı" kuzey amerika yerli halkının tabi tutulduğu soykırımın adıdır. O tarihten, 1886 yılına kadar 400 yıl süren bu katliamda, 70 milyon Kızılderili vahşice beyaz adam tarafından katledilmiştir..</p>

<p>Amerika kıtasını keşfeden Kristof Kolomb’un seyir günlüğüne göre Kızılderililer; 'Keskin kılıçları ilk kez gören, kötülüğü tanımayan ve hiç silahı olmayan bir ulustu'.. O tarihlerde dünya nüfusunun yaklaşık beşte biri Kızılderili idi. Ancak bugün, beyaz adamın soykırımları ile kızılderililer yok denecek seviyededir..</p>

<p>Kızılderililere tahammül edemeyen bu zorbalar; onları “halk” olarak bile görmüyordu. ABD’nin kurucusu ve ilk Başkanı George Washington, yerlileri vahşi hayvanlara benzeterek; “-Bu vahşi hayvanların (Kızılderilileri kastediyor!) tamamen imha edilmesi gerekiyor”, diyordu. Sonuçta da zaten, tamamen imha ederek, katlettiler..</p>

<p>ABD’nin bir başka Başkanı Theodore Roosevelt de Washington’dan geri kalmıyordu; “-Ben en iyi yerli (Kızılderili) ölü yerlidir demek istemiyorum ama 10’da 9’u öyledir”, diyordu..Düşünün, bu cümleleri kuranlar şu an ABD'de..demokrasi abideleri olarak heykelleri yapılıp, paralara resmi basılanlar..</p>

<p>ABD, tamamen bu yerlileri katlederek yok etse de, şu an..ABD eyaletlerinin yarısı, tam olarak 25'i Amerikan yerlilerinin dillerindeki isimleri taşıyor..</p>

<p><br />
1. Alabama: İsmini Alabama ya da Alibamu kabilesinden almış, Muskogean bir kabile..<br />
kaynaklar 'çalılığın temizleyicisi' ya da 'bitki toplayıcısı' anlamları arasında bölünmüştür..</p>

<p>2. Alaska: Aleut sözcüğünden sonra adlandırılan "alaxsxaq" yani "ana kara" anlamına gelir..</p>

<p>3. Arizona: Adını O'odham "al ĭ ṣonak" kelimesinden alır, "küçük bahar" anlamına gelir..</p>

<p>4. Connecticut: "uzun gelgit nehrinin yeri" anlamına gelen Mohikan sözcüğünden "quonehtacut"tan gelen..</p>

<p>5. Hawaii: Hawaii dilinde "vatan" anlamına gelen orijinal bir kelimedir..</p>

<p>6. Illinois: Adını Illinois kelimesinden alan "illiniwek" kelimesinden alır, "erkek" anlamına gelir..</p>

<p>7. Iowa: Adını "gri kar" anlamına gelen "Ioway" kabilesinden aldı..</p>

<p>8. Kansas: Adını "güney rüzgar insanları" anlamına gelen "Kansa" kabilesinden aldı..</p>

<p>9. Kentucky: Kökenleri belirsiz, adını "çayırda" anlamına gelen "Iroquoian" kelimesinden almış olabilir..</p>

<p>10. Massachusetts: Adını Algonquin kelimesinden alan "Massadchu-es-et" anlamına gelen "büyük-tepe-küçük-yer"..</p>

<p>11. Michigan: Chippewa kelimesinden "büyük göl" anlamına gelen "Michigama" kelimesinden..</p>

<p>12. Minnesota: Adını Dakota Hintçe'nin "beyaz su" anlamına gelen "Minisota" kelimesinden aldı...</p>

<p>13. Mississippi: Choctaw tarafından adlandırılan, "Büyük su" ya da "Suların Babası" anlamına gelen nehirden sonra adlandırılmıştır..<br />
&nbsp;“<br />
14. Missouri: Adını "kanoları kazanlar" anlamına gelen Missouri kabilesinden aldı..</p>

<p>Kızılderililerden miras kalan diger eyalet isimleride..birer kızılderili kabile adlarıdır; Utah, Dakota, Oregon, Oklohama, Ohio, Dakota, Nevada, Montana, Delawera, Idaho, Teksas..</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 20 Oct 2025 20:31:11 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/2023/02/bekir-basyurt-1676280356.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Meşruiyetin Kaynağı</title>
                <category>Mustafa ALBAYRAK</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/mesruiyetin-kaynagi-2455</link>
                <author>mustafa@teknikelektrik.com (Mustafa ALBAYRAK)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/mesruiyetin-kaynagi-2455</guid>
                <description><![CDATA[Meşruiyetin Kaynağı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><br />
<span style="font-size:16pt">Amerika Birleşik Devletlerinin Ankara Büyükelçisi ve Suriye temsilcisi Mr. Tom Barrack’ın Washington’da yapılan Donald Trump - Recep Tayyip Erdoğan başkanlarının görüşmesi sonrası yaptığı “Türkiye’ye Meşruiyet vermeliyiz” sözleri ülkemizde çok tartışmalara yol açtı ve Sayın Erdoğan’ın Amerika Başkanlık sarayında ABD Başkanı tarafından olağanüstü iltifat görmesini hazmedemeyen muhalefetimiz tarafından bir acayip şekilde istismar edildi...</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16pt">Gerçi Tom Barracak bu <strong>“Meşruiyet” </strong>sözünü hangi manada kullandığını çok net açıkladı ama bizim hazımsız muhalefetimiz bunu yediremedi kendine ve ısrarla Meşruiyetin kaynağının ABD değil halk olduğunu söylemeye devam ettiler...</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16pt">Sanki halka çok saygıları varmış gibi...</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16pt">100 yıldır millete rağmen iktidar olmaya çalışan başkalarıymış gibi iktidarı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı millete saygıya davet ettiler...</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16pt">Halbuki Tom Barrack Meşruiyetten kastının sadece saygınlık olduğunu net biçimde belirttiği halde...</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16pt">Tom Barrack <strong>“İşlerine geldikleri zaman Türkiye’nin NATO’ nun en güçlü ikinci ordusuna sahip olduğunu söylediklerini ama misal Avrupa Birliğine girmeye sıra geldiğinde bir desteği çok gördüklerini”</strong> kastettiğini söylemiş olmasına rağmen bu söz üzerinde tepinmeye devam edenlere bir kaç cümle etmek isterim...<br />
<br />
Daha düne kadar;<br />
<strong>“Sandık her şey değildir” diyen hazımsızlar şimdi “Meşruiyet halktan milletten alınır” diyorlar!</strong><br />
Bu şeref yoksunları bu yüzden mi 27 Mayıs’ da faşist askeri darbeyi destekleyip Merhum Adnan Menderes’ in asılmasını alkışladılar!</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16pt">Bu yüzden mi 28 Şubat’ ta askeri cuntayı destekleyip milletin seçtiği partilerin ( Refah ve Fazilet Partileri ) kapatılmasına destek verdiler…</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16pt">Meşruiyeti seçmen veriyorsa bu ülkenin meşru lideri Recep Tayyip Erdoğan’ dır…</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16pt">Çünkü millet onu seçmekte ve 23 yıldır iktidarda tutmaktadır…</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16pt">Peki Gayri Meşru olan kimdir ?</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16pt">O da hep CHP olmuştur !</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16pt">27 Mayıs’ dan sonra İsmet İnönü, 12 Mart’ tan sonra CHP’ li Nihat Erim ve 28 Şubat’ tan sonra Bülent Ecevit’ e iktidar koltuğu darbeciler tarafından altın tepsi içerisinde verilmiştir..</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16pt">Gayri meşru CHP iktidarları seçimle değil hep darbe ile iktidara gelebilmişlerdir…</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16pt">Çünkü Büyük Türk Milleti Cumhuriyet Halk Partisine kurulduğu günden beri hiç teveccüh etmemiş ve bu partiyi iktidara getirmemiştir…</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16pt">Milletin rey verdiği meşru bir iktidar olamayanlar şimdi meşruiyetin milletten alınması gerçeğini söylüyorlar...<br />
Ne diyelim bunlara ?<br />
Üsküdar da sabah oldu hadi uyanın !</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 29 Sep 2025 00:59:23 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-cbf512ba8b900dab626b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Şehit Sadık Ahmet’in hatırlattığı Türklük Türkiyelilik</title>
                <category>Mustafa ALBAYRAK</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/sehit-sadik-ahmetin-hatirlattigi-turkluk-turkiyelilik-2454</link>
                <author>mustafa@teknikelektrik.com (Mustafa ALBAYRAK)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/sehit-sadik-ahmetin-hatirlattigi-turkluk-turkiyelilik-2454</guid>
                <description><![CDATA[Şehit Sadık Ahmet’in hatırlattığı Türklük Türkiyelilik]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16pt">TRT AVAZ’ da Sadık Ahmet filmi oynadı geçenlerde… </span></p>

<p><span style="font-size:16pt">Zevkle izledim… </span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16pt">Bildiğimiz bir dramatize olsa da tekrar acı hatıralarımız tazelendi…</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16pt">Batı Trakya Türklük davamızın bu yiğit şehidini bize unutturmamak için bu filmi çekenlere de bunu tekrar TRT’ de oynatanlara da müteşekkirim…</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16pt">Filmde tıpkı gerçek hayatına uygun olacak şekilde Sadık Ahmet mahkemede tutuklanınca (Arkadaşı ve yine kendisi gibi Gümilcine milletvekili İbrahim Şerif ile…) tutuklanma sebebi ise hakimin mahkemede sorduğu <strong>“Türk müsün Yunan mısın ?”</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16pt">sorusuna <strong>“Yunanistan vatandaşı Türküm”</strong> diye cevabıdır!</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16pt">Şimdi aynısını alın ülkemizde ki faşolara sorun; Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Kürdüm diyenlere <strong>-“Ne demek Türkiye Vatandaşı? Türküm” </strong>diyeceksin ?</span></p>

<p><span style="font-size:16pt">Ya da Türkiyeli bir Kürt’üm dendiğinde; </span></p>

<p><span style="font-size:16pt"><strong>-“Olmaz! Türküm diyeceksin”</strong> demiyorlar mı?</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>“<span style="font-size:16pt"><strong>Türkiyeliyim diye bir şey yok! Türküm diyeceksin”</strong> denmiyor mu?</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16pt">Çok şükür ki Sayın Cumhurbaşkanımız döneminde bu baskılar kaldırıldı ve her Kürt vatandaşımız göğsünü gere gere Kürdüm diyebilmektedir…</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16pt">Evet bu milletin adı Türk Milletidir…</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16pt">Devletimizin adı Türkiye Cumhuriyeti’ dir…</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16pt"><strong>Lakin siz ırkı Kürt olan bir vatandaşımıza zorla , cebren Türksün dedirtemezsiniz!</strong></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16pt">O zaman merhum Sadık Ahmet’e yapılan zulümden ne farkı kalır bu yapılanın ? </span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16pt">Adam Kürt ama <strong>“Türkiyeliyim, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım”</strong> diyor!</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16pt">Tıpkı Şehit Sadık Ahmet’ in <strong>“Yunanistanlıyım ama Türküm” </strong>dediği gibi..</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16pt">Bir Türk’e “Hayır sen Türk değilsin Yunan’sın dedirtmek nasıl bir zulüm ise bir Kürt’e de sen Türkiyeli Kürt değilsin sen Türksün dedirtmek o derece zulümdür…”</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16pt">Tekrar edelim ki kalın kafalara girsin!!!</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16pt">Milletimizin ismi Türk Milleti ( Bu üst bir kavramdır ve 86 milyonun tamamını kapsar… ) </span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16pt"><strong>Devletin ismi Türkiye Cumhuriyeti’dir…</strong></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16pt"><strong>Ama siz bir Kürde, Arnavut’a , Arap’a , Çerkes’e , Boşnak’a , Laz’a zorla Türküm dedirtemezsiniz !</strong></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16pt">Bunu kanunla dayatamazsınız …</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16pt">Bunları yaparsanız o zaman Yunanistan’ ın Batı Trakya Türklerine, Jivkov’un Bulgaristan’ıın Türk azınlığına yaptıklarından bir farkınız kalmaz…</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16pt">Bu insan haklarına da Dinimiz İslam’ ın temel umdelerine de aykırıdır! </span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16pt">Kendimden örnek verecek olursam;</span></p>

<p><span style="font-size:16pt">Evet, ben Türkiyeli bir Türk’üm... </span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16pt"><strong>Ama Kürt bir vatandaşımız ben de Türkiyeli bir Kürdüm diye bilmelidir …</strong></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16pt">Yeni anayasalar hazırlanırken Batı Trakya’ da yaşanan ve Türk azlığın büyük mağduriyetine sebep olan bu açılardan da ders çıkarılmalıdır kanaatindeyim …</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 13 Sep 2025 23:33:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-cbf512ba8b900dab626b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Basınç Ölçen Kutup Ayısı</title>
                <category>Elif E Bayraktar</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/basinc-olcen-kutup-ayisi-2453</link>
                <author>elif.alaca@hotmail.com (Elif E Bayraktar)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/basinc-olcen-kutup-ayisi-2453</guid>
                <description><![CDATA[Basınç Ölçen Kutup Ayısı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><span style="font-size:11pt">Katı basıncı, katı maddelerin ağırlıklarından dolayı temas ettikleri yüzeye uyguladıkları kuvvetin birim alana düşen miktarıdır. Basınç, bir kuvvetin etkisinin yüzeyde nasıl yayıldığını ifade eder ve katı maddelerde bu kuvvet, maddenin ağırlığıyla doğrudan ilişkilidir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><span style="font-size:11pt">Katı basıncı, katının ağırlığı ve yüzey alanı ile ilişkilidir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><span style="font-size:11pt">Ağırlık arttıkça basınç artar.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><span style="font-size:11pt">Yüzey alanı büyüdükçe basınç azalır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><span style="font-size:11pt">Katı maddeler, kuvveti genellikle sadece temas ettiği yüzeye uygular.</span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><span style="font-size:11pt">Yüzey alanının değiştirilmesi (mesela, bir çivi ucu sivri olduğunda), aynı kuvvetin etkisiyle farklı basınçlar oluşmasına neden olur.</span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><span style="font-size:11pt">Mesela bir kitap bir masanın üzerine bırakıldığında kitabın ağırlığı, masaya uygulanan kuvveti oluşturur. Kitabın yüzeyi büyükse, masaya yaptığı basınç daha az olur. Ancak kitap yan yatırıldığında yüzey küçülür ve basınç artar. Bunun temel prensibi, basıncın kuvvetin yüzey alanına bölünmesiyle hesaplanmasıdır. Formülü şöyle:</span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><span style="font-size:11pt">Basınç = Kuvvet / Yüzey Alanı</span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><span style="font-size:11pt">İşte kutup ayıları buz üzerinde yürürken, katı basıncının bu formülünü biliyor gibi vücut ağırlıklarını geniş bir alana yayarak buza uyguladıkları basıncı azaltıyorlar. Özellikle, ayaklarını birbirlerinden uzaklaştırarak ve vücutlarını aşağıda tutarak sürünür gibi yürüyorlar. </span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><span style="font-size:11pt">Kutup ayılarının geniş ve yassı pençeleri, vücut ağırlıklarını daha geniş bir alana yaymalarına imkân tanıyor. Bu sayede, devasa kütlelerinin buza uyguladığı her birim alana düşen basınç azalıyor. Azalan basınç, buzun kırılma ihtimalini düşürüyor ve kutup ayılarının güvenli bir şekilde yürümelerini sağlıyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><span style="font-size:11pt">Bu özellik, onların hayatta kalmaları için çok önemli, çünkü ince buz tabakaları üzerinde avlanmak ve hareket etmek zorunda kalıyorlar. Geniş pençeleri ayrıca buz üzerinde kaymalarını önlüyor ve hareketlerini daha dengeli hale getiriyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><span style="font-size:11pt">Sıradan bir ayının sergilediği bu kabiliyet aslında evrim teorisinin açıklayamadığı bir özelliktir. Bir evrimci sitede</span></span><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><span style="font-size:11pt"><em>, “Kutup ayıları, buzda basıncını azaltmak için ağırlığını yaymayı nerden biliyor?”</em></span></span><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><span style="font-size:11pt"> sorusuna verilmiş cevapları araştırdım. İlk cevap şöyleydi:</span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify">“<span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><span style="font-size:11pt"><em>Ayılar, öyle de yatıyor, böyle de. Öyle de yürüyorlar, böyle de. Her şekilde yatıp yürüyorlar. Ve bir yatış/yürüyüş biçiminde buzun kırılmadığını fark ediyorlar. Bunu fark ediyorlar çünkü elbette onların da bir hafızaları var. Ve o deneyimden sonra da o yatış/yürüyüş biçimini kullanıyorlar. Hiç bir hayvan, bizim bilimsel olarak açıkladığımız gerçekleri, o gerçeklerin farkında olarak yaşamıyor.”</em></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><span style="font-size:11pt">Açıklamanın başında ayıların bu gerçeği fark edip bu yürüyüşü tercih ettiğini, devamında ise hayvanların hiç bir şeyin farkında olmadığını yazmış bu bilim adamı…. Muhtemelen net bir sonuca varamamış.</span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><span style="font-size:11pt">Bir diğeri ise buz üzerinde yaşamak için gerekli olan özellikleri, ayıların doğal seçilim yoluyla kazandıklarını yazmış. </span></span><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><span style="font-size:11pt"><em>“Zaman içinde buz üzerinde yürüme yeteneği kutup ayılarında yaygınlaşmış ve kalıcı hale gelmiştir. Kutup ayıları, buzda basıncını azaltmak için ağırlığını yaymayı bilinçli olarak öğrenmemişlerdir. Bu davranış, onların genetik ve fizyolojik yapısının bir sonucudur” </em></span></span><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><span style="font-size:11pt">demiş. </span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><span style="font-size:11pt">Farkındalık mı? Doğal seçilim mi? Genetik mi? Ayıların fizyolojik yapıları mı? Vs… vs…</span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><span style="font-size:11pt">Objektifliğini kaybetmemiş, materyalizme, natüralizme, pozitivizme ve ateist ideolojilere şartlanmamış, ideolojik sınırları olmayan, araştırmalarını önyargısız yapan ve araştırma sonuçlarını açıklarken tarafsız olan bir zihin, bu kabiliyetin ayıya ait olmadığını ve Allah'ın bu canlıya ilhamı olduğunu bilir. </span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><span style="font-size:11pt">Kuşkusuz hiçbir canlı türü birbirinden çok farklı ve üstün özelliklere kendiliklerinden ya da tesadüfen sahip olmamışlardır. Âlemlerin Rabbi olan Allah, benzersiz yaratma sanatıyla bu canlıları kusursuz bir tasarımla ve hayranlık verici özellikleriyle birlikte var etmiştir. Bir Kur'an ayeti bunu şöyle haber veriyor:</span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><span style="font-size:11pt"><strong>O Allah ki; yaratandır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, ‘şekil ve suret’ verendir. En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O’nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir. (Haşr suresi, 24)</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 20 Aug 2025 22:22:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/2022/11/elif-e-bayraktar-1668007137.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Chobani Yoğurtları Ve Fenerbahçe</title>
                <category>Mustafa ALBAYRAK</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/chobani-yogurtlari-ve-fenerbahce-2452</link>
                <author>mustafa@teknikelektrik.com (Mustafa ALBAYRAK)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/chobani-yogurtlari-ve-fenerbahce-2452</guid>
                <description><![CDATA[Chobani Yoğurtları Ve Fenerbahçe]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16pt">Normal şartlar altında Hamdi Ulukaya’nın yani Chobani Yoğurtlarının Fenerbahçe Stadına ismini vermesi olumlu bulunması gereken bir sponsorluktur.<br />
Olumlu olması gerektiğinin sebebi yanlış anlaşılmasın Sayın Hamdi Ulukaya’ nın Fenerbahçe’ye 120 milyon Euro vermesi değil... </span><br />
&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16pt">Peki ne?<br />
<br />
Sayın Hamdi Ulukaya ve Chobani yoğurtlarının ismini ilk defa Amerika Birleşik Devletlerine sıklıkla gittiğim ve MÜSİAD’ ın ABD teşkilatlanma sorumlusu olduğu günlerde tanımıştım…</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16pt">Hatta kendisini MÜSİAD USA ya bile üye yapmayı düşünmüştük ama kendisinin Erdoğan ve Ak Parti karşıtlığından da öte Siyasi Kürtçü ve Siyasi Mezhepçi olarak bilindiğini ve kendisinin bu teklifimizi kabul etmeyeceğinin kuvvetle muhtemel olduğu bize söylenmişti…</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16pt">Biz de vazgeçmiştik …</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16pt">Hatta daha sonraları Türkiye Cumhuriyetinin Kürtleri ezdiği, asimile ettiği ve köylerini bombaladığı ile alakalı medyaya açıklamaları düşmüştü.<br />
Hoş bu söylemleri Sayın Erdoğan ve Ak Parti iktidarlarının gelişine kadar da olmayan şeyler değildi!!!<br />
<br />
Ee Fenerbahçe Spor Kulübü de Erdoğan karşıtı ve Ak Parti iktidarına muhalif olarak bilinen<br />
Atatürkçü hassasiyeti olan bir kulüp ya, iki muhalifin birleşmesi gayet normal diyenlerimiz olabilir... </span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16pt">Ama kazın ayağı öyle değil işte! </span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16pt">Evet iki tarafta Anti Erdoğancı zannedilse de arada ufak bir nüans var...<br />
<br />
Chobani yoğurtlarının sahibi Sayın Hamdi Ulukaya madem ki Türkiye Cumhuriyeti nin önceki dönemlerde de olsa Kürt Köylerini bombaladığını söylemesi onun Anti Kemalist olduğunun dolayısıyla da Atatürk’ün bilhassa Dersim politikasının tam karşısında mevzilendiğinin delilidir…<br />
<br />
Fenerbahçe Spor Kulübü, Suudi Arabistan da oynanacak olan Galatasaray -Fenerbahçe Süper Kupa finalinde ısınma yaparken göğüslerinde Atatürk resmi olan tişörtlere izin verilmediği gerekçesiyle başta Divan Kurulu eski başkanı Uğur Dündar olmak üzere ortalığı ayağa kaldırmışlardı…</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16pt">FIFA VE UEFA Kurallarına göre daha önceden bildirilmediği taktirde normal prosedürün dışına çıkıp farklı formalar veya tişörtler giyemeyeceklerini bildikleri halde!</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16pt">Bunun kendi Atatürk sevgilerinin önünde bir engel olarak gördüklerini belirtip bütün dünyayı da ayağa kaldırarak Galatasaray’ ı da kendi yanlarına alet edip sözde Atatürkçülük şov yapmışlardı. </span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16pt">Ne oldu peki şimdi?</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16pt">Neredeyse iç çamaşırlarına bile Atatürk resmi yerleştirip karşı çıkanlar da Atatürk düşmanı olarak niteleyen bir kulüp Atatürk’ ün devri iktidarında başka tersi bulmak üzere Kürt köylerinin bombalandığını Kürtlerin red, inkar ve asimilasyona tabi tutulduğu açık açık dünyaya haykırmış olan sayın Hamdi Ulukaya’ nın sponsorluk teklifini nasıl kabul etmiştir?<br />
<br />
Yani Fenerbahçe’ nin ve Sayın Ali Koç’ un Atatürk sevgisi parayı görene kadar mıdır?</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16pt">Yanlış anlaşılmasın ben Sayın Hamdi Ulukaya’ nın bu açıklamaları neden yaptığını eleştiriyor değilim…</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16pt">Bu söylediklerinde gerçeklik payı da olmuş olabilir …</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16pt">Hatta Türkiye’ de ki Kürt sorununun ve terör eylemlerinin de bu politikaların neticesinde başladığını da düşünmekteyim... </span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16pt">Fenerbahçe Kulübü ve sayın başkanı Ali Koç ile tribünleri sık sık “Mustafa Kemal’ in askerleriyiz” sloganları ya da İzmir marşı ile inleten şanlı Fenerbahçe taraftarı Atatürk’ ün devri iktidarına “Kürt katili ve Kürt köylerinin bombalayıcısı” eleştirilerini yapan sayın Hamdi Ulukaya ve Chobani yoğurtlarının sponsorluklarını içlerine sindirebilmekteler mi acaba?</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16pt">Yoksa şarkıcı Tarkan gibi paranın ucunu gördüklerinde onlar da çok kolay Atatürk ve Kemalizm sevgisinden vaz mı geçmektedirler?</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16pt">Malum şarkıcı Tarkan’ da Arap ülkelerine gidip yüklüce dolarlar alıp dans edip sahnede kıvırmaktaydı…</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16pt">Halbuki Suudi Arabistan’ da Atatürk tişörtü giymedi diye Fenerbahçe’ nin maçı boykot etmesine şarkıcı Tarkan da destek vermişti... </span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16pt">“Ey Para sen nelere kadirsin ‼!” demekten başka bir şey gelmiyor aklıma …</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 02 Aug 2025 00:37:34 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-cbf512ba8b900dab626b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>15 Temmuz Gecesi ve Yaşadıklarım</title>
                <category>Bekir BAŞYURT</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/15-temmuz-gecesi-ve-yasadiklarim-2451</link>
                <author>bekirbasyurt@hotmail.com (Bekir BAŞYURT)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/15-temmuz-gecesi-ve-yasadiklarim-2451</guid>
                <description><![CDATA[15 Temmuz Gecesi ve Yaşadıklarım]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Hava sıcak, evde her zamanki gibi mayışmışım...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Kızım, <strong>“baba televizyona bir bakar mısın?”</strong> dedi...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Baktım, saat 21.00 gibi askerler Boğaziçi Köprüsünde, vatandaş ne oluyor, terörist bir tehlike var...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">İstanbul’ un birkaç yerinden arkadaşlarımı aradım, ne oluyor...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">1980’den tecrübeliyiz...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bir kalkışma var ama ne boyutta...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Pek endişelenmedim, polis ve özel harekat bu küçük grubu hal eder, dedim.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ama, arkadaşlar Hasdal ve Kartal’da da sıkıntılar var deyince, endişelendim!</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Televizyonda, başbakanı dinledim...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ne yapacağız endişesi üniversitede nitekim evrenden çok çektik, çok türban eylemi yaptık...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Her şey başa mı saracaktı..</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Reisin cep telefonundan çağrısı ile sokağa indim, RP’den beri reisin peşinde birkaç arkadaş yanımda, selalar okunuyor ana caddedeyiz...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Yavaş yavaş toparlanma var, artık cadde maç kazanma kalabalığında biz, Okmeydanı’ ndayız Kağıthane’ deki arkadaşlar biz Hasdal’a gidiyoruz, siz Sütlüce parti ile gidin dediler...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bu arada münafık malum arkadaşlar yanımızdan geçerken, sırıtarak..ne yapacaksınız evinize gidin, diyor..</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ben, istanbul üniversitesi beyazıt meydanı eylemlerinden bu tip olaylara alışığım yanımda da sağlam arkadaşlar var, yani hepsi Kasımpaşalı.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Okçular, Pazariçinden vurduk Hasköy’e ama ben böngür böngür bağırıyom, en öndeyim, </span><strong>“</strong><strong>T</strong><strong>ekbir, </strong><strong>A</strong><strong>llahüekber” </strong><span style="font-size:16px">Herkes cam ve balkonlarda...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Yanımdaki nedim arkadaşım Cumhurbaşkanı çağırıyor, daha ne duruyorsunuz ben, Kadıköy’ de Bakırköy’ de zafer çanları çalıyorlar Haliç sahilden Haliç köprü altına geldik telefondan il emniyet de denildi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Sütlüce rampadan Haliç Köprüsüne çıktık, Boğaziçi tarafı Okmeydanı tepe E5 üzeri uzakta bir Zırhlı Personel Taşıyıcı var, trafik yok, sol Boğaziçi Köprüsü, sağ taraf haliç köprüye doğru gençler hareketlendi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Baktım birkaç tüfekli asker köprünün Ayvansaray ucundaki ZPT’ye doğru kaçıyor, bizim gençler Allah Allah nidaları ile peşlerinde on’dan fazla asker, peşinde bin genç ZPT’nin içindeler, kapak açık komutan bacada elindeki G3’e mermi sürüyor, delikanlı bizimkiler ZPT’ninde üstüne çıkınca kapak da kapandı...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Köprü üstünden baktım, Eyüp tarafından bizim molla güruh da tekbirler ile geliyor...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">ZPT Haliç Köprüsü trafiği kesmiş, Ayvansaray’ dan önde birkaç kırkayak dediğimiz hal kamyonu..</span></p>

<p><span style="font-size:16px">ZPT’nin motoru çalışıyor üzerinde 50-100 genç, vitese takıp ZPT’yi sallıyorlar, çocuklar düşeceksiniz, dinleyen yok...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“</span><strong>Ağabey, ben tankçı idim ekzosu tıkayalım...”</strong></p>

<p><span style="font-size:16px">Üstlerindeki tişörte patates mi taş mı sarıp ekzosu tıkadılar...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bir polis sireni iki tane Reno resmi polis aracı, genç genç üniformalı polisler, akrepler ellerinde ama çocuklar tir tir titriyor, dedim, siz devletsiniz...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Sakin olun ve sakın havaya falan ateş etmeyin bir mermi sesinde, gençler Kasımpaşa ve Eyüp gençleri hepsinde makine vardır, kim kimi vurur, kim vurduya gideriz.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Tamam ağabey dedi..</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Baktım, gencler ZPT’ nin 12,7 uçaksavarı sökmüşler aldım, <strong>“</strong><strong>T</strong><strong>ank da uçaksavarda bu milletin”</strong> dedim...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Polis, bağajı açtı ama uçaksavar çok uzun, nedim arka kapıyı açtırdı... Biraz dikine soktuk, genç polise kapıları kilitle bu devlet malı size emanet.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Zpt, baktık kaçacak artık, öndeki büyük kamyoncular, </span><strong>“a</strong><strong>ğabey</strong><strong> biz bunu önden ve arkadan kıstırak”</strong><span style="font-size:16px"> kapadılar, kasaları ZPT’ ye yasladılar... Aslında 40 tonluk ZPT kamyonu parçalarda, tıkalı ekzosla tam gaz veremiyor, kıstırdık artık kaçamıyorlar..</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Edirne istikameti trafik tıkalı, üç kamyonu alınca, baktım, tek şerit akacak gibi, vatandaş mağdur olmasın diye sol şeritten ufak ufak trafiğe de yol verdirdim...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Trafik biraz açılınca, birde 2-3 tane kartal zırhlı özel harekat polisler geldi...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Hepsi keleşli ve yelekli, amire durumu genç polisle aktardık, hepsi ZPT’ nin içinde Özel Harekat Polisi, amir işinin ehli telsizdende devamlı konuşuyor resmilere, iş artık bizde dedi...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Keleşlere mermi sürülü ZPT’ nin üstündeler, gençleri ZPT’ den indirdik...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Amir, kapağa vurdu... </span><strong>“T.C. </strong><strong>Ö</strong><strong>zel </strong><strong>H</strong><strong>arekat </strong><strong>P</strong><strong>olisiyiz, teslim olun!”</strong><span style="font-size:16px"> ZPT’ nin kapağa özel harekatçıların keleşleri çevrili, ses yok...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Çelik kapak da açılmıyor...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Birşeyler ile açmaya çalışılıyor ama nafile...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Trafikte tek şerit akıyor...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Baktım, bir şantiye kamyoneti geliyor ustalara,</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>-“sizde spiral </strong><strong>motoru</strong><strong> varmı?” </strong>dedim..</span></p>

<p><span style="font-size:16px">- “Var ağabey...”</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>- “Eee, nasıl çalıştıracağız...” </strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>- “Sizde jeneratörde var mı.?”</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">- “Ağabey biz şantiyeden geliyok, jeneratörde var”</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>- “</strong><strong>A</strong><strong>mirim uğraşma anahtar, tornavida ile”</strong> dedim...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Kamyoneti yanaştırdık ZPT’ nin yanına jeneratör çalıştı, ustalar başladılar spiralle kilitli kapağın çelik vidalarını kesmeye. Birkaç vida kesildikten sonra içerden kapağa vurdular...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">- “Teslim olacağız” gibi bir ses... Ustalar ZPT’den indi, araçları ileri aldılar...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Amir, çok tecrübeli... 15-20 keleşli polise, önce ZPT üstünde emniyeti aldırdı.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Kapağı açın ama keleşli polisler tetikte...</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>- “Teslim olacağız”,</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">- “Kaç kişisiniz?”</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>- “11 kişiyiz”</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Kapak açıldı. Amir, “tüm şarjörleri verin” G3 tüfek ve tabancalar hepsi alındı.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bu arada beş bin genç kapak aralanınca ZPT’ ye yükleniyor... Amir, köprü yan yoluna kartal polis zırhlıları yaklaştırdı, gençler uzaklaşmıyor, “bize ve resmi polislere, gaz atacağız uzaklaşın” dedi...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">5-100 metre uzaklaştık ki maskeli Özel Harekatçılar gazı bizim gençlere attılar.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bizimde gözler yanıyor, dumandan görüyorum, çıkanı hızla amir kendi zırhısına gönderiyor, hepsini kartal zırhlılara doldurdu, biz, öksürük ve göz yaşı, gençler, “amirim ne yaptın” Amir, dolan kartallara, “beklemeyin, gidin” diyor...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Hepsini alıp, ZPT’ nin içini kontrol ettiler..Amirin telsiz susmuyor resmi polisleri ZPT’ nin üzerinde konuşlandırıp, “Devletin ZPT’ si sizde... Biz göreve gidiyoruz” dedi... Özel harekatçılar kalmadı..</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Köprüde bekliyoruz, saat 3-4 gibi oldu... Boğaz tarafından çok güçlü uçak ve bomba sesleri geliyor... Biz, köprüyü bombalıyor şerefsizler sandık, sonra öğrendik jet ses hızını geçip alçalıp, bomba gibi ses çıkarmış...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Karanlıkta seçemiyoruz, boğazdan Haliç boyu üzerimizde de uçak uçuyor. Evden hanım arıyor... “Bekir, taksim tarafından bombalama yapıyorlar, çocuklar çok korkuyor, lütfen artık gel”</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Uçak, bir boğaz bir haliç sesi patlatıyor...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Saat 4 gibi, baktık Haliç köprüsü emniyette, yapacak bir şey de yok. Boğaziçi bombalandı mı belirsiz ama uçak alçaldıkça Haliç Köprüsü de bombalanacak endişesindeyiz..</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Resmi ZPT’ nin yanında nöbet bekleyen polisler ile helalleştik. Haliç köprü ortalarındayız, Okmeydanı’ na dönüyoruz ama, bizimle gelen tüm gençlere baktık, tamamız...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ne yapalım? Düz gitsek Boğaziçi köprüsü ama, yorulduk artık oraya kadar yürüyecek hacet de kalmadı...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">İstanbul’un başka bölgelerindeki arkadaşlarımızı aradık, istişare edip, gün ağarır iken artık eve döndük..</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Eve gelince tv de, köprünün teslimini görünce iyice rahatladık ama sonrasında, Ankara Külliye önü bombalandı...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Reisi merak ediyoruz, Yeşilköy’ e inmişti, Bahçelievler’ de imiş... Saat 8 gibi etrafında kalabalık, tv de konuştu...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Öğlen gibi 1.Ordu Komutanı da konuşunca, elhamdülillah, bu gazamızda bitti dedik..</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 15 Jul 2025 13:30:04 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/2023/02/bekir-basyurt-1676280356.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>CHP’ye Yasak Olan AK Parti Ye Neden Serbest?</title>
                <category>Mustafa ALBAYRAK</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/chpye-yasak-olan-ak-parti-ye-neden-serbest-2450</link>
                <author>mustafa@teknikelektrik.com (Mustafa ALBAYRAK)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/chpye-yasak-olan-ak-parti-ye-neden-serbest-2450</guid>
                <description><![CDATA[CHP’ye Yasak Olan AK Parti Ye Neden Serbest?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Bu soruyu sormak herkesin hakkıdır?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Neden CHP-DEM Partile ittifak yaparsa suç ya da terörle iltisak oluyor da aynı işi yani ittifakı hem de bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ağzından duyurulduğu halde bu suç ya da terörle iş birliği olmuyor ?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Tamam hiç lafı uzatmayacağım.<br />
Kimseyi yalandan yere eşek yerine koymayacağım.<br />
Aptala da yatmayacağım…</span></p>

<p><span style="font-size:16px">En sonunda söyleyeceğimi de en başından yazıyorum buraya …<br />
Acaba DEM Parti ( bırakın iltisakı ) <strong>Terör örgütünün fesh edilmesi</strong> yani terör örgütünün yok edilmesi için çaba sarf etmiş hatta baş rol oynamış olabilir mi?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">DEM Parti Teröre destek veren konumdan teröre son veren bir konuma çıkmasının bir rolü olmuş mudur?<br />
Aptal ya da eşek olmayan herkes bunun cevabını biliyor…<br />
<br />
Pekala aptal ya da eşek olmadıkları halde bu suali yöneltenlerin amacı nedir ?<br />
<br />
Çünkü bunu koca koca bazı siyasetçi ya da siyaset yorumcuları sormaktadır !</span><br />
&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Cevabını bildikleri halde neden bu sualde ısrar ediyorlar ?</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Neden CHP ye suç olan A</strong><strong>K</strong><strong> Parti ya da Milliyetçi Hareket Partisine serbest diye soruyorlar ?</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Çok açık …</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Cumhuriyet Halk Partisi yetkilileri Dem Parti ile ittifak yaptıklarında; yani CHP’nin şu an da Silivri de tutuklu bulunan suç örgütü lideri şahıs tarafından <strong>Kent Uzlaşısı</strong> adı altında terör örgütü ve temsilcileri ile görüşürken <strong>“</strong><strong>PKK</strong><strong> silah bıraksın ya da siz pkk ya silah bırakın çağrısı yapın”</strong> diye bir şart sunmamaktaydılar.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Hatta bırakın böyle bir çağrı da bulunmayı, Sezgin Tanrıkulu gibi milletvekilleri ile PKK’nın İHA ve SİHA’larla etkisiz hale getirilmelerini bile eleştirip adeta terör örgütüne destek vermekteydiler…</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Yani AK Parti ve Milliyetçi Hareket Partisi devletin yanında ama PKK’nın karşısında vaziyet alırken Cumhuriyet Halk Partisi ise açık açık terör örgütü ve onun siyasi uzantısıyla devlete karşı işbirliği yapıyordu!</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Daha dün gibi hepimiz hatırlayacağız ki Kandil de ki terör örgütü liderleri Cumhuriyet Halk Partisi’nin ve altılı masanın cumhurbaşkanı adayı olan Kemal Kılıçdaroğlu’ na açıkça destek verirken hiçbir CHP’li yönetici <strong>“</strong><strong>O</strong><strong>lur mu kardeşim sizden gelecek destek olmaz olsun siz Mehmetçik’e kurşun sıkıyorsunuz, </strong><strong>s</strong><strong>iz silah bırakmadan sizden ne destek alırız ne görüşürüz”</strong> diyememişlerdi…</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Pekala vicdan sahibi akıl bali olan herkese soruyorum ; şu anda PKK’nın veya dem partinin böyle bir durumu var mı?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Eğer yoksa bu soruyu hangi aptal sorabilir ve diyebilir ki ne değişti de dem parti ile siz ittifak yapıyorsunuz?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Yani bir şey değişmemiş mi?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Sizin işbirliği yapmış olduğunuz şekliyle Cumhur İttifakıı’nın iş birliği yapma şekli hiçbir birbirine benziyor mu?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Kaldı ki şu anda dem Parti ile Cumhur İttifakı bir seçim işbirliği yapmıyorlar !</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Sadece terör örgütüne silah bırakmakla alakalı bir süreç yürütülüyor…</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bunun için bir iş birliği var…</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bugüne kadar ne AK Parti ne MHP hiçbir seçimde PKK terör örgütünün siyasi uzantısı olan bir parti ile işbirliği yapmamıştır…</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Çünkü o partiler terör ve kendi aralarında mesafe koymuyorlardı.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ama şu an sen kendi adıma söylüyorum; bir Cumhur İttifakı seçmeni ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Sayın Recep Tayyip Erdoğan Erdoğan’a rey veren bir seçmen olarak bundan sonra terör örgütü ile arasına mesafe koymaktan da öte terör örgütünün kendisini fes etmesinde başat rol oynamış olan DEM Parti ile Velevki seçim İttifakı dahi yapılsa ben hiçbir mahsur görmüyorum…</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bilmem anlatabildim mi?</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 14 Jul 2025 21:39:02 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-cbf512ba8b900dab626b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Acırsanız acınacak hale düşersiniz!</title>
                <category>Mustafa ALBAYRAK</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/acirsaniz-acinacak-hale-dusersiniz-2449</link>
                <author>mustafa@teknikelektrik.com (Mustafa ALBAYRAK)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/acirsaniz-acinacak-hale-dusersiniz-2449</guid>
                <description><![CDATA[Acırsanız acınacak hale düşersiniz!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Önceki gün Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel i dinleyince kulaklarıma inanamamıştım…</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Tekrar tekrar dinleyince gerçek olduğunu gördüm ve şaşkınlığım daha da arttı.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Hani derler ya “yürek yemiş öyle konuşuyor”diye...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Belediyelerde gırtlaklarına kadar pisliğin, rüşvetin, irtikap ve yolsuzluğun içine gömülmeleri ve yine aralarında ki iç savaş sebebi ile yine bizzat CHP’liler tarafından yargıya ihbar edilen, gammazlanan CHP’li belediyeleri öz eleştiri yapıp partiden atacağına adeta diyet borcunu ödeyen konuşmalarına ilaveten bir de daha iki sene evvel büyük Türk milletinin tertemiz oyları ile</span></p>

<p><span style="font-size:16px">( Yüzde 52,18 ) Cumhurbaşkanı seçilen Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı darbe ile tehdit etti.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Pervasızlığın, edepspzliğin bu kadarına da pes!</span></p>

<p><span style="font-size:16px">En acı olanı da şu; <strong>“Bizim belediyelerimiz çalmadı rüşvet yemedi yolsuzluk yapmadı”&nbsp;</strong>diyemiyor!</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“<strong>Sandığı getir” diyor …</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Yahu sandık senin keyfin için iki senede bir milletin önüne konulan bir oyuncak mı?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">O sandık 23 senedir devamlı geliyor zaten hatta 1950 den beri 75 senedir geliyor.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bugüne kadar gelenlerden ne fayda gördün ki bugün yolsuzluklarını sözde bir erken seçimle gizlemeye çalışıyorsun Özgür Özel ?</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Ama bu kez haddini çok aştı ve Mısır’ da ki Tahrir Meydanını örnek göstererek&nbsp;</strong></span><span style="font-size:16px"><strong>resmen “Darbe” imasında bulundu! </strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ben, Özgür Özel’ e <strong>“</strong><strong>H</strong><strong>adi gücün varsa davet et bakalım, bu ülkede seni dinleyecek bir tane adam var mı Türk silahlı </strong><strong>K</strong><strong>uvvetleri içerisinde”</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ya da; <strong>“</strong><strong>S</strong><strong>okakla bu işi becerebiliyor musun?”</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ben buradan iktidarımıza ve Sayın cumhurbaşkanımıza seslenmek istiyorum;</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“<strong>A</strong><strong>cırsanız acınacak hâle düşersiniz!” </strong>gereğini yapınız Sayın Cumhurbaşkanım...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Paşaların kavgasını unutmayalım!</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Mustafa Kemal Paşa rakiplerini sandıkta yenmedi…</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Tüm rakiplerini ezmese onlar onu ezecekti...</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Kazım Karabekir Paşa’ yı Ankara’ da ters kelepçe yaptı, Kılıç Alilerin yargısı…</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>İtiraz eden İsmet Paşada az kalsın tutuklanacaktı!</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Kaldı ki burada Kazım Karabekir, Rauf Orbay, Ali Fuat Başgil veya Refet Bele gibi İstiklal Savaşı Gazisi emekçi paşa da yok karşınızda!</span></p>

<p><span style="font-size:16px">İktidarı darbe ile Mısır-Tahrir meydanları ile tehdit eden;</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Tüm belediyeleri gırtlağına kadar pisliğe batmış hainleri siz de aynı şekilde bertaraf etmezseniz yarın onlar sizi darbe ile bertaraf ederler!</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Aklın yolu bir…</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Tutacaksın kulağından tıkacaksın Ekrem’in yanına Silivri’de bir kaç ileri gelenini…</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Suç ortada zaten…</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Her şey hukuka uygun…</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bunları yaparsanız tarih sizi kahraman diye yazar…</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Yoksa Abdülhamid , Menderes veya Erbakan gibi arkanızdan ağıt yakarlar.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Sayın Cumhurbaşkanım acımayınız bu alçaklara yoksa acınacak hale sizi düşürmek isteyecekler!</strong></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 09 Jul 2025 23:54:43 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-cbf512ba8b900dab626b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mutluluğun Formülü Çok Açık</title>
                <category>Elif E Bayraktar</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/mutlulugun-formulu-cok-acik-2448</link>
                <author>elif.alaca@hotmail.com (Elif E Bayraktar)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/mutlulugun-formulu-cok-acik-2448</guid>
                <description><![CDATA[Mutluluğun Formülü Çok Açık]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="display:none">&nbsp;</span><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif">Bedenimizin yeme- içme ihtiyacı gibi, ruhumuzun da gıdaya ihtiyacı vardır. Ruhun en önemli gıdası sağlam imandır. Allah’a inanıp, sarsılmaz-kopmaz bir bağla bağlanmak huzur, mutluluk ve güvenin kaynağıdır. Bu insan ruhu için en önemli manevî gıdadır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif">İnsanın iman etmemesinin pek çok sebebi vardır. Ancak en temel iki sebepten ilki, insanın Rabbini tanımaması, düşünmemesi, Allah’ın sonsuz kudretini gereği gibi takdir edememesidir. </span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif">Bir diğer sebep de içinde yaşadığı toplumun telkinleri nedeniyle dinin baskıcı, sıkıntılı ve özgürlüğünü kısıtlayıcı bir hayat sunacağını zannetmesidir.</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif">Ancak insan ilk engeli aştığında, yani kendisini ve her şeyi yaratan tek mutlak varlık olan Rabbini tanıdığında, iman etmenin asla ‘zannettiği’ gibi kâbus dolu bir hayata yol açmayacağını anlayabilir.<strong> Allah’ın Kendisini tanıttığı mesajı olan Kur’an’ı samimiyetle okur, Allah korkusunu ve sevgisini içine yerleştirir, gafletten kurtulur, kulluğunu kabullenir, Allah’ın varlığının delillerini görür, ölümü ve ahireti tefekkür ederse, onu sonsuz mutluluk ve kurtuluşa götürecek yola girmeyi başarabilir.</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif">İman etmek insan hayatının en önemli konusudur; insana hem dünyada hem ahirette mutlu ve huzur dolu bir hayat sunar. İman eden insanların, Allah’a karşı duydukları sevgi, bağlılık ve kadere olan teslimiyetleri, onları huzursuz edebilecek her türlü nedeni ortadan kaldırır. Çünkü inanan insan için hayatı boyunca ‘kötü’ olarak nitelendirebileceği hiçbir şey yoktur. Yüce Allah’ın, zahiren ‘şer’ gibi görünen her şeyi, kendisi için ‘hayra’ dönüştüreceğini çok iyi bilir. Bu da müminin her zaman imanî bir coşkuya sahip olmasını sağlar. Herkesin karamsar olduğu ortamlarda bile o umutsuz olmadığından, şevkinden ve neşesinden bir şey kaybetmez.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><strong>Allah’a inanan, O’na dua eden ve tevekkül eden insanların, diğer insanlardan hem ruhsal hem de fiziksel olarak daha sağlıklı olmalarının sebebi, yaratılışlarına uygun davranmalarıdır.</strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif">İnsanın yaratılışına aykırı olan felsefe ve sistemler ise, insanlara hep acı, hüzün, sıkıntı ve bunalım getirir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif">İman ile insan ruhu arasındaki özel ilişki, tıp dünyasında da çeşitli araştırmaların konusu olmuştur. Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Dr. Herbert Benson, kendisi seküler olmasına rağmen, Allah’a olan inancın ve ibadetlerin insan sağlığı üzerinde başka hiçbir şeyde görülmeyecek derecede olumlu bir etki meydana getirdiği ve diğer hiçbir inancın, Allah’a olan inanç gibi zihne huzur vermediği sonucuna”</span><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"> vardığını açıklar. <strong>(*)</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif">İman etmeyen insanlar, ne kadar gayret etseler de tam manâsıyla gerçek ve kalıcı bir mutluluğu yaşayamazlar. Çünkü mutluluk hissini insan ruhuna hissettiren Allah’tır. İmanın getirdiği huzurdan uzak kalan insanlar gerçek anlamda rahat olamaz, karşılarındaki insanlara da rahatsızlık verirler. Çevrelerine ‘hikmetle bakan bir iç göz’leri yoktur, o sebeple olayları sadece zahiri yönden değerlendirirler. Batınını görmemeleri, onları Allah’a iman etmekten alıkoyar. Kısacası; sadece bakarlar, görmezler. Allah’a samimi bir şekilde iman ederek kazanacakları mutluluğu, akılsızlıkları yüzünden kaybedip mutsuz bir hayat sürerler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif">İnanan kullarına ise Allah, O’nu veli ve dost edinmelerinin ve rızasını gözetmelerinin karşılığında, bir nimet olarak manevi bir güç verir. Bu güç onları Allah’ın rızasını daha çok kazanmak için çalışmaya ve <strong>‘Allah’a yaklaşmak için vesile arama’</strong>ya yöneltir. Zorluk anlarında sabretmelerini de kolaylaştırır. Allah onların kalplerine sabır ve kararlılığı rapteder. Gösterdikleri çaba, onların her geçen gün cennet ehlinin ahlakına biraz daha yakınlaşmalarını sağlar. Gösterdikleri çaba ne kadar çok olursa olsun, bundan dolayı bir yorgunluğa kapılmazlar. Allah, cennette vereceklerine bir sınır koymayacaktır, nimetleri sonsuzdur. İman eden insanlar da yaptıkları salih amellere bir sınır koymazlar, Allah’ın rızasının en çoğunu ararlar. Karşılığında da Allah’ın rahmetini ve cennetini kazanmayı umut ederler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif">İman etmeyenler, mutsuzluklarını itiraf etmekten kaçınır ve bu durumun çeşitli sebepleri olduğunu ileri sürerler. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><strong>Onları mutsuz eden ve ‘tesadüfen’ kendilerine gelip çattığını düşündükleri her şey, aslında Allah’ın onlar için yarattığı imtihanlardır.</strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif">Yaşadıkları zorlukları, Allah’ın bir hikmet üzerine kendilerine verdiğinin şuurunda olmadıkları için, hoşlarına gitmeyen olaylar onları üzüp, mutsuzlaştırır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif">İnkâr edenler ile müminler arasındaki fark, dünyada olduğu gibi ahiret gününde de ortaya çıkar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><strong>O gün, öyle yüzler vardır ki apaydınlıktır;</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><strong>Güler ve sevinç içindedir.</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><strong>Ve o gün, öyle yüzler vardır ki üzerini toz bürümüştür.</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><strong>Bir karartı sarıp-kaplamıştır.</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><strong>İşte onlar da kâfir, fâcir olanlardır. (Abese Suresi 38…42)</strong></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><strong>(*)</strong><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"> </span>M. Grant Gross, Oceanography, A View of Earth, 6. baskı, Englewood Cliffs, Prentice-Hall Inc., 1993, s. 205</span></span><span style="display:none">&nbsp;</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 01 Jul 2025 23:55:43 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/2022/11/elif-e-bayraktar-1668007137.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Şeytanların Gezegenine Sürgün Edildik</title>
                <category>Bekir BAŞYURT</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/seytanlarin-gezegenine-surgun-edildik-2447</link>
                <author>bekirbasyurt@hotmail.com (Bekir BAŞYURT)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/seytanlarin-gezegenine-surgun-edildik-2447</guid>
                <description><![CDATA[Şeytanların Gezegenine Sürgün Edildik]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Dünya, kafir cinlerin yani şeytanların gezegenidir... </span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Biz, 100 sene onlar, birkaç 1000 sene yaşarlar...</strong> </span></p>

<p><span style="font-size:16px">Biz, Cennet denilen en emniyetli gezegenimizden, bir cin olan İblise uyup "haram" yapıp da Allah'a 'asi' olduğumuzdan İblis'in cinlerin gezegeni olan bu dünyaya sürgün edildik.</span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px">Haram yapan, yani hasta bedenleriz... </span></strong></p>

<p><strong><span style="font-size:16px">Helal yaşayarak rehabilite olan, arınan, tedavi olanlar; Cennete yani asalaksız, mikropsuz, bakterisiz, şeytansız olan kendi emniyetli gezegenimize geri dönebilecektir..</span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px">Uzun ömürleri ile milyonlarca yıldır bu gezeğende yaşayan ve bize apaçık düşman kafir cin şeytanlara karşı, 10-15,000 yıldır bu ortak yaşadığımız Dünya'da nasıl yaşamalıyız ki, korunabilelim?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Güneş doğuyor... </span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px">Ve güneş gece boyunca faal olan cinleri yakacak, ya bir karanlığa veya yatay şekilde olan yani uyuyan insan bedenlerine girecekler..</span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Müslüman, ayakta güneşi karşılamalı </strong>ve fatihadaki;<strong> "-yanlız sana inanır ve yanlız sana sığınırım!"</strong> dilekçesini vererek kafir cin, şeytanlardan Allah'a sığınmalı..</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bu kovalamaca bitene kadar, tam güneş dairesi görünene ve ısıtana kadar uyunmaz, yatay vücut şekli alınmaz..</span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px">Müslüman, güneşi ayakta karşılar ve kapı, pencere açılarak güneş ve süleymanın askeri rüzgarın evi tamamen kafir cinlerden temizlenmesi sağlanır..</span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px">Eski anadolu kadınları, kıble tarafına olan köy evi kapılarını güneş doğmadan açarlar idi..</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bir de kıbleden sam yeli eser, temizler..</span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px">Sabah havası bol oksijendir, şifadır..</span></strong></p>

<p><strong><span style="font-size:16px">Namaz, emniyet için kılınır, her vakit bu fatiha dilekçesi tekrarlanır ki ( kabul edilmiş ise) Allah tarafından korunursun..</span></strong></p>

<p><strong><span style="font-size:16px">Allah'ın hiçbirşeye ihtiyacı yoktur, İslamda herşey insan için...</span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px">Mü-s(e)lüman demek...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Allah' ın selameti(emniyetinde) olan kişi demektir..</span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px">Ama, bunun için asgari(farz) şartları yerine getireceksin ki, bu cinlerin dünyasında Allah'ın emniyetinde olasın...&nbsp;</span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px">Kuran'da en çok tekrar edilen ayet; şeytan(kafir cinler), sizin apaçık en büyük düşmanınızdır, ayetider ve Peyğamber hadisinde; Şeytanlar, hiç durmadan bize saldırır, diyor..</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ama ayetde, Allah'ü Teala "<strong>Biz, insanı sahipsiz, korumasız bırakmadık"</strong>&nbsp;diyor..</span></p>

<p><span style="font-size:16px">İnsanın, günahlar ile zayıflayan ama abdest ve namazla tamir olan bir kendi koruyucu aurası var..</span></p>

<p><span style="font-size:16px">İnsanın, yeme, çıkarma ve birleşme anları haricinde daima yanında olan koruyucu melekleri var... </span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ama, bu anlarda da ekstra olarak; kovulmuş şeytanlardan Allah'a sığınırım dilekçesi ve dilekçenin kabülü var ise bu anlarda da melek koruması var..</span></p>

<p><span style="font-size:16px">İnsan, haram yaptıgında..utanan melekler, yanında olmaz ve haramla vucut aurasında musallat cinlere kapılar açılır ve insana musallat bedenindeki asalak cinler insana hertürlü sıkıntıyı verir, harama yönlendirir..</span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px">Cinlerin en büyük amacı; kişinin kendi canına kıymasıdır..</span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px">Günlük küçük günahlar, (üzerinde put resmi olan paralara bile temas etseniz, vb.) auranız zayıflar... </span></p>

<p><span style="font-size:16px">Peygamber, abdest alan sahabesine; günahlarının abdest suyu ile akıp gittiğini görüyorum, demiş... Kirlenen vücut aurası temizlenir ve secdede tamamen yenilenir, nurlanır...&nbsp;</span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px">Ama, haramla açılan musallat kapısı çok zor kapanır... </span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px">Yazıcı melekler, herşeyimizi helal ve haram yazarlar.</span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px">İslamda küçük günahlar hariç, yapılmış olan haramların affı yoktur bunların hesabı ancak, hesab günü görülür..</span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px">Ayet, <strong>"örtülür" </strong>diyor..yani, haramla açılan musallat kapıları, ancak halis, gözyaşı ile yapılan tevbe dilekçesi ve dilekçe kabul edilmiş ise, ALLAH tarafından örtülür, vucut emniyete alınır..</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ayet, <strong>insan günaha ve harama meyillidir</strong>, diyor..</span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px">İslam şeriatına göre, haram yapan beden hasta ve tedaviye muhtaçtır.</span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px">Rehabilite edilmesi gerekir..</span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px">Vücuda haramla giren, orada mevcut kafir cinler vücudun darb edilmesinden, sarsılmasından hoşlanmaz ve çıkabilirler..</span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px">Osmanlı da, düşman yok edilmesi gereken değil, şeytanın esiri ıslah edilmesi gerekendir...</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Düşmana, bilerek hastalıktan kurtulsun, şeytandan arınabilsin, silkinsin diye, Osmanlı tokadı atılır...</strong> </span></p>

<p><span style="font-size:16px">Kadı, haram yapan hasta vucutlara bilerek falaka ile, ayaklarına sağlam bir sopa vurdurur ki, hasta suçlu iyileşsin. </span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px">Şimdi rahabilite diyorlar! </span></strong></p>

<p><strong><span style="font-size:16px">Hatta, cehape şu Osmanlı belgelerini yakmasa idi orada, hanği haramın hastalıgına kaç sopa darb edileceği bile yazılmış bir bilimdi...&nbsp; </span></strong></p>

<p><strong><span style="font-size:16px">Şeriat, tıpkı şimdiki doktorun ilaç ile tedavisi gibi kaç sopa kaç haram hastalıgını tedavi ediyor, bilecektik..</span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px">İslamda, biz günahkarlar için en büyük şifa;</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Kabe merkezli, ihram giyme noktalarına kadar olan Mescidi Haram(şeytanlara haram) dairesine girmektir...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bu dairenin alanına hiçbir şeytan giremez...</span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px">Batılı uzmanlar, bu kabe dairesinde yeşil bir aura tesbit ettiler.</span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px">Bu daireye giren beden, tamamen arınır..bir yeni doğmuş bebek bedeni gibi olur, hacıların vucuduna dokunduğunuzda bu nurlu, arınmış bedeni his edersiniz..taki, bu arınma durumu..daire dışında ilk haram ve günahı yapana kadar, devam eder..</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 01 Jul 2025 23:51:18 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/2023/02/bekir-basyurt-1676280356.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Neden Bu Kadar Gürültü Oldu?</title>
                <category>Mustafa ALBAYRAK</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/neden-bu-kadar-gurultu-oldu-2446</link>
                <author>mustafa@teknikelektrik.com (Mustafa ALBAYRAK)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/neden-bu-kadar-gurultu-oldu-2446</guid>
                <description><![CDATA[Neden Bu Kadar Gürültü Oldu?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:14pt">Gazeteci Fatih Altaylı’nın tutuklanması neden bu kadar ses getirdi söyleyeyim:</span></p>

<p><span style="font-size:14pt">Bir defa yargı sopası çok uzun yıllar boyunca ya Kürdün kafasına inerdi ya da Müslümanın!</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>“<span style="font-size:14pt"><strong>Bölücü-irticacı” </strong>denilerek çok kolay ve haksız tutuklamalar olurdu... </span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:14pt">Hâlen de oluyor eskiye nazaran iyileşme olmakla birlikte... </span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:14pt">İlk defa Kürt, dindar ve solcu olmayan <strong>“Beyaz Türkler” </strong>diye bilinen Yahudi dönmeleri ile Masonların ve Fetullahçı alçakların yekpare destekledikleri ve ana akımda 30 yıldır İslam’ a ve kutsal değerlerine söven bir kendini bilmez tutuklandı!</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:14pt">Her kesimden tüm kalemler, siyasiler ve localar çok bastırdı bu gazeteci Fatih Altaylı’nın kurtarılması için hatta kanlı bıçaklı olduğu CHP’nin hamburgerci eski genel başkanı bile mesaj attı ama nafile.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:14pt">Çünkü son Bağımsız Türk Devleti artık bir kısım jakobenistlerin, masonların değil milletinin emrinde bir hukuk sistemine sahipti…</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:14pt"><strong>Ne zamandan beri ?</strong></span></p>

<p><span style="font-size:14pt">2014 HSYK seçimlerinde başlayan yargının içinde ki bağırsakları temizleme süreci 15 Temmuz ile birlikte sürat kazanmış ve eksiği gediği olsa da tamamen milli yerli bir hüviyete kavuşmuştu.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:14pt">Ülkemizde sistemin kalbi olan MGK’da ki milli güvenlik strateji belgesinde; birinci tehdit artık dindar ve mütedeyyin kesimler değil, kökü dışarıda gayri milli ve gayri yerli yapılar olduğu defalarca belirtilmiştir!</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:14pt">İşte bu yapıların desteklediği vatan hainleri de tıpkı Kavala örneğinde olduğu gibi devletimizin projektörleri altındadır.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:14pt">Yaptıkları tüm tehdit ve hakaretler anında cezalandırılmaktadır…</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:14pt">Gazeteci Fatih Altaylı’nın da başına gelen de budur !</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:14pt">Şayet siz bu ülkenin devlet başkanını ölümle tehdit ederseniz tutuklanmayı da beklemeniz gerekir..</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 23 Jun 2025 23:17:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-cbf512ba8b900dab626b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Şeytanın Din\&#039;i</title>
                <category>Elif E Bayraktar</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/seytanin-dini-2445</link>
                <author>elif.alaca@hotmail.com (Elif E Bayraktar)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/seytanin-dini-2445</guid>
                <description><![CDATA[Şeytanın Din\'i]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:14pt"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif">"Ene" denilen enaniyet, ya da kendine benlik verme, İblis ile başlar. </span><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif">Büyüklenerek isyan etmesi sebebiyle cennetten kovulan şeytan, o günden itibaren </span><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><strong>"…(İnsanların) dirilecekleri güne kadar…” </strong></span><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif">(A’raf Suresi, 14)</span><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif">, çeşitli telkin ve taktiklerle insanlara sinsice sokulur, onları kötülüğe çağırır ve şaşırtıp saptırmak için uğraşır. </span></span></p>

<p style="margin-right:10px; text-align:justify"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><span style="font-size:14pt">Şeytan insanlara her yönden yanaşabilir. </span></span><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><span style="font-size:14pt"><strong>"Onlardan güç yetirdiklerini sesinle sarsıntıya uğrat, </strong></span></span><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><span style="font-size:14pt"><strong>atlılar</strong></span></span><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><span style="font-size:14pt"><strong>ın ve yayalarınla onların üstüne yaygarayı kopar, mallarda ve çocuklarda onlara ortak ol ve onlara çeşitli vaadlerde bulun." Şeytan, onlara aldatmadan başka bir şey vadetmez.&nbsp;</strong></span></span><strong><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><span style="font-size:14pt">(İsra Suresi, 64) ayetiyle haber verildiği gibi, şeytanın </span></span></strong><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><span style="font-size:14pt">hem atlılarıyla, hem yayalarıyla geniş bir çalışması vardır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14pt"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif">Şeytan, insanlara, her an doğruyu gösteren vicdanlarının sesini değil, onlara kendi ahlâkını yaşamayı telkin edecek nefislerini dinlemeleri telkininde bulunur. İyi olanı kötü, kötü olanı iyi gösterir, sinsice yöntemler kullanır ve insanları da sinsiliğe yönlendirir. Kötülükleri gizlice yaşamayı öğretir. İnsanları Allah'ın adıyla kandırmaya çalışır. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14pt"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif">İnsanın apaçık düşmanı olan şeytan, kıyamet gününe kadar tüm gücüyle insanları kötülüğe sürüklemeye yemin etmiştir. İnsanları kendi yoluna çekebilmek için çeşitli taktikler ve sinsi yöntemler geliştiren şeytan, amacına ulaşabilmesi için kendisine yardımcı olan, insanlar ve cinlerden oluşmuş itaatli bir orduya sahiptir. Şeytanın kurduğu bu sistem, adeta batıla dayalı bir din gibidir. Tarih boyunca yaşamış, yaşayan ve yaşayacak olan tüm insanlara aynı telkinleri veren şeytan, bıkmadan usanmadan sinsi plan ve yöntemler kullanarak, onlara kendi batıl dinini tebliğ eder.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14pt"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif">En önemli özelliklerinden biri olan sinsilik, şeytanın amansız mücadelesinde kullandığı en geçerli yöntemlerdendir. İnsanlara tarihin başlangıcından beri ne denli büyük bir kin ve düşmanlık beslediğini, onları sonsuz cehennem azabına sürüklemek için kandırmaya çalıştığını ve hatta yalan söylediğini anlatacak olursa, kendisine karşı dikkatli olunacağını bilir. O nedenle, tuzağına kolayca düşebilmeleri için, insanları sinsilikle, yalan ve hileli yöntemlerle kandırmaya çalışır. İnsanlara açık açık </span><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><em>'Gelin bana uyun'</em></span><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"> ya da </span><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><em>'Kendinize, etrafınızdaki insanlara zarar verin, kötülük yapın’</em></span><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"> gibi telkinlerde bulunmaz. Şeytan zeki ve kurnazdır; tüm kötülükleri iyilik, güzellik, doğruluk gibi değerlerle süsleyerek insanlara sunar.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14pt"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif">Şeytan insanları her an gözetler. En zayıf anlarını bulduğu an yakalar, tuzağa düşürmeye çalışır. Onların da kendisi gibi kötülüğü benimsemelerini ve batıl dininin organize ordusunun mensuplarının sayısını artırmak ister. Dünya hayatının geçici metaını süsler, çekici hale getirir, ahiret için çalışmanın çok zor ve sıkıntılı olduğu yönünde telkinler verir. Allah'ın emirlerini onlara zor, içinden çıkılmaz ve karmaşık göstermeye çalışır. İnsanlara beklemedikleri anlarda, beklemedikleri yönlerden pusu kurarak telkinlerini verir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14pt"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif">Şeytan, fısıldadığı kötü düşünceleri etkili kılmak için kişinin vicdanının devreden çıkması gerektiğinin bilincindedir. Bu nedenle gerçek kimliğini saklar ve verdiği telkinleri insanlara vicdanlarının sesiymiş gibi göstermeye çalışır. Bunun için kullandığı yöntem ise Allah'ın adını kullanarak yaklaşmaktır. Emrindeki ordusuyla birlikte insanları gözleyen şeytan, onların zayıf noktalarını, nelerin akıllarını karıştıracağını göz önünde bulundurarak çalışır. Vicdanen duyarlılık gösterilecek konuları, dini değerleri kullanarak insanları kandırır. Yaptırmak istediği kötü bir davranışı, onlara meşru ve normal göstererek, tam aksi bir ahlâka yöneltmeye çalışır. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14pt"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif">İnsanları, ibadetlerinin yeterli olduğuna, ellerinden gelenin en fazlasının bu olduğuna, güçlerinin bu kadarına yeteceğine inandırmaya çalışır. Diğer insanlarla kıyaslandığında çok üstün bir ahlaka sahip olduklarını düşündürerek onları gevşekliğe sürüklemeye gayret eder. Böylece insanların kendilerini beğenip müstağni görmelerine ve azgınlaşmalarına sebep olur. </span><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif">Bu duygu bedenini kapladığında insanın şuuru kapanır. Kişi şeytanlaşır, Deccalleşir, Firavunlaşır ve Nemrutlaşır. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><span style="font-size:14pt">İçinde Allah korkusunu taşıyan insanlar ise şeytanın bu oyunlarına gelmez, telkinlerine kanmazlar. Çünkü Rabbimiz, Kendisinden korkup sakınan kullarına, onları doğru yola ulaştıracak, doğruyu yanlıştan ayırmasını sağlayacak bir anlayış verir. Ve bu anlayış,</span></span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><span style="font-size:14pt"><strong> “Allah, iman edenlerin Velisi (dostu ve destekçisi)dir. Onları </strong></span></span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><span style="font-size:14pt"><strong>karanlıklar</strong></span></span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><span style="font-size:14pt"><strong>dan nura çıkarır; inkar edenlerin velileri ise tağut'tur. Onları nurdan </strong></span></span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><span style="font-size:14pt"><strong>karanlıklar</strong></span></span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><span style="font-size:14pt"><strong>a çıkarırlar. İşte onlar, ateşin halkıdırlar, onda süresiz kalacaklardır.&nbsp;</strong></span></span></span><strong><span style="color:#000000"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><span style="font-size:14pt">(Bakara Suresi, 257)</span></span></span></strong><strong><span style="color:#000000"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><span style="font-size:14pt"> </span></span></span></strong><span style="color:#000000"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><span style="font-size:14pt">ayetiyle bildirildiği üzere</span></span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><span style="font-size:14pt"><strong> </strong></span></span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><span style="font-size:14pt">samimi kulları şeytanın karanlık, batıl dininden uzak tutacaktır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14pt"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif">Allah bizleri tağutu velî edinmekten, şeytanın ordusuna dahil olmaktan, ona askerlik yapmaktan ve ona yancılıktan esirgesin.</span><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><strong> </strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify">…</p>

<p style="text-align:justify">“<span style="font-size:14pt"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><em>Beni ateşten, onu ise topraktan yarattın, ben ondan üstünüm!”</em></span><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"> diyerek Allah'ın emrine îsyan eden İblis gibi lânetlenmiş olan, kendi hayallerini gerçekleştirmek için dünyayı ateşe vermekten çekinmeyecek kadar kibirden gözü dönmüş bulunan eli kanlı Siyonist şeytanî kavim, tüm dünyanın gözleri önünde vahşet saçmaya devam ediyor. ‘Amalek’ olarak tanımladığı Filistinlilerin çoluk-çocuk, kadın-erkek, genç-yaşlı, hatta tüm canlıların bile öldürülmesinin, kendi uydurdukları tanrının emri olduğuna atıfta bulunarak soykırım uygulayan, şeytanın devlet suretine bürünmüş hali olan İsrail, tarih boyunca olduğu gibi bugün de aynı azgınlıkları gösteriyor. Eski Başbakan M. Begin'in İsrail Parlamentosunda yaptığı konuşmaya bakınız:</span></span></p>

<p style="text-align:justify">“<span style="font-size:14pt"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><em>Bizim ırkımız üstün ırktır; bizler bu dünyadaki tanrısal varlıklarız. Bizler böceklerin ırkı olan alt tabakanın ırkından çok farklıyız. Aslında, bizimkine kıyasla diğerlerininki ucubelerin ve hayvanların ırkıdır, en iyi ihtimalle sığırlarınki. Diğer ırklar insan dışkısı olarak itibara alınır. Bizim kaderimiz alt ırklara hükmetmektir. Bizim küresel krallığımız demir asalı liderimiz tarafından yönetilecek. Kitleler ayağımızı yalayacak ve kölelerimiz olarak hizmet edecekler.”</em></span><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"> (Amnon Kapelyuk, Begin ve Canavar, New Statesman, 25 Haziran 1982)</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><span style="font-size:14pt"><strong>Şeytan onları sarıp-kuşatmıştır; böylelikle onlara Allah'ın zikrini unutturmuştur. İşte onlar, şeytanın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz şeytanın fırkası, hüsrana uğrayanların ta kendileridir. (Mücadele Suresi, 19)</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 23 Jun 2025 22:58:27 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/2022/11/elif-e-bayraktar-1668007137.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Müminler Galip Gelir</title>
                <category>Elif E Bayraktar</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/muminler-galip-gelir-2444</link>
                <author>elif.alaca@hotmail.com (Elif E Bayraktar)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/muminler-galip-gelir-2444</guid>
                <description><![CDATA[Müminler Galip Gelir]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><strong>Kim Allah'ı, Resûlü'nü ve iman edenleri dost (veli) edinirse, hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah'ın taraftarlarıdır. (Maide Suresi, 56)</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif; font-size:16px">İnkârcılara işaret eden bir açıklamasında Said Nursi, bir Yahudi’nin cam parçalarını elmas fiyatıyla alması örneğini vererek, insanın dünyada geçici bir başarı elde ettiğini ifade eder. Bu sözler, hakikat ile aldatmacayı ayırt etmenin önemini vurgular.</span></p>

<p style="text-align:justify"><em>"Hem senin dünyaca muvaffakıyetin, elmasçı ve divane olmuş bir Yahudi’nin cam parçalarını elmas fiyatiyle aldığı gibi; sen de küçücük, kısacık bir zamana, bir hayata, uzun ve daimî ve geniş bir hayatın fiyatını verdiğin için, elbette o had dairesinde galebe edersin. Bir dakikaya bir sene kadar şiddetli hırs, muhabbet, intikam gibi hissiyatla müteveccih olduğun için, ehl-i diyanete muvakkaten tefevvuk edersin."</em></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif; font-size:16px">Söz konusu cam parçaları, dünyevi çıkarlardır. Dünya malı, gösterişli olsa da geçicidir; ahiret nimetleri ise ebedidir. Dünyanın süsüne kapılıp ahireti unutmak, cam parçalarını elmas sanmak gibidir.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif; font-size:16px">Cam, elmasa benzeyebilir ama hiçbir zaman onun değerinde olamaz. Eğer birisi camı elmas gibi tanıtıp satarsa, kandırdığı kişiler ancak aldananlardır.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif; font-size:16px">Ancak münafık, karşılığını çok büyük bedel ödeyerek, elmas fiyatıyla öder. Allah'ın hoşnutluğunu ve sonsuz ahiretini yitirerek!.. Küçücük, kısacık bir zamana, bütün bir hayatını heba eder. Münafık ve müşrik, küfürle ittifak halinde olduklarında üstün gelirler. O yüzdendir ki büyüklenir, enaniyet yaparlar.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif; font-size:16px">Toplum mikrobu münafıkların, sırtlarını küfre dayayarak elde ettikleri başarı gerçekte yenilgidir. Onların elde ettikleri her şey, hazırladıkları her oyun mutlaka aleyhlerine döner.</span></p>

<p style="text-align:justify"><strong><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif">Münafıklar, kimi zaman müminlerin felaket haberlerini dışarıdan beklerler. Müslümanlara yapılacak bir saldırı, bir hakaret, bir oyunu sadece uzaktan izler; dışarıda oldukları için de kendilerini güvende görürler. Müslümanlar o göğüs göğüse mücadelede galip geldiğinde haset ederler ancak Müslümanlara bir saldırı olduğunda haz alır</span></strong><strong><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><em>, “Allah bizi korudu”</em></span></strong><strong><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"> derler. Ailelerine, kendilerine, mallarına zarar gelmediği için heyecanla olayı seyreder, onların arasında olmadığı için müthiş sevinir ve çok akıllı olduklarını düşünürler.</span></strong></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif; font-size:16px">Kimi zaman da münafık, “bir dakikaya bir sene kadar şiddetli hırs, muhabbet, intikam gibi hislere yönelmiş olduğu" için, dindar insanlara geçici de olsa üstün gelir. Müslümanlara tuzak kurar, oyuna getirir. Aklı, ruhu, kalbi, duyguların yüksek ve yüce görevlerini bırakıp, alçak nefsin ve pis hevesin rezil işlerine ortaklık ve yardım ettiklerinden, mücadelede üstünlük elde eder.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif; font-size:16px">Ve Üstadın sözlerinin devamındaki gibi, "zahirde daha sevimli görünür". Allah bir anda belasını vermez. Ancak Allah, ona verdiği imkân, çocuk ve mallarla, canının azap içinde çıkması için bunu yapar. O rahatlık içinde yaşam sürer; inkârcılar onu sevimli görür ve destek olurlar.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif; font-size:16px">Küfür, geçici de olsa kazandığı sonuçla Müslüman’ın Cennetine, kendisinin ise Cehennemine vesile olur. Müslümanın zorluk çekse de ecrinin artmasına, derecelerinin yükselmesine vesile olur. </span><strong><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif">Münafıklar, müminlerin kıymetini artırmak için özel yaratılmış bir gruptur. Allah, onlarla kıyaslayarak müminlerin değerini insanlara gösterir. Münafık, müminin zihnini açar, mücadele azmini ve çabasını artırır; onu hareketli canlı, kararlı ve şevkli tutar. Münafıklar müminler için adeta nimettir, onları gördükçe güzel ahlakın, sevginin, dostluğun önemini daha iyi anlarlar.</span></strong></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif; font-size:16px">Küfrün kurduğu tuzak –Allah’ın dilemesiyle-daha baştan bozuktur. Onlar sonucun kendilerine başarı getireceğini düşünürlerken, müminler galip gelmiştir.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif; font-size:16px">Bu, müminlerin zaferidir; Rahmanidir. Münafığın, müşriğin, küfrün zaferi şeytanidir; geçicidir, sonunda kayıp vardır. Dahası münafık cehennemin en alt tabakasına gider ki bu en büyük kayıptır.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif; font-size:16px">Kısacası: hakikatleri iyi ayırt etmeli ve gerçek elmasın peşinde olmalı.</span></p>

<p style="text-align:justify"><strong>O halde gevşemeyin ve üzülmeyin. Eğer gerçekten müminseniz, her zaman en üstün sizsiniz.</strong></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><strong>(Al-i İmran Suresi, 139)</strong></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 09 Jun 2025 12:30:18 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/2022/11/elif-e-bayraktar-1668007137.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>CHP’nin Geleceği</title>
                <category>Mustafa ALBAYRAK</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/chpnin-gelecegi-2443</link>
                <author>mustafa@teknikelektrik.com (Mustafa ALBAYRAK)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/chpnin-gelecegi-2443</guid>
                <description><![CDATA[CHP’nin Geleceği]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Neden diyoruz ki CHP’den bu ülkeye hayır gelmez?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Kısa kısa bakalım mı?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Yönettikleri daha doğrusu yönetemedikleri belediyelerde en ağır işlerde çalıştırdıkları işçilerin maaşlarını veremeyenler, onları grev grev sokaklarda hak arama peşinde süründürenler, tüm ülkeyi, maliye ve hazineyi nasıl yönetecekler?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bir kulüp başkanımız 2011 de şike operasyonları sürerken “Maç satan futbolcu yarın karısını da satar” diyerek çok ağır iddia da bulunmuştu!</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Şimdi CHP’de bundan daha ağır iddialarla karşı karşıya olan sözde siyasetçiler var !</span></p>

<p><span style="font-size:16px">CHP’li delegeler iradelerini Eko Suç Örgütüne mi sattılar?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">İddialar çok vahim!</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bilhassa CHP’nin bizzat içinden gelen ifşa ve itiraflar da oy kullanacak olan delegelerin mal gibi alınıp satıldığı bunların resim, video, bilgi belge ile sabit olduğu TV’lerde açık açık konuşulmaktadır!</span><br />
&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin yönetime geldikleri şehir ve kasabalarda herhangi bir hizmet ya da ahalinin faydasına olacak bir icraat ya da faaliyet yoktur…</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Belli miktarlarda ama çokmuş gibi yaparak çorba, süt ve yemek verdiklerini reklam panolarında gözlere sokarak algı üretmekten başka yaptıkları hiç bir faaliyet yok...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ha bir de çok iyi konserler ve müzik faaliyetleri yapıyorlarmış!<br />
Emsallerinin en az elli katı fiyatına şarkıcı türkücü veya dansöz getirip günlerini gün etmekle meşguller…</span></p>

<p><span style="font-size:16px">5 milyonluk programlara 50 milyon yada 100 milyon lira para ödeyerek Ağustos böcekleri gibi cır cır ederek günlerini gün etmekle meşguller…</span><br />
&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Netice!</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Sadece bu üç maddeye bakarak dahi böyle bir partinin değil tüm ülkeyi bir kasabayı ya da köyü dahi idare edemeyeceklerini düşünmemek mümkün mü?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">İşçisinin hakkını vermeyip sokaklarda süründüren, bazı parti delegelerinin pavyonlarda mal gibi alınıp satıldığı iddia edilen, rüşvet, irtikap ve yolsuzluk iddialarının ayyuka çıktığı bir parti sizce de bu ülke de iktidar yüzü görür mü?</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 30 May 2025 22:45:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-cbf512ba8b900dab626b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yeni Ve Özgürlükçü Anayasa Mümkün mü?</title>
                <category>Mustafa ALBAYRAK</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/yeni-ve-ozgurlukcu-anayasa-mumkun-mu-2442</link>
                <author>mustafa@teknikelektrik.com (Mustafa ALBAYRAK)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/yeni-ve-ozgurlukcu-anayasa-mumkun-mu-2442</guid>
                <description><![CDATA[Yeni Ve Özgürlükçü Anayasa Mümkün mü?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Macaristan seyahati dönüşünde uçakta gazetecilere yaptığı açıklamada, Türkiye’nin darbe anayasaları ile yönetilmemesi gerektiğini bir kez daha tekrar etti.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Aynı fikirdeyiz, hem de milletin kahır ekseriyeti olarak.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Pekala neden değiştiremiyoruz bu darbe anayasasını?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Biraz kafa yoralım mı?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bir defa en son söyleyeceğimi bidayette ifade edeyim ki; inşallah yanılmayı temenni ederek kanaatim şudur, biz asla yeni bir anayasa hele hele de sivil ve özgürlükçü bir anayasa </span><strong>ya-pa-ma-yız!</strong></p>

<p><span style="font-size:16px">Bu kadar da iddialıyım…</span></p>

<p><span style="font-size:16px">İnşallah da yanılırım…</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Peki bu kanaate nereden ve nasıl vardım ?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Cumhuriyet tarihimizde hiç sivil anayasa hele hele de özgürlükçü bir anayasa yapamadığımızdan mı?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Eh bunu biraz sebepler arasında sayabiliriz ama asla tek ya da temel sebep değil.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Çünkü Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde ki Ak Parti iktidarları nice ilkleri başarmış ve tarihteki altın yerini almıştır…</span></p>

<p><strong>O zaman sivil ve özgürlükçü bir anayasayı milletimiz mi istemiyor?</strong></p>

<p><span style="font-size:16px">Yooo!</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Başta da söylediğim gibi milletimizin kahir ekseriyeti, böyle bir anayasaya şayet kendisine sorulursa destek verir…</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ama hiç sorulmamış ki?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Diyebilirsiniz ki 1961 ve 1982 anayasalar referanduma götürüldü ve onaylandı.</span></p>

<p><strong>Hayır! O yasaları millet ya da vekili olan meclis yapmamıştı!</strong></p>

<p><strong>Darbecilerin hazırladığı anayasalar silah ve dipçik zoruyla millete zorla onaylatılmıştı …</strong></p>

<p><span style="font-size:16px">Bizim millet tarafından seçilmiş meclislerimizin anayasa yapma gibi bir alışkanlığı ya da kültürü yoktur.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bu durum, taa 1876 Kanuni Esasi’den, 1921 Teşkilat-ı Esasiye’ye 1961 Anayasasından 1982 Kenan Evren Anayasasına kadar hep böyle olmuştur…</span></p>

<p><strong>Milat olarak 29 Ekim 1923’ü alırsak Cumhuriyet tarihimizde üç tane anayasa yapılmıştır.</strong></p>

<p><span style="font-size:16px">Bunlardan ilki olan 1924 anayasasında Mustafa Kemal Paşa hayatta ve Cumhurbaşkanı idi…</span></p>

<p><strong>Onun başında bulunduğu Büyük Millet Meclisinin yapmış olduğu anayasayı, 1960 darbesi ile dönemin darbeci faşistleri bu anayasayı ilga etmişler ve yerine 1961 anayasasını getirmişlerdir.</strong></p>

<p><strong>1961 Anayasasını da başka bir askeri darbeci faşist grup General Kenan Evren liderliğinde ilga edip yerine 1982 anayasasını ikame etmişlerdir.</strong></p>

<p><strong>Bizzat Atatürk’ün başında bulunduğu meclis tarafından yapılan 1924 Anayasasında halka herhangi bir dayatma Atatürk ilke ve inkılapları ya da altı ok şeklinde ibareler yoktu.</strong></p>

<p><span style="font-size:16px">Bu tip dayatmalar Atatürk’ün vefatından sonra ve bilhassa 1961 ya da özellikle 1982 anayasaları ile birlikte hukuk literatürümüze ve hayatımıza girmiştir…</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Biz milat olarak Cumhuriyet’in kuruluşunu aldık…</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Şayet yeni devletimizin kuruluşunu meclisin ilk toplandığı gün olan 23 Nisan 1920’yi Milat olarak alırsak o zaman yeni dönem ilk anayasamızda 1921 Anayasasıdır…</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Yani Türk İstiklal Harbi devam ederken Gazi Meclisimizin mebusları aynı zamanda kısım kısım cephelerde savaşırken meclis anayasa yapmıştır.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bu anayasada da hiçbir dayatma ve insanlara yaşam tarzı dikte ettirme olmamıştır.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Yani 1921 anayasası da gayet özgürlükçü bir anayasa idi …</span></p>

<p><strong>Yaygın bir kanaat olarak 1961 Anayasasının özgürlükçü bir yapıda olduğunu bilhassa bizim batıcı solcularımız çok iddia ederler…</strong></p>

<p><span style="font-size:16px">Bu çok yaygın ama asla gerçekçi bir iddia değildir…</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bir defa 1961 Anayasası milletin seçmiş olduğu meşru başbakanı asarak yine milletin seçmiş olduğu Cumhurbaşkanı da diğer bakanlarla birlikte hapse atarak cuntacı bir grup tarafından o günkü piyonlarına hazırlatılmıştır!</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Sözde hukukçu diye bilinen isimlerinin önünde ordinaryüs veya profesör gibi afilli unvanlar bulunan ama hepsi darbe çığırtkanı ve milli iradenin temsilcisi şehit Başbakan Adnan Menderes ve arkadaşlarının katilleridir.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Aldıkları Amerikancı destek ve gladio yapılanmalarıyla attıkları iftiralarla Türk Silahlı kuvvetleri içindeki bir avuç albaylar Cuntasını harekete geçiren bu kara cübbeli sözde hukukçu azınlığa bırakın anayasa yaptırılmayı omlet bile yaptırılmazdı…</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bu anayasa döneminde yani 1980 darbesine kadar onlarca milletin kurduğu parti kapatılmış suçsuz insanlar darağacına gönderilmiş insan hakları namına ne varsa ayaklar altında çiğnenmiştir …</span></p>

<p><strong>1982 Anayasası ise yine Amerikancı darbeci faşist generallerin gözetiminde onlara uşak olmuş sözde hukukçular tarafından yazılmış insan hak ve hürriyetlerini çiğnemeyi zorunluluk haline getirmiş faşist bir sözleşmedir…</strong></p>

<p><span style="font-size:16px">Aleyhine en çok konuşulan hiç kimsenin müspet tek bir cümle kurmadığı </span><strong>Kenan Evren ve arkadaşlarının bu anayasası çok ilginçtir ki Atatürk’ün anayasalar</strong><strong>ın</strong><strong>dan bile daha fazla korumaya alınmış bırakın değiştirilmesini değiştirilmesi teklif dahi edilmeyecek maddelerle doldurulmuştur.</strong></p>

<p><span style="font-size:16px">40 yamalı bohça olduğu halde hiç kimse Kenan Evren ve darbeci arkadaşlarının hazırlattığı bu anayasanın maddelerini değiştirmeyi dahi teklif edememektedirler.</span></p>

<p><strong>Şimdi diyeceksiniz ki 40 yamalı bohça ise nasıl değiştirilmemiştir?</strong></p>

<p><span style="font-size:16px">O değiştirilenlerin hiçbirisi temel insan hak ve hürriyetleri ile ya da ülkemiz demokrasisine farklı teklifler getirecek olan maddeler değildi!</span></p>

<p><strong>Hem özgürlükçü bir anayasa istiyorum diyeceksiniz hem de anayasada değiştirilmez ilkeler vaaz edeceksiniz…</strong></p>

<p><span style="font-size:16px">Nihayetinde birkaç darbecinin hazırladığı kul yapısı bir anayasayı başka insanların değişiklik tekliflerine kapalı tutacaksınız.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Evet bunu mümkün kılabilirsiniz ama özgürlüklerden bahsedemezsiniz artık…</span></p>

<p><strong>İşte benim ümitsiz olduğum taraf budur.</strong></p>

<p><strong>Anayasanın değiştirilemez ilkelerini içeren maddeler, önceki üç anayasamızda olmamasına rağmen, 1982 Kenan Evren anayasası ile birlikte milletimizin hayatına girmiştir…</strong></p>

<p><span style="font-size:16px">Ve bu değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddelerin konuşulması dahi yasak gözükmektedir.</span></p>

<p><strong>Kabul, bu da bir görüştür ama özgürlükçü değildir!</strong></p>

<p><strong>Totaliterdir…</strong></p>

<p><strong>Totaliter kuralların işlediği sözde hukuk sistemlerinde ise özgürlükten bahsedilemez…</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 24 May 2025 22:50:39 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-cbf512ba8b900dab626b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ölüler İçin Ateşkes!</title>
                <category>Mustafa ALBAYRAK</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/oluler-icin-ateskes-2441</link>
                <author>mustafa@teknikelektrik.com (Mustafa ALBAYRAK)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/oluler-icin-ateskes-2441</guid>
                <description><![CDATA[Ölüler İçin Ateşkes!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Ölüler için ateşkes ilan etmeye ne dersiniz ?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bu da ne demek diyebilirsiniz haklı olarak …</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ölüm Allah'ın emri...&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ölüler üzerinden birbirimizle savaşmayalım...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">İnsanlar birbiri ile diriyken ayakta, canlı, hür ve güçlüyken kavga edebilmeliler...</span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px">Ölüye saldırmak acizliktir...</span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px">Haa ! Ölü de eleştirilebilir...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ama geberdi denmez. Tabutu kalkmadan kendisine ve ailesine hakaret edilmez...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Efendim ''Camiiye getirmeyin demiş benim cenazemi ! ''</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Tamam camiiye getirilmemesini hatırlatabilirsiniz...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“ Şu şu şu tarihlerde ki konuşmaları bizm itikadımıza aykırı idi... “&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Tamam bunlar söylenir...</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>"İyi bilmezdik ya da hakkımı helal etmiyorum"</strong> da denilir...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ama tahkir, taciz ve tahrik edici konuşmaları ölüler için yapmayalım...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Canınız karşı düşünceye sövmek mi istiyor ?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bir sürü yaşayan o düşünce de insan var !</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Onlarla yapın kavganızı...</span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px">Ölüye hakaret etmeyelim.</span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px">Hoş diriye de etmeyelim ama ölüye hiç mi hiç etmeyelim...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Kim olursa olsun...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Hele de cenazesi kalkmadan yapmayalım bu hareketleri...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Rahmet okumak dua etmek mecburiyetinde değiliz..</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Lakin ki<strong>mseye öldüğü gün sövmeyelim artık...</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Hasta olunca da hatta hapise girince de...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Başta söylediğim gibi ...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Aynı insanla diri iken insanca tartışmayı bilmeliyiz...</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 03 Apr 2025 10:12:56 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-cbf512ba8b900dab626b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Allah\&#039;ın İşaretleri</title>
                <category>Elif E Bayraktar</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/allahin-isaretleri-2440</link>
                <author>elif.alaca@hotmail.com (Elif E Bayraktar)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/allahin-isaretleri-2440</guid>
                <description><![CDATA[Allah\'ın İşaretleri]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Allah, insanların Kendisine yönelmeleri için çeşitli olaylar yaratır; böylece Kendisini hatırlatır. Sıkıntılar, zorluklar da hep bu hatırlatmalardandır. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Zorlu zamanlar, gaflet halimizi fark etmemiz için bize tanınan büyük fırsatlar. Çünkü bu sıkıntı anlarında aczimizi anlarız. Ardından vicdanımızın sesini dinlediğimizde ise, hatalarımızı görüp, düzeltmeye çalışırız. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Allah'ın üzerimizdeki merhametidir; zor zamanlarda nefsimizin sesini pek duyamayız. Geveze olan, bencil tutkularının doyurulmasını bekleyen nefsimiz değil, vicdanımızdır. Kendimizi böylece Allah'a daha yakın hisseder, daha gönülden O'na yöneliriz. İsabet eden musibeti Allah'tan başka üzerimizden kaldıracak güç yoktur. Bunun bilincinde olmak, bizi Allah'a daha yakın kılar. Ancak önemli olan, sıkıntı sona erdiğinde, gaflet içindeki yaşama geri dönmemektir. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Doğal felaketler bize aczimizi, hiçbir şeye güç yetiremediğimizi hatırlatır. Korku veren bu olaylar karşısında Allah'ın sonsuz gücünü ve ilmiyle her şeyi nasıl kuşattığını anlarız. Korkulması gerekenin yalnızca Allah olduğunu ve O'nun azabından emin olamayacağımızı kavrarız. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">İnsan, Allah'tan uzak yaşıyor bile olsa felaket anında yaşadığı korku, şuurunu açar ve üzerindeki gaflet örtüsünü aralayarak, gerçekleri görmesine vesile olabilir. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Gafletten kurtulabilmek için mutlaka başımıza bir musibet gelmesini beklememeliyiz. Çevremizdeki insanların yaşadığı zorlu olaylar ya da bir başka yerde yaşanan doğal felaketler de uyarıcı olmalı. Bu uyarıları önemsemeli, aynı olayın bizim başımıza da gelebileceğini düşünmeliyiz. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Gazze’de ve bugün artık tüm Filistin toprağında İsrail’in kardeşlerimize uyguladığı her gün şiddetini artırarak devam eden soykırımı, çocuk, kadın ve yaşlı ayrımı yapılmaksızın topyekûn bir halkın hunharca hedef alındığı tüm temel insanî haklarının kasten ve insafsızca engellendiği bu insanlık dışı katliamı işleyenlere ve destekleyenlere karşı durmak hepimizin üzerine insanî, ahlâkî, vicdanî ve dinî bir görevdir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ülkemizin de içinde bulunduğu çevre başta olmak üzere dünyada yaşananlara dikkati çekerek ifade ettiği gibi; <em>"Adeta bir ateş çemberinin ortasındayız… Kuzey Afrika'dan Güney Asya'ya dost ve kardeşlerimizin yaşadığı her yerde kalplerin ve gözlerin aradığı o beklenen biz olacağız. Filistinli kardeşlerimizin İsrail zulmünden kurtarılması, Gazze'de tüm dünyanın gözleri önünde işlenen katliamların durdurulması da bizim boynumuzun borcudur. Filistin topraklarının dört bir yanında çocukları, anneleri, masumları öldüren katillerin; mazlumların malını çalan hırsızların yakasından yapışmak bizim insani vazifemizdir. Bu ahlaksız, vicdansız, alçakça katliamı yapanları destekleyenlerin yüzlerine gördüğümüz her yerde suçlarını haykırmak da tarihe karşı sorumluluğumuzun bir gereğidir. İlk kıblemiz Mescid-i Aksa'yı içinde barındıran Kudüs-ü Şerif'in diğer inançların mensuplarının da haklarını gözetecek şekilde mahremiyetini korumak manevi görevlerimiz arasındadır."</em></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Yaşananlar sadece Filistinlilerin değil hepimizin imtihanı. Çaresiz kalmış insanların durumlarına yalnızca üzülmek yerine, bunların aynı zamanda bizim de imtihanımız olduğunun, nerede durduğumuzun ve adımlarımızın sabit olup olmadığının farkına varmalı. Zor zamanlar Allah'a olan yakınlığımızı, bağlılığımızı, gayret ve mücadelemizin samimiyetini, sabır ve tevekkülümüzü ispat edebileceğimiz değerli zamanlardır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Rabbimiz yarattığı zorlu olaylarla, dünyaya tutkuyla bağlı olan kullarını uyarıyor. Allah’ın hiçbir şeyi boşuna yaratmadığını, daha da şiddetlilerini yaratmaya gücü yeten olduğunu anlamamız lâzım. Dünya yalnızca imtihan amacıyla yaratılmış bir mekân. Bugün her durumda hakkı ve sabrı tavsiye edip Allah’ın tarafında duranlar yarın asıl yurtta kazançlı olacaklar.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Dolayısıyla Allah’ın işaretlerini dikkatle ve açık şuurla takip edelim; O, şahit olduğumuz hiçbir kareyi boş ve amaçsız yaratmaz.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 17 Mar 2025 05:26:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/2022/11/elif-e-bayraktar-1668007137.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çatal\&#039;ın Sofrada Hayatımıza Girişi</title>
                <category>Bekir BAŞYURT</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/catalin-sofrada-hayatimiza-girisi-2439</link>
                <author>bekirbasyurt@hotmail.com (Bekir BAŞYURT)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/catalin-sofrada-hayatimiza-girisi-2439</guid>
                <description><![CDATA[Çatal\'ın Sofrada Hayatımıza Girişi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px">Tabaktan aldığımız yiyeceği ağza taşımakta çataldan çok daha kullanışlı olan ve binlerce yıldır kullanılan kaşık varken, ne oldu da çatal yaşamımızın vazgeçilmez bir parçası oluverdi..</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:18px">İnsanoğlu o zamana dek çatalı keşfetmemiş ve kullanmıyor değildi..</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:18px">Roma İmparatorluğu zamanında iki dişli çatallar çeşitli yiyecekleri ateşte çevirmek, minicik kürdan benzeri çatallar kabuklu deniz hayvanlarının içini çıkarmak, minik ve uzun iki dişli çatallar derin kavanozlardan yiyecekleri yakalamak için Romalı asilzade zenginler tarafından kullanılmaktaydı..</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:18px">17. yüzyıla dek, bugün kullandığımıza benzer çatallar İtalya dışında ‘garip’ bulunuyordu..</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:18px">İtalyanların, 1075’te Venedik Doçu Domenico Selvo ile evlenen Romalı Prenses "Theodora Doukaina' vasıtasıyla tanıştıkları çatalı bu kadar benimsemiş olmalarının bir nedeni, makarna ve şehriyenin o zaman bile çok sevilen yiyecekler olmasıdır..</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:18px">Theodora, 1081'de I. Aleksos Komnenos adıyla Doğu Roma İmparatoru olarak tahta çıkacak Aleksos'un kız kardeşiydi..</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:18px">Zengin Roma saraylarında şaşaalı bir yaşama alışkın olan Theodora, süslü ve gösterişli bir kadındı..Her gün parfümlü sularla banyo yapar, makyajı için saatler harcardı. Konstantinopolis'ten Venedik'e gelirken, yanında sandıklar dolusu değerli taşlarla bezeli muhteşem kıyafetler getirmişti. Yeni evinde de gardırobunu zenginleştiriyor, bunları özenle giyip tepeden tırnağa parfümlere bulanarak gün boyu sarayda salınıyordu..</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:18px">Theodora, o dönemde Roma sarayına göre fazla gösterişli olmayan Venedik sarayı halkı için de son derece dikkat çekici bir kişilik olmuştu. Mücevherleri ve giysileri öylesine abartılıydı ki, sofraya oturduğunda kollarını oynatmakta zorlanıyordu..</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:18px">O dönemin yemek yeme biçimine uygun olarak, tabaktan aldığı yiyecekleri eliyle ağzına götürmesi de bu yüzden imkânsızdı. O da bu iş için özel olarak yapılmış, iki dişli, som altından uzunca bir alet kullanıyordu..</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:18px">Batıda ilk kez Venedik'te, Konstantinopolis'ten gelen Dogu Romalı Prenses Theodora tarafından kullanılan bu alet "çatal"dı..</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:18px">Çatal, aslında Roma sarayına ilk kez gelin gelen, Hazar Prensesi "Çiçek" tarafından, çeyiz olarak getirilmişti. Roma tarihinde "Çiçakyon" olarak anılan bu Türk hanımı sayesinde de Roma asilzada sofralarında yayılmıştı..</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:18px">Her hareketiyle ilgi odağı olan Theodora, bu alışılmadık sofra adabıyla da hayli dikkat çekmiş, ünü dilden dile dolaşır olmuştu.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Venediklilere Theodora'nın elle yememesini şımarıklık olarak değerlendiriyor, prensesi kuşkucu olmakla suçluyorlardı..</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:18px">Theodora, bir süre sonra beklenmedik biçimde, deri yoluyla bulaşan bir hastalık nedeniyle ölünce de onun tanrı tarafından cezalandırılmış olduğuna hükmettiler. Ama, zamanla sofralarında "kuşkucu" Theodora'nın çatalına benzer bir alete yer vermekten de kaçınamadılar..</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:18px">İtalyanca'da çatal "forchetta" olarak adlandırılıyor. Bu kelime, Latince yaba/çatal anlamına gelen "furca" veya "forcone" kelimesinden türemiş. Ancak, İtalyanca'dan hayli farklı olan Venedik diyalektinde, asırlardan beri çatalın çok değişik bir adı var; 'piron'..Aynı kelimenin Yunanca'da da bulunması, Venedikliler ile aralarındaki güçlü ticaret bağlarına işaret ediyor olmalı..</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:18px">Aslında, birbirine iliştirilmiş iki çubuğu tanımlayan bu kelime, İtalyanca'da "pirone" olarak kullanıldığında bir kaldıracı belirttiği gibi, "pirron/pirronista" şeklinde kullanıldığında da kuşkucu anlamına geliyor..</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:18px">Bu, akıllara şunu getiriyor: Venedik'in Bizanslı gelini Theodora'ya takılan lakap, asırlardan beri sofraların as elemanı olan çatala, her iki dilde de "piron" denmesine yol açmış olabilir..</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:18px">Çataldan önce ‘punteruolo’ denen tek dişli bir biz kullanılıyor, kaygan ve uzun makarnalar iki ve üç dişli çatallarla yakalanıyordu. Böylece "çatal", makarna ile başlayan bu alışkanlıkla tüm yiyecekler için sofradaki yerini aldı..</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:18px">1608’de İtalya’ya yolu düşen İngiliz seyyah Thomas Coryat, İtalyanların eti bıçakla keserken yerinde tutmak için minik bir çatal kullandıklarından bahsetmiş. Önceleri garip gelse de, İngiltere’ye döndüğünde yeni alışkanlığını devam ettirdiği için yakın arkadaşları ona şakayla karışık Lucifer isminden bozma “Furcifer”(Çataltutan) ismini takmışlar..</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:18px">1610’da şair Nicholas Breton, “Ağzımıza ekin atmıyoruz, et yemek için çatala ne hacet!” diyerek çatal kullanmayı pek erkekçe bulmadığını belirterek, bunu küçümsemiştir..</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:18px">1700’lü yıllara gelindiğinde, çatallar neredeyse Avrupa’nın tamamında kullanılır olmuştu. Yeni sofra adabı, artık elleri yemekle kirletmemeyi bir kibarlık göstergesi sayıyordu. Çatal zenginlerin sofra takımlarında kendine yer edinmişti ama bıçak ve kaşıklar hâlâ çok daha fazla satılıyordu..</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:18px">Çatalın yaygınlaşması, porselen düz tabakların eski çanakların yerini alması ile aynı zamana denk düşer. Yayvan tabaklar ve çatal-bıçak kullanarak kibar yemek yeme adabı zirveye Kraliçe Victoria döneminde ulaştı..</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:18px">O döneme gelene dek, bıçak, çatal ve kaşık son derece kişisel eşyalar sayıldığından herkes kendi takımını yanında taşıyordu..</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Sadece kendi evlerinde değil, misafirlikte ve seyahat sırasında konakladıkları hanlarda da kendi takımlarını kullanıyorlardı. Bu takımlar deriden bir kılıf içinde, bıçak ve çatalın sapları kendi üzerine katlanarak batmasını engelleyecek şekilde yapılıyordu..</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:18px">Çatalın kaşık ve bıçak kadar yaygın kullanıma girmesiyle birlikte zengin sofralarında bir ‘çatal korkusu’ oluştuğundan da söz etmek gerekir. Tabağın yanına dizilen çeşitli çatallardan hangisinin neyi yemekte kullanılacağını bilmek de, önemli bir sofra kültürü göstergeydi..</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:18px">Gerçek aristokratlar, çatal yerine ne zaman parmaklarını kullanacaklarını iyi bilirlerdi. Parmaklar kraker, minik turplar, çilek ve zeytin yerken kullanılmalıydı. Kendini asilzade olarak yutturmaya çalışan birinin, Kardinal Richelieu ile yemekteyken zeytine çatal batırması üzerine kendini ele verdiği söylenir. Bunların dışında kalan tüm yiyecekler için en kibar yemek yeme şekli çatalla olandı..</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:18px">Çatal bıçağa göre daha tehlikesiz, kaşığa göre daha temiz ve yetişkin işi olarak görülmeye başlanmıştı. 1900’lerin ortalarında İngiliz zengin sınıfı arasında bir dönem moda olan ‘çatallı’ öğle veya akşam yemekleri bıçak ve kaşığı tamamen devre dışı bırakmıştı..</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:18px">İngiliz sofra adabının kuralları, yemeğin sonuna dek çatal ve bıçağın elden bırakılmamasını öğütlüyordu. Bu arada Amerikalılar da bıçağı sağ elle tutup tabaktaki tüm yemeği küçük parçalara bölerek, sonra çatalı sağ ele alıp tabakta ‘zikzaklar çizerek parçaları toplamayı kibar buluyorlardı..</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:18px">Bugün çatal yemek kültürümüzün o kadar değişmez bir parçası olmuştur ki Karl&nbsp; Marx Gründrisse’de “Çatal ve bıçakla yenen pişmiş etle doyurulan açlıkla..elle yenen çiğ etle doyurulan açlık farklıdır,” diye yazma gereği duymuştur. Artık, sofralardaki boy boy çatallar.. salt nasıl yediğimizi değil.. neyi yediğimizi de değişikliğe uğratmıştır, desek yanlış olmaz..</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 17 Mar 2025 05:21:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/2023/02/bekir-basyurt-1676280356.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Savaşlar, Artık İnsan Beyninin İçinde Yapılıyor</title>
                <category>Bekir BAŞYURT</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/savaslar-artik-insan-beyninin-icinde-yapiliyor-2438</link>
                <author>bekirbasyurt@hotmail.com (Bekir BAŞYURT)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/savaslar-artik-insan-beyninin-icinde-yapiliyor-2438</guid>
                <description><![CDATA[Savaşlar, Artık İnsan Beyninin İçinde Yapılıyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:13.0pt"><strong>"İnsan vücudu bir elektro-kimyasal sistemdir ve artık bunu etkileyecek bir mekanizma geliştirilmiştir. Bu mekanizma ile artık insanların beynindeki normal elektromanyetik dalgaların seyri sekteye uğratılarak, insanların davranışları yönlendirilerek değiştirilebilmektedir. Uzun süreli veri operasyonları ile beyne kendi algı sensörleri olan göz, kulak, burun gibi iletişim merkezlerinden, bu parazit yönlendirme mesajları ulaştırılarak, artık insanlar "Biyorobot" bir türe doğru evrimleştirilebilmektedirler."</strong> Microway bilim dergisi editörü Luis Slizen..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:13.0pt">İnsan; etten, kemikten ve karar alıp verip uygulamaya koyan ana komuta merkezi beyinden yönetilen ALLAH(c.c)'ın yarattığı en güzel mahlûkat. ALLAH aklı yarattığında senden daha sevimli bir şey yaratmadım, demiştir. Beyin ise bilinmeyen ve son yetmiş yıldır keşfedilmeye çalışılan bir bilinmez muamma. Bilim adamlarının tespitlerine göre biz beynin ancak %10-15'lik bir kısmından tam verimli faydalanabiliyoruz. İnsan beyni hiç durmadan çalışan bir mükemmel bir makina. Tüm vücuda hakim ve tüm vücuttan veri akışı daima var. Tam bir çalışma manyağı diyelim, hatta biz uyur iken bile harıl harıl çalışıyor. Gereksiz verileri temizliyor, uyku ve rüya ile kendini topraklayıp, nötrleyip, yükünü azaltıyor ve artık sabah daha diri ve hızlı çalışabiliyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:13.0pt">Göz, kulak, burun, ağız, dil, deri velhasıl tüm beden her an beyne sinirlerdeki elektrik dalgası ile veri yolluyor, tam bir bombardıman ama beyin daima aç, aç, aç. Hiç veriye doymuyor. Bu verileri elektrik ışık hızında tahlil edip, istifliyor, ya ön belleğinde saklıyor ya da anında tepki verip komut veriyor. Yani beyin bu sensörleri ile etrafındaki her şeyden haberdar ama siz sadece o an sizin için gerekli olanlardan haberdarsınız. Tıpkı bilgisayarlardaki gibi bir ön bellek var, kullanılmayanlar burada depolanıp, siz bilmeseniz de alt bellekte beyin tarafından kullanılıyor. İşte bu daima aç olan insan beynini artık tüm dünya istihbarat örgütleri keşfetti ve sizin kullanamadığınız beynin bu kısımlarını kendi emelleri için kullanıyorlar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:13.0pt">Eskiden soğuk savaş ve sonrasında Hollywood filmleri ile gizli bir propaganda savaşı vardı; Amerikan şortlu daima kazanan Rocky, kötüleri yok eden Rambo, uzaydan gelen kötüleri yok eden kaslı çocuk Arnold. Bunlar, ilk beyne yapılan saldırılar idi. Sonrasında bununda yetersiz olduğu. İlahi programcı ALLAH(c.c)'ın yarattığı beynin daha, daha mükemmel olduğu ve çok çok güçlü olduğu keşfedildi. Eğer rakibiniz bu mevcut gücün farkında değil ise biz niye o gücü kendimiz düşmana karşı kullanmayalım mantığı gelişti. Tıpkı grekoromen güreşte; karşı taraf olan rakibin kontrol edemediği kendi gücü ile! Rakibini çevik vücut hareketleri ile alt etmek gibi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:13.0pt">Beyin hep aç ve veri istiyor, fark etmeseniz de alt belleğinizde tüm verileri tespit edip, depolayıp, kullanıyor. İlk ekranlarda propaganda türü Hollywood filmleri ile başlayan bu çalışma, sonrasında göze yönlenen 1saniyede geçen 24 kareye bir +1.. 25.kare eklenmesi ile subliminal mesaj ile beyni etkilemeye dönüştü. Sonrasında kulağın gücü keşfedildi ve 440 MHz’ nin etkisi keşf edildi ve bu frekansta verilen sesin insan beynine olan yüksek etkisi keşfedilerek dünyada bir müzik furyası ve bu müziğin altında verilen subliminal mesajlar verilmeye başlandı. Sonuçta size verilen her gürültüyü siz müzik olarak huşu ile veya çılgınca tepinerek dinlediniz..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:13.0pt">Yazıyı okudukça sizde vay be benim beynim ne güçlü imiş dediniz mi? Bu farkı aslında lise çağlarında bilinçsizce kullanıyordunuz. Beyin aynı anda iki veri algıladığında daha mükemmel çalışıyordu. Kitabı okuyorken siz fark etmeseniz de elinizdeki kalem ile oynuyordunuz, yada konfeksiyon makinesinde çalışır iken kulağınıza gelen İbrahim, Müslüm, Hakkı Bulut nağmeleri ile daha zevk ile daha verimli çalışıyordunuz. <strong>Siz kendi beyninizin gücünü keşfetmeseniz de o en iyi nasıl çalışır ise o şekilde çalışmak istiyor idi. Demek ki, insan beyni, yaradılan en hoş ve mükemmel mahlukat.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:13.0pt">CIA-Mossad'ın insan beyni üzerine yaptığı en son çalışma sonuçlarına göre; bir bilgisayar herhangi bir insan beyninin faaliyetlerini çözümleyebiliyor ve ekrana yansıtabiliyor. Geçmişte Nazi Almanya’sından beri insan beynine elektrotlar takılarak savaş esirleri üzerinden böyle acımasız deneyler yapılarak ilk beyni keşif çalışmaları yapılmaya başlanmıştı.1960'larda Amerikalıların radyo sinyalleri ile hayvan beyinlerini yönlendirme deneyleri, sonrasında esir Vietnam askerleri üzerinde acımasızca devam etti. Bu esir askerlerin kafalarına elektrotlar yerleştirilip, ellerine birer kasatura verilerek birbirlerini vahşice öldürmeye yönlendirilmişlerdir..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:13.0pt">Yıllar önce zihin kontrolü için, böyle başlayan deneyler ara vermeden yıllarca gelişerek devam etti. Artık bu kaba metotlar tamamen değişti ve beyin keşfedildikçe kablo elektrotlar kalktı ve veriler;&nbsp; önce direkt ya radyo sinyali oldu yada şimdi olduğu gibi beyin sensörleri olan göz, kulak, burun, deri gibi organları veriler bir veri bombardımanı olarak saldırı şeklinde sunulmakta, ama siz maalesef bunu fark edip edemiyor ama algılayıp sonucunda yönleniyorsunuz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:13.0pt">Beyin bütün vücut sistemlerini yönetir ve aralarında mükemmel bir işbirliği sağlar. Tüm zihinsel faaliyetler, düşünceler, duygular, fiziksel duyular ve hareketler kendilerine özgü ayrı ayrı frekanslara sahiptir. Beş duyu organımızla algıladığımız her şey belirli bir beyin faaliyeti meydana getirir; söylediğimiz her kelime ve aklımızdan geçirdiğimiz her düşünce beynimize kendi frekans dalgasında sinirler ile beyne ulaşır. Çevremizde konuşulan her kelimenin ses dalgaları beynimize kendi frekansı ile gelir, algılanır, ayıklanır ya hemen kullanılır veya alt bellekte bekletilir. Beyin hipnoz, anestezi, bayılma, ağrı veya korku anında çevresinden kulağına ulaşan seslere karşı korumasız olarak açık durumdadır. CIA-Mossad çalışmalarına göre; insan beynini yönlendirmenin en basit şekli bu ameliyat narkoz esnasında beyne yerleştirilen algı programlarıdır. Anestezi de bir nevi hipnozdur, hatta hipnozdan da daha büyük bir etkiye sahiptir. Çünkü ameliyata alınan insan; bayılma, ağrı, korkuyu aynı anda yaşar ve ameliyat esnasında söylenen her kelime beyne yerleşerek bir bilgisayar virüsü gibi çalıştırılır. Bu virüs kelimelerin kaynağı tamamen ameliyathane ortamında bulunan diğer ses kaynaklarına bağlıdır. Hatta gelişmiş ülke hastanelerinin bir çoğunun ameliyathanelerinde konuşmak yasaktır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:13.0pt">Zamanımızda en sık kullanılan subliminal mesaj tekniğine gelir isek. Sinema, televizyon veya reklam filmlere yani tüm hareketli görsel veriler; 24 kare resmin 1 saniye içinde art arda sunumu ile bir hareketli görüntü haline gelir. Ama insan gözü art arda gelen bu 24 kareyi bir anda algılayıp sonuca ulaşır iken hemen arkasına yerleştirilen 25.kareyi algılayamaz ve alt belliğinde bunu muhafaza eder, yani beyin altta yine çalışır. İnsan beyni algıladığı bu 24 kareler hakkında yorum yapıp sonuca ulaşabilir ama gözün bu tam algılayamadığı 25.kare ise kontrolsüz bir şekilde beyne gider ve insan alt bilincine yerleşir. 25.kare çoğunlukla bir yazı şeklindedir, bunu bilim adamları 'algılama dışı uyarıcı bir efekt' olarak tanımlamıştır. 25.kare; filim yapımcıları, televizyon reklamcıları tarafından her hangi bir fikre yönlendirme, bir eyleme dönüştürme, bir ürüne yöneltme, bağımlılaştırma ve hatta yönlendirilen adaya oy verme şeklinde bile. Bir amaç doğrultusunda beyinleri yönlendirilmek için beyin program yapımcıları tarafından kullanılmaktadır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:13.0pt">25.kare subliminal mesaj tekniği artık ses verisi taşıyan ve aktaran cihazlarda da kullanılmaktadır; cd çalar, radyo gibi sesli cihazlarda kullanılıyor. Bu yüzyılda insan davranışlarını kontrol etmede en cazip ve verimli yöntem olan subliminal mesaj tekniğinin temelinde insanın şuuraltına tesir etmek temel amaçtır. Yine özel kodla şifrelenen ses verileri tıpkı görüntü verileri gibi radyo ve televizyon dijital teknoloji araçları ile insanlara herhangi bir emir verebilir ve onları bu emir dahilinde hareket etmesini sağlayabilir. Kişi kulağı ve gözü ile algıladığı bu subliminal mesajın şuuraltına indiğini fark edemez.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:13.0pt">Renklerinde insan psikolojisinde etkin olduğu; kırmızı, turuncu ve sarı rengin beyni uyarıcı. Mavi ve morun sakinleştirici. Yeşilin ise uyum sağlayıcı bir etki yaratarak beyne yön verdiği tespit edilmiştir. Bu çalışmalar sonucunda, renkler, sesler ve görüntü şeklindeki şekillerin tek tek veya birlikte, belli bir düzende, belli bir sıra ile ve hızla hareket ettirilmesiyle insanların özellikle de çocukların beynini kontrol altına almak mümkündür. Özellikle bu çocuk çizgi filmlerinde çok yoğundur. Bu renkli dijital leke boyutundaki görüntüler, sesler veya geometrik şekiller 25.kareye yerleştirilerek istihbarat dünyasında bilinen "V-666" dijital virüsü üretilmiştir. 666 Hristiyan dünyasında anti-crist olan İblis'in oğlu 'lucifer' deccal'i sembolize eder.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:13.0pt">V-666 virüsü dijital veri kullanıcısına çok büyük bir kuvvet ile etki edebilir. Belli bir düzen ve amaçla yerleştirilmiş bu minik renk lekeleri 25.karede görüntünün veya sesin içine yerleştirildiği zaman bu gizli sesler ve görüntüler kullanıcıyı hipnotize eder. Hatta renklerin programlanan düzene göre değiştirilmesi ile kalp ritmi ve tansiyonu kontrol altına alınarak, hedef hasta edilebilir ve hatta bu ölüme bile götürtülebilir. 1999 yılında uluslararası istihbaratların dijital savaşları ile sadece Rusya'da bilgisayar kullanıcıları arasında bu şekilde gerçekleşen 46 ölüm vakası tespit edilmiştir. Japonya'da ise 1 Aralık 1997 tarihinde 'Pokemon' adlı çizgi filmi izleyen 700 kadar çocuk epilepsi nöbetleri ile hastanelere getirilmiştir. Japon uzmanlara göre; bu 'TV Epidemesi'ne kırmızı ışığın saniyede 10 ila 330 defa kesik kesik olarak çizgi filimde verilmesi yol açmıştır. Kesintiler halinde gelen bu kırmızı ışık ilk önce beyin damarlarında spazm sonra bayılma, kasılma ve boğulma hissine dönüşerek krize sebebiyet vermiştir. Bu tür ışık efektler 'Psikotron' adı verilen elektronik silahlar ile üretilip, veri kaynağı olan tv, radyo veya bilgisayar ekranı tarafından hedef beyinlere ulaştırılmaktadır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:13.0pt">İnsan beynine ulaşan sinir sistemi elektro-kimyasal sinyaller ile çalışır. Bu sebepten bu elektro-kimyasal sinyallerin oluşmasında; vücut midesine ulaşan besin ve akciğere ulaşan hava ile harmanlanıp sonucunda beyne ulaşan maddeler çok önemlidir. İnsan bedeni, aklını ve ruhunu etkilemek için birtakım yiyecek ve içeceklerde bilinçli olarak insanlığa sunulmaktadır. Dişi geni olan tavuğun bol bol tükettirilmesi, sadece 300 yıldır hayatımızda olan ve insan sağlığına en zararlı madde olan şeker yoğunluklu gıdaların, kola, meyve sularının tükettirilmesi, fastfood markaların havalandırmalarından sizi tamamen yemeye odaklandıran gazların burnunuza ulaştırılması gibi. Artık uçaklarda bile müşteriler bir garip hoş koku ve müzikler ile karşılanıyor hatta bu tüm sosyal alanlarda kullanılmakta ve globalleşen dünyanın bir modern nimet ve konforu olarak sunulmaktadır. Fakat yine bu müzik ve koku bileşenin psikolojik bir savaş silahlarından olduğunu kimse bilememektedir, buna global savaş istihbarat örgütleri terminolojisinde 'psiko-tropik' etki denilmektedir. Psiko-terapik etki; tıbbi ilaç ve katkı maddeleri ile insan veri kaynağı burun ve tat duyguları ile insanın psikolojisini etkileyerek insanı yönlendirmektir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:13.0pt">Kimyasal maddelerin yiyecek endüstrisinde yoğun bir şekilde kullanımı 1940'larda başlamıştır. O zamanlar doğal kaynaklardan sağlanan bu kimyasal maddelerin kullanımı bugün dünya çapında 7milyon tona ulaşmıştır. Birkaç bin çeşit olan bu kimyasal maddeler bugün 100bin çeşidi bularak; ilaç, gıda katkı maddesi, kozmetik, vücut bakım ürünü, temizlik malzemeleri, hatta tarım katkı maddeleri olarak kullanılarak her geçen gün bu sayı artmaktadır. Tabi bu kattı maddelerinin yoğun kullanımından insanların akıl, beden ve ruh sağlığı bozularak etkilenmektedir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:13.0pt">Burnumuz ile beynimizin algıladığı kokuların insan ruh ve psikolojisini güçlü bir şekilde etkilediğini söyleyen Amerikalı psikiyatrist A.Hirsh; belli bazı kokuların insan tavır ve eylemlerinin yönlendirdiğini ispatlamıştır. Gittiğiniz bazı mağazalarda belli bir koku algıladığınızda satın alma güdünüzün çoğaldığı veya bazı kokuların hızla kilo alıp-verdirebildiği tespit edilmiştir. Klinik araştırmalar sonucuna göre; papatya, lavanta, limon ve sandal ağacı kokularının güçlü antidepresan etki yarattığı. Yasemin, gül, nane ve karanfil kokularının ise insan beynini en sert kahveden bile daha güçlü uyardığı tespit edilmiştir. Artık kimyasal koku sanayi; sıkıntı yaratan veya bu ruhsal bunalımları rahatlatan, cinsel istek veya isteksizlik uyandıran, duygusallaştıran, dişilik güdüsünü kuvvetlendiren, hatta insanda korku ve agresiflik yaratan çeşitte kokuları aromalar ile üretebilmektedir. Tabi yine bu sıktığınız kokular ile amaç insan davranışlarını kontrol etmektir. İnsan beyninde kokuları tasnifleyip, tane tane ayırt eden bir hafıza merkezi vardır, ancak bunlarında yine beyin tarafından direkt olarak denetimi pek mümkün değildir. Bu yüzden bu global psikolojik savaşta kokular kullanıma en elverişli silahlardır..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:13.0pt">Global beyin savaşlarında kullanılan diğer bir teknik ise; 'psikotronik' parapisikolojik etkidir. Yani güçlü insan beyinleri tarafından üretilip yayılan elektromanyetik dalgalar vasıtası ile diğer insan beyinlerinin etki altına alınmasıdır. Bu bir hipnozcu, medyum, şaman veya dinsel figürün kullandığı sesli veya görüntülü enstrümanlar ile hedef beyinleri istediği emirlere yönlendirilmesidir. Bu daha çok doğu, Hint ve Uzakdoğu’da kullanılan ve İslam coğrafyalarında da sahte Şıhlar vasıtası ile uygulanan bir yöntemdir. Bu sahte Şıh bozuntularını bol bol özel kanallarında görebilirsiniz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:13.0pt">Son dönemlerde ise Amerikalı ve Rus uzay bilimciler; uzaydan yeryüzüne doğru hologramlar ile hayali figürler tasvir ederek halkları yönlendirebilmektedirler. Bu uydudan yeryüzünde 100-150 kilometrelik çaplı alanlara verilen hologram görüntüler ile; ufo, noel baba, Kabe'nin üzerinde uçan atlı melekler, İsa resimleri gibi görüntüler servis edilmektedir. Bu tür İsa görüntülerini Amerika Somali'de kendi askerlerine moral-motive için, Irak ve Afganistan'da direnişten vazgeçmeleri için mücahitlere karşı da benzer görüntüler sunulmuştur.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:13.0pt">İnsan psikolojisini inceleyen psikoanalistlere göre; bu insan beynine karşı yapılan algı saldırıları nükleer silahlardan bile daha tehlikelidir. Bu teknolojilerin amacı bilinçaltı güdüleme ile her emri yerine getiren ve sürü psikolojisi ile hareket eden bir "zombi" insan toplulukları üretme projesidir. Görüldüğü gibi bu İblise taban Global Dünya İmparatorluğu olan İllimunati insanlığa her yönden acımasızca saldırmaktadır. <strong>Peygamberimizin hadisinde belirttiği gibi; kıyamete yakın çıkan bu deccallerin gösterdiği her hayır, aslında şer ve her şerde aslında hayırdır. İblis her yönden saldırmaktadır, yapmamız gereken ALLAH(c.c)'ın dosdoğru yolunda İslam olmaktır. Haram yapmayana, hiçbir şeytan için kapı açılmaz. Küçük günahlar, günün ah-ları da abdest ve namaz ile tedavi olunur. İnsan günaha meyillidir. </strong>Peygamber efendimiz göz, benim gözüm bile günaha en meyilli organdır, diyor. Ağızımızdan çıkan her yalan, küfür, gıybet birer günahtır. <strong>İnsan psikolojisini inceleyen bilim adamları tespit etmiştir ki; beyne yapılan bu saldırılardan en az etkilenen insan beyni 'inançlı beyin' dir. İnanan insanı ne hipnoz, ne elektromanyetik dalga, ne koku ve nede görüntü kontrol altına alabilmiştir</strong>. Çünkü ALLAH(c.c) ayetinde <strong>"-Biz insanı sahipsiz bırakmadık!"</strong> diyor. İnsanın koruyucu melekleri ve eğer haram yapmaz ise koruyucu bir vücut aurası vardır. Helal ile yaşayan bedene şeytan zarar veremez.</span></span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:13.0pt">"Gerçek şu ki; şeytanın, inanan ve yalnız Rablerine tevekkül eden kimseler üzerine bir hakimiyeti yoktur! Şeytanın hakimiyeti, sadece onu dost edinenler ve ALLAH'a ortak koşanlar üzerinedir." &nbsp;Nahl suresi,100.</span></span></span></strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 22 Feb 2025 22:23:38 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/2023/02/bekir-basyurt-1676280356.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kötüler Birleştiğinde</title>
                <category>Elif E Bayraktar</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/kotuler-birlestiginde-2437</link>
                <author>elif.alaca@hotmail.com (Elif E Bayraktar)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/kotuler-birlestiginde-2437</guid>
                <description><![CDATA[Kötüler Birleştiğinde]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><em><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">“Kötüler birleştiği zaman iyiler de bir araya gelmelidirler, yoksa teker teker giderler.” </span></em><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">(E. Burke)</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Sadece Ortadoğu’nun değil tüm dünyada küresel güvenliğin önündeki en büyük tehdit konumundaki terör devleti İsrail'in yüzyıldır Filistinlilere uyguladığı zulüm, bugün de yaptığı soykırımla tüm dünyanın gözleri önünde acımazsızca devam ediyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">3 sene kadar önce Diyanet İşleri Başkanı Sn. Ali Erbaş, İsrail’in İslam toplumlarının dağınıklığından cesaret bulduğunun altını çizerek, <em>“Buradan sesleniyorum; bütün Müslümanlara, Müslüman ülkelere, Müslüman ülkelerin liderlerine... Bu dağınıklığımız İsrail'i şımartmaktadır. İsrail'e amacına ulaşması için her türlü zulmü işleme cesareti vermektedir”</em> şeklinde konuşmuştu.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Aynen öyle oldu, oluyor. Yıllardır olduğu gibi bugün yine yüreklerimiz daha da şiddetle Gazze için çarpıyor. Duyarlı olmak, bir şeyler yapmaya çalışmak elbette vicdanî sorumluluğumuz. Ancak biz birlik olmadıkça, kenetlenmiş bina gibi saflar halinde mücadele etmedikçe zulüm şımararak azgınca devam edecek.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Vicdan sahibi her insan bu zulme <em>"hayır"</em> diyor. Ama en fazla biz Müslümanların canımızın acıması lâzım. Birbirimize kin ve nefretle baktığımız, sevgiyi, şefkat ve merhameti esas alamadığımız, hâlâ bir ve birlik olmadığımız için! Allah’ın birçok emrine uyup "kenetlenmiş bina gibi saf bağlamak" emrini göz ardı ettiğimiz için!</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Müslüman akan kanları, harap olmuş evleri ve içlerindeki aç ve susuz insanları görebilmeli. Masum çocukların ve kadınların çığlıklarını işitebilmeli.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Kur'an, Müslümanların hep bütün, hep toplu olmasına göre anlatılmış. Ama bakıyoruz, hep paramparça, herkes kendini doğru yolda biliyor. Yeter artık, halâ birlik olmanın önemini anlamıyor muyuz?</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><br />
<span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Şahit olduğumuz olaylar deccalî tuzakların büyüklüğünün ve fitnesinin boyutlarını gösteriyor. Akan her damla kandan biz de sorumluyuz; hakkı, hakikati, iyiliği, barışı hâkim kılmak için birleşmek ve "kurşunla kaynatılmış" gibi birlikte mücadele etmeyi sorumluluk olarak kabul etmediğimiz için!</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Yıllardır süren Filistin- İsrail sorunu, deccali/şeytani yöntemlerle değil, rahmani yöntemlerle çözülür. Bölgede, Allah’ın sistemi, şeytanî sistemin yerini almadıkça ıstırabı, acıları ve akan kanı durdurmak mümkün değil. Kanlı ideolojilerin taraftarları iş başında ki, masum insanların, çocuk ve kadınların katledilmesinin ve zulümlerin önüne geçilemiyor. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><br />
<span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><em>“Allah'ım zalimlere göz açtırma. Senin lanetin zalimlerin üzerine olsun!”</em> duamızdır ancak fiilî dua da gereklidir. Siyonist mallara yaptığımız boykot, mazlumların seslerini duyduğumuzu, yanlarında olduğumuzu haykırdığımız gösteri ve yürüyüşler şimdilik fiilî duamızdır. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Zulme rıza göstermek, engel olmak için çaba göstermemek de o zulme ortak olmaktır. Kur’an ahlâkını yaşamaya çalışan, insanlık onuru taşıyan her insan zulümle mücadele etmelidir. Ancak bu mücadele tek tek değil birlikte, saflar halinde olmalıdır. Sarp yokuşlar birlik olunduğunda aşılır. Tarihte de <span style="color:black">baskılara, eziyetlere, tüm olumsuz koşullara ve engellemelere birlik olarak sabır ve kararlılık gösterip direnen müminler şerefli bir hayat yaşamış, bugün saygıyla hatırladığımız birer örnek olmuşlardır.&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="color:black">Şüphesiz Rabbimiz, zalimlerin zulmünden habersiz değildir. Dünya hayatındaki imtihan gereği onlara mühlet veriyor:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Allah'ı sakın zulmedenlerin yapmakta olduklarından habersiz sanma, onları yalnızca gözlerin dehşetle belireceği bir güne ertelemektedir.&nbsp;<strong><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">(İbrahim Suresi, 42)</span></strong></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Peygamberimiz(asm) şöyle buyuruyor:</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><em><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">“Kim bir kişinin zalim olduğunu bilerek ona yardım etmek üzere zalim ile birlikte yürürse, İslâm’dan dışarı çıkmış olur.”</span></em><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;"> (İbn Kesir, Hadislerle K. K. Tefsiri)</span></span></span></p>

<p style="margin-right:10px; text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Müminler bütün bunların bilincinde olarak, Rablerinin yardımını ve desteğini umut ederek çaba gösterirler. Sonsuz adalet sahibi olan Allah, elbette ki zulmedenler üzerinde de adaletini tecelli ettirir. Zalimlerin yaptıkları tüm adaletsizlikler, uyguladıkları şiddet ve işledikleri zulümler Allah huzurunda sorgulanma günü kendilerine geri dönecektir. Ancak o gün, <strong>“…zulmedenlerin ne mazeretleri bir yarar sağlayacak, ne (Allah'tan) hoşnutluk dilekleri kabul edilecektir.</strong>&nbsp;<strong><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">(Rum Suresi, 57)</span></strong></span></span></span></p>

<p style="margin-right:10px; text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Ey Rabbim! Yeryüzünde hakikati inkâr eden zalimlere yıkımdan başkasını artırma!. Onların kalplerine korku sal! Yüreklerini acıların en çetiniyle dağla! Bizleri birlik kıl, zalimden mazlumun intikamını almaya vesile et!</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 22 Feb 2025 22:19:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/2022/11/elif-e-bayraktar-1668007137.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HÜDA-PAR’ın Kürt Konferansından Kalanlar</title>
                <category>Mustafa ALBAYRAK</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/huda-parin-kurt-konferansindan-kalanlar-2436</link>
                <author>mustafa@teknikelektrik.com (Mustafa ALBAYRAK)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/huda-parin-kurt-konferansindan-kalanlar-2436</guid>
                <description><![CDATA[HÜDA-PAR’ın Kürt Konferansından Kalanlar]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Kamuoyunda çokça tartışılan HÜDA- PAR - Hür Dava Partisi nin Diyarbakır’da düzenlediği Kürt Konferansı sonrası yayınlanan bildiriye tamamen ya da kısmen katılmamak farklı şeylerdir.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ancak bu bildiriye yok vatana ihanet, yok teröre destek, diyerek saldırmak çok daha farklı bir şeydir...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Evet; benim de katılmadığım bazı maddeler var ama çok güzel maddelerde var bu yayınlanan bildirinin muhteviyatında...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bunları konuşa konuşa aşacağız...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Tartışmaktan, konuşmaktan ve farklı fikirlerin ifade edilmesine tahammül etmekten zarar gelmez.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Kaldı ki HÜDA- PAR terörü kınayan, şiddetle arasına mesafe koymuş ve eski yıllarla alakalı çok güzel öz eleştiri yapmıştır. Ayrıca HÜDA- PAR, Anayasamıza göre kurulmuş olan, siyasi ve meşru bir partidir...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Yıllardır terörle arasına mesafe koyamamış, PKK’nın uzantısı olduğu aşikar siyasi yapılara göre sulhtan yana, şiddete karşı hem de mütedeyyin Kürt siyasetine destek verilmeli ve siyaset alanı genişletilmelidir kanaatindeyim...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Silahlar gömülsün denildiği bir dönemde elinde silah olmayan ve sadece siyaset yapan Kürt vatandaşlarımıza daha adil ve daha tahammülkar olmalıyız...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">İç cephe de ancak böyle tahkim edilir...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Tüm Kürt vatandaşlarımızın kendilerini bu ülkenin onurlu birinci sınıf vatandaşı hissetmeleri için yasalar nezdinde atılmasını istedikleri adımlar konuşulup tartışılabilir...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bu daha adil, daha samimi ve iç cepheyi daha da tahkim edecek bir tavır olacaktır...</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 20 Feb 2025 22:22:56 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-cbf512ba8b900dab626b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Osmanlı Laik miydi?</title>
                <category>Mustafa Armağan</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/osmanli-laik-miydi-2435</link>
                <author>mustafa.armagan@derintarih.com (Mustafa Armağan)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/osmanli-laik-miydi-2435</guid>
                <description><![CDATA[Osmanlı Laik miydi?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:10.5pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Osmanlı’da “laiklik” meselesi epeydir sakız ağızlarda. Bu tabirin bir gerçeklik alanını tavsif için değil, ancak bir teşbih gibi kullanılabileceğini düşünüyorum. Aksi halde anakronizme yani tarihin mantığı dışına düşmek kaçınılmaz.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:10.5pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Neden peki?</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:10.5pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Osmanlı kroniklerinden <em>Destârî Sâlih Târihi</em>’ni açın, orada Patrona Halil isyanını bastırmak maksadıyla Mukaddes Emanetler odasından Peygamber Efendimiz’in (sav) sancağının meydana çıkarılmış olduğunu, buna karşılık isyancıların ‘sancağa kurşun sıktıklarını’ okuyacaksınız. İlk bakışta irkiliyorsunuz, Sancağ-ı Şerif nasıl olur da kurşunlanır diye. Lakin burada hatırdan çıkarmamanız gereken husus şudur: Kurşun sancağa değil, sancağı kalkan edinerek kendilerini tepelemeye gelen kuvvetlere sıkılmıştır!</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:10.5pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Osmanlı’da laikliğin varlığına gösterilen deliller de biraz buna benzer. Kafalarda bir saf laiklik mefhumu var (İlahi olan hiçbir hususu içermeyen, salt dünyevî bir yönetim), bir de saf Kutsal-Şer’î yönetim anlayışı. İşte bu iki saf modelin zihinlerimizdeki kavgasındandır ki, “Osmanlı laik miydi?” tartışması çıkıyor.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:10.5pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Bir doğrudan <strong>Şerî hukuk</strong> var, bir de <strong>Şer’îleştirilmiş</strong> <strong>hukuk</strong>. Yani doğrudan dünyevî problemlere inhisar eden ve Kur’an ve Sünnet’te herhangi bir açıklama bulunmayan yahut oradaki açıklamanın problemleri çözmeye yetmediği durumlar karşımıza çıkabilir ve çıkmıştır da. Örfî hukuk bu boşlukları doldurmak maksadıyla zuhur etmiştir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:10.5pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Michigan üniversitesinde İslam hukuku (fıkıh) ve ilahiyat hocası olan Dr. Sherman Jackson “İslami Seküler” (<em>The Islamic Secular</em>) adlı Oxford Üniversitesi tarafından neşredilen kitabında bahsimize ilginç bir açıklama getirir. Dr. Jackson’a göre İslam'da "seküler" ne dinin dışında ne de onunla rekabet eden bir yapıdır. İslam'daki "din", "şeriat" ile özdeş değildir. Klasik Müslüman hukukçular da şeriatı "İslamî" olanı belirlemenin tek ve kapsayıcı yolu olarak görmezdi. Gerçekte İslam'ın din olarak yetki alanı sınırsızken, Şeriatınki sınırlıdır. Diğer bir deyişle her ne kadar her şey Allah’ın gözetimi altındaysa da, her şey Şeriat veya onun kaynaklarına dayanarak belirlenemez. Devlet politikaları, ekonomi, bilim gibi alanların çeşitli yönleri şeriat ve vahiy kaynaklarından "ayrıştırılmış"tır ama din dışı veya gayri İslamî sayılmamıştır. Şeriatın sınırları ile İslam'ın din olarak sınırları arasındaki asimetri göz önüne alındığında ilkinin dışında kalan her şey ikincisinin dışında kalmaz. Yani bir fikir veya fiil şer'î olmayabilir (şeriat tarafından belirlenmemiş olabilir) ancak İslam dışı veya İslam'a karşı olmak zorunda değildir. Jackson bu kavramı "İslami Seküler" olarak adlandırır. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:10.5pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Bu teorik açıklamadan sonra pratik hayattan bir örnek vereyim izninizle: </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:10.5pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Eskiden İslam şehirlerinde dar, dolambaçlı veya çıkmaz sokaklar vardı ve tabii cami ve türbeler hariç hepsi ahşap evlerle kaplıydı. Bu evleri yaptıranlar, şimdilerde kaçak kat çıkanlar gibi, cumbaların boyunu uzatmak suretiyle sokağı yukarıdan iyice daraltırdı. Bu kanuni olmayan uygulamaya Kadılar uzun süre göz yummuştur. Lakin yangın çıkmasını, çıkan yangınların da yayılmasını kolaylaştıran ve söndürülmesini imkânsızlaştıran bu çarpıklığa çeşitli defalar son verilmek istenmiş ama Şer’î yollardan bu işin üstesinden gelinememiştir. Çünkü Şeriat, ferdin müktesep haklarını garanti altına alan bir kurallar zinciri ile yönetimin elini kolunu bağlıyordu. Ama yangınlar sonucunda bazen onlarca mahalle de kül oluyordu. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:10.5pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Şimdi siz zamanın padişahı olsanız nasıl davranırdınız? Yangına alenen davetiye çıkaran bu ahşap cumbaların yıkılmasını mı emrederdiniz yoksa ‘battı balık, yan gider’ deyip işleri kendi haline mi bırakırdınız? Araştırmacı Stefanos Yerasimos şehrin ahşap evlerden müteşekkil semtlerini bir hamlede kül yığınına çeviren yangınlardan sonra padişahların, “kanun hükmünde kararname” diyebileceğimiz fermanları ile bir evden öbürüne ateşin kolayca sıçramasına yol açan ahşap cumbaların yıkılmasını emretmekten başka çare bulamadığından bahseder. Lakin burada yine şehrin belediye başkanı da diyebileceğimiz Kadı Efendi devreye girmekte ve şer’iyye sicillerinden öğrendiğimize göre yukarıdan verilen emri halk lehine olacak şekilde ‘savsaklamaktadır’. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:10.5pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Sebebi basittir: Çünkü “laik” (örfî) hukukun uygulayıcısı da Şeriatın temsilcisi olan Kadı Efendiden başkası değildir! Böylece Şeriat ‘ana yasa’ sıfatıyla büyük ölçüde bu örfî tasarrufların uygulanmasını geciktirmiş, hatta yeri gelmiş, engellemiştir. Nitekim Tanzimat döneminde Nizamiye Mahkemelerinin kurulmasının en büyük sebeplerinden biri budur. Nihayet giderek Şer’î hukukun alanını daraltma girişimleri, onun tepeden inme fermanlara karşı bir savunma duvarı oluşturmasından ileri gelmektedir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:10.5pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Osmanlı’da Şeriat ile Örfî hukuk arasında böylesine girift bir ilişki olduğunu düşünüyorum. Örfî hukukun ortaya çıkış şartının, bir soruna Şerî hukuk alanında çözüm bulunamaması olduğunu bilmek gerekir. Bulunabildiği zaman zaten sorun yok. Ama ya bulunamıyorsa? Yangın mı, istimlak mi? Siz karar verin.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:10.5pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Bariz bir yanlış anlama da “örf” denildiğinde tarihçilerin Şeriat dışı bir alanı var saymalarıdır. Oysa erbabı bilir ki Şeriatın kaynakları içerisinde “örf” de vardır. Yani Örf, Şeriatın dışında değil, içindedir ve örfî hukuk dahi çoğu durumda Şer’î hukuk tarafından onaylanırsa geçerlilik kazanırdı (kanun hükmünde kararnamenin ancak Mecliste kanunlaştığı zaman kalıcı bir hukukî mahiyet kazandığı gibi).<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title=""><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[1]</span></span></a></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:10.5pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Özetle hukuk tarihçisi Prof. M. Âkif Aydın’ın belirttiği gibi ehl-i şer’ ve ehl-i örf arasında zaman zaman meydana gelen mücadele ve çekişme “iki hukuk sistemi arasında olmaktan ziyade yürütme ile yargı güçleri arasındadır ve hâkimiyet alanlarını genişletmeye yöneliktir.” Temel mesele de yukarıda yangın örneğinde geçtiği gibi yöneticilerin asayişi, düzeni sağlamak için suçlu saydığı kimselere ağır örfî cezalar verme arzusuna mukabil onu hukuk çizgisine çekmek suretiyle frenlemek isteyen Şeriat ehlinin müdahalesidir. Nitekim Şeyhülislam Ebussuud Efendi kapitülasyonlar tanındığında Osmanlı tebası olmayan gayri Müslimlerin (<em>müste’menlerin</em>) şahitliklerinin kabul edilmesi mevzubahis olunca şöyle demişti:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:10.5pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">“Nâmeşrû olan nesneye emr-i sultânî olmaz.”<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title=""><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[2]</span></span></a> </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:10.5pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Yani şeriatın kabul etmediği işte sultanın emri geçerli değildir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:10.5pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Bu veriler ışığında başlıktaki “Osmanlı laik miydi?” sorusuna siz cevap verin. &nbsp;&nbsp;&nbsp;</span></span></span></span></p>

<div>&nbsp;
<div>
<p><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[1]</span></span></span></a><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"> Muharrem Midilli, “Klasik Osmanlı hukukundaki Şer´-Örf ayrımına dair modern tartışmalar”, <em>Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi</em>, Cilt 12, Sayı 23, 2014, 33-48.</span></span></span></p>
</div>

<div>
<p><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[2]</span></span></span></a><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"> M. Âkif Aydın, <em>Osmanlı Devleti’nde Hukuk ve Adalet</em>, Klasik Yayınları, İstanbul, 2014, s. 15-31.</span></span></span></p>
</div>
</div>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 19 Feb 2025 00:02:01 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/2022/03/mustafa-armagan-1648629264.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Her Zorluk Bir Öğretmen Her Acı Bir Ders</title>
                <category>Elif E Bayraktar</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/her-zorluk-bir-ogretmen-her-aci-bir-ders-2434</link>
                <author>elif.alaca@hotmail.com (Elif E Bayraktar)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/her-zorluk-bir-ogretmen-her-aci-bir-ders-2434</guid>
                <description><![CDATA[Her Zorluk Bir Öğretmen Her Acı Bir Ders]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif">Dünya hayatındaki imtihanın gereği olarak inananların karşılaşacağı pek çok zorlu olay yaratılır. Ancak insanı zorlasa da Allah’ın her olayı hayırla yarattığını unutmamak gerekir. Yaşanan tüm olaylar bir hikmet üzeredir ve mükemmeldir. Hayatın çeşitli zorlukları, kişisel gelişim ve olgunlaşma yolunda önemli adımlardır. Her imtihan bir öğrenme fırsatıdır. Her zorluk bir öğretmen, her acı bir derstir.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif">Müminler, Allah’ın çok detaylı yarattığı kader dahilinde türlü zorluk ve sıkıntılarla karşılaşırlar. İnkâr edenlerin müminlere tuzaklar ve hileli düzenler kurmaları da Allah’ın kanunudur. Tüm bu tuzaklar, imtihanın bir gereğidir. Kurulan tuzaklar, bazı durumlarda hemen bozulmayabilir; tuzakların bozulması ve gerçeklerin ortaya çıkması çabuk gerçekleşemeyebilir. Müminin üzerindeki sorumluluk; ne kadar sürerse sürsün her imtihana Rabbi için güzel bir sabır göstermek, Allah’a tevekkül etmek, O’ndan hoşnut olmaktır.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif">Kur’an’da da söz edildiği gibi peygamberler ve beraberlerindeki tüm inananlar benzer imtihanlar yaşamışlardır. Ancak örgütlenen bütün düzenler belirli bir süre devam etmiş, Allah’ın takdir ettiği süre geldiğinde ortadan kalkmıştır.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif">Yaşanan imtihan ve zorlukların uzun ya da kısa sürmesi karşısında müminin inancı, ahlâkı ve davranışları değişiklik göstermez. Çünkü inanan insanlar Rablerinin “düzen kurucuların en hayırlısı" olduğu gerçeğini bilirler.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><strong>Hani o inkâr edenler, seni tutuklamak ya da öldürmek veya sürgün etmek amacıyla, tuzak kuruyorlardı. Onlar bu tuzağı tasarlıyorlarken, Allah da bir düzen (bir karşılık) kuruyordu. Allah, düzen kurucuların (tuzaklarına karşılık verenlerin) hayırlısıdır. (Enfal Suresi, 30)</strong></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif">Hayrı da şerri de yaratan Allah’tır. Yaşadığı olay insana şer gibi görünüyor olsa da Kur’an’da haber verildiği gibi, gerçekte hayırdır. Hayır gibi görünen durum ise insan için bazı durumlarda şer olabilir. Bu ilim yalnızca Alim olan Allah’a aittir. İnsan, O’nun ilminden yalnızca O’nun dilediği kadarına sahiptir. Ve bir ot bile meydana getiremeyen insana düşen, Rabbinin sonsuz gücü karşısındaki aczini kabullenerek, tam bir teslimiyetle teslim olmaktır. Tüm imtihanlara karşı sabır göstermek ve Allah’ın hoşnut olacağı en güzel davranışları sergilemektir.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif">İmtihan olmak, Allah’ın kulunu unutmadığının işaretidir. İnsana ne kadar zorluk isabet ederse, insan Allah’a o kadar yakınlaşır.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif">Gözleri görmeyen insana bir operasyonla gözlerinin açılabileceği ancak bu süreçte oldukça acı çekeceği söylense, itiraz eder mi? Asla itiraz etmeyeceği çok açıktır. Kişi çekeceği bütün acılara göğüs gerer, sabreder; çünkü sonunda aydınlığa kavuşmayı umut eder. İnanan insan da aydınlığa kavuşacağını umut ederek yaşadığı tüm zorluk ve sıkıntılara sabır gösterir. Ve ne kadar fazla zorluk isabet ederse, Rabbine olan aşkını ispatlayacağı fırsatları da artar.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif">Zorluk, inanan insana yemek içmek gibi lazımdır ancak bu zahirinde bir zorluktur. Çünkü zorlukla beraber kolaylık olacaktır. Allah imtihan eder, ardından kolaylığı verir. Üst üste de olsa zorluklar, belirlenmiş olan zamanda kolaylık gelecektir.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif">Peygambere, </span><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><strong>“Bize bir melik gönder de Allah yolunda savaşalım"</strong></span><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"> (Bakara Suresi, 246) diyerek savaşı isteyen, ardından savaş öngörüldüğü zaman, yüz çevirenler gibi olmayalım. Çıkmayacağımız savaşı istemeyelim. En büyük savaş nefsimizle verdiğimiz savaştır; işte çıkmamız gereken asıl savaş budur. Şeytan bizimle bedensel boyutta savaşmaz, bizler de onun boyutunda savaşmalıyız. Aksi, boşa kılıç sallamak olur. Rastgele, göremeyenler gibi kılıç sallamak olur…</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif"><em>"Karanlıklar ve tehlikeler deryasında beni güvende kıl ve o deryadan en hayırlı bir selamet sahiline çıkmayı ihsan eyle. Sensin benim sığınağım ve sıkıntılar ancak Seninle ortadan kalkar... Ya İlahi! Benim ümidim ve seyidim yalnız Sensin. Beni tahkir etmek isteyen ordunun düzenini dağıt." </em></span><span style="font-family:Segoe UI,sans-serif">(Celcelutiye)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 18 Feb 2025 08:25:23 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/2022/11/elif-e-bayraktar-1668007137.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Altı Kaval Üstü Şişhane</title>
                <category>Bekir BAŞYURT</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/alti-kaval-ustu-sishane-2433</link>
                <author>bekirbasyurt@hotmail.com (Bekir BAŞYURT)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/alti-kaval-ustu-sishane-2433</guid>
                <description><![CDATA[Altı Kaval Üstü Şişhane]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<div style="text-align:start">
<div><span style="font-size:16px">"Altı kaval üstü Şeşhane" ifadesi, kökeni Osmanlı dönemine dayanan ilginç bir deyim..</span></div>

<div>&nbsp;</div>

<div><span style="font-size:16px">Bu deyim, zamanla "Altı Kaval Üstü Şişhane" şeklini alarak, uyumsuzluk ve zıtlıkları ifade eden bir terim haline geldi..</span></div>

<div>&nbsp;</div>

<div><span style="font-size:16px">Hikayesi de oldukça ilginç; İstanbul'un tarihi semtlerinden biri olan Şişhane, geçmişte “Şeş-hane” olarak bilinirdi. Buradaki “şeş” Farsça’da altı anlamına gelirken, “hane” ise üretim yapılan yerler, demektir..</span></div>

<div>&nbsp;</div>

<div><span style="font-size:16px">Bu terimlerin tarihi kökeni; o dönemlerdeki top ve tüfeklerin yiv sayısına dayanıyordu..Yivsiz toplara ve tüfeklere “kaval” deniyordu..çünkü, iç kısımları kaval gibi dümdüzdü..</span></div>

<div>&nbsp;</div>

<div><span style="font-size:16px">Zamanla, yivli toplar icat edildi ve bu toplar mermilerin daha uzun mesafelere ulaşmasını sağladı..</span></div>

<div>&nbsp;</div>

<div><span style="font-size:16px">Altı yivli toplar, dönemin önemli teknolojik yeniliklerinden biriydi. Ancak, bir mucit, yivli top ile eski tip kaval topunu birleştirerek yeni bir silah yapmaya çalıştı..</span></div>

<div>&nbsp;</div>

<div><span style="font-size:16px">Bu iki farklı silah sisteminin birleşimi, beklenen başarıyı getirmedi ve bu icat başarısız oldu..</span></div>

<div>&nbsp;</div>

<div><span style="font-size:16px">İki farklı silahın uyumsuz birleşimi, deyimin doğmasına zemin hazırladı. O günden sonra, birbirine uyumsuz veya zıt şeyleri tanımlarken “Altı kaval üstü şeş-hane” deyimi kullanılmaya başlandı..</span></div>

<div>&nbsp;</div>

<div><span style="font-size:16px">Bu ifade, özellikle uyumsuzluk ve çelişkiyi vurgulamak için kullanılıyor ve Türçemize renkli&nbsp;bir anlam katıyor..</span></div>
</div>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 13 Feb 2025 23:24:18 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/2023/02/bekir-basyurt-1676280356.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tükenmeyen Kelimeler</title>
                <category>Elif E Bayraktar</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/tukenmeyen-kelimeler-2432</link>
                <author>elif.alaca@hotmail.com (Elif E Bayraktar)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/tukenmeyen-kelimeler-2432</guid>
                <description><![CDATA[Tükenmeyen Kelimeler]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="margin-right:10px; text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Eğer yeryüzündeki ağaçların tümü kalem ve deniz de -onun ardından yedi deniz daha eklenerek- (mürekkep) olsa, yine de Allah'ın kelimeleri (yazmakla) tükenmez. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.&nbsp;<strong><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">(Lokman Suresi, 27)</span></strong></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Yalnızca bir kaç dakikalığına bize hayat veren şeyleri dikkatlice düşündüğümüzde hayrete düşeriz. İnsan mucizevi büyüklükte galaksiler barındıran bir boşlukta, 300 milyar galaksiden birinin içinde bulunan, hayat için özel yaratılmış bir gezegende yaşar. Bu gezegen, yani Dünya, devasa boşluğun içinde hiç durmadan döner, milyarlarca yıldızdan yalnızca biri olan Güneş’in yolladığı ışınlar sayesinde ısınır. Besin, su ve azot döngüsü gerçekleşir; insanlar, hayvanlar, bitkiler ve mikroorganizmalar, kısacası tüm canlılar sayısız sebep vesilesiyle yaşar. Milyarlarca ayrıntı bir arada, &nbsp;kusursuz bir şekilde Allah katından sunulur. Bu güzellik ve nimetlerin her biri ayrı bir yaratılış harikasıdır. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Allah insana hayatı süresince nimetler sunar. Her an kopyalanan DNA'sı, aldığı nefes, bedenine sürekli kan pompalayan kalbi, hayat kaynağı su, çeşitli yiyecekler gibi sayılamayacak detay vesilesiyle yaşamını sürdürür. İnsan, tüm bu nimetlerle birlikte kendi kusursuz yaratılışı üzerinde derin düşünmelidir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Her canlı doğum anından ölene kadar hiç durmadan nefes alır. Ancak nefes almak yalnızca havayı içine çekip ardından dışarı bırakmak değildir. Solunan havanın tükenmemesi, bozulup, kirlenmemesi ve sürekli tazelenmesi, üzerinde düşünülmesi gereken önemli detaylardır. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Hiçbir canlı nefes almak için çaba göstermez. İnsanın hem etrafındaki hem de bedenindeki tüm koşullar rahatça nefes alabileceği yaratılıştadır. Solunan hava, Yüce Allah'ın yarattığı her yönden mükemmel bir düzen sayesinde korunur. Örneğin havadaki oksijenin (%21) ve<strong> </strong>su buharının yüzdesi, insanın var olmasına uygun özel şartlarla yaratılmıştır ve bu düzen kusursuz bir şekilde işler. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">İnsan hayatı için hassas dengelerle yaratılmış olan Dünya, yine özel olarak yaratılmış suyla canlandırılmıştır. Kullanılan su, buharlaşarak havaya yükselir ve burada yeniden insanların kullanımına sunulacak şekilde yağmur olarak yeryüzüne iner. Suya özel olarak verilmiş bu özellikler sayesinde hep aynı suyu içer ve aynı suyu kullanırız. Su, Allah'ın “arıtılmış" olarak bize sunduğu en önemli nimetlerdendir. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">… Biz, gökten tertemiz su indirdik; Onunla ölü bir beldeyi (toprağı) canlandırmak ve yarattığımız hayvanlardan ve insanlardan birçoğunu onunla sulamak için. (Furkan Suresi, 48-49)</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Sıvılar, ısıları düştükçe büzüşür, hacim kaybederler. Hacim azalınca, yoğunluk artar ve soğuk olan kısımlar daha ağırlaşır. Bu nedenle, sıvı maddelerin katı halleri daha ağırdır. Su ise, bilinen tüm sıvıların aksine, belirli bir ısıya (+4oC'ye) düşene kadar büzüşür, daha sonra birdenbire genleşmeye başlar. Donduğunda ise daha da genleşir. Bu nedenle suyun katı hali, sıvı halinden daha hafiftir. Buz, aslında suyun dibine batması gerekirken, su üstünde yüzer. &nbsp;Böylece buzun altında canlılık devam eder. Buz suyun üzerinde yüzmese, dünyadaki suyun çok büyük bölümü donacağından, göllerde ve denizlerde hiçbir canlı kalmazdı.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Yüce Allah, insanı ve onun etrafındaki tüm güzellikleri, tüm nimetleri sürekli olarak yaratır ve bunların her birinde mucizevi detaylar var eder. Allah, sonsuz ve üstün ilmi ile insanların henüz detaylarını keşfedemedikleri sayısız sistem yaratmış, her detayda da Kendi gücünü kanıtlayan güzellikler var etmiştir. Her şeyi, her an dilediği gibi takdir eden ve dilediği gibi yaratmaya gücü yeten Allah’ın kelimeleri asla tükenmez. Genelleme yaparak dahi sayamayacağımız tüm bu nimetleri dilediği anda da giderip yok edebilir. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Bizlere düşen, karşılıksız sunulan bu nimetlere ve güzelliklere şükretmek, Allah'ın gücü karşısındaki aczimizi, O’na muhtaç olduğumuzu bilmek ve yalnızca O'na yönelmektir. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Yüce Allah’ın tüm bu güzellikleri yaratmasındaki hikmetlerden biri, düşündürmektir. Dünyada Allah'ın dilemesiyle varız,&nbsp;&nbsp;Allah'ın dilemesiyle yaşıyoruz ve yine O’nun dilemesiyle ahiretteki sonsuz hayatımıza devam edeceğiz. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Allah'a dönecek olan –bazen bir bakteriden bile daha aciz- varlıklarız, dünyada yapıp ettiklerimizden ve Allah’ın sonsuz rahmetiyle bahşettiği tükenmeyen nimetlerden sorguya çekileceğiz. Bu kesinlikle unutmamamız gereken en önemli gerçektir…</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Allah'ın rahmetinin eserlerine bak; ölümünden sonra toprağı nasıl da diriltiyor. Bunun gibi ölüleri de diriltecektir. O her şeye gücü yetendir. (Rûm Suresi, 50)</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 13 Feb 2025 23:22:08 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/2022/11/elif-e-bayraktar-1668007137.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Geçti O Günler TÜSİAD</title>
                <category>Mustafa ALBAYRAK</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/gecti-o-gunler-tusiad-2431</link>
                <author>mustafa@teknikelektrik.com (Mustafa ALBAYRAK)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/gecti-o-gunler-tusiad-2431</guid>
                <description><![CDATA[Geçti O Günler TÜSİAD]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px">TÜSİAD herhalde Türkiye’yi Bülent Ecevit’in yönettiği Türkiye zannediyor?</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:18px">Daha evvel de teşebbüs ettiler ve fırçayı yiyip oturdular yerlerine!</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:18px"><strong>“Belediyelere soruşturma yapılmasın , </strong><strong>a</strong><strong>dalet yok ekonomik istikrar da yok” </strong>gibi süslü laflar adı altında <strong>“Terör soruşturmalarına”</strong> müdahale etmeyi akıllarından bile geçirmesinler!</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:18px">Terör örgütlerine ve onlarla Kent Uzlaşısı adı altında işbirliği yapanlara göz kırpmasınlar!</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:18px">Türk Silahlı Kuvvetlerinde ki korsan yemin yapan, disiplinsizlikten atılmış, çömez darbe heveslilerine de selam yollamasınlar…</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:18px">Yarın tüm TÜSİAD Yönetim Kurulu Çağlayan’da adliyeye ifadeye çağrılırsa ağlamasınlar!</span><br />
&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px">Tekrar edelim ki; Karşılarında şapkasını alıp gidecek Süleyman Demirel’de yok,<br />
Gazete ilanlarıyla istifa ettirdikleri Bülent Ecevit’ de yok!</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:18px">Türkiye Cumhuriyeti’ni kimin yönettiğini bilmiyorlarsa devlet onlara da öğretir kimin yönettiğini !</span><br />
&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px">Hadlerini bilsinler yerlerinde otursunlar...</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:18px">Para kazanmaya baksınlar.</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:18px">Fazla ileri giderlerse Dimyata doğru belki de evdeki bulgurdan da olacaklar!</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 13 Feb 2025 23:19:11 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-cbf512ba8b900dab626b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Salaklığın Alemi Yok!</title>
                <category>Mustafa ALBAYRAK</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/salakligin-alemi-yok-2430</link>
                <author>mustafa@teknikelektrik.com (Mustafa ALBAYRAK)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/salakligin-alemi-yok-2430</guid>
                <description><![CDATA[Salaklığın Alemi Yok!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Fikren mağlup edemeyeceğiniz insanların sağlıkları bozulduğunda buna sevinmek ancak ki fikirsiz izansız zavallıların işidir !</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Biz en azılı İslam düşmanları veya Vatan hainleri bile hastalandıklarında onların sağlıklı olarak karşımıza çıkmalarını onların iyi hallerinde mücadele edip tartışmak istediğimizi ve mağlup etmekten keyif aldığımızı yazıyor ve belirtiyoruz...</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Bu çerçeve de gerek sayın Devlet Bahçeli’nin gerekse sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın en ufak bir rahatsızlıklarında mal bulmuş mağribi gibi sevinen manyakları gördükçe onlara acımaktan başka elimizden bir şey gelmiyor...</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Tabii ki bu sevincin boyutları manyaklık derecesinde olup hakarete ve aşağılamaya da girince savcılar devreye girip bu manyakları tutukladıklarında ise ağlayıp zırlamaları ise başka bir trajedi...</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Akrep gibi kendilerini tutamayıp zehirlerini akıttıklarında bedel ödeyince de bu zavallıların ağlaklıklarına üzülsek mi diye de düşünmüyoruz değil...</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Bununla birlikte kadere iman etmiş Müslümanlar olarak gerek sayın Devlet Bahçeli nin gerekse de sayın Cumhurbaşkanımızın bir fani olarak bu dünyadan göçeceklerini biliyoruz...</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Peygamberlere, sultanlara kalmayan bu yalan dünya tabii ki sayın Bahçeli ve sayın Erdoğan’a da kalmayacak!</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Tıpkı onların hastalanmalarına , ölecek olmalarına sevinen zavallıların da bu dünyada kalamayacakları gibi...</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Unuttukları sadece şu;</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Hem Sayın Devlet Bahçeli’ nin hem de Sayın Cumhurbaşkanımızın yerlerinin boş kalacağını sanmak ve onların yerinin dolmayacağına inanmakta ayrı bir ahmaklık...</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">İlelebet payidar olarak kalmasını Cenab -ı Mevla’ dan niyaz ettiğimiz Türkiye Cumhuriyeti’ de onun iktidarını paylaşan Cumhur ittifakı da başsız kalmaz...</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Milliyetçi Hareket Partisi de Devlet’te onların yerine gelecek yiğitleri vazifeye getirecek kudrete sahiptir...</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Türk Devlet geleneğinde otorite boşluk göstermez ve yerleri dolar...</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Ama devletin karşısında olanlar ise bedel ödemeye devam ederler...</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Kimsenin hastalığı ile sevinilmesin boşuna...</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Salaklığın&nbsp;alemi&nbsp;yok...</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 10 Feb 2025 05:12:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-cbf512ba8b900dab626b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Cezalandırılmayan Darbe Teşebbüsleri Tekrar Eder</title>
                <category>Mustafa ALBAYRAK</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/cezalandirilmayan-darbe-tesebbusleri-tekrar-eder-2429</link>
                <author>mustafa@teknikelektrik.com (Mustafa ALBAYRAK)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/cezalandirilmayan-darbe-tesebbusleri-tekrar-eder-2429</guid>
                <description><![CDATA[Cezalandırılmayan Darbe Teşebbüsleri Tekrar Eder]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı sayın Akın Gürlek ve ekip arkadaşları adeta destan yazmaya devam ediyorlar…</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Dokunulmayanlara dokunuyorlar…</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Geçende Habertürk TV’de Mehmet Akif Ersoy Ana Haber Bültenin’de soruyor ;<br />
“<strong>Şimdi ki Başsavcı doğru yapıyorsa öncekiler niye Gezi’nin Sanat camiası ayağını sorgulamadı”</strong> diye?</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Bu iş biraz konjonktür biraz da cesaret ve yürek işi…</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Sayın Akın Gürlek te ikincisi fazlası ile var…</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Bu ülkede vatanseverler en az vatan hainleri kadar cesur olduklarında daha güçlü ve müreffeh bir ülke olacağız.</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">İç cephenin tahkimi biraz da böyle olacak.</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Hep şunu söyledik aynı ısrarımız devam edecek.</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Cezalandırılmayan suçlar hele de darbe teşebbüsleri tekrar eder…</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Tarihten ibret almamız da buna bağlıdır.</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Eski defterleri açmak değil bu.</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Vatana ihanet edenlerin, 2013 yılında Seçilmiş meşru iktidarı halkı kışkırtmak sureti ve ortalığı yakıp yıkarak devirmek istemelerinin hukuk önünde yargılanmak sureti ile bedelinin ödetilmesi gerekmektedir…</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Gezi Vandalizmi bu ülkeye yapılan en büyük ihanetlerden biridir…<br />
Unutulmaması gereken bir husus da,<br />
<strong>Gezi Vandalizminin en büyük partneri de o zamanlar ( 2013 Mayıs -Haziran )<br />
daha suç örgütü ilan edilmemiş olan yargıda ki ve emniyette ki Fetullahçı hainlerdi…</strong></span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Gezi’yi sanki ulusalcı bir ayaklanma gibi gösterenlerin yanıldıkları bir de bu var…7</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px"><strong>Gezi FETÖ’den PKK’ya, DHKP C’den CHP’ye , TÜSİAD’cı bazı holdinglerden<br />
CNN İNTERNATİONAL de ki Christian Amounpur ve BBC ye kadar Türkiye Cumhuriyetine karşı kurulmuş küresel bir komplo ve ayaklanma idi…</strong></span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Her zamanki gibi hedef asla sadece Erdoğan değildi…</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Sayın Erdoğan’ın şahsında Türk devletine ve Türk milletine diz çökertme eylemi idi…</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Malum darbe teşebbüslerinde zaman asimi yoktur …</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Kaldı ki daha olayın üzerinden 12 sene geçmiştir ve sıcaklığını tüm canlılığıyla korumaktadır …<br />
Mutlaka gereken soruşturmalar devam ettirilmeli ve bilhassa sanat camiasındaki örgütün şifreleri çözülmelidir…</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Tüm milli güçlerin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bu operasyonuna destek vermesi elzemdir…</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Tarih ibret alınmaz ise tekerrür eder…</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 09 Feb 2025 17:28:55 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-cbf512ba8b900dab626b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gazze yenilmemiş Hamas eğilmemiştir</title>
                <category>Mustafa ALBAYRAK</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/gazze-yenilmemis-hamas-egilmemistir-2428</link>
                <author>mustafa@teknikelektrik.com (Mustafa ALBAYRAK)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/gazze-yenilmemis-hamas-egilmemistir-2428</guid>
                <description><![CDATA[Gazze yenilmemiş Hamas eğilmemiştir]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Bir defa evvela şunun altını kalın ve ispirtolu bir kalemle çizelim; Siyonist çetenin olduğu yerde uzun vadeli ateşkes ya da antlaşma olmaz.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">İsrail ile yapılan her ateşkes geçici ve çok kısa sürelidir.</span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px">Taaa ki Haydut rejim Filistin den yok edilene kadar…</span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px">Bu ateşkesin tek anlamı var; Siyonist çete Hamas'ın karşısında kesin mağlup olmuştur! Ne Gazze'yi işgal edebilmiş ne de Hamas'ı mağlup edebilmiştir…</span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px">Gazze yenilmemiş, Hamas eğilmemiştir..</span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px">Her şey daha bundan sonra başlayacak inşallah..<br />
&nbsp;<br />
Filistin halkı asla yalnız değildir…</span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px">Dünyanın tüm vicdanları Filistin halkının yanındadır…</span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px">Ve İslami Mukavemet Hareketi Hamas Filistin halkının meşru temsilcisidir.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Şehitlerimizin kanları boşa dökülmemiştir…</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Onların kanları ile suladığı mübarek topraklarda yeni Yahya Sinvar'lar<br />
İsmail Haniyye'ler, Rantisi'ler ve Ahmed Yasin'ler yetişmektedir…</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Filistin ve Kudüs davası mübarek olduğu kadar Çetin ve meşakkatli bir yokuştadır…</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Çekilen çilelerin büyüklüğü kazanılacak ecrin büyüklüğü ile doğru orantılı olacaktır inşallah!&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px">24 Temmuz 2020 de Ayasofya Camii Şerifin tekrar ibadete açılacağının müjdesini verirken Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan "<strong>Ayasofya'nın açılışı Mescid-i Aksa'nın da özgürlüğüne kavuşacağının &nbsp;bir nişanesidir"&nbsp;</strong>demişti…</span></p>

<p><span style="font-size:16px">İşte o nişanenin devamında ki günleri yaşıyoruz…</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Zafer inananlarındır ve&nbsp;zafer&nbsp;yakındır…</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 06 Feb 2025 23:28:12 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-cbf512ba8b900dab626b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Süreç İyi Okunmalıdır</title>
                <category>Mustafa ALBAYRAK</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/surec-iyi-okunmalidir-2427</link>
                <author>mustafa@teknikelektrik.com (Mustafa ALBAYRAK)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/surec-iyi-okunmalidir-2427</guid>
                <description><![CDATA[Süreç İyi Okunmalıdır]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Süreci iyi okuyamayanlar var…<br />
Üzülmemek elde değil!<br />
Önceleri “Bu süreci Sayın Bahçeli kafasına göre başlattı, Sayın Cumhurbaşkanımızın haberi yok”gibi aklın, havsalanın almayacağı bir iddiada bulundular …!<br />
Buna tepki gösterilince bu kez “bu proje tutmaz Kandil söz dinlemez” dediler..</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Kandil de “Önder APO’nun iradesi bizim irademizdir” diye önceki gün KCK yürütme konseyi üyesi Terörist Bese Hozat tarafından açıklama gelince bu kez de Apo’nun ev hapsini ya da özgür kalmasını milletimiz içine sindiremez demeye başladılar…</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Yani şunu demek mi istiyor bu arkadaşlarımız ?<br />
<br />
“Abdullah Öcalan’ın ev hapsine çıkmasını milletimiz içine sindiremez” demek suretiyle;<br />
“Öcalan umut hakkından da faydalanamaz …”<br />
Binaenaleyh “Apo’dan silah bırakılmasını kimse istemesin”e varır bu söylemler…</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Yani “PKK ve YPG ayrı bir devlet kurmak için Mehmetçiğimize, polisimize kurşun sıkmaya devam etsin” öyle mi ?<br />
<br />
-Bu sürece karşı olmanın başka bir anlamı yoktur…</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Bu tip etnisiteye dayalı terör üreten örgütlerin tüm dünya da tasfiyesi bu şekilde olmuştur…</span><br />
&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>İrlanda’ da İRA<br />
İspanya’ da ETA böyle çözülmüştür…</strong><br />
Bir terör örgütünün silah bırakacak olması bir kimseyi ya da kesimi neden rahatsız eder?<br />
Bunu milletimizin vicdanına havale ediyorum…<br />
<br />
-Pekala neden ?<br />
Bu inat neden ?<br />
CHP’li olursunuz anlarım hazımsızlığınızı...<br />
Irkçı Nazi partimiz var yüz karamız...<br />
Onlardan olursunuz bunu da anlarım…<br />
Ama hem Cumhur ittifakını destekliyorum diyeceksiniz, hem de bu ittifakın üstelik devlet tarafından yürütülen sürecine karşı olacaksınız ?</span><br />
&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Bunun izahı mümkün değildir…<br />
<br />
-O halde ne olacak ve ne yapılacak ?</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Süreç çok net ilerliyor ve bu şekilde devam etmesi lazım…<br />
Terörist başı ve PKK nın kurucusu, siyasi Kürtçü hareketin ülkemizde ki tartışmasız lideri olan Abdullah Öcalan’ ın mesajları siyasi partilere iletildikten sonra tekrar DEM Parti heyeti İmralı’ya gidecek ve PKK’ nın tüm unsurları ve bulunduğu tüm ülkelerde silah bırakmasını ilan edecek.</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Örgütte buna olumlu cevap verecek ...</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px"><strong>Daha sonra Abdullah Öcalan 26 senelik </strong><strong>h</strong><strong>apis yatarak cezasını tamamladığı için bir umut hakkı verilmek suretiyle ya Ankara’ da bir ev hapsine ya da tamamen özgürlüğüne kavuşacak ve hitap ettiği tabanla birlikte siyaset yapacak …</strong></span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Yani DEM PAR’ ın başına dahi geçebilir isterse…<br />
Vekaleten değil bu kez asaleten Kürtçü siyaseti kendi gücü nispetinde yürütebilir…<br />
Bunun karşılığında da yaklaşık 40 yıldır Türkiye Cumhuriyeti Devletine ateş açan tüm militanlar silahlarını gömecektir…<br />
Bu militanlar ya Türkiye’ de adli kuvvetlere teslim olacak ve yargılanacaklar ya da ülke dışına çıkacaklardır…</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Bu Suriye için de aynen geçerli olacaktır …</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Genel olarak böyle bir değerlendirme yapabiliriz …</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Tabii ki önümüzdeki günlerdeki gelişmelerde çok önemli …</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 03 Jan 2025 08:33:43 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-cbf512ba8b900dab626b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Asgari Ücret</title>
                <category>Mustafa ALBAYRAK</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/asgari-ucret-2426</link>
                <author>mustafa@teknikelektrik.com (Mustafa ALBAYRAK)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/asgari-ucret-2426</guid>
                <description><![CDATA[Asgari Ücret]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px">Gündemi çokça meşgul eden Asgari ücret ile alakalı bir kaç cümle yazmasam olmaz. Ama evvela Asgari Ücret'in ne olduğunu iyi bilmemiz lazım...</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Şimdi herkes haklı olarak bildiğini söyleyip bana kızabilir bir tek sen mi biliyorsun diye ? Haklılarda ...&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Evet kısaca ne manaya geldiğini hepimiz biliyoruzdur...&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Ama unuttuğumuz kısmını hatırlatmak için söylüyorum bu cümleyi...</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Asgari ücret evet devlet tarafından açıklanmış olsa da devlet tarafından uygulanmayan bir ücret nevidir ...</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Nasıl oluyor dersek ?<br />
Bildiğimiz üzere ülkemizde devlet kadrolarında sözleşmeli personeller hariç asgari ücretle çalışan aşağı yukarı yok gibidir...</span></p>

<p><span style="font-size:18px">En düşük memur maaşı asgari ücretin yaklaşık iki katıdır...<br />
Peki asgari ücretin belirlenmesinde devlet veya hükümet neden açık rol oynuyor ve ağır eleştiriler alıyor...</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Hiç tartışmalara girmeden kenarda duramaz mı ?<br />
Tabii ki hayır !<br />
Çünkü hakemlik rolünü yapmak durumundadır ve işveren ile işçi temsilcilerini uzlaştırması gerekmektedir...</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Yoksa en ufak bir işçi- işveren ihtilafı ülkemizi grev veya lokavtlarla kaosa sürükletebilir...</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Bu yüzden devlet iki kesimin arasında hakem ve uzlaştırıcı rolündedir...</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Tüm bunları belirttikten sonra 24 Aralık 2024 tarihinde acil toplanan komisyon ve Çalışma Bakanlığımızın açıkladığı yeni asgari ücret hakkında ki görüşlerimize gelelim...</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Bir defa açıklanan 22.104 TL&nbsp;ismi üstünde asgari ücrettir...</span></p>

<p><span style="font-size:18px"><strong>"Bunun üstünde ücret verilemez herkes bu ücret miktarına bir ay çalışsın"</strong> demek değildir...</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Aksine bunun altında ücret verilemez ve üstü serbest demektir...<br />
Peki ama dün ne oldu ?</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Açıklanan rakam neden Türkiye'nin gündeminin en başına oturdu.<br />
Evet 24 Aralık Salı günü adeta adeta şapkadan tavşan çıktı ve 22 yıldır olmayan bir şey oldu…</span></p>

<p><span style="font-size:18px">İlk defa Ak Parti bir asgari ücret tedbirinde enflasyonun altında zam yaparak ciddi bir çalışan ücretli kesimi hayal kırıklığına uğrattı…</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Bugüne kadar yani iktidara geldiği<br />
3 Kasım 2002 den bugüne asgari ücret tesbitinde temel düstur şu idi;<br />
“Çalışanımızı enflasyona ezdirmeyeceğiz”<br />
Gerçekten de bunun istisnasını dahi görmemiştik…</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Bu ilk defa bir istisna olarak 2025 için gerçekleşti..</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Enflasyon %45 civarında olduğu halde artış zam oranı sadece % 30 da kaldı.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Bunun gerçekten izahı zor…</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Çünkü iktidar yetkilileri son günlere kadar enflasyon kadar zam yapılacağını ifade etmişlerdi…</span></p>

<p><span style="font-size:18px">İşin enteresan tarafı bugüne kadar bazı yanlış ya da eksik icraatların sayın Cumhurbaşkanımızın masasından veto yediğini bildiğimiz için bu kez sayın Cumhurbaşkanımızdan da dönmeyeceğini yani yeni bir rakam açıklanmayacağını biliyoruz.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Çünkü sayın cumhurbaşkanımız da sosyal medyadan yaptığı açıklama ile yüzde 30 u adeta tescil etti.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Ben bunun tek şekilde izahının yapılabileceğini düşünüyorum…<br />
O da 2025 de fiyatların daha fazla artmaması için&nbsp;verilecek zammın erimemesi için bu düşük zammı verdik denebilir…<br />
Bu da ücretliyi ne kadar ikna eder bilmiyorum…</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Bu iktidar için seçmen nezdinde bir handikapa sebep olabilir mi ?</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Olabilir…<br />
Ama bunu bile bile iktidar bu acı ilacı içiriyorsa ancak ki hasta tedavi olursa bundan zarar görmez diye düşünüyorum.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Bakalım 2025'&nbsp;de ömrü olanımız görecek neticeyi…</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Biz yine hayırlara vesile olmasını&nbsp;diliyoruz…</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 25 Dec 2024 23:55:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-cbf512ba8b900dab626b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Alışın Artık BAAS&#039;da yok Esat&#039;da yok</title>
                <category>Mustafa ALBAYRAK</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/alisin-artik-baasda-yok-esatda-yok-2425</link>
                <author>mustafa@teknikelektrik.com (Mustafa ALBAYRAK)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/alisin-artik-baasda-yok-esatda-yok-2425</guid>
                <description><![CDATA[Alışın Artık BAAS'da yok Esat'da yok]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Artık alışmalısınız...&nbsp;</p>

<p>Suriye de Allahsız faşist BAAS rejimi devrildi...<br />
Arkasında insan mezbahaları , toplu mezarlar ve işkencehaneler bırakarak devrildi…<br />
1 milyondan az olmayan masumun elleri kanlarında olarak devrildi…<br />
Rusya da gidiyor, ABD de gidiyor …<br />
Çünkü ABD nin&nbsp;<br />
&nbsp;'' Kara ordum '' dediği YPG de ezile ezile yollanıyor...<br />
Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri bakanı YPG nin ya kendisini lağvedip gitmesi gerektiğini ya da Türk Silahlı Kuvvetleri ile Türk İstihbarat güçlerince ezilerek yok edileceğini söyledi...<br />
Herkes ama herkes Türk Devletinin iradesine boyun eğecek...<br />
İçerde dışarda...<br />
Eğmeyenler zorla eğdirilecek...<br />
Bu işin şakası yok...<br />
Ne Amerikancılığa ne Rusçuluğa ne de Baasçılığa geçiş yok.,<br />
Sadece Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve onun istekleri ile iradesi var...<br />
Hepimiz biliyoruz ki&nbsp;<br />
Baasçıların sığındığı tek mazeret kaldı…<br />
“ Ama İsrail Suriye ye girdi…! “<br />
Yooo !<br />
İsrail Suriye’ye şeref yoksunu Baba Hafız Esat zamanında 1967 yılında Golan tepelerini işgal ederek girmiştir..<br />
Ve ne baba Hafız Esat şerefsizi ne de oğul Beşar Esat şerefsizi&nbsp; İsrail’e 57 senede tek bir tane kurşun atmamışlardır…<br />
Şimdi Suriye’de devrim gerçekleşirken&nbsp;<br />
eski rejimin muhalifi ama bugünün artık müktediri devrimcilerin kuzeyde ülke bütünlüğünü sağlamak için PKK’yı temizlerken&nbsp; İsrail ile Suriye arasındaki tampon bölgeyi yaklaşık 20 km İsrail işgal etmiş…<br />
Hiç şüphemiz yok ki ne yeni Suriye ne de Türkiye cumhuriyeti o 20 kilometrelik alanı yani tampon bölgeyi İsrail’e bırakmayacak ve sadece yeni işgal ettiği 20 kilometrelik tampon bölgeyi değil 57 sene önce işgal etmiş olduğu ve devrik Baas rejiminin almak için bir mermi dahi atmadigi Golan tepelerini de alacaktır inşallah …<br />
Türkiye Cumhuriyeti gerek diploması yoluyla gerekirse de askeri yolla Suriye’nin işgal edilmiş Golan toprağını geri almak için elinden gelen ne varsa yapacaktır …<br />
Yerli BAASÇILARA ve Şebbihalara buradan ekmek çıkmaz…<br />
Türkiye Cumhuriyeti’ne aidiyet hisseden herkes Türkiye’yi ve yeni Suriye’yi desteklemelidir ..<br />
BAAS çetesini de onu 60 yıldır destekleyen zalimleri de herkes unutsun….<br />
Artık Baas yok yeni Suriye var...</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 16 Dec 2024 05:48:27 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-cbf512ba8b900dab626b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hani Ne Şam&#039;ın Şekeri Ne de Arap&#039;ın Yüzü İdi</title>
                <category>Mustafa ALBAYRAK</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/hani-ne-samin-sekeri-ne-de-arapin-yuzu-idi-2424</link>
                <author>mustafa@teknikelektrik.com (Mustafa ALBAYRAK)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/hani-ne-samin-sekeri-ne-de-arapin-yuzu-idi-2424</guid>
                <description><![CDATA[Hani Ne Şam'ın Şekeri Ne de Arap'ın Yüzü İdi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bazı gazeteci veya yorumcular ya da bir kısım muhalif siyasetçiler HTŞ&nbsp;<br />
( Heyet üt Tahrir Eş Şam ) lideri Colani nin Esad ın yerine kendi diktatörlüğünü kuracağı ile alakalı kaygılar duyduklarını Suriye mahreçli haberlere istinadla iddia ediyorlar…<br />
Bir defa Colani'nin bizzat kendi açıklamalarından şunu biliyoruz ki asla böyle bir iddiası veya amacı yok.<br />
Bunu defalarca söyledi…<br />
Bunu gerçekleştirecek tüm Suriye genelinde başka bir örgüt ve lideri de yok…<br />
Hattı zatında Suriye de 8 Aralık tan itibaren Türkiye nin irade etmediği yaprak dahi kıpırdamaz Allah ın izni ile evvela ..<br />
Dahası Heyet i Tahrir Şam lideri Colani HTŞ yi yani kendi örgütünü lağvetmekten bahsediyor…<br />
Bunlar çok açık bilinen mevzular ama yine de hatırlatmak istedim…<br />
Ben bundan ziyade başka bir şeye dikkat çekmek istiyorum …<br />
13 yıldır katledilen, sistematik tecavüze uğrayan mazlumlar için neden bu şahıslar endişe taşımadı da sadece Suriye azınlığı için bu endişeyi taşıyorlar ?<br />
Çoğunluk ezilirken ses çıkarmayanlar<br />
ezilmeyen, ezilmeyeceği de taahhüt edilen azınlık için ( ki tabii ki ezilmemesi lazım , hiç kimsenin ezilmemesi gerekiyor)&nbsp;<br />
şimdiden mağdur edebiyatı yapıyorlar ağlak ağlak..&nbsp;<br />
Bunu kimseyi eleştirmek için yazmıyorum..<br />
Bu gazeteci ve yorumcu arkadaşlar bu konuda habercilik yapmış ve küçük bir azınlığın endişesini dile getirmiş.<br />
Ben bu endişe veya kaygı ( ne derseniz artık ) sahiplerine sormak istiyorum;<br />
Başta&nbsp; CHP nin Hatay milletvekili sayın Mehmet Güzelmansur olmak üzere Suriye de ki Nuseyri vatandaşlarımız için endişelenen herkese soruyorum; 13 yıldır katledilen 1 milyon Sünni Müslüman ve tecavüze uğrayan binlerce Sünni kadınımız ile&nbsp;sistematik işkenceden geçirilen onbinlerce Muhalif Sünni vatandaşlarımız için neden bu endişeleri taşımadınız ?<br />
Mazlumların ahı arş ı âla ya yükselirken&nbsp;<br />
Kadınlarımızın çığlıkları #Sednaya cezaevinin betonlarında yankılanırken&nbsp;<br />
neredeydiniz vicdansızlar ?<br />
Hani başka ülkenin iç işleri bizi alakadar etmemeli idi?<br />
Hani ya “Ne Şam'ın şekeri Ne de Arap'ın Yüzü!” diye söyleyegeldiğiniz o iğrenç özdeyişiniz !!!&nbsp;<br />
Siz nasıl insansınız ?<br />
Ya da insan mısınız ?<br />
Yuh olsun ervahınıza…!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 14 Dec 2024 23:23:44 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-cbf512ba8b900dab626b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Fırsattan İstifade Öyle mi?</title>
                <category>Mustafa ALBAYRAK</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/firsattan-istifade-oyle-mi-2423</link>
                <author>mustafa@teknikelektrik.com (Mustafa ALBAYRAK)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/firsattan-istifade-oyle-mi-2423</guid>
                <description><![CDATA[Fırsattan İstifade Öyle mi?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>FIRSATTAN İSTİFADE ÖYLE Mİ ?</p>

<p>1979 İran Devrimi gerçekleştiğinde sadece 12 yaşındaydım ama dün gibi hatırlıyorum..1 Şubat - 10 Şubat 1979 arasında ki 10 günlük süre içerisinde Ayrtullah Humeyni sürgünde bulunduğu Fransa dan Ülkesinin başkenti Tahran a gelmiş ve İran Devriminin başına geçmişti… Kısa sayılacak bir süre sonra da 22 Eylül 1980 de fırsattan istifade Saddam Hüseyin liderliğinde ki Irak İran ı bir gece yarısı aniden vurmuş ve topraklarını işgal etmeye başlamıştı..</p>

<p>Lakin İran kısa sürede kendini toparlamış ve Saddamlı Irak ateşkes için adeta yalvarır hâle gelmişti…</p>

<p>Batılı ülkelerin tam desteğine ve ara ara kimyasal silah kullanmasına rağmen Irak savaşta ilk aylar hariç bir daha galip duruma geçememişti…&nbsp;</p>

<p>Şimdi Suriye Devrimini fırsat bilerek Siyonist rejim de Suriye topraklarında operasyon yapmaya çalışıyor…</p>

<p>Hiç şüphemiz olmamalı ki Suriye Devrimi en büyük Siyonist karşıtı rejimi ve yeni Suriye yi inşa edecektir inşallah …</p>

<p>Sadece başta Golan tepeleri olmak üzere kendi topraklarını değil işgal altında ki Filistin topraklarını da müdafaa edecektir…</p>

<p>Siyonist rejimin ön almaya çalışması ve panikle Şam da ki kritik kamu binalarını vurmaya çalışması , ateşe vermesi de bunu göster miyor mu ?&nbsp;</p>

<p>Siyonist rejim ne kadar panik yaparsa yapsın ; korkunun ecele faydası yok…</p>

<p>Artık Suriye nin doğusunda ve kuzeyinde Hamas gibi ama örgüt değil bir yeni DEVLET inşa edilecek inşallah…</p>

<p>Yeni Suriye tıpkı Kuzey Kıbrıs Türk&nbsp; Devleti gibi tam bir Türkiye müttefiki olacak inşallah…</p>

<p>Ömrü yeten de tüm bunları görecek biiznillah..</p>

<p>Siyonistler evlerinin önüne GARGAT AĞACI dikmeye devam etsinler …</p>

<p>Akibetleri belli nasıl olsa…</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 10 Dec 2024 22:53:41 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-cbf512ba8b900dab626b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Halen Yapılacak Bir Şeyler Var!</title>
                <category>Mustafa ALBAYRAK</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/halen-yapilacak-bir-seyler-var-2422</link>
                <author>mustafa@teknikelektrik.com (Mustafa ALBAYRAK)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/halen-yapilacak-bir-seyler-var-2422</guid>
                <description><![CDATA[Halen Yapılacak Bir Şeyler Var!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Ülkemizde bir kısım muhalefetin ya da belli kesimlerin Suriye'nin yaklaşık 60 yıllık Baas iktidarını ve Esad yönetimini sevmesini veya savunmasını anlarım. Doğru bulurum demiyorum dikkat ederseniz anlarım diyorum. Çünkü her gönülde bir aslan yatar ve belli kesim ya da partilerin de gönlünde Baascı Esad rejiminin yatmasını anlar ve kabül ederim.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Özellikle Türkiye toplumunun heterojen bir yapıya sahip olması ve farklı inanç ve mezheplerin az da olsa çeşitlilik arz etmesi bazı komşu ülkelerin rejimleri hakkında farklı görüşlere sahip olmasını tabii kılmaktadır...</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Lakin bir kısım insanların ülkemizde Baas rejimini ve şu an ki Lideri Beşar Esad'a sempati beslediği gibi en az onlar kadar ya da çok daha kat fazlası Baas rejiminden ve lideri Esad'dan nefret edeni vardır...</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Fraklı görüş sahipleri olarak onlara da saygı duyulması gerekmektedir...</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">''Efendim Baas rejimi ve Esad Suriye nin resmi ve meşru temsilcisidirler.<br />
Onlara saygı duyanlarla saygı duymayanlar ya da muhaliflerini destekleyenler bir değildir.'' diyenler var biliyorum.</span><br />
&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Resmiyi anlarım da meşruyu isterseniz bir tartışalım.&nbsp;Gerçi resmi de tartışılır şu an!</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Bunun için öncelikle Baas rejimi nedir ve ne zamandan beri iktidardadır bir hatırlayalım;<br />
1946 yılında Fransa’dan bağımsızlığını kazanan Suriye, 1949 ve 1954 yıllarında askerî darbeler yaşamış, 1958 yılında Mısır ile beraber Birleşik Arap Cumhuriyetini kurmuş ve 1961’de de Mısır’dan ayrılmıştır. 1970 yılına kadar tam olarak Suriye’deki varlığını hissettiremeyen Baas Partisi, bu tarihten itibaren Hafız Esad ile başlayan ve oğlu Beşşar Esad ile devam eden tek parti iktidarı ile günümüze kadar gelen süreçte ülkeyi yönetmektedir...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Peki bu iktidara geliş nasıl olmuştur?<br />
Türkiye de 1950 ye kadar sürmüş olan tek parti CHP oligarşisinin 14 Mayıs 1950 de seçimlerde Demokrat Parti nin iktidara gelmesi ile yıkıldığı gibi Baas partisi de seçim kazanmış ve birilerinin yerine iktidara mı gelmiştir?<br />
Hayır !</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Olayın biraz daha arka planına inip BAAS nedir ve parti ile ideoloji ismini nereden almaktadır bunu da hatırlamaya çalışalım?<br />
19.yüzyılda Arap coğrafyasında meydana gelen değişim ve dönüşümler sonucu, Arap milliyetçiliği kavramı ortaya çıkmıştır. Arap milliyetçiliğin artmaya başladığı bu dönemde Baas ideolojisi şekillenmeye başlamıştır.&nbsp;<br />
Baas Partisi, Suriye’de, Fransız işgali altındayken&nbsp;<br />
( Osmanlı Devleti sonrası -Fransız Mandası döneminde ) yürütülen bağımsızlık mücadelesi sırasında fikirsel ve kültürel bir hareketin sonucu olarak kurulmuştur.&nbsp;<br />
Baas düşüncesi hürriyet, arap milliyetçiliği ve sosyalizm gibi üç kavramı partinin temeline almıştır. Baasizm etkili olduğu ülkelerde iç ve dış politikaya tesir ederek Ortadoğu’nun siyasal yapısını ve gelişimini şekillendirmiştir. Baasçılık, bu ideolojiden gelen Saddam Hüseyin, Kaddafi, Esad ailesi gibi farklı ülkelerde çeşitli liderler de çıkarmıştır. Misyonuna baktığımızda Pan Arabizm’ i yani Arap dünyasını bir çatı altında toplayan, tek bir Arap devleti kurarak emperyalizm ve siyonizmden bu şekilde kurtulmayı hedefleyen bir oluşum olarak görülmektedir.</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Dönemin yoksul ve sömürülen Arap milletlerinin önüne bir ülkü, bir hedef koymak açısından oldukça büyük öneme sahiptir. Pan Arabizm sebebiyle daha geniş coğrafyaya hitap ettiği için diğer Arap ülkelerde de kolaylıkla örgütlenmiştir. Ayrıca kurulurken temel aldığı&nbsp; sosyalist düşünce gibi dini tamamen reddetmemiş ancak şeriata dayalı bir rejim istekleri de olmamıştır. İslamiyet’i ilahi bir din olarak değil; Arap kültürünün tarihi ve kültürel bir mirası olarak kabul etmişlerdir.</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Bu ideolojinin fikir babaları Ortadoks Hristiyan Mişel Eflak ve Sünni Müslüman Selahhattin Bitar’dır. Mişel Eflak ve Süleyman Bitar Pariste üniversite okudukları dönem tanışmışlardır. Suriye’ye döndükten sonra aynı okulda öğretmenlik yaparken siyasi çalışmalarına da devam etmişlerdir. İlerleyen dönemde tamamen siyasi alana yönelmek için öğretmenlikten istifa etmişlerdir. Fakat Fransız Manda Yönetimi parti kurmalarına izin vermeyince birlikte 1940 yılında Arap İhya Hareketi’ni kurdular. 1943 yılında isim değişikliğine giderek adı ‘Arap Baas Hareketi’ olarak değiştirilmiştir.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">1947 yılında Zeki Arsuzi’nin, kendi partileri ile aynı adı taşıyan Arap Baas Partisi ile birleşmelerinden sonra yine o yıl içerisinde Şam’da yapılan ilk kurucu kongrede Mişel Eflak parti başkanı olarak seçilmiştir. Partinin ana sloganı “birlik, özgürlük ve sosyalizm” olmuştur. 1947 senesinde, Şam’da gerçekleşen ilk kongrenin ardından Baas Partisi, Suriye’de resmi bir kimlik kazanarak, Suriye dışındaki diğer Arap ülkelerinde de çalışmalarını yoğunlaştırmaya başlamıştır. Soğuk savaş döneminde dünya devletleri Doğu ve Batı olarak iki kutba ayrılmıştır. Suriye’de diğer Arap ülkeleri gibi kendisine yol gösterici olarak sosyalizmi ve sovyetleri seçmiştir. Suriye Baası’nın temsilcisi olan Beşar Esad’ın da günümüzde halen Rusya ile müttefik olması, aslında bize bu seçimin ne denli etkili olduğunu da göstermektedir. Buna rağmen yine de Arap milliyetçiliği fikri sosyalizmden daha ön planda olmuştur.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bu dönem ordu ve hükümetin yoğun olarak karşı karşıya kaldığı askeri darbelerle yönetimlerin değiştiği bir dönem olarak karşımıza çıkmaktadır. Ordu, ülkedeki yönetim gücünü elinde tutuyordu. Suriye’nin bağımsızlıktan sonraki ilk Cumhurbaşkanı olan Şükrü Kuvvetli, 1948 yılında Arap-İsrail savaşında İsrail’in Araplara karşı zafer kazanmasından sonra bu durumdan memnun olmayan askerler tarafından Mart 1949’da bir hükûmet darbesiyle iktidardan uzaklaştırıldı. Ayrıca Mişel Eflak, Arap-İsrail Savaşı sonrası Cumhurbaşkanı Şükrü Kuvvetli ve yönetimini şiddetle eleştiren toplantılar düzenlediği içinde kısa bir süreliğine tutuklanmıştır. Darbeden sonra yerine Hüsnü Zaim gelmiştir. Zaim, Suriye’nin henüz liberal demokrasiye hazır olmadığını söyleyerek, tüm siyasi partileri yasaklamıştır. Yeni yönetim Eflak’ı serbest bırakmamış ve tekrar tutuklayarak cezaevine göndermiştir. Ancak Hüsnü Zaim’in iktidarı da çok sürmemiştir.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Dört ay sonra Sami Hınnavi tarafından yapılan bir darbe ile Hüsnü Zaim devrilerek idam edilmiş ve ardından yapılan 1949’daki seçimlerde Haşim El Attasi kazanınca Mişel Eflak, aynı yıl 1949 Aralık ayına kadar Eğitim Bakanlığı görevine getirilmiştir. Hinnavi’nin Suriye çıkarları aleyhine dış güçler ile (Irak) iş birliği yaptığını iddia eden Albay Edip Çiçekli bunun üzerine darbe gerçekleştirmiştir. Baas Partisi, Albay Edip Çiçekli’nin yaptığı darbeyi desteklemiştir. Ancak Çiçekli’nin bir süre sonra Baas Partisi de dahil tüm siyasi partileri kapatması üzerine, Selahaddin Bitar ile Lübnan’a kaçarak muhalefetini Lübnan’dan sürdürmeye devam etmiştir.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Suriye toplumu, batının kendileri ile ilgili tutumlarından ve İsrail Devleti’nin kurulması ile ilgili İngiltere, ABD ve Fransa’nın politikalarından ciddi derecede rahatsız olmaya başlamıştır. Bu durum, batı karşıtı söylemleri ile dikkat çeken Baas Partisi ve Komünist Parti gibi sol partilerin söylemlerini birbirlerine benzetmiş ve taraftar sayılarını da artırmıştır. Bu benzerlik birbirine yaklaştırmış ve sonuç olarak 1953 yılında Baas Partisi ve Sosyalist Parti birleşmiştir. Yeni oluşum, Çiçekli’nin yönetimine karşı savaşın merkezi olmuştur. Diğer muhalif gruplar ile iş birliği yapılmasıyla Şubat 1954’te Albay Edip Çiçekli’nin iktidarı devrilmiştir.<br />
&nbsp;<br />
Yine bu dönemde antiemperyalist söylemleri ile Suriye’de dikkatleri üzerine çeken Mısır Başkanı Cemal Abdul Nasır taraftarlarının sayıları da artmıştır. Baasçılar, Arap Birliğinin sağlanabilmesi için Suriye ve Mısır’ın birleşmeleri gerekliliğini savunmuşlardır. Nitekim 1958 yılında bu olay Suriye ve Mısır’ın Birleşik Arap Cumhuriyeti olarak birleşmesiyle sonuçlanmıştır. Fakat bu durum Suriye açısından istendiği gibi gitmemiştir. Çünkü: Nasır, Suriye’ye sürekli olarak baskı yapmış ve tüm partileri kapatarak bütün kontrolü kendi eline almıştır. Bu durum hem halkı hem de Baas cephesini tedirgin etmiştir. Bu rahatsızlık bir grup Suriyeli subayın 28 Eylül 1961’de Nasır’a karşı ayaklanmasına neden olmuştur. Suriye ordusu kendi içerisinde Nasır yanlıları ve karşıtları olarak iki gruba ayrılmıştır. 1961 yılında bu ittifak dağılmıştır.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ordudan Nasır yanlıları atılması üzerine Nasır taraftarı askerler darbe girişiminde bulunmuştur. Bu darbe Sunni Tuğgeneral Emin el-Hafız tarafından bastırılmış ve sonrasında kendisi Başkanlık koltuğuna geçmiştir. Bu değişimle birlikte Baas Rejim anlayışında çeşitli yenilikler ortaya çıkarmıştır. Başlangıçta Arap Milliyetçiliği ile yola çıkan Baas Rejiminin yerini Suriye Milliyetçiliği almıştır. Bu sebeple yeni Baas anlayışı ağırlıklı olarak dini azınlıklar tarafından benimsenmiştir. El-Hafız toplumun değişik kesimlerinden kendisine taraftar toplarmıştır...&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Hafız’ın Baas partisinin eski yöneticilerinden olan Selahattin Bitar’ı kabineden çıkarması, Mişel Eflâk’ı da ülke dışına çıkmak zorunda bırakması eski Baasçıların tepki vermesine neden olmuştur. O dönem genelkurmay başkanı olan Salah Cedid ve Hafız Esad liderliğinde siyasi, mezhepsel ve yönetimsel düşünce farklılığı gibi sebeplerden dolayı El Hafız’a askeri darbe gerçekleştirilmiştir.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Daha sonraları 6 gün savaşı yenilgisi ve Kara Gün Örgütü mensuplarının bazılarının Suriye’ye kabul edilmesi Hafız Esad ve Salah Cedid’in aralarının açılmasına neden olmuştur. 1967 Savaşı aynı zamanda Arap milliyetçiliğinin de Nasırcılığın da düşüşe geçmesine neden olan önemli bir dönüm noktası olmuştur. Bu tarihten itibaren Arap ülkeleri münferit olaylar dışında bir daha asla bir araya gelmeyecek şekilde ayrı düşmüşlerdir. 1967 Savaşı’nın Suriye açısından bir diğer önemli sonucu da Hafız Esad’a iktidara giden yolu açması olmuştur. Savaş sırasında savunma bakanı ve en fazla tahribata uğrayan askeri kanat olan Hava Kuvvetleri’nin komutanı olan Esad, yenilginin tüm faturasını, zaten savaş öncesinde ayrı düşmeye başladığı Salah Cedid’e çıkararak bir anlamda kendini aklama politikası izlemiştir. Esad, 1967 Savaşı’na kadar gizliden sürdürdüğü Cedid muhalefetini atık gizlememiş ve açıktan yürütmüştür. Zaman içerisinde özelikle Filistin bağlamında yaşanan gelişmeler neticesinde ikili arasında giderek keskinleşen siyasi uçurum 1970’te Hafız Esad’ın yaptığı darbe ile son bulmuştur.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Evet yukarda okuduğumuz gibi nihayetinde Baba Esad yani El Hafız Esad 1970 yılında tam bir kanlı askeri darbe ve komitacılıkla hem partiyi hem de bu yapay Suriye devletini ele geçirmiştir...<br />
Halka falan sormamıştır...<br />
Hakimiyet bila ü kaydu şart milletindir dememiştir !<br />
&nbsp;<br />
Yani Sivil bir hareket ile başlayan Baas ideolojisinin zaman içerisinde askeri olarak şekillendiği görülmektedir. Suriye’de her yeni yönetim değişikliğinde ülkedeki bütün siyasi partilerin faaliyetlerinin yasaklanma durumunun defalarca gerçekleşmesi ve tek aday olarak girilen devlet başkanlığı seçimlerinde ortalama yüzde 90 ın üzerinde oy olarak kazanmaları demokrasiden ne kadar uzak olduğunu göstermektedir. Ez cümle Baas Partisi, Suriye’de iktidara çöküşü ve iktidarda kaldığı zamanlardaki tatbikatları hep kan ve zulüm politikası ile olmuştur.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Baas partisi bırakın meşru olmayı;<br />
Elleri dirseklerine kadar kanlı biçimde iktidarını sürdürmüştür...<br />
Bu kanlı iktidarın yaptıklarına 1982 yılının Şubat ayında 27 gün içerisinde yaklaşık 40 bin sivilin katledilmesini de dahil edemedim yer kaplamaması için...</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Düşünsenize;&nbsp;40 bin sivilin katledilmesini sadece bir istatistiki değer olarak zikrediyorum.<br />
Bu da benim ayıbım.<br />
Peki Mart 2011 den beri yaklaşık 1 milyon insanın katli&nbsp;10 milyona yakın insanın&nbsp;başta Türkiye ve Ürdün olmak üzere Dünyanın dört bir yanına göç ettirilmesini nereye koyalım?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">&nbsp;Şimdi bu arka planı hatırladıktan sonra<br />
( Bu hatırlamama kaynak olarak da Divan Derneği yayınlarından İklima Nur Enes in çok kıymetli mahreçlere haiz değerli makalesinden faydalandım )&nbsp;</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">KAYNAKLAR</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Konukçu, Y. ‘‘Baas’çılığın Türk Dış Politikasına Etkisi’’. Lectio Socialis. 3/1 (2019): 47-58.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">İnce, E. ‘‘Suriye’de Baas Rejiminin Kuruluşu ve Türkiye’’. Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Dergisi. 1/1 (2017): 261-280.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Kavaklı, Nezih. ‘‘Baas Partisi Tarihi II: Baas İdeolojisi’’. Gergedan Dergisi. (2021). (erişim 04.07.2021). https://gergedan.press/baas-partisi-tarihi-ii-baas-ideolojisi-9108/</span></p>

<p><span style="font-size:16px">gelelim Halep e Türk bayrağının dikilmesinden rahatsız olan içimizde ki şebbihalara ...<br />
Şebbiha (Levanten Arapça: شَبِّيحَة Šabbīḥa), Suriye hükûmetinin Esad ailesine sadık olan devlet destekli paralı askerleri için kullanılan bir terimdir.</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Yani BAAS ın paralı aparatlarına ;<br />
Kuzum siz hangi meşruiyetten ve bir bağımsız ülkenin işgalinden bahsediyorsunuz ?<br />
Ortada ülke mi kalmış Allah aşkına ?<br />
Ülkenin üçte biri PKK -PYD terör örgütünün işgalinde idi son 1 haftaya girerken...<br />
Diğer üçte biri Baas rejiminin üçte biri de Rejim muhaliflerinin denetiminde idi...<br />
Üç aşağı beş yukarı harita bu halde idi...<br />
Peki bu geçici bir durum mu idi ?<br />
Asla !<br />
Yıllardır fiili durum ( de facto ) böyle idi...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">'' Suriye nin parçalanmasını Emperyalist devletler istiyor... ''&nbsp;<br />
Doğru başta Amerika olmak üzere batılı ülkeler Suriye nin bölünmesini istiyor...&nbsp;<br />
O zaman bunu önlemenin yolu bir milyon kişinin öldürülmesi midir ?<br />
Muhaliflerle uzlaşılsa ülkenin milyonlarca vatandaşını yıllardır sahiplenen Türkiye nin görüşünü alsan ne olurdu ?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Türkiye Cuhuriyeti en yetkili ağızdan defalarca sana dost elini uzattı...<br />
Türkiye'nin seninle 911 km hududu var.<br />
Birbirlerinizde akraba halklarınız bulunuyor...<br />
Sen daha 106 sene evveline kadar Türkiye nin Halep ve Şam sancağı idi...<br />
Bir müktesebatınız var !<br />
Bilmiyor musun?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">-Ülken kevgire dönmüş&nbsp;kaç ülke yabancı askeri ile onlarca silahlı örgüt cirit atıyor ama sen sadece hudutlarını terör örgütlerinden güvene almak için sınırlı operasyonlarda bulunan ve barış gücü bulunduran Türkiye Cumhuriyetini hedef alıyorsun<br />
Türkiye askerini çeksin diyorsun...</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Kendi kontrolünü kaybettiğin her şehri veya kasabayı PKK ya teslim etmekte bir beis görmüyorsun.<br />
Rakka petrollerinin gelirlerini PKK ya bırkaıyorsun ama Türk askerine asla tahammülün yok...<br />
O zaman senin anladığın tek lisan GÜÇ<br />
Silah ve şiddet!<br />
Al sana o halde anladığın lisan !&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Pekala ABD ve AB kendi menfaatleri uğruna Suriye nin parçalanmasını istiyorda Rusya babasının hayrına mı Baas rejimini destekliyor yıllardır...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">ABD askeri evet emperyalist&nbsp;<br />
Peki Tartus ta ki Lazkiye de ki Rus askeri üsleri ne ?<br />
Barış gücü mü ?<br />
Onlarda kendi menfaatleri için Esad ı desteklemiyorlar mı?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ya İran?<br />
O hangi saiklerle Suriye de resmi ve gayri resmi milislerini askerlerini subaylarını bulunduruyor yıllardır?<br />
Evet!<br />
Suriye de herkes olabilir...<br />
ABD Fransa PKK ve bilimum silahlı örgütler bulunabilir..<br />
Hatta ara sıra İsrail de vurup bombalayabilir!<br />
Hiç cevap vermez!</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Tamam Suriye parçalanacak diye zil takıp oynayacak değiliz.<br />
Lakin Suriye zaten paramparça idi.<br />
Halen yapacak bir şeyler var.<br />
Suriye bölünmesin tamam.<br />
Ama Suriye halkının hiç mi söz hakkı olmasın?<br />
Hep Suriye yi azınlık ve dış destekli katiller çetesi BAAS partisi mi yönetsin?</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 09 Dec 2024 12:00:42 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-cbf512ba8b900dab626b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Orada Neler Oluyor?</title>
                <category>Mustafa ALBAYRAK</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/orada-neler-oluyor-2421</link>
                <author>mustafa@teknikelektrik.com (Mustafa ALBAYRAK)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/orada-neler-oluyor-2421</guid>
                <description><![CDATA[Orada Neler Oluyor?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Merak ettiğimiz şu ? Rusya ve Esed Halep te neden direnmedi ?<br />
Güçleri mi yok ki bir iki örgütten kaçtılar ?<br />
Yoksa Halep i mi gözden çıkardılar?<br />
Ya da en önemlisi Türkiye Rusya ile anlaştığı için mi bu gelişmeler oluyor ?<br />
Bunların hiç birisi Halep in artık sahibinin değiştiği gerçeğini göz ardı edemez ?<br />
O zaman kim kimi neden suçlayacak onu mu tartışacağız ?<br />
Bu mu mevzu ?&nbsp;<br />
Veyahut hepsinin dışında ABD ile Rusya mı anlaştı ?<br />
Anlaşılan Türk Devletinin hamlesini görene kadar bu ihtimaller hep gündem olacak…<br />
Hayırlısı olsun diyoruz ama gelişmeleri de izlemeye devam ediyoruz...<br />
Haberleri izliyorum…<br />
Anlamaya çalışıyorum ?<br />
Rusya Halep i vuruyor!<br />
Esed güçleri ricat ettiğini kabül ediyor ama daha güçlü bir saldırı için ricat ettik ( geri çekildik ) diyor…<br />
Yani gördüğüm kadarıyla Rusya ve Esed Halep i bırakmak niyetinde değil.<br />
O zaman 15 gün sonra nasıl bir manzara ile karşı karşıya kalacağız ?<br />
Daha mı kan dökülecek ve Rus destekli Esed rejimine geçecek &nbsp;yoksa Halep muhaliflerin mi kalacak ?<br />
15 gün sonra üzüleceksek , kahrolacaksak ;<br />
O halde bugün aynı şeye sevinmenin mânası var mı ?<br />
Gelişmeler ya tuzaksa ?<br />
Ya bilmediğimiz sebepler varsa ?<br />
O halde Türkiye Cumhuriyeti nin hamlesini beklemeden tavır göstermeyelim…<br />
Beterin beteri var…<br />
Birileri istediği için değil biz istediğimiz için olmalı olacaksa ?<br />
Halep!&nbsp;<br />
Evet&nbsp;Halep Vatandır ama biz istersek Vatanımız olmalı…<br />
Başkası istediği için değil.<br />
Yoksa 15 gün sonra kahroluruz !<br />
Ben bunları yazarken Şam da Esed e darbe teşebbüsünde bulunulduğu ve çatışmalar yaşandığı yazılıyor veya konuşuluyordu...<br />
Yukarda dediğim gibi şimdilik söyleyeceğim tek cümle;<br />
Hayırlısı Olsun ...</span><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 30 Nov 2024 23:47:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-cbf512ba8b900dab626b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>1. Dünya Savaşında şehit eşleri ne acılar yaşadı?</title>
                <category>Mustafa Armağan</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/1-dunya-savasinda-sehit-esleri-ne-acilar-yasadi-2420</link>
                <author>mustafa.armagan@derintarih.com (Mustafa Armağan)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/1-dunya-savasinda-sehit-esleri-ne-acilar-yasadi-2420</guid>
                <description><![CDATA[1. Dünya Savaşında şehit eşleri ne acılar yaşadı?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Bundan 90 yıl önce basılmış bir gazete...&nbsp;<br />
Siyah başörtülü, yüzünden keder damlayan yaşlıca bir kadının fotoğrafı.&nbsp;<br />
Yazının başlığı “Bir şehit karısı anlatıyor”.<br />
Okur okumaz aklıma Arthur Koestler’in Toprağın Tortusu adlı romanındaki beni o sayfaya mıhlayan cümle düşüveriyor:<br />
<strong>“Köyün dükkânlarındaki genç kadınların gözleri ağlamaktan şiş. Yaşlılar, 1914’ün dulları, siyah elbiseleri, üzgün ve gururlu bakışları ile sokaktan geçiyorlar.”&nbsp;</strong><br />
Ah o siyah elbiseler giyinmiş (matem devam ediyor zira), üzgün ve gururlu bakışlarıyla sokaktan geçen 1914’ün dulları…&nbsp;<br />
Hikâyeleri yazılmamış 1914’ün dulları yalnız Koestler’in anlattığı Fransız köyünde değil, bizim coğrafyamızda da dizi diziydi.<br />
Bilir misiniz ben çocukluğumda onlardan birini tanımıştım.&nbsp;<br />
Büyük amcamın hanımı olurdu kendisi. Hamide idi adı. “Seferberlikteyken…” diye söze başladığında bilirdik ki sıcak yatağından askere alınmış olan ilk göz ağrısını anlatacaktır.&nbsp;<br />
Gitmiş de dönmemiş Mehmet Emin amcamız. Dönmediği gibi öldü mü, kaldı mı kimselerin bilmediği bir akıbet meçhulüne yuvarlanmış.<br />
Sık sık içini çekerdi Hamide nine, bu kısacık ama mesut evlilik günlerini evirip çevirip anlatırdı Binbir Gece Masallarından biriymiş gibi.<br />
Yalnız bu masalın sonu epeyce acıklıydı.&nbsp;<br />
Tam 7 yıl beklemişti kocasının dönmesini. Sonunda bir kuyuya okuyup üflemiş ve eşinin ölüsünü gördükten sonra çaresiz baba evine geri dönmüştü. &nbsp; &nbsp;<br />
Okuduğum söyleşideki “Şehit karısı” Mevlûde Hanımın anlattıkları bu hatıraları ihtar etti bana.&nbsp;<br />
Hem fakirin kirpiklerimi ıslattı, hem de çocukluğumda rahmetli Hamide nineden defalarca dinlediğim, savaşın sadece cephede ateş ve barut arasında değil, geride bıraktığı sessiz evinde de açlık, sefalet ve çaresizlik dalgaları altında cereyan ettiğini hatırlattı.&nbsp;<br />
Birinci Dünya Savaşı’na girişimizin 110. yıldönümünü idrak ettiğimiz şu günlerde bu 90 yıllık olağanüstü söyleşiyi nazar-ı dikkatinize sunarken metinde Çanakkale Harbi’nin dehşetine dikkat çekildiğini fark edecek, dahası kocalarını, babalarını, oğullarını ve kardeşlerini askere gönderen zavallı kadınların, yani “1914’ün dulları”nın çektiklerine bir yıldızın uzaya düşmesi gibi ağacağız.&nbsp;<br />
Bilin ki o yıldızın düştüğü yer milletin hafızasıdır.<br />
İşte o müthiş söyleşiyi beraberce okuyalım…</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif"><img alt="" src="https://www.muzakerat.com/public/images/detay/sehit-karisi.JPG" style="height:498px; width:402px" /><br />
Büyük Harbin 20 nci yıldönümünde<br />
Bir şehit karısı anlatıyor<br />
Yazan: Suat Derviş</span></span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Mevlûde Hanım başını bana kaldırıyor. Her çizgisinde çektiği bir mihnetin izi olan yüzünde büyük bir hayret okunuyor:<br />
⦁&nbsp;&nbsp; &nbsp;Yirmi sene ha?!... diyor. Yirmi sene geçmiş öyle mi?<br />
Sıcak bir rüzgâr esiyor. Esen rüzgâr neşeli neşeli onun siyah başörtüsüyle oynuyor. Halbuki onun ciddi yüzünde hiç de neşe yok. Karşımızda oturuyor. Bahçenin bilmiyorum neresinden bulup getirdiği kocaman bir taşın üzerinde… Bir elinde bir çöp var, dalgın dalgın toprakları eşeliyor. Öbür eliyle yaramaz torununu zaptetmeğe uğraşıyor:<br />
-Hanımcığım siz yirmi sene diyorsunuz ama büyük seferberliğin ilânından beri bana yirmi ay bile geçmiş gibi gelemiyor. Her şey dün gibi, dün kadar yakın… Ölülerimizin acısı henüz ciğerimizden çıkmadı. Yüreğimizdeki yangınlar henüz sönmedi ki… Zaten o günleri görenlerin onu bir daha unutmalarına imkân var mı hiç…<br />
-Sizin çok fena hatıralarınız var galiba Mevlûde Hanım, diyorum.<br />
-Fena mı?.. O günlere fena demek bir iltifattır hanımcığım… Fena da söz mü… Çektiklerimiz anlatmakla bitmez, nakletmekle tükenmez ki… Büyük muharebenin sıkıntılarını çekmeyenler dünyada başlarına ne gelirse gelsin biz, keder, cefa çektik derlerse Allah’ın gücüne gider… Seferberlik ilân edildiği zaman eğer bize başımıza gelecekleri biri söylemiş olsa buna inanmazdık… Esasen harbin bu kadar uzun süreceğini de hiç kimse tahmin etmemişti.<br />
Seferberlik olur olmaz ön ağızda erkek kardeşim gitti. İkinci sevkiyatta kocamı aldılar… Hiç unutmam, bir Ramazanın on beşiydi… Çıktı, hepimizi bıraktı gitti… O zaman biz yeni evli idik. Yani yeni sayılırdık. Ancak üç senelik… Mehmedim iki yaşındaydı. Fahrettin henüz dünyada yoktu. Evvelâ galiba talim görsünler diye mi nedir onları Edirne’ye yollamışlar. Arkadan Tekirdağı’na sevkedildiklerini duyduk.&nbsp;<br />
İstanbul’dan ayrıldığının tam elli birinci günü idi. İstanbul’a gelmiş. Onu evin kapısında görünce sevinç delisi oldum. Boynuna sarıldık. Her şey bitti zannettim. Halbuki bitmemiş. Daha terhis olmak filân yok. Onları İstanbul’a getirmişler. Sultantepesi’nde imişler… Gittim, bir cuma da ben onu gördüm. O cuma ona yalvardım: “Yahu mademki İstanbul’dasın, bari bizi sık, sık gel de gör izin al” dedim. “Hanım, sizi gelip görmeği istemez miyim hiç dedi. Ne yapayım askerlik bu… Fakat elimden gelen gayreti yaparım. Belki sizi gelir on beşte bir görürüm.”&nbsp;<br />
Sevinçle eve döndüm. On beşi iple çektim… Ne gezer… Ne on beş, ne yirmi beş… Bizimki ortada yoktu… Birisi geldi: “Galiba sizinkileri Çanakkale’ye yollamışlar” dedi. Harpte asker karılarının, asker analarının en korktuğu yer Çanakkale değil miydi?... Yüreğime indi. Çocuğu evde anama bıraktım. Koşarak Sultantepesi’ne gittim. Nerede o çadırlar? Yerlerinde yeller esiyor. Orada birini buldum, sordu: “Onları bir gün toplayıp Çanakkale’ye gönderdiler” dedi. Yarı baygın bir halde ve döndüm. Çanakkale’de bir erkeği olmak… Bunun ne demek olduğunu Büyük Harbe yetişenler bilirler.<br />
Ne yapacaktım, onu nerede, nasıl bulacaktım; nerelerde aratacaktım? Okuması yazması olmayan cahil bir kadındım. Fırkasının, alayının, taburunun ne olduğundan haberim yoktu. Gecem, gündüzüm gözyaşı içinde bir taraftan sefalet, bir taraftan mahrumiyet, bir taraftan acı, bir taraftan gebelik…&nbsp;<br />
Bir ay geçti; iki ay, beş ay, altı ay haber yoktu. Yedinci aydaydık. Kardeşimin karısı odama koştu: “Abla, dedi. Yıldız Hastanesinden bize bir kart gelmiş, bizi çağırıyorlar.” “Yıldız Hastanesinden mi?” dedim. Cephede iki erkeğimiz vardı. Ya kardeşim, ya kocam. İkisinden birine muhakkak bir şey olmuştu. Akşam ortalık kararmıştı. Koştuk; bizi hastaneye, geç diye almadılar. İki kadın ağlayarak, dövünerek eve döndük… Sabahı nasıl ettik bilmiyorum. Acaba cenazelerine mi yetişecektik. Ertesi gün hastaneye gittik, kartı gösterdik. “Sizi Hasan onbaşı çağırtmış” dediler. Hasan onbaşı…. Biz onu tanımıyorduk. Fakat yatağının yanına gittik. Yatakta genç bir civan yatıyordu. Başı sarılı idi. Meğer kocamın onbaşısı imiş. Kocam ona: “Benim okumam, yazmam yok, karıma yazamıyorum. Gidersen kuzum onu gör, kâğıt bulursam yazdıracak adam bulamıyorum” demiş. Kocamın hayatta olduğunu duyunca ve yaralının kardeşim olmadığını görünce öyle sevinmiştim ki; oraya dizüstü düştüm. Onbaşının dizlerini ağlayarak öptüm.&nbsp;<br />
Onbaşının yarası hafifmiş. On beş gün sonra iyileşti. Giderken onunla bizimkine çamaşır, tütün ve kâğıt kalem yolladım: “İşte bu kâğıdı, kalemi yanında bulundurun, okur yazar birine tesadüf ederse hemen bana yazdırsın” dedim. Hasan onbaşı gitti. Fakat daha mektup gelmeden evvel gene Hasan onbaşı geldi. Yiğit genç bu defa da kolundan yaralanmış, gene bizimkinden haber getirdi. Gene iyileşti, gitti. Bir kere daha yaralı geldi… Sonra gitti… O gittikten sonra tam dört ay gene habersiz kaldım… Ah o dört ayın bitmez tükenmez geceleri. Her gece sabaha kadar “Allahım onu muhafaza et” diye dua ederdim.&nbsp;<br />
Dört ay sonra idi. Bir akşam ortalık kararmıştı. Bir telgraf geldi: “Bu kâğıdı alır almaz Bakırköyü’ne gel, oradayız. Fakat hemen sevkolunacağız.” Gece, akşam dinlemedim. Gittim, Bakırköyü’ne geldim. Orada bir çayır gibi, meydan gibi bir yerde bir hercümerç. İnsan, at, katır, deve, top arabası, çadırlar karmakarışık… Ortada bir ateş yanıyor, kenarda binlerce bitli esvap o ateşe atılmak için yığılmış…. Bu insanların arasına korka, korka sokulduk. Bunlar bizim tanıdığımız insanlara benzemiyordu. Sanki her biri bir başka dünyadan gelmişti. Üstlerinde lime lime esvaplar vardı. Kavrulmuş tenleri, deli bakışlariyle dolu gözleri vardı. Yüz göz alelacayipti. Bunların içinde, korka korka ilerliyorduk, birden biri bizi çağırdı. O… Yoksa biz onu kabil değil tanıyamazdık ki.&nbsp;<br />
Aman yarabbim kocam ne hale girmişti? Cepheye yolladığım sarışın aslan gibi delikanlı yüzünün derisi yağmur görmemiş toprak gibi çatlamıştı. Saçı sakalı, bıyığı, kaşı birbirine karışmıştı. Üstünde paçavralar, ayağında sarılı bezler vardı. Onu bu halde görünce ağlamağa başladım. Fakat gene yavrum… O beni teselli etti: “Yahu ağlama, dedi. Bunların hepsi geçecek… Bu bizim vazifemiz. Biz bunları seve seve çekiyoruz.” O gece zabitine yalvardım, yakardım, eve gelmesine müsaade aldım. Fakat şafakla beraber dönmesi lâzımdı. Eve geldik. Ancak evceğizinde 3,5 saat kaldı, fakat zavallı kocam ne kadar değişmişti. Bir yabaniye, bir vahşiye dönmüştü. Oturmasını, konuşmasını unutmuştu. Yeni doğmuş yavrusuna bakmadı bile… Ben üç buçuk saat ağladım…&nbsp;<br />
O gitti. Onları şafakla beraber yolladılar… Nereye, kimse bilmiyordu. “Ben sana yazarım” dedi ve birkaç zaman sonra Şam’dan bir mektup aldım. “Musul’a gidiyoruz, bana Musul’a yaz” diyor ve benden çamaşır, tütün, öteberi istiyor. Bir paket yaptım, Musul’da verdiği adrese yolladım. Altı ay bir haber alamadım. Altı ay sonra paketimi iade ettiler… O alay… o tabur ortadan kaybolmuş. Allahım bu nasıl bir afetti… Bu nasıl kıyametti. Binlerce can ile alay alay, tabur tabur asker ne olmuştu?.. Acımızı bile tadamadık.&nbsp;<br />
Çocukların nafakasının, kendi nafakamın derdine düştüm. Tahta, çamaşır, iş yapıyor, ölmemeğe uğraşıyordum. &nbsp;Önceleri Hilaliahmer (Kızılay) kırk kuruş oda kirası verdi. Fakat çok sürmeden kestiler. Önceleri iki aya kadar da asker ailelerine mercimek, bulgur, fasulye dağıttılar. Fakat sonra kesildi. Yalnız mütarekenin sonuna kadar doksan kuruş maaş aldım. Adam başına otuz kuruş..<br />
Günde adam başına yüz dirhem mısır ekmeğimiz vardı. Başka bir şey almağa da iktidarımız yok gibiydi… Mısır ekmeği… Bugün bir köpeğin önüne atsanız, başını çevirir… Halbuki o zamanlar ne nimetti… Oğlum geceleri uyanır: “Anne, ne olur, biraz ekmek ver” diye ağlardı. Ben de aç yatar, o bir parça ekmeği oğluma saklardım. Tahtadan, çamaşırdan ne kazanılır? &nbsp;Vesikasız ekmeğin bir okkası 60 kuruştu. Hatta zaman olurdu iş bulurduk da açlığın verdiği mecalsizlikten gidemezdik. Bir gün kardeşimin karısı çamaşır vardı, yapamadı. Hüngür, hüngür ağlıyordu: “Açım.. Açlıktan mecalim yok, gidemem” diyordu.&nbsp;<br />
Harp böyle geçti. Bitince bütün kederler bitti zannettik. Bazılarının ehli ayali döndü. Halbuki benimki gelmedi. Künyesini bile bulamadım. Kaybolmuş.. Ne olmuş malûm değildi. Uzun uzun onu aradım. Hastanelere gittim. Bacaksız, kolsuz, kör, et parçası gibi biçarelerin arasında onu tanımağa uğraştım. Esir kafileleri geldikçe çıplak ayak gidip içlerinde onu bulmağa uğraştım. Gelmedi… Gelmedi… Gelmedi.&nbsp;<br />
Siz seferberlik olalı bugün tam yirmi sene diyorsunuz… Halbuki yeminle söylüyorum, bana dün gibi geliyor.”<br />
Gözkapaklarını ağır, ağır örttü. Göz damarlarında biriken iki damla yaşı bizden sakladı.<br />
***<br />
Mevlûde Hanım şimdi Tramvay Şirketinde çalışan Reşit Efendi’nin karısıdır. İki oğlunu bütün zahmetlere, meşakkatlere rağmen büyütmüştür. Büyük oğlu Mehmet iyi bir kunduracı ustasıdır. Küçüğü Fahrettin de sinemada figüranlık yapar.<br />
SUAT DERVİŞ<br />
Cumhuriyet, 2 Ağustos 1934.</span></span><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 30 Oct 2024 08:27:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/2022/03/mustafa-armagan-1648629264.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hatadan Dert Değil Ders Çıkar</title>
                <category>Elif E Bayraktar</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/hatadan-dert-degil-ders-cikar-2419</link>
                <author>elif.alaca@hotmail.com (Elif E Bayraktar)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/hatadan-dert-degil-ders-cikar-2419</guid>
                <description><![CDATA[Hatadan Dert Değil Ders Çıkar]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Dünya hayatı kusursuz yaratılmış bir imtihan ve eğitim ortamı. Allah bizi hata ve pişmanlıklarımızla da eğitir. Yaptığımız hata da sınanmamız içindir ki bize düşen, hatamızın da bir kader üzere hayırla gerçekleştiğinin bilincinde, tevekkül etmektir.&nbsp; </span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Allah’tan gelen her musibetin ardında bir hikmet ve hayır olduğunun bilincinde olmak, insanı karamsarlığa, mutsuzluğa, pişmanlık ve öfkeye sürüklemez. </span><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="color:#201f1e">Hatasını gözünde büyütmesi, hataları nedeniyle insanın kendini değersiz görmesi Kur’ani bir bakış açısı değildir. Dünya üzerinde yaşamış, yaşayan, yaşayacak tek bir hatasız insan yoktur. Hata, sevap hepsi birer renktir. Kaldı ki;</span></span></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Hatası, insanın ibadetine ve ahlâkının güzelleşmesine vesile olur.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">İnsan hatasını fark ettiği için şükreder. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Allah'tan bağışlanma diler.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Tevbe eder.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Aynı hataya düşmemek için dua eder.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Hatasından ders çıkarır, öğüt alır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Korkusu artar, tevekkül eder, Allah'a yönelir.</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="color:#201f1e">Yaptığı hatadan dolayı müminin kendisine karşı güvensiz bir ruh haline sahip olması yanlıştır. Mümin, <em>“insanlar ne der, hakkımda ne düşünürler, ya bana sevgileri ve güvenleri azalırsa?”</em> gibi düşüncelerle vesveseye kapılmaz. Mümin insanların değil, yalnızca Allah’ın hoşnutluğunu kazanmayı hedefler. Bir hatası olduğunda da Allah’ın sonsuz bağışlayan olduğunun bilincinde yalnızca Rabbinden bağışlanma diler. </span></span></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Aczinin farkında ve her an hataya düşebileceğinin bilincinde olan insan için hata yapmak, asla küçük düşme nedeni olmaz. İmanî zafiyet içindeki insan ise her zorlu olayda üzüntü, stres, korku gibi duyguları yoğun hisseder. Hata yapmak ayrıca diğer insanların gözünde küçük düşeceği korkusuyla onun için büyük azaptır. Allah’a teslimiyeti yaşayamadığından, psikolojik açıdan çöker. Çünkü Allah’ın beğendiği ahlâkı yaşamayan kişiler arasında hataya yer yoktur. Hata yapan kişi toplumda adeta damgalanır; bağışlanmaz, ezmeye çalışılır. </span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><em><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">"Hatalarımızdan ders çıkarmak, akıllıca bir şeydir. Başkalarının hatalarından ders çıkarmak, daha akıllıca bir şeydir"</span></em><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;"> der H. Segal. İnsan başkalarının hayatından ve hatalarından da ders alır, aynı yanlışa düşmemek için gayret eder. Ayrıca, hata yapan arkadaşını yalnız bırakmaz, aksine yardımcı olur. Pişmanlık duyması ve kendini düzeltmek için çaba harcaması sebebiyle ona olan sevgi ve saygısı artar. En ufak hatasında eşini, dostunu, 'sevdiğini' silebilen insanın hissettiği gerçek sevgi değildir zaten. Sevgi, hata yaptığında da rahmanî merhametle sevdiğinin yanında olmaktır. </span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Bağışlamak sevginin önünü açar; hatayı affetmemek, sürekli öfke ve kin, Kur’an’a uygun değildir. İlk an öfke hissetse bile, öfkesini yenerek ve sabrederek güzel ahlâk göstermeli insan... Sevgiye sarılmalı, sevdiğini kaybetmemek için çaba göstermeli. Ama hatasını sürekli tekrarlamakta ısrar eden kişi bir de ‘gel-git’ler yaşıyorsa geldiği gibi gitmeli. Sevgi önemli ama zaman da değerli çünkü.</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Hata yapmak elbette insanî bir özellik ama bir hata yapmışsa hatasını kabul etmeyi, gönül almayı, özür dilemeyi bilecek insan. Bencillik etmeyecek, çıkarlarını gözetmeyecek. Eğer erdemli ise...</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="color:#100001">Eski hatalarımızı unutursak, aynı hataları tekrarlamaya mahkûmuz demektir. İnsanız ya, her an bir hata yapabilir, günah işleyebiliriz. Hiç birimiz kusursuzluk iddiasında olamaz, kendimizi hata yapmaktan müstağni göremeyiz. </span><span style="color:black">Henüz yaşıyorken, her insan için Allah'tan bağışlanma dileme ve tevbe kapısı açıktır. </span>Zaaflarımızın ve aczimizin farkında isek, aynı hata ve günahlara dönmemek için, çalmadan girmek lâzım içeri…</span></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Gafur olan Allah, tevbemizi kabul edip geceyi gündüzün üstüne, gündüzü de gecenin üstüne sarıp-örttüğü gibi hatalarımızı da örtsün. Pişmanlığımızı Kendisine yakınlaşma vesilesi kılsın. Hikmetini düşünmeyi nasip etsin. Yaptığımız hatayı anlayıp, yanlışımızı düzeltmemiz için isabet eden musibetin ‘şefkat tokadı’ olduğunu düşünüyorsak, karşılığını ahirete bırakmadığı için bize şükretmeyi ilham etsin.</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">“... Allah sizi, asıl Kendisinin cezasından korunmanız için uyarıyor. Allah kullarına karşı çok merhametlidir.” (Al-i İmran Suresi, 30)</span></strong></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 30 Oct 2024 08:21:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/2022/11/elif-e-bayraktar-1668007137.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bütün Yollar Neden Roma&#039;ya Çıkar?</title>
                <category>Bekir BAŞYURT</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/butun-yollar-neden-romaya-cikar-2418</link>
                <author>bekirbasyurt@hotmail.com (Bekir BAŞYURT)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/butun-yollar-neden-romaya-cikar-2418</guid>
                <description><![CDATA[Bütün Yollar Neden Roma'ya Çıkar?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="font-size:18.0pt">Bütün yollar Roma'ya çıkar" çok bilinen sözdür..</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="font-size:18.0pt">Zannedilir ki,&nbsp; İtalya'nın başkenti Roma için söylenmiştir..</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="font-size:18.0pt">Ama, kastedilen Roma, Nouva.. yani Yeni Roma, yani Konstantinople, yani İstansul'dur..</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="font-size:18.0pt">Başka bir ülkede olsa, ışıklarla aydınlatılan, özel önem verilen bir müthiş turizm cazibesi ve para basma makinesi haline getirilecek olan bu</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="font-size:18.0pt">"Milion Taşı" Ayasofya'nın karşısında pek de fark edilmeden, turizm değeri bilinmeden..boynu bükük öylece durmaktadır..</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="font-size:18.0pt">Bizans İmparatoru Büyük Konstantin</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="font-size:18.0pt">(272- 337), sadece 5-10,00 kişinin yaşadığı o zamanki adı ile Bizantium'u, Roma İmparatorluğu'nun başkenti yapmak ve yeni bir şehir yaratmak için 324 yılında kolları sıvar ve surlar içinde, yedi tepeli olan şehri..önce 14 bölgeye ayırıp, bir şehir planı yaparak, yeni inşa faaliyetlerine başlar..</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="font-size:18.0pt">Büyük bir saray (İmparatorluk Sarayı),</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="font-size:18.0pt">Senato Sarayı,</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="font-size:18.0pt">Aya İrini Kilisesi,</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="font-size:18.0pt">Kutsal Havariler Kilisesi (bugün yerinde Fatih Camisi vardır),</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="font-size:18.0pt">Ayasofya (Konstantin başlar, ama bitiremez),</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="font-size:18.0pt">33,000 kişilik dev bir Hipodrom,</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="font-size:18.0pt">Su kemeri,</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="font-size:18.0pt">Kendi adını taşıyan heykellerle süslü bir meydan (Çemberlitaş),</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="font-size:18.0pt">Annesi Augusteum adına, bir meydan inşa edilir ve şehir ülkenin her tarafından getirilen antik sanat eserleri ile süslenir..</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="font-size:18.0pt">Şehrin korunması için yapılmış olan eski surlar da yıkılır ve yerlerine bugün hiçbir izi kalmayan 'Konstantin Surları' inşa edilir..</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="font-size:18.0pt">Ayrıca Ayasofya'nın önünden başlayarak 'Mese' adıyla büyük bir bulvar (bugünkü Divanyolu Caddesi) açılır..</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="font-size:18.0pt">Altı yıl süren faaliyet sonunda ortaya muhteşem ve modern bir şehir çıkar..</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="font-size:18.0pt">11 Mayıs 330 pazartesi günü geldiğinde yapılan büyük bir törenle Byzantium, Roma İmparatorluğu'nun başkenti olur ve şehre senatonun da kararıyla "Nuova Roma- Yeni Roma" adı verilir. Büyük törenlerle kutlamalar yapılır..</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="font-size:18.0pt">İki yıl kadar geriye döndüğümüzde yani inşaatın devam ettiği sırada bir gün baş mimar 'Leontius', İmparator Konstantin'e bir konuyu açar;</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="font-size:18.0pt">"-Majeste, imparatorluk ailesi yakınlarının, senatörlerin ve devlet ileri gelenlerinin oturması için Kutsal Havariler Kilisesi'nin olduğu bölgeyi ayırdık..</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="font-size:18.0pt">Halk için ayrılan bölge ise Küçük Limanla büyük Liman arası. Gerek küçük Liman ve gerekse Büyük Liman'ın etrafı ticaret erbabına ve denizcilere ayrılmıştır. Daha sonraki yıllarda yerleşim kendi mecrası içinde devam edecektir..</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="font-size:18.0pt">Ancak bir noktaya daha işaret etmem gerekecektir. Bizim kanımıza göre Byzantium dünyanın merkezi haline getirilmelidir..</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="font-size:18.0pt">Bunun için önce, halen Kudüs'te muhafaza edilen ve İsa tarafından dokunulduğu için kutsal sayılan bir taş vardır; İsmi, "Milion"..</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="font-size:18.0pt">Bu taşın getirilip yıkıntı halinde bulunan tapınağın (O sırada henüz Ayasofya yoktur) karşısına yerleştirilmesi uygun olur..</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="font-size:18.0pt">Taşın olduğu yer dünyada (0/ Sıfır) noktası sayılmalı ve bütün mesafeler bu noktadan itibaren ölçülmelidir. Eğer bu gerçekleşirse, taşın hemen yanına bir kamu binası inşa edilecektir..</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="font-size:18.0pt">Bu binadakilerin görevi başvuranlara, o sıfır noktadan itibaren uzaklığı ve yolları gösteren haritalar satmak olacaktır..</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="font-size:18.0pt">&nbsp;Bir örnek vermem gerekirse, Byzantium'dan Antakya'ya gidecek yolcular ve kervanlar buradan gelip harita satın alacaklar ve Antakya'ya kadar nasıl, hangi yolu takip ederek ve kaç günde gideceklerini bileceklerdir..</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="font-size:18.0pt">&nbsp;Ayrıca, yollar üzerinde konaklama yerleri de işaret edilecektir. Böylece, Byzantium dünyanın merkezi haline gelecektir."</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="font-size:18.0pt">Taş, Kudüs'ten getirilerek..Ayasofya'nın karşısına yerleştirilir..1453 yılına kadar o taşın bulunduğu yer; artık Dünyada (0) noktasıdır..</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="font-size:18.0pt">Onun için "Bütün Yollar Roma'ya çıkar", sözü Nouva Roma- Yeni roma yani Konstantinople yani İstanbul için söylenmiştir..</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 30 Oct 2024 07:35:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/2023/02/bekir-basyurt-1676280356.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>12 Adaları Nasıl Kaybettik!</title>
                <category>Mustafa ALBAYRAK</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/12-adalari-nasil-kaybettik-2417</link>
                <author>mustafa@teknikelektrik.com (Mustafa ALBAYRAK)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/12-adalari-nasil-kaybettik-2417</guid>
                <description><![CDATA[12 Adaları Nasıl Kaybettik!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dr Rıza Nur un Hatıralarından Destekle ..</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>EGE Adalarının bir kısmı Yunanlıların, bir kısmı da İtalyanların elinde (Oniki Ada’yı kastediyor). Ahali ekseriyetle Rum. Vakıa Anadolu sahilleri için kaçakçılık ve eşkıyalık, iktisadi vaziyet cihetiyle adalar mühimdirler. Hatta Anadolu’ya tecavüz için mükemmel hareket üssü olabilirler. Fakat Türkiye’de onları ne almak, ne de sonra muhafaza etmek kuvveti var. Deniz aşırı muhafazalar büyük masraflar ister. Yalnız Çanakkale Boğazı’nın ağzını tıkayan bir iki adayı almalıyız ve alabilirsek kâr. Öbür tarafı uğraşmaya değmez. Yunan veya İtalya, kimin elinde olursa olsun. Bizde olmayınca kimde olursa olsun. İkisi de bize tecavüz edecek mahiyette… Sade buraları gayri askeri yapabilirsek Renimel matlup!… Bu husustaki siyasetimiz bu idi.</p>

<p><br />
Bize ‘Meis adası sahilimize pek yakın olduğundan verilmesini’ Rauf, hükümet namına ısrar ile yazdı. Fakat bir ufak ve kayalık yermiş, neye yarayacak? İtalyanlara harekat üssü ise Rodos ve Kuşadası’dır. Burası o işe yaramaz. Bu adaların hepsi de Oniki Adalardandır. Bunları 1912′de Türkiye Uşi Muahedesi ile İtalya’ya zaten vermiş. Bize şimdi burada tasdikinden başka çare yok. Binaenaleyh kara sularımızdaki adaları aldık[3].”</p>

<p><br />
Lozan ikinci delegesi Rıza Nur’un Ege adaları hakkındaki bu görüşleri askeri, coğrafi ve tarihi bakımdan kabul etmek mümkün değildir. Hele hele Uşi Antlaşması’nı tam zıt bir şekilde yorumlanması anlaşılır değildir. Oysa Trablusgarp harbi çıkıp, İtalyanların Oniki Ada’yı işgal etmeleri üzerine devrin Sadrazamı Said Paşa bu konudaki düşüncelerini şöyle açıklamıştır:<br />
“Adaların bence çok büyük ehemmiyeti vardır. Adaları veririm Trablus’u vermem; fikrinde değilim. Adaların ehemmiyeti çok fazladır. Binaenaleyh adaların kurtarılmasına çalışmalı. Hatıra gelecek şeyler vücuda gelecek olursa yalnız İstanbul değil, Anadolu sahilleri de tehlikeye girer. Önceden de söylediğim gibi bu adalar İstanbul ve Anadolu’nun karakollarıdır.”</p>

<p><br />
Sonuçta, Lozan’da Oniki Ada İtalya’ya bırakıldı. Antlaşmanın 15. maddesine göre Türkiye bu adalar üzerindeki her türlü hak ve hukukundan İtalya lehine tamamen feragat etti.</p>

<p><br />
21 Temmuz 1923’de Lozan Anlaşması imzalandı ve 21 Ağustos’ta onaylanmak üzere yeni seçilen T.B.M.M.’ne sunuldu. Meclis’te yapılan uzun görüşmelerden sonra, bazı milletvekillerirnin[5] Misak-ı Milli ilkelerine tam anlamıyla uyulmadığı yolunda ileri sürdükleri aleyhte konuşmalara karşın, 14 red oya karşılık 213 oyla anlaşma onaylanıyordu.</p>

<p><br />
Anlaşmanın onaylanmaması konusunda görüş bildirenlerin başında Şükrü Kaya geliyordu. 21 Ağustos toplantısında konuşan Şükrü Kaya’ya göre, “Hükümetin büyük zaferden beklediği netice gayet mütevazi idi: Misak-ı Milli sınırları içinde hür ve müstakil bir devlet. Fakat bu hak Lozan’da da esirgenmişdi. Antlaşma, 1913 sınırlarını bile temin etmiyordu. Semadirek ve Limni adaları alınamamıştı. Diğer adalar yani Rodos, 12 Ada ve Meis Anadolu’nun bir parçası olup İtalya ile hiçbir münasebeti yoktu. İşte bütün bu sebeplerle Anlaşmanın reddi gerekiyordu.”<br />
Türkiye ve İtalya arasında 1932 yılında Meis adası bölgesinde yer alan bazı adacıklar ile Bodrum körfezi karşısındaki Karaada’nın hangi devlete ait olacağı konusunda bir anlaşma yapıldı. 10 Mayıs 1933′te yürürlüğe giren bu antlaşmayla birçok ada Türkiye’ye bırakılmış, Meis kenti kilisesi kubbesi merkez alınarak çizilen ve yarıçapı bu merkez ile Sen Stephane burnu olan bir dairenin içinde kalan adacıklar da İtalya egemenliğine geçmiştir.</p>

<p><br />
Lozan Anlaşması’nda, Yunanistan Oniki Ada’nın İtalya’ya devrini nihaî bir çözüm olarak kabul etmediklerini bildirmiş ve bu sorunun mevcut olan anlaşma hükümlerine ve milliyetler prensibine uygun bir biçimde çözümlenmesini isteme hakkını saklı tutmuştur. Böylece Türk Hükümeti Oniki Adalar’daki tüm haklarından feragat etmelerine rağmen, Yunanlı’lar haklarını korumuşlardır.<br />
İtalyanlar 1912 yılında Oniki Ada’yı Osmanlı’lardan alır almaz hemen adaların yönetiminde değişikliğe gitmişler ve adalardaki Türk yönetimini ortadan kaldırmışlardır. İtalyan işgal kuvvetleri komutanlarından olan Amiral Presbiteno, işgal edilen adalarda vapurlara İtalyan bayrağı çekileceğini, yabancı yerlerle, yani adalar dışındaki haberleşmelerde İtalyan posta pulları kullanılacağını, işgal edilen adalar arasındaki haberleşmede ise postu pulu yerine ada cemaatlerinin mührünün kullanılacağını, Osmanlı Devleti’nden ithal edilecek eşyanın %11 gümrük vergisine tabi olacağını, buna karşılık Yunanistan’dan ithal edilecek malların gümrük vergisine tabi olmayacağını söylemiştir.</p>

<p><br />
İtalya Dışişleri Bakanlığı’nca idare edilen Oniki Ada İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar İtalyanlarda kaldı. Oniki Ada’da resmi dil ve eğitim dili İtalyanca oldu. Basın ve konuşma özgürlüğü kısıtlandı. 1925 yılında şartlar daha da ağırlaştırıldı. Oniki Ada’da oturanlara İtalyan vatandaşlığına geçme mecburiyeti getirildi. Bütün bu baskılar sonunda da Oniki Ada’dan göçler başladı. İtalyan yönetiminde göçler sonucu Oniki Ada halkı %15 civarında azaldı.<br />
İtalya faşist yönetimi, Oniki Ada’da bir yandan adalara yoğun bir İtalyan kitlesi yerleştirdi, diğer yandan adalıları İtalyan vatandaşı olmaya zorladı. Her yıl 300.000 kadar İtalyan, özellikle de ziraatçılar adalara getirilmek istendi. Ancak, Rodos’a gelen 20-30 kadar aile yıl dolmadan İtalya’ya geri döndüler.</p>

<p><br />
İtalyanlar adalardaki Türk ve Rumlara İkinci Dünya Savaşı öncesinde baskı uygulamaya başladılar. Öğrenimin İtalyanca olmasını zorunlu hale getirdiler. Rum okullarına Rumca bilmeyen Türk öğretmenler, Türk okullarına da Türkçe bilmeyen Rum öğretmenler atadılar. Türk okullarında günde sadece bir saat Türkçe din derslerine izin veriliyordu. Türkleri ve Rumları İtalyanlaştırma gayretleri vardı. Türk çocukları İtalyan misyonerleri ile beraber Katolik ayinleri yapmaya mecbur edilmişlerdi.</p>

<p><br />
1937′de Türk Cumhuriyet Bayramı kutlamaları çok coşkulu olmuştu. Adalardaki Türklerin konsolosluğa girmelerine bile silahlı İtalyan askerleri engel oldular. İtalyanlar adalardaki milli duygunun varlığından rahatsız oluyorlardı.<br />
İtalyanların faşist yönetimi, hem İtalyan hem de dünya kamu oyuna zaman zaman Türkiye’nin güney vilayetlerini hedef alan beyanatlar veriyordu. Bu beyanatlardan dolayı Türk-İtalyan ilişkileri gittikçe gergin ve soğuk bir havaya giriyordu. İtalya Hükümeti daha da ileri giderek 1936 yılında Oniki Ada’yı, özellikle de Leros adasını tahkim etmeye başladı. Bu durum iki ülke ilişkilerini daha da gerginleştirdi. Bu gerginlik İkinci Dünya Savaşı’na ve sonrasına kadar devam etti.</p>

<p><br />
ON İKİ ADALARI KİMLER KAYBETİRDİ<br />
Bundan 72 yıl önce 15 Şubat 1947′de tam olarak 390 yıl boyunca Osmanlı egemenliğinde kalmış olan Rodos ve 12 Adalar, resmen Yunanistan’ın egemenliğine geçti.<br />
Trablusgarp Savaşı’nda İtalyanlara geçici olarak bırakılan Rodos ve 12 Adalar, “Monşerlerin” Lozan’da bu konuyu gündeme dahi getirmemeleri nedeniyle İtalyanlara terk edilmişti. 1947 yılında ise ABD ve İngiltere’nin adaları almamızı teklif etmelerine rağmen İsmet İnönü kabul etmemişti. Yine Limni Adası da Monşerlerin “unutkanlığı” nedeniyle kaybedilmişti. Çanakkale Boğazı’nı kapattığı için müzakere dahi edilmeden bize teslim edilen Limni Adası, alt komisyonun kayda geçirmemesi nedeniyle Yunanistan’a bırakılmıştı. İngiliz başmurahhası Lord Curzon dahi bu duruma şaşırmış ve uyarmak ihtiyacı hissetmişti.</p>

<p><br />
ZİHNİYET 12 ADAYI BÖYLE KAYBETTİRMİŞTİ<br />
Türkiye’nin yakın tarihinin en dramatik olaylarından biri olan Ege adaları, dönemin zihniyeti tarafından anlaşılmaz bir şekilde Yunanistan’a verildi. 1912′de Trablusgarp Savaşı sırasında İtalyanlarca işgal edilen ve Lozan Anlaşması’yla nedense İtalyanlara bırakılan adalar, Türkiye’nin Ege’deki karasuları içerisinde bulunmasına rağmen “monşer”lerin marifetiyle kaybedildi. Dönemin zihniyetinin Lozan’da İtalyanların egemenliğine bıraktığı adalar, İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanlar tarafından işgal edildi. Savaş sonrasında İtalyanların yenilmesiyle Türkiye’nin geri alabileceği adalar, 1947′de ‘Milli Şef’ İsmet İnönü ve CHP’nin Türkiye’ye yaşattığı en büyük yenilgilerden biri olarak tarihe not edildi. İtalyan ve Alman işgaline uğrayan ve savaştan yenik çıkan bu ülkenin adaları terk etmesiyle Türkiye’ye teklif edilen adalar, dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü tarafından inanılmaz bir şekilde kabul edilmedi.</p>

<p><br />
İNÖNÜ ÖNCE KAPTIRMIŞ, SONRA ÜZÜLMÜŞ<br />
Rahmetli Ahmet Kabaklı “Temellerin Duruşması” adlı eserinde 12 Adalar, Rodos, Kerkük ve Musul’un kaybedilişi ile alakalı olarak TBMM’de bir oturumda İsmet İnönü’nün “Aslında yanlış yaptık. Bugün bu toprakların kaybedilişinin üzüntüsünü yaşıyorum” dediğini aktarıyor. Tarihçi Yazar Sadık Albayrak da adaların kaybedilmesinin o dönemdeki dünya konjonktüründen kaynaklandığını belirtere, “Misak-ı Milli sınırlarına sahip çıkamayan bir ülke 12 adaya da sahip çıkamamıştır”</p>

<p><br />
MONŞERLER “ADAYI” KAYDA ALMAYI UNUTTULAR<br />
Oniki Adalar dışında, Yunan işgalindeki adalar konusunda çok ilginç bir “Monşer unutkanlığı” daha yaşanmıştı. Lozan’da Çanakkale Boğazı’nı kapattığı için müzakere dahi edilmeden bize teslim edilen dört adadan biri olan Limni Adası, alt komisyonda “Monşerlerin” kayda geçirmeyi unutması üzerine Yunanistan’a bırakılmıştı. İngiliz Başmurahhası Lord Curzon dahi bu duruma şaşırmış ve uyarmak ihtiyacı hissetmişti. Dr. Rıza Nur bunu hatıralarında şöyle naklediyordu: “Komisyonda Limni bizim müşavirler tarafından unutulmuş. Lord Curzon, komisyon celsesinde bu sebeple bizimle alay etmiştir. Hakkı var. Kendi menfaatimiz hususunda büyük bir gaflet edilmiş idi. Bu müşavir de Tevfik reisicumhur katibi idi.” Bu nedenle, Yunanlılar mağlup geldikleri Lozan’dan Londra Antlaşması’nın adalar konusundaki hükmünü heyetimize kabul ettirerek ayrılmayı başarmışlardı. Bu hükümle Sevr’de Türkiye’ye bırakılan adaların sayısı üç iken Lozan’da bu sayı İmroz ve Bozcaada olmak üzere ikiye düşmüş oldu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 27 Oct 2024 23:54:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-cbf512ba8b900dab626b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sayın Devlet Bahçeli’den Yeni, Beklenmeyen, Tarihi Bir Çağrı Daha</title>
                <category>Mustafa ALBAYRAK</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/sayin-devlet-bahceliden-yeni-beklenmeyen-tarihi-bir-cagri-daha-2416</link>
                <author>mustafa@teknikelektrik.com (Mustafa ALBAYRAK)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/sayin-devlet-bahceliden-yeni-beklenmeyen-tarihi-bir-cagri-daha-2416</guid>
                <description><![CDATA[Sayın Devlet Bahçeli’den Yeni, Beklenmeyen, Tarihi Bir Çağrı Daha]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:large">22 Ekim 2024 Salı günkü meclis gurup toplantısında Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı ve Cumhur İttifakı ortağı Sayın Devlet Bahçeli’den kimsenin beklemediği ve hepimizi tabiri caiz ise terse yatıran bir davet geldi...</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:large">Aslında verilen mesaj çok net…</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:large">Çözüm masası vs. yok! Pazarlık yok!</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:large">Terör örgütünü kuran ve 25 seneyi aşkın süredir İmralı Adasında cezasını çekmekte olan Abdullah Öcalan’a kendi terör örgütünü imha ettirme planı var Sayın Devlet Bahçeli’nin...</span><br />
&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:large">Ha bu olur ya da olmaz...</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:large">Lakin Sayın Devlet Bahçeli üzerine düşen tarihi vazifeyi yapmıştır…</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:large">Bunu kabul etmez ise Kandil’in terör baronları ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde ki temsilcisi Dem Parti kendisine destek verenlerin dahi nezdinde yok hükmünde olurlar… </span></p>

<p><br />
<span style="font-size:large">Çünkü terör örgütünü kim kurdu ise ancak o kurmuş olan irade kendisi lağv edebilir.</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:large">Kaldı ki PKK terör örgütünü Türkiye Cumhuriyeti Devleti hendeklere gömmüştür.</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:large">Türkiye’de PKK operasyonel kabiliyetini kaybetmiş ve yok hükmünde kalmıştır.</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:large">Bunun sadece isminin konulması gerekmektedir.</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:large">Fiili durumun kavli durum ve resmiyete kavuşması ise Sayın Devlet Bahçeli’nin bu teklifi ile mümkün olabilecektir.</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:large">Bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini henüz bilemiyoruz.</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:large">Lakin gerçekleştirdiği takdirde bu teklif, bu proje muvaffak olduğu takdirde Türkiye Cumhuriyeti için sahada alınan galibiyetin üstüne adeta bir taç giydirilecektir …</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:large">Şu anda beklemek ve kandil ile DEM Partinin yapacağı hamleleri görmek gerekir …</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:large">Daha sonra devlet verilecek cevaba göre karşı hamlede bulunacaktır.</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:large">Terör örgütü ele başı Abdullah Öcalan’ ın TBMM’de DEM PAR grup toplantısında kendisine tabi olanlara ve örgütüne vereceği mesaj ile, İmralı’dan avukatlar ya da güvercinler vasıtası ile mektup uçurmak suretiyle verdiği mesajlar aynı değerde ve kabulde olamaz...</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:large">Bir defa terör örgütü inanmalıdır Abdullah Öcalan’ın bu “silah bırakın” davetini hür iradesi ile yaptığına...</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:large">“APO Devletin elinde esirdir , sözünün kıymeti yoktur” diyemeyecek Kandil’de ki terör baronları…</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:large">Artık terör örgütü yöneticilerine sözde temsil ettiği iradeye karşı bir bahanesi kalmayacaktır...</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:large">Olaya bir de bu açıdan bakmak gerekmez mi ?</span><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 23 Oct 2024 08:31:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-cbf512ba8b900dab626b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sayın Devlet Bahçeli’nin Uzattığı El</title>
                <category>Mustafa ALBAYRAK</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/sayin-devlet-bahcelinin-uzattigi-el-2415</link>
                <author>mustafa@teknikelektrik.com (Mustafa ALBAYRAK)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/sayin-devlet-bahcelinin-uzattigi-el-2415</guid>
                <description><![CDATA[Sayın Devlet Bahçeli’nin Uzattığı El]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli nin Türkiye Büyük Millet Meclisi açılış günün de Meclis de gurubu bulunan kısa adı Dem Par olan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi sıralarına giderek elini uzatıp parti yetkilileri ile musafaha etmesi kamuoyunda tartışılmaya devam ediyor...</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Peki bu tartışmalardan bir verim alınabilir mi?</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Sayın Bahçeli nin uzattığı el muhatapları tarafından gerektiği gibi mukabele görebilir mi ?</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Gelin bu suallere acizane fakat halisane fikirlerimi ifade edeyim...</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">En son söyleyeceğimi baştan söyleyeyim ki ;<br />
Sayın Devlet Bahçeli nin uzattığı el malesef boşta kalacaktır...<br />
Muhatapları tarafından asla gerektiği muameleyi görmeyecektir...<br />
Sayın Bahçeli nin tüm iyi niyetine rağmen ve bu eli aslında Dem Par a rey verenlere yani Kürt halkına uzattığı halde sözde halkı adına TBMM de bulunan ama aslında halkının değil emperyalizmin içimizde ki temsilcileri olan terör örgütünün kravatlı elemanlarında asla hak ettiği karşılığı bulmaz...</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Yine bugün sayın Bahçeli nin İmralı da mukim ve mahkum cezasını çekmekte olan terör örgütü ele başı Abdullah Öcalan a da yaptığı çağrının bir anlamı olmayacaktır...</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Sayın Devlet Bahçeli nin tüm iyi niyeti ve civan mertliği bu mertlikten nasipsiz sözde siyasetçi özde terör örgütü ve emperyalizmin temsilcilerince mukabelesiz kalacaktır...</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Çünkü ne terör örgütünün ne de TBMM de gurubu bulunan siyasi parti olan Dem Par ın herhangi bir müstakil insiyatif alma hürriyeti ya da yetkisi yoktur...</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Hatırlayın eski partilerinde ki milletvekilleri ve temsilcilerini...</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Ne diyorlardı meclis de ''Silah bırakma çağrısının muhatabı biz değiliz İmralı’da ki Abdullah Öcalan dır. Gidin ve onunla anlaşın. ''</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Peki DEVLET İmralı ya istihbarat şefini yollayarak Terör örgütü başı Öcalan ile görüştü 2012 sonu ve 2013 başlarında...</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Yani çözüm süreci denen zamanın başlangıcında.</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Ne oldu peki?</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Allah için hakkın ı teslim edelim Apo örgütüne silah bırakmasını tavsiye etti ve silahlı militanların yurt dışına sevkini istedi...</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Peki Kandil in buna cevabı ne oldu zaman içerisinde; Önce çekilirmiş ve silah bırakacakmış gibi yaptılar daha sonra ise asıl patronları olan Haçlı Siyonist patronlarından gelen talimatla '' APO İMRALI da ESİR dir...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Esaret altında ki kişinin sözleri ile hareket edemeyiz '' oldu !<br />
Halbuki daha evvel ''Gidin APO ile görüşün bizim ve Kürtlerin lideri odur !!! '' diyorlardı...<br />
Bir defa şunu net olarak ifade edelim ki;<br />
Ne PKK nın ne de siyasi uzantılarının müstakil hareket kabiliyetleri yoktur.</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Kandil’dekilerin hiç yoktur...</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Çünkü onların a dan z ye tüm ihtiyaçlarını, on binlerce Tır dolusu silah sevkiyatlarını karşılayan batılı patronlarına rağmen konuşma hürriyetleri yoktur.</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Şayet bağımsız hareket etmeye kalkılırsa anında arpaları kesilir ve iyot gibi açıkta kalırlar...</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Burada muhatap alınması gereken yegane kesim Türkiye Cumhuriyeti nin onurlu vatandaşları olan Kürtler’dir...</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Evet, Sayın Bahçeli’nin uzattığı el onlaradır ama onların temsilcileri onlara rağmen hareket etmektedirler...</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Kürtler PKK’ya ya da Siyasi temsilcilerine silahlı mücadele mi yapın demişlerdir...<br />
Asla !<br />
PKK ve türevleri silahlı mücadeleyi Kürtlere rağmen ve onları da ezerek sömürerek dönemin Türk Devletinin zaaflarını kullanarak gerçekleştirmiş ve on binlerce insanımızın katledilmesine sebep olmuşlardır...</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Pekiyi 2015 Temmuz undan itibaren Türkiye Cumhuriyeti devletinin süreç içerisinde FETÖ nün de Devletten kazınması ve rahat bir askeri mücadele ile PKK yı hendeklere gömmüş ve yurt içerisinde ki operasyonel kabiliyetine son vermiştir...</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Yani artık PKK yoktur..!</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Hudutlarımızın dışındadır...</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">O zaman ne yapacağız ?</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Öyle ya Dem Par PKK’nın, PKK’da Emperyalist ülkelerin emrinde ise; Öcalan’ın da Kandil ya da terör baronları nezdinde hür olmayıp sözünün bir değeri yoksa bu el kimedir ?</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Muhatabımız kim olmalıdır Devlet ve Millet olarak ?</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Tabii ki Kürt vatandaşlarımız ?</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Pekala Kürt vatandaşlarımız ne zamandan beri Devletimizle aramıza mesafe koymuştur ?</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Ya da şöyle soralım;<br />
Kürt meselesi popüler adı ile Kürt Sorunu ne zaman başlamıştır ?</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Kürtler tam olarak ne istemektedirler ?</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Kürtlerin derdi nedir ?</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Bu soruların cevabını öğrenmeden kime el uzatırsak uzatalım şekilden ibaret kalacaktır...<br />
Ha şunu dersek, ki diyebiliriz ya da diyoruz;<br />
''Biz PKK’yı ezdik... Kimsenin de sesi gürültüsü çıkmıyor...<br />
E zaten Sayın Cumhurbaşkanımızın müteaddid defalar belirttiği üzere ''Biz Kürt sorununu çözdük... Ana dilde konuşma yasağını ülkenin her tarafından kaldırdık. Yer ve köy isimlerini serbest bıraktık. Bu sorun çözülmüş bitmiştir...Herkeste halinden memnundur ''</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">O zaman nereye ve kime neden el uzatacak sayın Bahçeli ya da başka bir siyasetçi ?</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Demokrasilerde farklı partilerin olması ve farklı plan ve programlar teklif etmeleri çok tabii bulunduğundan Dem Par veya benzeri partiler olacaktır...</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">PKK’da operasyonel kabiliyetini yurt içinde kaybettiğinden sadece yurt dışında ki yani Irak ve Suriye nin kuzeyinde ki PKK -PYD vs ye odaklanıp onları orada yok etmek kalıyor...</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">'' E AMA BİZ DEM PAR IN bizimle yani Cumhur İttifakı ile birlikte hareket etmesini istiyoruz.<br />
Yurt içinde ki iç cepheyi tahkim etmek istiyoruz.... Tüm partiler yerli ve milli olmalıdır.'' diyorsanız o halde başta DEM PAR olmak üzere Kürtlerin arasından çıkmış tüm parti dernek ve sivil toplum kuruluşlarına bir sorun bakalım dertleri ne imiş ?</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Bu anayasa ile bunlar mümkün olur muymuş?</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">O halde ne yapacağız ?</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Çözüm ne ?</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Çözüm yok pardon Çözüm süreci yok !</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Aslında bir mesele de yok !</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">O halde 2015 22 Temmuz un dan yani Çözüm sürecinin bitip tekrar PKK nın kafasının ezildiği günden bu yana ki mücadele şekline devam...</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Yok ben Kürtlerin tamamını yanıma almak istiyorum yaklaşan dış tehditlere karşı Çanakkale de ki , Çaldıran da ki ya da Malazgirt teki gibi beraber karşı koymak istiyorum diyorsanız o zaman Çanakkale de ki Malazgirt te ki Çaldıran da ki ruha geri dönmeniz gerekiyor...</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Efendim bizim kırmızı çizgilerimiz var artık geriye dönemeyiz bu irticadır falan diyorsanız o halde ülkenin yüzde 10 ila 15 ini unutup bugünkü gibi var olan konjonktür ile yolunuza devam edersiniz.</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Ama toplumun tamamını kucaklamak isterseniz herkesin kabul edebileceği ve Kenan Evren faşisti tarafından kalın çizgilerle çizilmiş kırmızı hatları tartışmaya açıp konuşmalısınız.</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Bunlar nedir derseniz bu ayrı bir yazı konusudur.</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Onu da kaleme alınca ifade ederiz.</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Bugünlük bu kadar diyelim...</span><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 15 Oct 2024 22:45:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-cbf512ba8b900dab626b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Suriye İç Savaşindan Siyonist Rejimin İslam Yurtlarini İşagline Kadar Hizbullah Ve Nasrallah </title>
                <category>Mustafa ALBAYRAK</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/suriye-ic-savasindan-siyonist-rejimin-islam-yurtlarini-isagline-kadar-hizbullah-ve-nasrallah-2414</link>
                <author>mustafa@teknikelektrik.com (Mustafa ALBAYRAK)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/suriye-ic-savasindan-siyonist-rejimin-islam-yurtlarini-isagline-kadar-hizbullah-ve-nasrallah-2414</guid>
                <description><![CDATA[Suriye İç Savaşindan Siyonist Rejimin İslam Yurtlarini İşagline Kadar Hizbullah Ve Nasrallah ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Arap baharına kadar yani 2011 de ki Suriye iç savaşı başlayana kadar Hamas siyasi bürosu ve onun siyasi lider Halit Meşal in merkez ofisi Suriye nin başkenti Şam da idi...</p>

<p>Yani Hamas en büyük siyasi desteklerinden birini Suriye dolayısı ile İran dan görüyordu...</p>

<p>Suriye iç savaşının patlaması ve İran ile Lübnan da ki en büyük destekçisi Hizbullah ın da Şam rejimi lehine bu iç savaşa zımnen ya da alenen müdahil olması ile #Hamas bu durumdan çok büyük kayba uğradı...&nbsp;</p>

<p>Zira Hamas menşe i itibarı ile sünni bir örgüt idi ve iç savaş &nbsp;bir mezhepsel boyuta taşınıyordu adeta...</p>

<p>Pekala iç savaş neden mezhepsel bir hal almıştı.</p>

<p>Nihayetinde Arap Baharı söz de demokratik bir halk hareketi idi ve tıpkı Tunus,Libya ve Mısır da olduğu gibi diktatörler devrilecek !!! Yerine halk iradesine dayalı demokratik bir rejim kurulacaktı!</p>

<p>Peki gerçekten öyle miydi?</p>

<p>Öyle olmadığı ve Arap Baharının dıış emperyalist güçlerce dayatıldığı kısa zaman da ortaya çıkmıştı.<br />
Batı ve Batıcı emperyalizme kafa tutan kendince haklı veya haksız birer ulus devlet idare etmekte olan Kaddafi, Zeynel Abidin ve Hüsnü Mübarek gibi diktatörler devrilmişti ama Suriye Arap Halk Cemahiriyesi ve başkanı Beşar Esad her şeye rağmen devrilmiyordu.</p>

<p>Zira Suriye nin destekçisi sadece İran ya da Hizbullah değil aynı zaman da bir nükleer süper güç olan Rusya da vardı...<br />
Yani olayı salt mezhepsel açıdan değerlendirmek yanıltıcı olacaktı artık.&nbsp;<br />
Arap Baharının Suriye sokağı artık küresel bir hesaplaşmaya dönmüştü...<br />
Görünüşte Amerika Birleşik Devletleri Suriye de ki Esed rejiminin devrilmesini istiyordu ama gereken darbeyi de bir türlü vurmuyordu.</p>

<p>Sanki Esed ve Baas reji,minin zımnen kalmasını istiyordu.</p>

<p>Yoksa sadece Suriye nin Guta mahallinde ki kimyasal saldırı dahi ABD için yeter bir sebep idi...</p>

<p>Lakin Obama yönetimi Esed in devrilmesini istemiyordu.</p>

<p>Guta da ki kimyasal saldırı gerçekleştiğinde hem o an da Rusya da Suriye de değildi.</p>

<p>Her şey müsaiti idi ABD nin müdahalesi için..</p>

<p>Ama; Amerikan yönetimi şapkadan bir tavşan çıkarmaya çalışıyordu.</p>

<p>Ve o tavşan ABD Başkanı Obama ile CİA başkanı Pompei nin cebinden çıkmıştı.</p>

<p>İsmi IŞİD veya DAEŞ idi.&nbsp;</p>

<p>Her kapıyı açan bir İngiliz anahtarı olacaktı IŞİD.</p>

<p>Irak Şam İslam Devleti adı altında ve dönemin Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Ahmet Davutoğlu'nca "Öfkeli gençler" olarak isimlendirilecek olan ne olduğu belli olmayan bir ucube örgüt türemişti.</p>

<p>IŞİD...</p>

<p>İşte bu İŞİD i bahane ederek önce Amerika sonra Rusya Suriye ye girmişlerdi 2014 ve 2015 yıllarında.<br />
IŞİD sözde saldırı altında bir şehre ya da kasabaya giriyor sonra orasını ya PKK/PYD ve ABD ya da Rusya ya bırakıyordu.</p>

<p>Bir anda yüzde 80 i Arap Baharı yanlısı Özgür Suriye Ordusu ya da Suriye İhvan ı Müslimini olarak bilinen Suriye muhalifleri kazandığı alanların büyük ekseriyetini bu üç yeni işgalciye bıraktı...</p>

<p>Veyahut bırakmak zorunda kaldı.</p>

<p>Çünkü PKK/PYD ye on binlerce silah hatta ağır silah veriyordu ABD Suriye'ye ve yeraltı zenginliklerinin bir kısmına adeta çöküyordu.&nbsp;</p>

<p>Rojava'ya da Kobani gibi uyduruk isimlerle binlerce yıllık kadim Arap şehirlerine PKK ya kanton site devletleri kurdurmaya çalışıyordu...</p>

<p>Artık Türkiye Cumhuriyeti de güneyinde bu olan bitenin farkına varmış ve Arap Baharının aslında Ortadoğu da yeni devletçikler kurudurulacak bir plan olduğunu anlamıştı...</p>

<p>Demokrasi, serbest seçimler. insan hakları işin garnitürü sosu olmuştu.&nbsp;</p>

<p>Artık Suriye paramparça olmuştu.</p>

<p>Türkiye Suriye politikasının hatalı olduğunu anlamış ve Suriye nin parçalanması ile kuzeyinde kurdurulmak istenen bir teröristan devletinin ilerdeki hedefinin Türkiye ve İran olduğunu anlamıştı.</p>

<p>4 Mayıs 2016 da yapılan Başbakan değişikliğiyle Suriye ile alakalı tüm plan, program ve angajman kurallarında tebdilata gitmişti...</p>

<p>Artık Suriye nin iç sorunu Türkiye nin hariciyesi,ni değil aynı zaman da dahiliyesini de alakadar etmeye başlamıştı.</p>

<p>ABD nin verdiği onbinlerce tır silahın yarın PYD den ülkemizde ki PKK ya &nbsp;gitmeyeceğinin garantisi mi vardı?</p>

<p>Bu sorun Suriye nin değil aynı zaman da Türkiye nin de milli güvenliğinin meselesi idi ve ABD ve Rusya dan sonra Türkiye de 24 Ağustos 2016 yılında yani 15 Temmuz alçak FETÖ darbe teşebbüsünden sadece 40 gün sonra hem de Cennet mekan sultan&nbsp;<br />
Yavuz Selim Han ın 24 Ağustos 1516 yılında ki Mercidabık zaferinden tam 500 yıl sonra Fırat Kalkanı Harekatını yaparak Suriye hudutlarına girmiş ve Fırat ın Batısına geçmeyin uyarılarımızı dikkate almayan ABD ve PYD nin yoluna Türk süngüsünü saplamıştı.</p>

<p>Artık Suriye de hiç &nbsp;bir şey eskisi gibi olmayacaktı.</p>

<p>Akabinde El Bap, Zeytin dalı ve Barış Pınarları harekatları ile kahraman Türk silahlı kuvvetleri kenine güvenli bir bölge olşturmuş ve PKK ya kurdurulmak istenen teröristan devleti planını akamete uğratmıştı.</p>

<p>Peki Arap baharına ve Suriye'de istenen hem de Türkiye nin istediği rejim değişikliğine ne olmuştu?</p>

<p>Öyle ya!<br />
Bizler yani Türkiye de dahil Şam rejiminin devrilmesini yerine seçimle iş başına gelecek ve Suriye Müslüman Kardeşler Teşkilatı (İhvanı Müslimin) nın da içinde olacağı yeni bir yönetim istemiyor muyduk?&nbsp;</p>

<p>Hayır!</p>

<p>Artık bunun imkansız olduğunu ve Rusya-İran ve Hizbullah a rağmen bunun gerçekleşemeyeceğini görmüştük.<br />
Türkiye olarak artık biz de neredeyse bu üç dinamik kadar Suriye de ki toprak bütünlüğü ve Kamu düzeninin eskisi gibi olmasını müdafaa ediyorduk.</p>

<p>Rusya ve İran gibi Fakat bu artık mümkün değildi...</p>

<p>Suriye nin en az üçte biri yabancı güçlerin üçte biri de PKK-PYD ve ABD nin işgali altında idi.</p>

<p>İşte diktatör gitsin de ne olursa olsun felsefesinin bölgemizi Libya ve Irak tan sonra getirdiği fecaat bu idi.</p>

<p>Kimse Esed ve el muhaberat rejiminden memnun değildi...</p>

<p>Ama gelinen durum Esed diktatörlüğüne rahmet olacak noktasında idi.</p>

<p>Suriye de kamu düzeni kalmamış ve ülke emperyalist güçler ve terör örgütlerinin işgali ile paramparça olmuştu.<br />
Aynı Libya ve Irak ta olduğu gibi...&nbsp;</p>

<p>Nasıl ki Kaddafi nin Libya sı ile Saddam ın Irak ı bugünün Libya sı ve Irak ın dan iyi idi.<br />
Aynı şekilde dünün Suriye si de bugünün Suriyesi hatta hepimiz tarafından aranır hale gelmişti...<br />
Yani gelen gideni aratmıştı...</p>

<p>Boşa dememiş atalarımız Allah Beterinden Saklasın diye!</p>

<p>Şimdi bu kadar uzun girizgahtan sonra gelelim Nasralllah ın Siyonist İsrail rejimince katledilmesine ve Suriye de ki İran Hizbullah etkilerine; Sünni ve İhvan ı Müslimin yanlısı tüm Dünya Müslümanlarının haklı sebeplerle Suriye iç savaşında Şam-Esed rejimi yanında taraf olan Hizbullah a ve genel sekreteri Nasrallah a kızgın ve kırgın olmaları normaldir<br />
Çünkü İç savaşta Esed rejimine karşı mücadele eden Sünni İhvan ile bu örgüt çarpışmış ve sayısız müslüman ölmüş öldürülmüştü.&nbsp;</p>

<p>Şimdi ben şunu soracağım?</p>

<p>Bu iç savaşta taraf olan İran ve Hizbullah ın amacı ne idi?</p>

<p>Kısa ve net cevap;&nbsp;</p>

<p>Suriye rejiminin devamı ve toprak bütünlüğü...</p>

<p>Pekala bizim Türkiye Cumhuriyeti olarak şu an amacımız ne?</p>

<p>#CumhurbaşkanıErdoğan ın son zamanlarda defaatle ifade ettiği üzere aynı; Yani Suriye nin toprak bütünlüğü ve bizim artık karşı çıkmadığımız rejimin devamı...</p>

<p>Yani sadece İran ve Rusya ile değil aynı zaman da Hizbullah ve onun katledilen lideri Nasrallah ında istediği ile aynı noktadayız.</p>

<p>E ama Nasrallah ve Hizbullah çok sünni Müslüman katletti.</p>

<p>Doğrudur.</p>

<p>Red cephesi dedikleri Tahran Şam Beyrut hattının parçalanmaması için bu oldu.<br />
&nbsp;<br />
Ne oldu peki ?</p>

<p>İstemeden ya da isteyerek de olsa taa Astana dan beri İran-Rusya ve Hizbullah çizgisine gelmiş olmadık mı?<br />
Sadece soruyorum!</p>

<p>Bu üç kuvvette Suriye nin toprak bütünlüğünden dolayısı ile PKK teröristan devletinin Suriye nin kuzeyinde kurulmasına karşı değil mi?</p>

<p>Pekala biz Siyonist rejimin Filistin ve Gazze de ki katliam ve işgallerine karşı değilmiyiz ?</p>

<p>İran ve Hizbullah ta hattı zatında Hamas da bu fikir de bu eylemde değiller mi?</p>

<p>Yani ortak düşman Siyonist rejim ve onun batılı emperyalist destekçileri değil mi?</p>

<p>O halde aslında Hizbullah kimin için savaşıyormuş ?</p>

<p>Türkiye nin toprakalrında kimin gözü varmış ?</p>

<p>Teröristan devleti ve onu destekleyen Syonist-Haçlı ittifakı kimin için tehlikeymiş ?</p>

<p>Nil den Fırat a vaad edilen topraklar ( Arzı Mevud ) kimin hedefidir ve bu hedefte Türkiye var mıdır ?</p>

<p>Bu soruların cevaplarını verdiğimiz an bölgemizde ki gerçeklere ve kimin dost kimin düşman olacağına kararı da kolaylıkla vereceğiz...</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 30 Sep 2024 23:19:41 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-cbf512ba8b900dab626b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HÜDAPAR’ın Anayasa Değişikliği Meselesi</title>
                <category>Mustafa ALBAYRAK</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/hudaparin-anayasa-degisikligi-meselesi-2413</link>
                <author>mustafa@teknikelektrik.com (Mustafa ALBAYRAK)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/hudaparin-anayasa-degisikligi-meselesi-2413</guid>
                <description><![CDATA[HÜDAPAR’ın Anayasa Değişikliği Meselesi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Gördüğüm kadarı ile kamuoyunda çokça tartışılan Hür Dava Partisi Genel Başkanı Sayın Zekeriya Yapıcıoğlu’nun sözleri birilerini bayağı coşturmuş...</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">En demokratik bir hakkı savunarak kul yapısı maddelerin değiştirilemeyeceğini belirten anayasanın 4. maddesini TBMM de veya Türk milletine sorularak referandumla değiştirilebileceğini ifade etmesi üzerinden tepinen alçaklara bakıyorum da tamamı PKK’nın kucağında siyaset yapanlardan müteşekkil...</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">PKK ile kent uzlaşısı yaparak belediye kazanmayı marifet sayan, Kandil’de ki terör baronlarının aşikâr desteklediği şeref yoksunu partinin genel başkanından diğer yöneticilerine ve medyada ki arsız kalemleri hep bir ağızdan HÜDAPAR’ a ve Genel Başkanı Sayın Zekeriya Yapıcıoğlu’na saldırıyorlar...</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Öncelikle &nbsp;mahallenin bütün köpeklerini aynı anda havlatmayı başaran sayın Yapıcıoğlu’nu tebrik ediyorum...</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Ben hayatımda ne HÜDAPAR’ a ne de o çizgide ki bir partiye hiç oy vermedim.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Hayatım da HÜDAPAR’lı bir arkadaşım da olmadı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Ben Cumhur İttifakı veya Milli Görüş çizgisinde siyaset yapan bir siyasi geleneği savunageldim.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Ama bu kadar köpeğin havlaması neticesinde etrafıma bir bakayım dedim ne oluyor diye?</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Öncelikle bu mahallenin aynı anda havlayan köpeklerine dikkat edince bunların daha 1,5 yıl evvel aynı masa etrafında birbirlerinin kucağında oturan altı zillet mensubunun üçünü fark ettim...</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Evet, yanlış duymadınız ya da okumadınız...</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Hani genel başkanlarının birer birer tasfiye olduğu altı zillet mensubunun üçü idi en çok Sayın Zekeriya Yapıcıoğlu’na saldıranlar...</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Hani şu yeni anayasa taslağı hazırlamak için otel odalarında HDPKK’lılar ile buluşup <strong>“İçinde Türklük ya da Atatürk”</strong> ismi bulunmayan anayasa taslağında mutabık kalan zillet mensupları idi...</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Kaboğlu’ndan Erozan’ın partilerine kadar...</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Yahu siz alemi sersem herkesi kendiniz gibi aptal mı zannediyorsunuz?</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Şark kurnazı beyinsizler sizi!</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">PKK ile otel odalarında basılanlar sizsiniz...</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Kent uzlaşısı adı altında HDPKK veya Dem Par ile ittifak yapıp şehir eşkıyalarını belediye kadrolarına dolduran sizsiniz...</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><strong>Sırf PKK’nın ve Kandil Dağında ki eşkıya başlarının desteğini kazanmak için sözde hukukçu milletvekilleri ile HDPKK’lı vekillerle otel odasında pazarlık yaparken ve içinde &nbsp;“Türk ya da Atatürk ismi geçmeyen” anayasa taslağı paçavrası hazırlarken basılanlara bakın hele?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Ne dedi de sayın Zekeriya Yapıcıoğlu’ da böyle zıpladınız hepiniz yerinizden riyakar herifler?</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Anayasanın 4.maddesi değiştirilsin demiş!</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Bu bir fikir ve ifade değil midir?</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Bunu söylerken beraber yatıp kalktığınız PKK ve onun TBMM de ki işbirlikçileri gibi eline silah mı almış?</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">“Anayasa bir kul yapısıdır... Zamana ve zemine göre ihtiyaç hasıl olduğunda değişim ihtiyacı hissedilebilir” demiş!</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">103 yıl önce şu an da sizin ölümüne savunduğunuz Kenan Evren anayasasının ilk üç maddesi</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">o günkü anayasa da yani 1921 ve 1924 Anayasalarında var mı idi?</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Utanmadan bir de “Kurucu irade... Kurucu irade diyorsunuz ?”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Bre cahiller!</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Bakın bakalım Atatürk ün hazırladığı anayasalar da bugünkü ilk üç madde ne şekilde yer alıyor? Ya da yer alıyor mu?</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Kurucu iradenin ta kendisi olan Amasya ve Havza tamimleri ile Erzurum ve Sivas kongrelerinin hangisinde ya da Büyük Millet Meclisinin 23 Nisan 1920’de ki açılışında bizzat Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın hangi yazılı ya da sözlü hitabetinde bu 1982 yani Kenan Evren anayasasının ilk dört maddesi var?</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Tamam, şu an da mevcut anayasaya hepimiz tabiyiz ve beğenmesek de uymak zorundayız...</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Lakin HÜDAPAR Genel Başkanı Sayın Zekeriya Yapıcıoğlu “Bu Anayasaya uymayalım bunu cebir veya şiddetle değiştirelim” mi diyor sizin ortağınız PKK veya HDP-Dem Par gibi ?</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Herkesi kendiniz gibi vatan haini mi sanıyorsunuz ey zillet ittifakı mensupları?</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Bu ülke de Anayasanın ilk 3 maddesi halka karşı silah olarak kullanılmadığı müddetçe ( Ak Parti iktidarları öncesinde olduğu gibi ) ben HÜDAPAR da dahil kimsenin bu maddelerin değiştirilmesini isteyeceğini düşünmüyorum...</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Ha! Aynı yatakta siyaset yaptığınız HDPKK hariç tabi ki...</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Öküz altında buzağı aramayın şark kurnazı zillet mensupları!</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Sayın Zekeriya Yapıcıoğlu ve HÜDAPAR -&nbsp; Hür Dava Partisi yetkililerinin teklifi en tabii en masum bir anayasa maddesi değişikliği teklifidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">İstemiyorsanız TBMM de “Hayır” verirsiniz olur biter.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Kimsenin ilk üç maddeden şikâyeti yok!</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Siz gidin sabah akşam <strong>“Demokratik Özerklik ya da Federasyonu silah zoru ile kuracağız”</strong> veya</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><strong>“PKK Terör örgütü değildir, şiddet uygulayan bir halk hareketidir”</strong> &nbsp;diyen HDPKK’lılara laf söyleyin.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Onlarla cilveleşmeyi bırakın...</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Müslüman Kürtlerden bu ülkeye zarar gelmez...</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 17 Sep 2024 10:46:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-cbf512ba8b900dab626b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Soyunun Devamı Uğruna Ölen Canlı</title>
                <category>Elif E Bayraktar</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/soyunun-devami-ugruna-olen-canli-2412</link>
                <author>elif.alaca@hotmail.com (Elif E Bayraktar)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/soyunun-devami-ugruna-olen-canli-2412</guid>
                <description><![CDATA[Soyunun Devamı Uğruna Ölen Canlı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Karıncalar oldukça uyumlu bir toplum olarak yaşıyorlar. Kolonilerinin büyük bir kısmı ise dişi karıncalardan oluşuyor. Çünkü tek görevi olgunlaştığında genç bir kraliçe arı ile çiftleşmek olan erkek karıncalar, görevleri bittikten kısa bir süre sonra ölüyorlar. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Fedakârca kolonilerine bağlı olan karıncaların yaşama amaçları bireysel değil çünkü kolonideki hayatın devamı için gerektiğinde ölümü seçmekten de çekinmiyorlar. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Karıncaların çiftleşmeleri adeta bir seremoni özelliği taşıyor. Erkekler önceden gelerek, genç kraliçeyi bekliyorlar. Bir dişi yere konar konmaz (çiftleşmeden önce dişi de kanatlıdır), 5-6 erkek karınca kraliçe etrafında yarışa başlıyor. Dişi yeteri kadar sperm aldığında, özel bir titreşimli sinyal gönderiyor. Bu sinyal sayesinde erkek, dişinin ayrılmaya hazır olduğunu anlıyor. Çiftleştikten bir süre sonra erkek karınca ölüyor. <strong>(1)</strong></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Böyle bir fedakârlık, açıklanması çok zor bir davranış değil mi? Erkek karıncanın ölümü göze alarak, soyunun devamı için ölümüyle bitecek bir çiftleşme uçuşuna çıkması, her canlının sadece kendi hayatının devamını gözettiğini iddia eden evrim teorisi ile açıklanabilir mi? </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Bu fedakârlık ancak erkek karıncanın Yaratıcısının ilhamı ile hareket ettiği gerçeği ile açıklanabilir. Evrim teorisinin iddia ettiği gibi doğal ayıklanma süreci geçirdiği söylenen bir canlının, bu fedakârlığı milyonlarca yıldan bu yana sürdürmesi mümkün değil. Erkek karıncaların bu “ölüm” uçuşundan kaçmaları, karıncaların soyunun tükenmesi demek olacaktı. Halbuki bugün de yüzbinlerce üyeli kolonileriyle dünya üzerinde hayatlarını sürdüren binlerce çeşit karıncadan biri bile kendisi için “son” demek olan bu uçuştan kaçmıyor.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Dişi karınca çiftleşmeden sonra kendi kolonisini oluşturmaya uygun bir yuva arıyor ve bulduğunda buraya girerek ilk iş olarak kanatlarını koparıyor. Daha sonra girişi kapatarak haftalarca, bazen aylarca yiyeceksiz ve yalnız başına kalıp, ilk yumurtalarını bırakıyor. (Bu süre zarfında kanatlarını yiyerek hayatta kalıyor.) İlk yumurtalardan çıkan larvaları kendi salyasıyla besliyor. Bu uzun süreli ve zorlu uğraş da tam bir fedakârlık örneğidir. Ama bunun karşılığında kraliçe hayatının geri kalan kısmında, kolonisi tarafından besleniyor.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">İlk sürü sınırlı yiyecek sebebiyle küçüktür. Bunlar koloninin ilk işçileri ve sonra gelenlere onlar bakıyorlar. Bu özenli bakımla yetişen yeni nesil karıncalar da iyi beslendikleri için daha iri oluyorlar.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Erkek karıncaların ömürleri fazla uzun olmuyor. Çiftleşme uçuşundan birkaç saat sonra veya bir iki gün içerisinde ölüyorlar. Ancak ne ilginç ki her erkek karınca, seneler sonra doğacak yavruları için sperm bırakıyor. Peki bu spermler nasıl canlı olarak saklanıyor ve uzun seneler boyunca, yumurtaları dölleyerek yeni karıncalar meydana getiriyor? Bir sperm bankası mı var?.. Evet.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><em><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Her kraliçe karıncanın vücudunda bir ‘sperm bankası’ vardır. Kraliçe, erkek karıncanın kendisine enjekte ettiği spermleri, vücudunun orta bölmesinin kenarındaki bir çantacıkta saklar. “Spermatheca” denen bu organda spermler hareketsiz hale gelir ve yıllarca bu bekleme durumunda kalabilirler. Sonunda kraliçe, spermin üreme bölgesine geçişine izin verdiğinde, spermler birer birer ya da gruplar halinde tekrar hareketlenirler ve kraliçenin yumurtalıklarından aşağıya doğru gitmekte olan yumurtayı döllemeye hazır hale gelirler.</span></span></em><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;"> <strong>(2)</strong></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Yani kısaca, son yıllardaki yüksek teknoloji ile uygulanabilen sperm bankasının insanlardan çok daha önce karıncalar tarafından kullanılmış diyebiliriz.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">50 sene öncesine kadar insanların belki de hayalini bile kuramadıkları bu mekanizmayı, karıncalar milyonlarca yıldan beri uyguluyorlar. Karıncalar bu mekanizmayı laboratuvarlar kurup kendi vücutlarına yerleştirmediklerine göre, ilk var oldukları andan beri bu mekanizmaya sahip olmaları gerekmiyor mu? Aksini iddia edecek olanların cevaplaması gereken birçok soru var. Mesela birkaçı:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Erkek karıncalar çiftleşme uçuşundan sonra hemen öldüklerine göre, soylarının devamı için gerekli olan sperm deposunun meydana gelmesine fırsat kalmadan, soylarının milyonlarca sene önce tükenmesi gerekmiyor muydu? Çiftleşme uçuşundan sonra erkek karıncalar ölmüyor idiyse, bugün neden ölüyorlar? Doğal ayıklanma sebebiyle mi ölüm uçuşundan sonra yok olmanın daha “uygun” olacağını mı düşünmüşler?</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">“Sperm bankası”, karıncalar ilk yaratıldıklarından beri mevcutsa, bu mekanizmayı karıncaların vücutlarına kim koymuştu?</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Sadece karıncaların soylarının devamı konusunda bile Allah’ın üstün yaratmasını kabul etmek istemeyenler için binlerce sorumuz var. Mantık dâhilinde ve delillerle cevaplayamadıkları bu soruların hepsi, evrimcilerin iddialarını imkânsız kılarak yaratılış gerçeğine işaret ediyor.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Kur’an, karıncaların genel olarak dişi olmalarına ve bir toplum halinde yaşamalarına, insanların bu gerçeği keşfinden 1400 yıl önce dikkat çekiyor. Süleyman (as)’ın orduları tarafından ezilmemek için birbirine çağrıda bulunan karıncalardan şöyle bahsediyor:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Nihayet karınca vadisine geldiklerinde, bir dişi karınca dedi ki: “Ey karınca topluluğu, kendi yuvalarınıza girin, Süleyman ve orduları farkında olmaksızın sizi kırıp geçmesin.”&nbsp; (Neml Suresi, 18)</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:9.0pt"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Dipnotlar</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:9.0pt"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">1: National Geographic, June 1984, sf.790-791</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:9.0pt"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;sans-serif&quot;">2: Bert Hölldobler-Edward O.Wilson, Journey to The Ants, Harvard University Press, Cambridge, 1994, Sf.30</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 10 Sep 2024 08:59:57 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/2022/11/elif-e-bayraktar-1668007137.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gökten İndiği Sanılan Kitaplar!</title>
                <category>Mustafa ALBAYRAK</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/gokten-indigi-sanilan-kitaplar-2411</link>
                <author>mustafa@teknikelektrik.com (Mustafa ALBAYRAK)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/gokten-indigi-sanilan-kitaplar-2411</guid>
                <description><![CDATA[Gökten İndiği Sanılan Kitaplar!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bir kısım İslami hassasiyeti olan arkadaşlarımız Diyanet İşleri Başkanı sayın Ali Erbaş ı 30 Ağustos resmi programında 1. Cumhurbaşkanımıza rahmet okuduğu için eleştirirken&nbsp; başka bir gurup sosyal medya kullanıcısı ise 30 Ağustos a denk gelen Cuma Hutbesinde yine kurucu Cumhurbaşkanımıza “ Neden rahmet okunmadı, neden ismi geçmiyor ? “ diye sayın Ali Erbaş a ağır eleştiri getiriyor !</p>

<p>Peki Ali Erbaş ne yapsın ?<br />
Hangisini yapsa kimseye yaranamıyor ?<br />
Gelin bu mevzu üzerinde biraz kafa yoralım mı ?<br />
<br />
Diyanet işleri başkanımız Prof Dr sayın Ali Erbaş ın 1.Cumhurbaşkanımız Mustafa Kemal Paşa ya rahmet okudun/ okumadın üzerinden yapılan tenkid,eleştiri ve bir kısım faşist ya da cahil siyasi genel başkanlar- siyasetçiler ne kadar haklı?<br />
Bardağın boş ve dolu tarafından bakarak farklı değerlendirmeler yapılabilir..</p>

<p>Önce bardağın dolu tarafından bakalım;</p>

<p>1. Cumhurbaşkanımız Mustafa Kemal Paşa ya rahmet okunmasını,</p>

<p><br />
hutbede isminin anılmasını isteyenler&nbsp; kimler ?<br />
Öyle ya uhrevi bir davranış olan dua&nbsp; rahmet dileği ya da selam yollamayı kimler ister ?<br />
Normalde dini bir ritüeli yine dindarların istemesi lazım değil mi ?<br />
Lakin görüntü hiçte öyle değil!<br />
Yani Dindar mütedeyyin halk Atatürk e dua edilmesini ya da hutbede isminin okunmasını istemiyor kahır ekseriyeti ile…<br />
Dua edilip rahmet okunup hutbede isminin anılmasını isteyenler genel olarak daha çok seküler kesimden siyasetçiler ve sosyal medya kullanıcıları…</p>

<p><br />
Onların gerekçeleri de&nbsp; şu;</p>

<p>Peki ahirete inanmayan, hayatında camii den içeri hiç girmemiş ya da dine dindarlara veya dince kutsal değerlere ömrü boyunca soğuk bakmış hatta düşmanca yaklaşmış bazı insanlar ;<br />
Sosyal medya kullanıcıları neden dini bir ritüelin tatbikini istiyorlar?</p>

<p><br />
Bence sebebi çok açık!<br />
İstiyorlar ki kendilerinin çok sevdiği ve yolundan ayrılmamak gerektiğini düşündükleri 1.Cumhurbaşkanımızı herkes çok sevsin ve saygıda bulunsun<br />
Tamam da kimsenin saygıda bir kusuru yok ki!<br />
Diyanetinde saygıda kusuru yok.<br />
Aksine bir beyan da yok.<br />
Hutbede ismi geçmiyor diye&nbsp;<br />
Bu kadar vavelya niye ?</p>

<p><br />
Hutbe bir ibadetin parçasıdır.<br />
İbadetler dini ritüellerdir ve inancımıza göre ancak Allah ve Peygamber tarafından belirlenir.<br />
Din ile bir alakası olmayan<br />
Cumhurbaşkanı olduktan sonra hiç camii de gözükmemiş<br />
1930 yılında ki bir CHP kongresinde ifade<br />
ettiği üzere “ Gökten indiği iddia edilen kutsal kitaplardan biz ilhamımızı alamayız ” diye kendi sesinden açık beyanı olan hatta cenaze namazının dahi kılındığına dair bir resim belge gözükmeyen devlet adamı veya siyasetçiye<br />
zorla hutbede rahmet ve dua okutmanın ne mecburiyeti ya da anlamı var?<br />
Olur ki bazı takipçilerimizin veya okullarımızın Mustafa Kemal Paşa’nın 1930 yılında CHP kongresinde söylediklerinden haberi yoktur.<br />
Buyrun onu da burada paylaşayım ki konu bütünlüğü içinde yer alsın&nbsp;</p>

<p>https://youtu.be/K9mNDNqIksc?si=DM1HlCBDBAgutMsb&nbsp;</p>

<p>Pekala 1. Cumhurbaşkanımızın din diyanet , Semavat ve kitaplar hakkında ki kadar açık ifadeleri varken bazı siyasiler ve kitleler zorla Diyanete neden dua&nbsp; ettirip rahmet okutmak istiyorlar?<br />
Aziz Nesin in bir sözü var aklıma gelen;<br />
“ Benim&nbsp; cehenneme gitme özgürlüğüm var beni zorla cennete mi sokacaksınız?”<br />
Evet Dinde Zorlama Yoktur (Bakara 256)<br />
Niçin inanmayan bir insanı zorla inanmış gibi göstermek istiyorsunuz?</p>

<p><br />
Bu Dine de aykırı<br />
Laikliğe de aykırı.<br />
Zorla güzellik olmaz….<br />
Mevzumuzun daha net ve öz anlaşılması için<br />
Değerli tarihçi sayın Murat Bardakçı'nın kısa videosu ile bitirelim</p>

<p><br />
youtube.com/shorts/rqOpOWF…</p>

<p><br />
Evet izleyin bu videoyu izlesin sayın genel başkanlar&nbsp;<br />
Ümit Özdağ Muharrem İnce ve işinden başka her ota maydanoza karışan sayın Ekrem İmamoğlu ?<br />
Kuran a HURAFE DİYEN<br />
BEYNİ SULANMIŞ HAFIZLARIN DİNİ diyen bir siyasetçiye RAHMET OKUMAK<br />
DUA ETMEK DÜRÜSTLÜKMÜDÜR ?<br />
Gazi net biçimde Din ve İslam hakkında ki fikirlerini söylüyor.<br />
Yani siz İslama ve Kuran a inanmadığınız halde yalandan yere riyakarca kendinizi inanmış gibi gösterebilirsiniz<br />
Ama Gazi bunu böyle yapmamıştır!<br />
Dürüstçe inanmadığını söylemiştir.<br />
Öyleyse diyanetin hutbelerde Gazi için dua ve rahmette&nbsp; bulunmaması çok normal değil midir?</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 31 Aug 2024 18:45:18 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-cbf512ba8b900dab626b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>La Fontaine’in Masalını Bile Sansürlemişler</title>
                <category>Mustafa Armağan</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/la-fontainein-masalini-bile-sansurlemisler-2410</link>
                <author>mustafa.armagan@derintarih.com (Mustafa Armağan)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/la-fontainein-masalini-bile-sansurlemisler-2410</guid>
                <description><![CDATA[La Fontaine’in Masalını Bile Sansürlemişler]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türk aydını Türk değildir.<strong>.. Attilâ İlhan</strong></p>

<p>Fransız şairi Jean de La Fontaine’in (1621-95) hikmetli fabllarını veya masallarını okullarda çocuklarımıza gönül rahatlığıyla okuturuz. <em>Karga ile Tilki</em> veya <em>Öküz Olmak İsteyen Kurbağa</em> masallarını okumadan büyüyenimiz neredeyse yoktur. Gerçi yapılan araştırmalarda bu masalların 18 tanesinin Hind edibi Beydeba’nın <em>Kelile ve Dimne</em> adlı eserinden alındığı tespit edilmiştir ama şairin hakiki katkısı, masallardaki hayvanlara ahlakî birer karakter kazandırmış olmasıdır ki, gariptir, bu özelliği Fransa’da bile epeyce geç bir tarihte fark edilmiştir.</p>

<p>La Fontaine’in bizi bu yazıda ilgilendirecek tarafı ise az bilinen bir masalı. <em>Yaban Arıları ile Bal Arıları </em>başlıklı bu hikmet dolu şiir karga, leylek ve kurbağa masalları kadar şanslı olamamış, Türkçeye pek az çevrilmiş; çevrildiğinde de içerisinden “bir parça” nedense atlanmıştır.</p>

<p>‘Nedense’ deyişim sözün gelişi. Aslında kastî bir atlama, daha doğrusu çarpıtma bu. Frenk hayranı sözde hümanist çevirmenlerimiz söz konusu manzum masalın, 17. yüzyılda yazıldığına göre tabiatıyla Osmanlılardan ve onların şeriat esaslı hukuk sistemlerinden bahseden, hatta sağduyuya (akl-ı selime) dayalı olan bu sistemi hukukî davaları Fransa’dakinden daha kesin ve hızlı çözdüğü için öven mısralarını metinden uçurmuşlar!</p>

<p><strong>‘Millî aydın’</strong> dediğiniz tam tersine kendi kültür ve tarihini öven kısmı göze batırmak için uğraşması gerekirdi. Ama merhum Attila İlhan’ın <strong>“Türk aydını Türk değildir” </strong>sözünü doğrularcasına kendi tarihini dışlayan, redd-i mirasta bulunan Avrupa-perest aydınımız şiirde Osmanlı'yı ve İslam'ı över gibi görünen kısmı dikkatlice keserek çıkarmıştır. (Bunu kendi gözünüzle görmek için <a href="http://www.masaloku.com">www.masaloku.com</a> adlı siteyi ziyaret etmeniz ve masalın aşağıda verdiğimiz tam çeviri metniyle mukayese etmeniz yeterli olacaktır.) Eşi menendi bulunmayan “hain” bir mütercim cinsine sahip olduğumuz için onlar yerine bizim utanacağımız geliyor.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Şimdi sizi 17. yüzyıl Fransız edibi La Fontaine’in Osmanlı/İslam adalet nizamının işleyişine duyduğu hayranlığı belirttiği satırların da bulunduğu bu masalın tam çevirisini ibretle okumaya davet ediyoruz. Okurken kendi tarih ve inancından utanan ‘tatlısu frengi’ aydının Avrupa’dan bir eseri aktarırken bile nasıl işine geleni alıp gelmeyeni hasıraltı ettiği gerçeği üzerinde derin derin düşünmemiz gerekiyor. Onlar bize Avrupa kültürünü değil, kendi kafalarındaki hayalî Avrupa’yı naklediyordu.&nbsp;</p>

<p>Ne yapalım ki, acı da olsa bu bizim hikâyemiz. Şair İlhan Berk’in diliyle söyleyecek olursak “Bizim Tanzimat’tan sonraki şiirimiz (…) kendi toprağından kopmuştur. (…) Bunun için de özgün değildir.”<a href="https://www.muzakerat.com/#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p>Sadece şiir mi? Mütercim haindir, anladık, bir yere kadar ama bizdekilerini ihaneti şeddelidir.</p>

<p>Yine de Tanzimat’tan beri yaşanan bu çeviri rezilliklerini bilmek, sözde aydınlarımızın yeni tuzaklarına karşı hazırlıklı olmak bakımından önemli olmalı.</p>

<p>Buyurun, beraberce okuyalım…</p>

<p><strong>Yaban arıları ile bal arıları</strong></p>

<p>Eserinden belli olur zanaatkâr.</p>

<p>Sahipsiz gözüken bir petek bala</p>

<p>Yaban arıları el koymak istedi,</p>

<p>Bal arıları da ‘bu bizimdir’ dedi.</p>

<p>Bu davada hakimlik yapmak ise bir eşek arısına düştü.</p>

<p>Karara varmak hiç de kolay olmadı.</p>

<p>Görgü şahitleri, petek etrafında</p>

<p>Uzun, ince kanatlı sarımtırak</p>

<p>Hayvancıkların, durmadan vızıldayarak</p>

<p>Dönüp dolaştığını söyledi.</p>

<p>Ne var ki bu vasıflar</p>

<p>Her iki taraf için de aynen geçerliydi.</p>

<p>Eşek arısı (hakim) ne yapsın?</p>

<p>Kaldı büsbütün aciz ve şaşkın.</p>

<p>Tevsi-i tahkikata<a href="https://www.muzakerat.com/#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a> verdi karar.</p>

<p>Ve oldu olacak.</p>

<p>Mesele daha fazla ışığa kavuşsun diye</p>

<p>Şahit olarak celp etti ve dinledi</p>

<p>Bir karınca yuvasındakileri teker teker.</p>

<p>Lakin onların da çözüme bir katkısı olmadı</p>

<p>Ne bir adım ileri, ne bir adım geri.</p>

<p>Aklı başında bir arı</p>

<p>Dayanamayıp söz aldı:</p>

<p>-Altı aydır davamız olduğu yerde duruyor</p>

<p>Fakat korkarım, zaman geçtikçe bal bozuluyor.</p>

<p>Sayın hakim, artık elini çabuk tutsun</p>

<p>Cevap, mukabil cevap, ara karar</p>

<p>Bir yığın yazı. Artık fazla bu kadarı.</p>

<p>Biz de, yaban arıları da</p>

<p>Dolaşalım çiçek çiçek</p>

<p>Bakalım hangi taraf</p>

<p>Mimar elinden çıkmış kadar bu muntazam gözlere</p>

<p>Bu nefis usareyi doldurmayı bilecek?’</p>

<p>Yaban arılarının bu teklifi reddi</p>

<p>Onların bal yapmayı bilmediğini gösterdi.</p>

<p>Ve balın mülkiyeti</p>

<p>Hakim kararıyla bal arılarına verildi.</p>

<p><strong>Ya rabbi ne olurdu</strong></p>

<p><strong>Bütün davalar böyle sonuçlandırılsa</strong></p>

<p><strong>Bu davalarda Türklerin yol ve yöntemine uyarak</strong></p>

<p><strong>Usul-i muhakeme yerine sağduyuyu rehber alsak.<a href="https://www.muzakerat.com/#_ftn3" name="_ftnref3" title=""><strong>[3]</strong></a></strong></p>

<p>Bu kadar harca, masrafa ne lüzum var.</p>

<p>İliklerimize kadar bizi emiyor</p>

<p>Davaları uzattıkça uzatıyorlar.</p>

<p>Ne oluyor en sonunda?</p>

<p>İstiridyenin içini hakim yutuyor</p>

<p>Kabukları kalıyor taraflara.<a href="https://www.muzakerat.com/#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a></p>

<p>(Çeviren: İlhan Postacıoğlu, <em>Okumak ve Yaşamak</em>, İstanbul, 1987, s. 51-52.)</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:12px">Kaynaklar;</span></p>

<p><span style="font-size:12px"><a href="https://www.muzakerat.com/#_ftnref1" name="_ftn1" title="">[1]</a> Nakleden: Naci Çelik, <em>Romanda Hesaplaşma</em>, Türkiye Defteri Yayınları, İstanbul, 1971, s. 52.</span></p>

<p><span style="font-size:12px"><a href="https://www.muzakerat.com/#_ftnref2" name="_ftn2" title="">[2]</a> Soruşturmanın genişletilmesi manasında Osmanlıca bir hukuk tabiri.</span></p>

<p><span style="font-size:12px"><a href="https://www.muzakerat.com/#_ftnref3" name="_ftn3" title="">[3]</a> Fransa’da o zamanki kanaat, Türklerin kısa yoldan adaleti tecelli ettirdiği merkezinde idi. (<em>Mütercimin notu</em>)</span></p>

<p><span style="font-size:12px"><a href="https://www.muzakerat.com/#_ftnref4" name="_ftn4" title="">[4]</a> Fransa’da yargı giderleri çok yüksekti. Halbuki hâkimlik o tarihlerde para mukabilinde kabil-i devir (başkasına devredilebilir) bir makam olduğu için –Fransa’da noterlik hâlâ böyledir- hakim yaptığı yatırımı çıkarmak için yargı giderlerini artırmak töhmeti (suçlaması) altında kalmakta idi. (<em>Mütercimin notu</em>)</span></p>

<p><span style="font-size:12px">17. yüzyıldan itibaren iltizam usulü gereği ihaleye çıkarılan makamı satın alan hakim, yerini bir başkasına devredebiliyor, o kişi de ödediği parayı çıkarabilmek için davayı sürüncemede bırakıyordu; davaların uzaması tabiatıyla masrafların da artması, dava açanların mağdur olması, hakimlerin kasalarının dolması demekti.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 01 Aug 2024 12:04:13 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/2022/03/mustafa-armagan-1648629264.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tozkoparan İskender</title>
                <category>Bekir BAŞYURT</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/tozkoparan-iskender-2409</link>
                <author>bekirbasyurt@hotmail.com (Bekir BAŞYURT)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/tozkoparan-iskender-2409</guid>
                <description><![CDATA[Tozkoparan İskender]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Tozkoparan İskender, 15.yy sonu ile 16. yy başlarında&nbsp; yaşamış bir okçudur. Devlet-i Ali'nin resmi devlet kayıtlara geçmiş birçok hikayesi olan, bugün bile kırılamayan rekorları bulunan, solak bir okçu yeniçeridir.</p>

<p><br />
Seferde ve barışta, sultanı korumakla görevli solak okçu zümresi vardır. Özel bir dikkatle seçilip yetiştirilen, zamanında 400’e kadar çıkmış sayılarıyla solaklar, en başarılı okçulardı. Tozkoparan İskender’in de öne çıkan özelliklerinden birisi, solak olmasıdır.Tartışmalara kapalı olarak, en büyük üç okçudan biridir, çoğu kaynağa göre de birincidir. Onun devrinde Türk okçuluğu altın çağını yaşamıştır.</p>

<p><br />
Devşirme olan İskender, Ekmekçiler Bölüğünde çalışırken okçuluğa heves etmiş, Fatih devri kemankeşlerinden olan; Molla Hüsrev'in kulu, Kadıkulu Hüsam'dan ders görüp kabza almıştır. Ayrıca, Şeyh Hamdullah Efendi'den de bir süre okçuluk meşk etmiştir. Bu alandaki başarıları sebebiyle Yeniçeri ocağına alınmıştır.</p>

<p><br />
Tozkoparan'ın kuvveti konusunda şöyle bir rivayet nakledilir: Sultan II. Bayezid devrinde, İran'dan ünlü bir kemankeş gelmiş, huzurda kullap çekme gösterileri yapmıştı. Bu kişinin kendisi ile yarışacak birini istemesi üzerine, padişah, Şeyh Hamdullah'la görüşmüş, o da Tozkoparan çalışırsa galip gelir demişti. Masrafları saraydan karşılanıp bir süre çalışanTozkoparan, İranlının kullabına bir de yay ekleyerek ikisini birlikte çekmiş, padişah bu başarısı üzerine kendisine büyük ikramda bulunmuştu.</p>

<p><br />
Tozkoparan, yalnız erişilmez rekorlar kırmış bir kemankeş değil, aynı zamanda, katıldığı savaşlarda büyük yararlıklar göstermiş bir tirendazdı. Kendisini yakından tanıyan ve bir süre onun okçu ustalığını yapan Bahtiyarzade bu konuda da şu örneği vermektedir; Küçük Davud Paşa kumandasındaki donanma ile Modon ve İnebahtı Seferi'ne (1499) katılan Tozkoparan, paşanın baştardasını koruyan 10 seçme tirendazdan biriydi. Çatışma sırasında, bir düşman askerinin baştarda kıçına tırmanıp sancağı kaparak suya atlaması üzerine, Tozkoparan önce bir okla adamı vurmuş, sancağı paşaya teslim etmişti. Bu başarıdan ötürü Tozkoparan, yayalıktan sipahiliğe yükseltilmiştir.</p>

<p><br />
Tozkoparan namlı ismi..kısa zamanda efsaneleşmiş, her devirde ünlü kemankeşler "Tozkoparan-ı zaman" diye övülmüştü. Kanunî devri kemankeşlerinden Miralem Ahmed Ağa'ya da "Tozkoparan Ahmed Ağa" denildiğini biliyoruz.</p>

<p><br />
Ok ve yay..sadece bir spor aleti değil, ordunun başlıca silahı olduğundan, o zamanlarda hem özel hem de resmi imalathanelerde üretiliyordu. Evliya Çelebi'ye göre, 17. yüzyıl ortalarında İstanbul'da özel 200 yay ve 200 okçu dükkanı bulunuyordu ve bu dükkanlarda 300 okçu ve 500 yaycı çalışıyordu. Ordu ihtiyacının resmi imalathanelerden karşılandığı, ayrıca okçuluk sporuna rağbetin bu devirde(17.yüzyıl) bir hayli azaldığı dikkate alınırsa, verilen dükkan ve esnaf adeti mübalağalıdır. Kaldı ki, Vezneciler semtinde yaycılar, Bayezid semtinde okçular için ayrılan çarşı alanı da bu kadar dükkanı alacak genişlikte değildi.</p>

<p><br />
Okçu ve yaycı esnafı..başlıca müşterileri kemankeşler olduğundan, onlarla sıkı ilişki içinde bulunurlar, meydan okçuluk idman günlerinde Okmeydanı'na giderek, sattıkları yaylara ve oklara gereken düzen ve tımarı verir, küçük tamirleri yaparlardı. Ok ve yay satışı da çoğunlukla bu sırada olurdu. Bazı okçu ve yaycı ustaları, tanınmış bir kemankeşin hizmetine girer, yalnızca onun için ok ve yay yapar, idman ve atışlarında hep yanında bulunurlardı.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Tozkoparan Iskender, Bursalı Şüca, Miralem Ahmed Ağa, Haydar Bey gibi ünlü kemankeşlerin özel okçu ve yaycılarının olduğunu, atışlarda onların uyarılana kulak verdiklerini biliyoruz. Rekor kırıldığında, okçu ve yaycıya da ödül verilirdi. Tozkoparan İskender, Edirne'deki Deve Kemal'in menzilinden aşırı atıp da rekor kırdığı için, Sultan II. Bayezid 11 Cemaziyelevvel 916(1510) tarihinde Tozkoparan'a bir câme benek ve 3000 akçe, yaycısı İçkoz Ahmed'e ve okçusu Bahtiyarzade Hacı Hasan Çelebi'ye 500'er akçe ihsan etmişti.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Tozkoparan İskender, en uzun rekorların sahibi olması yanında, en çok "menzil taşı" alan kemankeş olarak da başta gelir. İmparatorluğun çeşitli illerinde 10 rekor kırmış, taş diktirmişti. Bunların hiçbiri daha sonra aşılamamıştır. 846 metrelik dünya rekoru sayesinde, adı bugünlere kadar ulaşmış, kendiside efsaneleşmiştir.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Atılış sırasına göre rekorları şöyledir;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>1) Modon ve İnebahtı Seferi'ne çıkılırken, Gelibolu Okmeydanı'ndaki Gündoğrusu Menzili'nde bir rekor kırmıştı. Seferden dönüşte, gösterdiği yararlıklardan memnun kalan Küçük Davud Paşa, bütün şehir halkının katıldığı büyük bir ziyafet çekerek Tozkoparan'ın taşını diktirmiş, ödüller dağıtmıştır. Miralem Ahmed Ağa Gelibolu Kaptanlığı sırasında bu menzili geçebilmek için uzun zaman uğraşmış fakat başaramamıştır. Menzilin tam ölçüsünü bilmiyoruz.</p>

<p><br />
2) İstanbul Okmeydanı'nda, Yıldız havasıyla atılan Tozkoparan (Delikli Kaya) Menzili'nde, Bursalı Şüca'dan aşırı, 1279.5 (1Gez=0,66mt) geze ok atarak en büyük rekorlardan birini kırmıştı. Bursalı Şüca, Tozkoparan'ın en zorlu rakibi idi. Bu menzili alıp taş diktirmesi uzun tartışmalara yol açmıştır. Şöyle ki: Bursalı Şüca, daha önce bu menzilde1251.5 gezlik rekorunu kırdığı gün, Tozkoparan, usule aykırı olarak atışa devam etmiş, o da Şüca'nın bozduğu Havandelen Solak Bali Menzili'ni bozmuştu. Taraftarlarının baskısı ile, usule bakılmayıp onun yeri de ölçülünce Şüca'dan bir yay boyu kısa olduğu anlaşıldı. Bunun üzerine Tozkoparan bu menzilde üç yıl uğraştı, sonunda 40 gün aralıksız esen Yıldız havasından faydalanarak Şüca'dan 28 gez aşırı 1279.5 geze atmayı başardı. Ama okun düştüğü yer, ana taşı'nın 80 gez şastında idi. "Aşırı salkıdır” diye Şüca taraftarları itiraz ettiler; nitekim de öyleydi. Tartışma uzadı, Sultan II. Bayezid'in kulağına kadar vardı. Padişah meselenin çözümünü Şeyhü'l-Meydan Hamdullah Efendi'ye havale etti. Şeyhin aracılığıyla, Şüca'dan aşırı atan olursa taş dikmesine, Tozkoparan'ın taşının ayrı bir menzil sayılmasına karar verilerek tartışma kapatıldı. Tozkoparan bu rekorunu Müezzinzade Zihgirci Sinan işi ok ile ve İçkoz Ahmed işi yay ile kırmıştı.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>3) Tozkoparan, İstanbul Okmeydanı Delikli Kaya Menzili'ni bozduğu günün haftasında Bursa'ya hareket etmiş ve Bursa Okmeydanı'nda Poyraz havasıyla atılan Yusuf Yeri'ndeki Bursalı Şüca'ın taşından 70 gez aşırı atarak rekor kırmıştı.</p>

<p><br />
4) İstanbul Okmeydanı'nda, Gündoğrusu havasıyla atılan Arkurı Menzili'nde, yine Bursalı Şüca'dan aşırı, 1281.5 gezlik (846 m) bir rekor kırmıştır. Bu, yalnız bizde değil, dünya okçuluk tarihinde de bugüne kadar aşılamamış en büyük rekordur. Bu menzil üzerinde de Şüca ile aralarında uzun bir çekişme olmuştur: Bursalı Şüca bu menzilde bir rekor kırmıştı, ama şasta aşırı salkıydı. Taş diktirmeye kalkışınca Tozkoparan itiraz etti; çünkü o da vaktiyle bu menzilde rekor kırmış, kabzaya aşırı salkı olduğundan taş diktirememişti. Şüca taş dikerse ben de dikerim diye dayattı, diktirmedi. Yine tartışma uzadı; sonunda Şüca 1271.5 gezlik yeni bir rekor kırıp yerini doğrultarak meseleyi kapattı. Daha sonra Tozkoparan bu yeri 10 gez aşarak 1281.5 gezlik ünlü rekorunu kırmıştır.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>5) Tozkoparan, Edirne Musalla Meydanı Yıldız Menzili'nde bulunan Deve Kemal'in rekorunu, İstanbul okçularını yıllarca uğraştıran zorlu bir mücadele sonunda, 1510 yılında kırmış ve taş diktirmiştir. Ölçüsü bilinmemekle beraber..Tozkoparan'ın o yıllarda okçusu olan ve atış günü orada bulunan Bahtiyarzade'nin ifadesine göre, önceki rekorları ayarında, yani 1280 gez civarında olmalıdır.</p>

<p><br />
6) Bursa Okmeydanı'nda, Yıldız havası ile atılan Kemhâcı Hayreddin Yeri'ndeki Bursalı Şüca Menzili’nden aşırı atmış ve taş diktirmiştir. Menzilin baş taşıdır.</p>

<p><br />
7) Bir sefer sırasında, Üsküp'te Poyraz havası ile atılan bir menzilde rekor kırıp taş diktirmiştir. Menzilin baş taşıdır.</p>

<p><br />
8) Amasya'da, şehir dışında bulunan Kıble Menzili'nde Bursalı Şüca'nın taşından aşırı atıp rekor kırmıştır. Tozkoparan, Yavuz'un Tebriz Seferi'ne katılmıştır. Sefer dönüşü ordu Amasya'da kışlamış, kış boyu idmanı terketmeyen Tozkoparan, Kemâh Seferi'ne hareketlerinden hemen önce, 1515 baharında bu menzili atmıştı. Taş dikmeye vakit kalmadığı için,</p>

<p>bu işi Amasyalı kemankeşlerden Baba İshak'a ısmarlamıştı. Menzilin atılışı sırasında hava yerinde hazır bulunan Bahtiyarzade, yıllar sonra, Alman Seferi'nden (1532) dönüşte Amasya'ya gitmiş, taşın dikilmediğini ve dostu Baba İshak'ın öldüğünü görmüş, ilgililerle konuşarak taşın dikilmesini sağlamıştır.</p>

<p><br />
9) Tozkoparan, katıldığı Mısır Seferi'nde (1517), Kahire'deki bir Memlük Menzili'nden rekor kırıp taş diktirmiştir. Bu da, baş taşı olarak atılamadan kalmıştır.</p>

<p><br />
10) Mısır Seferi dönüşü Şam'da kaldıkları dört ay içinde, Rum Yusuf ile Tozkoparan arasında zorlu bir mücadele geçmiştir. O devrin sayılı kemankeşlerinden biri olan Rum Yusuf, oradaki bir menzilde önemli bir rekor kırmıştı. Tozkoparan Şam'dan ayrılmadan bu menzili bozabilmek için yoğun bir çaba harcayarak Rum Yusuf'un taşı'nı geçmeyi başardı. Yavuz, bu başarısından ötürü ulûfesine 5 akçe terakki ihsân etti.</p>

<p>1518 yılında aldığı Şam Menzili, Tozkoparan'ın son rekorudur.</p>

<p><br />
Tozkoparan İskender, yaylarından birini; dönemin en ünlü kemangerlerinden, yay ustası olmasının yanı sıra menzil almış bir kemankeş olan, Bursa Okmeydanı’</p>

<p>ndaki Lodos Menzili’nin ana taşına (ilk menzil atışı) unvanına sahip Usta Ali’den; bir diğerini İçkoz Ahmed’den almıştır.</p>

<p><br />
Tozkoparan, okçuluk tarihimizin altın çağında..en az 20 yıl, Bursalı Şüca, Deve Kemal, Haydar Bey, Havandelen Solak Bali, Rum Yusuf gibi büyük kemankeşlere karşı yenilmezliğini sürdürmüş bir başpehlivandır. Belki tek rakibi Bursalı Şüca idi; Onu adım adım izlemiş, iki yer dışında, bütün menzillerini bozmuştur. Bunlardan biri, Bursa'da Gündoğusu ile atılan Aktar Çelebi Yeri, diğeri İstanbul Okmeydanı'nda Lodos ile atılan Miralem Ahmed Ağa Menzili'ndeki 1243.5 gezlik rekorudur.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 01 Aug 2024 11:59:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/2023/02/bekir-basyurt-1676280356.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ölüm Gazze&#039;de Çocuk İşi</title>
                <category>Elif E Bayraktar</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/olum-gazzede-cocuk-isi-2408</link>
                <author>elif.alaca@hotmail.com (Elif E Bayraktar)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/olum-gazzede-cocuk-isi-2408</guid>
                <description><![CDATA[Ölüm Gazze'de Çocuk İşi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Gazze'ye yönelik saldırının 24'üncü gününde, terörist İsrail’in Gazze'ye attığı 18 bin ton patlayıcı, Hiroşima'ya atılan nükleer bombanın bir buçuk katı büyüklüğüne ulaştı. Bu saldırılarda bugüne kadar 4 bin civarında çocuk şehit oldu. Terörist Israil'in 75 senelik katliam sicili çocuklarla dolu. Yaşadığımız şu günlerin en anlamlı cümlesi bu:</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><em>“Ölümü gözümüzde büyütmüşüz.</em></p>

<p><em>Meğer ölüm Gazze’de çocuk işi..!”</em></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>BM, Gazze'de öldürülenlerin %70'inin çocuk ve kadınlar olduğunu açıkladı. UNICEF'ten ise <em>“Endişe ediyoruz… Gazze çocuk mezarlığına dönüşecek"</em> açıklaması geldi. Katliam başladıktan ve 4 bin çocuk katledildikten 25 gün sonra mı endişe duymaya başladınız? Gazze çocuk mezarlığına dönüştü bile! Arşa yükselen çocuk çığlıklarını duyuyor musunuz? Hepsi siz susup izlerken oldu!</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Gazze Eğitim Birimi (Bakanlığı<em>)</em>’nin açıklaması olan<em> "2023-2024 ders dönemi, öğrencilerin çoğunun şehit olması nedeniyle resmî olarak sona ermiştir” </em>haberi internete düştüğünde ise birçok insan gibi vicdanım kavruldu. Katil terörist İsrail, acının resmini çizdi insanlığa!</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>4 bin çocuk… Muhtemelen şehit Habibelerin, Kerimlerin, Muhammedlerin sayısı daha da artacak!</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Olayların başladığı günlerde, Hamas’ın 40 bebeğin kafasını kestiği yalanı ortaya atıldı. Kaynak, Ben David Zion adlı şerefsiz, aşırı fanatik bir siyonistti, Müslümanların tamamen yok edilmesi gerektiğine inanan bu psikopat sapkının yalanını ABD Başkanı Biden dahil birçok kişi gerçek gibi paylaştı!</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Çocuk doktoru muhalif arkadaşım<em>, </em>bu<em> y</em>alan ortaya çıktığı günlerde, <em>"Hamas çocukları öldürüyor, çocuklara dokunmayın, yeter!!!"</em> diye sosyal medya hesabından paylaşım yapmıştı. Sonrasında baktım, silmiş. Ama İsrail binlerce çocuğu katletti, katlediyor, halâ tek bir paylaşımı yok. Nasıl bir kafa yapısıdır bu, anlamak mümkün değil!</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Cumhurbaşkanımızın söylediği gibi; <em>"Bugün binlerce Gazzeli çocuğun ölümüne seyirci kalanların, yarın herhangi bir konuda söyleyecekleri hiçbir sözün kıymeti harbiyesi olmaz. İsrail’in katliamlarına ses çıkarmayan “tatlısu hak savunucularından” insanlığa da dünyaya da hiçbir hayır gelmez."</em></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Gazze; daha yürümeyi öğrenmeden, ölmeyi öğrenen bebeklerin şehri…</p>

<p>Şehitçilik oynayan çocukların şehri.</p>

<p>Bu şehit çocuklar, bugün suskun kalanlara haklarını helal edecekler mi sizce?</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Onları kimi gözler görmedi.</p>

<p>Vicdanlar köreldi.</p>

<p>Merhamet tükendi.</p>

<p>Kalpler karardı!</p>

<p>Sözler bitti!</p>

<p>İnsanlık o enkazın altında kaldı!..</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Allah laneti, sapkın siyonist hayallerin peşinde senelerdir on binlerce insanı öldüren, milyonlarcasını topraklarından ve yurdundan eden kana susamış Netanyahu ve suç ortaklarının üzerine olsun! Muntakim olan Allah, zalimden intikamına bizi dünyada hem şahit hem vesile kılsın.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Yakında o toplum bozguna uğratılacak ve arkalarını dönüp kaçacaklardır. Daha doğrusu onlara va'dedilen (asıl azap) (kıyamet) saatidir. O saat, 'kurtuluş olmayan daha korkunç bir bela' ve daha acıdır. ‪(Kamer Suresi, 45-46)</strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>O gün, Allah hak ettikleri cezayı eksiksiz verecektir ve onlar da Allah'ın hiç şüphesiz hak olduğunu bileceklerdir. (Nur Suresi, 25)</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 01 Aug 2024 11:50:16 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/2022/11/elif-e-bayraktar-1668007137.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Fethi İstanbul&#039;da İnsan Hakları</title>
                <category>Mustafa ALBAYRAK</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/fethi-istanbulda-insan-haklari-2407</link>
                <author>mustafa@teknikelektrik.com (Mustafa ALBAYRAK)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/fethi-istanbulda-insan-haklari-2407</guid>
                <description><![CDATA[Fethi İstanbul'da İnsan Hakları]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri Light&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Fetih 1453’ün diğer birçok büyük şehirlerin fethi ya da farklı din ve devletlerce yapılan işgal veya tahakküm etme vakalarından birçok farkı olduğu muhakkaktır...</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri Light&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Olaya sadece Allah Resulünün (s.a.v) sahih rivayetlerde geçen <strong>'' Onu fetheden kumandan ve asker ''</strong> hakkında ki övücü sözlerinin dışında da bakmak gerekir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri Light&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Fethi Mübin-i İstanbul’un en mühim alametifarikalarından biri de fetih esnası ve sonrasında ki verilen <strong>'' İnsan hakları dersleri ''</strong> dir...</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri Light&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Şöyle ki; Fatih in İstanbul’u fethi ile birlikte Ortodoks din adamlarının ve İstanbul halkının, </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri Light&quot;,&quot;sans-serif&quot;">'' Bizansta Katolik şapkası görmektense Osmanlı sarığı görmeyi tercih ederiz ''</span></span></strong><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri Light&quot;,&quot;sans-serif&quot;"> sözlerinin sırrı da ortaya çıkmıştır.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri Light&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Özelde Batı genel de ise tüm Dünya halkları İnsan haklarının ne olduğunu görmüştür.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri Light&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Fatih Sultan Mehmed evvela İstanbul’a tam hâkim olduklarından emin olduktan sonra yağmayı durdurmuş ve şehirden kaçanların geriye döndürmek için birçok tedbir almıştır.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri Light&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Bu çerçeve de fetih öncesi neredeyse fonksiyonunu tamamen kaybetmiş olan Ortodoks kilisesini yeniden ihya etmiş ve Georgios Skolarius u Gennadios ünvanı ile İstanbul Ortodoks kilisesinin başpiskoposluğuna tayin etmiştir...</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri Light&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Ortodoks kilisesini güçlendirmek ve yanına çekmeye çalışmak Fatih Sultan Mehmed Han hazretlerinin ilerdeki hayallerinden olan İkinci Roma Seferinin de ( İtalya yarımadasında ki ) Katolik mezhep direncini kırmak için bir ön hazırlık idi...</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri Light&quot;,&quot;sans-serif&quot;">21 yaşında <strong>“Fatih”</strong> unvanı alan sultanın bu dehası da çok fark edilen bir özelliğidir...</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri Light&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Ömrü yetmediği ve muhtemelen Yahudi kökenli doktorunun tedrici olarak zehirlemesi ile yarım kalacak olan Roma seferinin planlarını daha o zamanlarda yapmaya başlamıştı...</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri Light&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Neyse mevzumuzdan sapmayayım;</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri Light&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Fatih Sultan Mehmed Gennadios’u hazırlattırdığı bir ziyafete davet ederek dostça ve samimiyetle bir görüşme yaptıktan sonra kendisine bir asa ve bir taç vermiştir...</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri Light&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Sonra da <strong>'' Dostluğumdan her zaman faydalanabilirsiniz. Seleflerinizin her husustaki haklarına ve imkanlarına malik olunuz''</strong> diyerek Bizans devrindeki protokolde de olduğu gibi büyük bir törenle uğurlamıştır...</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri Light&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Vezirlerin ve üst rütbeli komutanların iştirak ettiği bir törenle Gennadios kendisine tahsis edilen yeni malikânesine kadar uğurlanmıştır...</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri Light&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Onun artık yeni malikânesi Havariler kilisesi idi.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri Light&quot;,&quot;sans-serif&quot;">( Bakınız kaynak için; Bilal Eryılmaz -Osmanlı Devletinde Gayri Müslim Tebaanın Yönetimi isimli eser sayfa 223-224 ) </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri Light&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Yine Yabancı diyebileceğimiz Transilvanya doğumlu meşhur tarihçi Aurel Decei’nin Fenerliler isimli eserinde -Cilt 4 sayfa 547- de açıkça anlatıldığı üzere </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri Light&quot;,&quot;sans-serif&quot;">'' Kimse Patriğe tahakküm etmesin, kendisi ve maiyetinde bulunan büyük papazlar her türlü umum, hizmetlerden devamlı muaf olsun...</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri Light&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Kiliseler Camiiye tahvil edilmeyecektir. İzdivaç ve definleri ile sair adetleri Rum kilisesi usül ve kaidelerine göre eskisi gibi yapılacaktır... ''</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri Light&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Bunlar reform derecesinde çıkarılan kanunlar veya kurallardı... Bunlara göre Ortodoks Patriği vezirlere eşit dereceye çıkarılmış Rum reayanın menfaatlerini korumak üzere divanda temsil hakkını elde etmişti...</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri Light&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Bu tarihten itibaren Ortodoks Patriğin ehemmiyeti artmış Filistin ve Kıbrıs Ortodoksları gibi Rus Ortodoks’ları da İstanbul patriğine bağlılıklarını bildirmişlerdir...</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri Light&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Fatih isterse yok etme imkanı elindeyken Ortodoks Patriğini bu kadar güçlendirmesinin sebebi tabii ki yalnızca insan hakları çerçevesinde değerlendirilemez.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri Light&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Hedefi Ortodoks patriğini yeniçerilerden bir bölük ile muhafaza altına da alarak tüm Anadolu ve Rumeli deki hatta Dünya’da ki Ortodoksları Osmanlı Devletinin tahakkümü ve bağlılığı altına almaktı...</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri Light&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Çünkü Fatih in hayalleri çok büyüktü ve Hristiyan dünyasını yekpare bırakmak istemiyor onları bölüyordu...</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri Light&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Peki, zimmilere ( yani ekalliyetlere ya da koruma altına alınan azınlıklara ) gösterilen tolerans bu kadar mı idi?</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri Light&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Sadece inanç ve fikir hürriyeti mi idi?</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri Light&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Tabii ki hayır...</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri Light&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Bunlarla birlikte onlara yani Rumlara ve özellikle Cenevizlilere kesin bağlılık ahdi alındıktan sonra ticaret yapma ve eski tüm mesleklerini devam ettirmelerine de imkan ve hürriyet verilmişti...</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri Light&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Bilhassa Galata Cenevizlilerce tüm ticari faaliyetlerin merkezi olarak kullanıldığından onların mallarına, mülklerine, bağlarına değirmenlerine gemilerine ve sandallarına hiç bir şekilde dokunulmayacaktı...</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri Light&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Hristiyanların kölelerine, çocuklarına kadın ve cariyelerine zarar verilmeyecekti...</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri Light&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Ziraatta, ticarette ve dini geleneklerinde serbest olacaklar, karada ve denizde istedikleri gibi dolaşabileceklerdi...</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri Light&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Vergi vermeye devam edecek ama Yeniçerilere asker olmayacaklardı...</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri Light&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Halk kendi arasında istediği gibi kethüda ( kendi işlerini yönetecek devlet görevlisi ) seçebilecekti...</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri Light&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Bakın bunlar bugün dahi yani 21. yüzyıl da bile fevkalade geniş özgürlükler ve demokratik diye bilinen haklardır...</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri Light&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Batılı ülkeler maiyetlerinde bulunan azınlıklara tahakküm ve istibdat uygularken Osmanlı Devleti özgürlükleri en geniş şekilde hayata geçirmiştir...</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri Light&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Benzer imtiyazlar ve haklar İstanbul Musevi cemaatine de verilmiştir...</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri Light&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Bununla alakalı da bir ferman olduğu ama yandığı bilinmekle beraber 1602 yılında verilen başka bir fermanla buna atıfta bulunulmasından ve kendisini 2. ferman kabul etmesinden anlaşılmaktadır...</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri Light&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Yani birçok sebepten mütevellit Hristiyanlara ve Yahudilere çok geniş özgürlük alanları açılmıştır...</span></span></strong></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 20 Jun 2024 15:22:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-cbf512ba8b900dab626b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Abdülhamid ve Denizcilik</title>
                <category>Mustafa Armağan</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/abdulhamid-ve-denizcilik-2406</link>
                <author>mustafa.armagan@derintarih.com (Mustafa Armağan)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/abdulhamid-ve-denizcilik-2406</guid>
                <description><![CDATA[Abdülhamid ve Denizcilik]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1><span style="font-size:16px">Abdülhamid’i denizciliğe düşman gösterenlere karşı Fransız tarihçi ne diyor?</span></h1>

<p><span style="font-size:16px">Ey iftiraların odağındaki Sultan, meğer sana ne çok diş bileyen varmış.&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px">27 Nisan’da tahttan indirilmenin üzerinden 114, vefatının üzerinden 105 yıl geçtiği halde hala birileri kin ve nefret kusabiliyorsa senin ne paha biçilmez bir iş yaptığına bundan daha kesin bir kanıt olmaz.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Gençleri boyunlarına taş bağlayıp Haliç’e attırdığın mı söylenmedi?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Beş bin okul açtığın halde okulları kapatıp halkı cahil bıraktığın mı dillendirilmedi?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bir tek siyasî idam cezasını infaz ettirmediğin halde adını Kızıl (yani Kanlı) Sultana mı çıkarmadılar?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ve daha neler…</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bu arada ilk denizaltı gemilerimizin bedelini kendi cebinden ödemek suretiyle yaptırdığın halde denizciliğe düşman olduğun iftirasını atmadılar mı?</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><img alt="" src="https://www.muzakerat.com/public/images/detay/IMG-20230420-WA0004.jpg" style="height:455px; width:600px" />a</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Sultan Abdülhamid denizciliğe düşmanmış!</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bir padişah veya yönetici düşünün ki, denizciliğe önem vermemiş olsun.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Sebep diye neyi ileri sürüyorlar biliyor musunuz?&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Güya amcası Sultan Abdülaziz’i, sarayı denizden kuşatarak tahttan indirmişler de Abdülhamid de aynı akıbete uğramaktan korkup denizciliğe önem vermemiş.&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Güldürmeyin adamı: Sanki karadan darbe yapamıyorlardı?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bu, çocukların bile inanmayacağı iftiranın bugün olmuş dillendirilmekte oluşu karşısında Osmanlı donanması hakkında yaklaşık 600 sayfalık bilimsel bir çalışma yapmış olan Daniel Panzac’ın kitabına başvurmak ihtiyacını hissettim ister istemez. Gerçi bu adice iftirayı <em>Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı</em>’nın 2. ve 3. ciltlerinde Japon araştırmacı Kaori Komatsu ve Fransız Türkolog François Georgeon’a dayanarak çürütmüştüm. Bu sefer söz konusu iftirayı bir başka Fransız tarihçi Daniel Panzac’ın 2020 yılında İş Bankası tarafından 2. baskısı yayınlanan <em>Osmanlı Donanması (1572-1923)</em> adlı kitabında yazdıklarından yola çıkarak cevaplandıracağım.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Kitabın 9. Bölümü tamamen, 10. Bölümü ise kısmen II. Abdülhamid devri donanmasına tahsis edilmiş. Bölümün hemen başında, 371. sayfada şunları okuyoruz:</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“En yeni yayınlarda bile yaygın olan bir fikre göre, II. Abdülhamid’in saltanatı boyunca Osmanlı devleti kara ordusu lehine donanmayı ihmal etmiş ve filo neredeyse terk edilmiş halde Haliç’te demirli kalmıştır.”</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Prof. Panzac bu iddiayı cevaplamaya şöyle başlıyor:</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“(II. Abdülhamid devrinde) Deniz kuvvetlerine devlet bütçesinden ayrılan ödeneğin Abdülaziz devrindekinden daha düşük olduğu gerçekse de, özellikle 1877-1878 Türk-Rus savaşı’ndan sonra Osmanlı İmparatorluğu’nu pençesinde kıvrandıran ciddi mali zorluklar göz önüne alınırsa, söz konusu donanma bütçeleri hiç de az sayılmazlardı. Bahriye finansmanının Abdülaziz devri öncesindeki seviyeye döndüğünü söylemek daha doğru olacaktır.”</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bilim adamı soğukkanlılığıyla meseleyi yargılamaya değil de anlamaya çalışan Fransız tarihçi şimdi Sultan Abdülhamid devrinin hakkını vermeye başlayabilirdi. Peki neden ‘denizciliğe düşman’ denilmişti kendisine? Cevabı nettir:</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“<strong>II. Abdülhamid’in deniz politikasındaki en çarpıcı ayrıntı, selefinin devrine kıyasla görülen hedef değişikliğidir. Abdülaziz’in takip ettiği yol bir kenara bırakılarak başlatılan bu yeni yönelim, devletin deniz kuvvetlerini terk ettiği izlenimi doğurmuştur</strong>.”</span></p>

<p><span style="font-size:16px">O zaman gerçek resim hangisidir?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“<strong>Sultanın 33 yıllık saltanatındaki gemi siparişleri ile idari politika bu fikrin tersini kanıtlar ve onun şahsi eğilimini değilse de en azından tasvip edip atadığı donanma idarecilerinin yönelimlerini ortaya koyar</strong>.”&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Daniel Panzac’a göre Sultan Abdülaziz devrinde Türk donanmasının inşası, iyi düşünülmüş askeri ve diplomatik bir hedef gözetilmeden <strong>salt bir güç gösterisi yapma arzusuna</strong> dayanıyordu. Sultan Abdülhamid devrinde ise bunun aksine şartlara uyum sağlama ve devletin mali durumunu gözden kaçırmadan devletlerarası alana müdahale etme iradesi açığa çıkar.&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Tarihçinin nihai hükmü ise şudur:</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“<strong>Diğer başka alanlarda olduğu gibi denizde de Abdülaziz devri, müsrif ve hedefsiz bir dönemdi;</strong><strong>Abdülhamid devri ise</strong><strong>tutumlu</strong><strong>ve üzerinde düşünülmüş bir dönem</strong><strong>olacaktır</strong>.”</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Özetle Sultan Abdülhamid devrinde sadece <em>Ertuğrul</em> fırkateyninin 1890 yılında Japonya’ya gönderilmesi hadisesi bile İslam dünyasını canlandırma ve İngiliz yöneticilerini İslam birliği noktasında teyakkuza geçirmesi bakımlarından ele alınsa dahi –dönüş yolunda kazaya uğraması olayı haricinde ele alınırsa- ciddi bir denizcilik başarısı olarak selamlanmalıdır.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ey iftiraların odağındaki Sultan, seni düşmanlarının tarih kitaplarında öldürmeye devam etmelerine izin vermeyeceğiz.&nbsp;</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 19 Jun 2024 00:29:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/2022/03/mustafa-armagan-1648629264.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Konsolosların Hakimiyetinde Çöken Osmanlı</title>
                <category>Bekir BAŞYURT</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/konsoloslarin-hakimiyetinde-coken-osmanli-2405</link>
                <author>bekirbasyurt@hotmail.com (Bekir BAŞYURT)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/konsoloslarin-hakimiyetinde-coken-osmanli-2405</guid>
                <description><![CDATA[Konsolosların Hakimiyetinde Çöken Osmanlı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Pek çok tarihçi tarafından 1842-1857 İngiltere İstanbul başkonsolosu Lord Stratford Canning(1786-1880) ismine sıkça rastlanmasına rağmen, her nedense bu "Etki Ajanı" sürekli görmezden gelindi. Oysa, Lord Canning öldüğünde, İngilizler onun mezar taşına "İngiltere'nin Doğudaki Sesi" diye yazacaktı..</span></p>

<p><span style="font-size:16px">&nbsp; &nbsp; &nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px">&nbsp; &nbsp; Dahası, imparatorluğun başkentinde dönen bütün dolapların altında hem onun parmağı vardı, hem de "Üst Aklın Osmanlı'daki en büyük temsilcilerinden biriydi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">&nbsp; &nbsp; Mesela, Tanzimat'la oluşturulan "Paralel Devlet" yapılanması onun eseriydi. Batının mason ajanı Mustafa Reşid Paşa eliyle devletin yüksek kademelerine yerleştirdiği bürokratların paralel yapılanması sayesinde, Lord Canning istediği uygulamaları kolaylıkla yaptırabiliyordu.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">&nbsp; &nbsp; &nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px">&nbsp; &nbsp; &nbsp; Öyle ki dönemin Vezir-i Azamları ve Bab-i Ali memurları, onun karşısında el pençe divan duracak kadar korkarlardı kendisinden!..</span></p>

<p><span style="font-size:16px">&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px">&nbsp; &nbsp; &nbsp;Lord Stratford Canning, gerek Tanzimat öncesinde, gerekse sonrasında elde ettiği Osmanlı bürokratları sayesinde imparatorluğun siyasetini etkileyen, yönlendiren en önemli kişilerden biriydi.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Bütün bunlara rağmen Canning'in görmezden gelinmesinin sebebi kazananların yazdırdığı resmi tarih tezi oluşturulurken, İttihat ve devamı cehape "uydur uydur tarihçileri’ nin geçmişin karanlık noktalarının örtülmek istenmesinden kaynaklanıyordu.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Zira Tanzimat'la başlayıp, cumhuriyetin ilanına kadar devam eden değişim ve dönüşüm sürecinin dayandığı temel felsefe, Canning'e kadar uzanıyordu.&nbsp;Koca Mustafa Reşid Paşa ve Hürriyet Abidesi' Mithat Paşa'nın bir yabancı efendisi olduğu bilinmemeliydi.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Mustafa Reşid Paşa'yı parlatıp, Osmanlıdaki bütün yüksek mevkilere o getirmişti. Getirmekle kalmadı, yıllarca iktidarda kalmasını sağladı.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Mustafa Reşid Paşa da bu hizmetlerinin karşılığında, görevde olduğu sürece onun sözünden hiç çıkmadı! İmparatorluk içerisinde 'halka rağmen halkçılık" yapan, milli olmayan düşünceleri tepeden halka zorla benimseten, kısacası vesayetçi bir zümrenin türemesini sağlayan ondan başkası değildi.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Gerçi, Canning, aynı dönemin bürokratları, daha doğrusu Tanzimat'ın en önemli emir kulları, Ali Paşa ve Keçecizade Fuat Paşa'yı pek sevmezdi. Ama, 'höt dediği zaman her iki paşanın da yürekleri oynardı. Onlar da en az Mustafa Reşid Paşa kadar Batı taklitçisi ve tepeden inmeciydi. Tek farkları, İngiltere'den daha çok Fransa aşığı olmalarıydı.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px">&nbsp; &nbsp; Asıl adı Mehmet Emin olan Ali Paşa, Sultan Abdülmecit ve Sultan Abdülaziz dönemlerinde toplam sekiz yıl üç ay on dokuz gün sadrazamlık yaptı. Osmanlıda Hıristiyanları "egemen güç" haline getiren Islahat Fermanı'nı Canning ve diğer yabancı devlet büyükelçiliklerinin emriyle yayımlamıştı..</span></p>

<p><span style="font-size:16px">&nbsp; &nbsp; &nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px">&nbsp; &nbsp; &nbsp; Osmanlı başkentinde kesintili olarak görev yaptığı yirmi yıl boyunca eğitimin her kademesinin işine karışmış, Islahat Fermanı da onun baskısı sonucu kaleme alınarak yayınlanmıştı. Canning, Bab-ı Alide 'sağlam bir ekip kurduktan sonra, hemen hemen istediği her kanunu çıkartmıştı..</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">&nbsp; &nbsp; &nbsp; Mesela, değişmesini istediği en önemli kanun, Kur'an esaslarına dayanan ceza kanunu maddelerinden biriydi;&nbsp;Osmanlıda dinden dönenlere uygulanan ölüm cezasını beğenmiyordu. Ona göre bir Müslüman rahatlıkla Hıristiyan olabilmeliydi. Dolayısıyla Canning'in ilk etapta yapmak istediği şey; "gerektiğinde Kur'an yasası da değiştirilebiliyormuş!" algısı oluşturmaktı.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Bunu da hatıralarında şöyle özetleyecekti;</span></p>

<p><span style="font-size:16px">"Üzücü bir olay. Osmanlı Hükümeti'nin ilkelerinde olmasa bile, bu değişiklik törelerinde, yeni bir değişikliğe yol açtı."</span></p>

<p><span style="font-size:16px">&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px">&nbsp; &nbsp; &nbsp;Stratford Canning, Osmanlı'daki şeriat kanunlarını kolayca değiştirirken, kendi dini olan Hristiyanlığın yayılması için de elinden gelen tüm imkanları kullanıyordu. Onun tek amacı; Osmanlı Devleti'ndeki tüm Hıristiyanların eşit ve Müslümanlardan daha ayrıcalıklı konumda olmalarını sağlamaktı. Bu işi de büyük ölçüde başaracaktı.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">&nbsp; &nbsp; &nbsp; Lord Stratford Canning, İngiltere Dışişleri Bakanlığı'nda başlamıştı bürokratlık hayatına. Daha sonra 1808 yılında İstanbul’a Büyükelçi olarak atanan Robert Adair'in yanında ikinci kâtip olarak çalıştı. Bu sırada Türkiye'yi yakından tanıma fırsatı buldu.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Gözlem kabiliyeti yüksek, Osmanlı yönetim sistemini iyi bilen sadık bir İngiliz bürokratıydı. Aynı zamanda fanatik bir Hıristiyan'dı. Bu fanatikliğini eleştirenlere cevap için "Neden Hristiyan’ım?" isimli bir kitap bile yazacaktı.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">&nbsp; &nbsp; &nbsp; İşte onun bu özellikleri, İstanbul'a büyükelçi olarak atanmasını sağladı. Robert Adair'in 1810 yılında İstanbul'dan ayrılmasıyla birlikte, Canning büyükelçi oldu..Ancak, Canning o dönem İstanbul’da sadece iki yıl kaldı. Londra'ya geri dönmüştü. Başta ABD, Rusya, İsviçre ve Danimarka olmak üzere, birçok farklı ülkede görev yaptıktan sonra yine Devlet-i Ali'nin yolunu tutacaktı.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">&nbsp; &nbsp;Şimdi çok daha tecrübeliydi. Üstelik Osmanlı payitahtında yapacağı daha pek çok işi vardı. 1824 yılında İstanbul'a ikinci defa büyükelçi olarak atandı. Gelir gelmez de Osmanlı'nın siyasi ve idari yapısını değiştirecek, gizli organizasyonların içine girdi Lord Stratford Canning, Tanzimat Fermanı'nın gerçek mimari ve Mustafa Reşid Paşa'nın emir hocasıydı.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Sultan II. Mahmut ve özellikle Sultan Abdülmecit dönemlerinde yapılan tüm ıslahatların, batılılaşma ve yenileşme çabalarının mimari, perde arkasındaki yönlendiricisi ve aleni teşvikçisiydi.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Katoliklerin, Ortodoksların ve Protestanların eşit Hıristiyanlar olarak, Osmanlı Devleti'nin asli unsuru Müslüman Türklerle eşit olması için tam 50 yıl boyunca uğraş verdi.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Protestan İngiliz ve Amerikan misyonerlerinin okullar, hastaneler açması ve Osmanlı Devleti'nin her köşesinde teşkilatlanmasını sağlamak için bütün imkanlarını kullandı. Öyle ki, 1858 yılında İngiltere'ye dönerken 'hizmetlerinden' ötürü padişahın şahsına hediye ettiği arazinin üzerine bir Protestan Kilisesi yaptıracak kadar da dini inançlarına bağlıydı.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Hiç şüphesiz ki, Tanzimat Fermanı, kazananların yazdırdığı, resmi tarih tezine göre "çöküşün engellenmesi için yapılan iyi niyetli reformlar" ve "imparatorlukta ki çağdaş hukukun başlangıcı" olarak gösteriliyor. Ama ne var ki bu süreç, dönemin şartlarında göre değerlendirildiğinde; imparatorlukta uygulanan 540 yıllık bir şeriat hukukunun bilinçli şekilde değiştirildiği ve gayri milli uygulamaların topluma dayatıldığı gerçeğini değiştirmiyor. Zira o gün yapılan idari değişiklikler, bugünkü Cumhuriyet rejimini şeriat hukukuna dönüştürmek kadar radikal bir değişim.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Lord Stratford Canning'in bizzat anılarını yazan Stanley Lane Poolle göre; Tanzimat Fermanı Devlet-i Aliyye'nin 'ilerlemesi' için değil, gerçekte Türklerin Hıristiyanlaştırılması (!) en azından Türkiye'nin Hıristiyan medeniyetine yaklaştırılmasını hedefliyordu. Çünkü Canninge göre; Türklerin Müslüman kalarak Avrupalı olmaları mümkün değildi.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Canning'in bundan tam 165 yıl önce dile getirdiği gerekçelerle, Avrupa Birliği'nin (AB) yıllarca Türkiye'yi içine almama gerekçelerinin başında "din" farklılığı anlayışının olması ilginç değil mi?</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Ya da, CeHaPe Cumhuriyetinin kurulduğu yıllarda, Büyük Millet Meclisi'nde devletin dininin 'Hristiyanlık olması için yapılan teklifler de bir rastlantı olabilir miydi.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Aslında, kazananların yazdığı tarih ve "Hepimiz, at sırtında Orta Asya'dan gelen Türkleriz!" uyduruk masalları ile yapılan 1000 yıl geçmiş olsa da hala gavur kalan %25 azınlığı..%75 Müslümana 100 yıl zulüm iktidarı yapar iken, "Türklük" üst şemsiyesinde, üniter yapı masalları ile bu gavur iktidarı gizlemekti!..</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Biz, bu masal ile kendimizi orta Asya’dan at sırtında gelen "Türkler" olarak görsek de Batı, bizi daima, Hristiyanlıktan çıkmış "Romalılar" olarak görmektedir..</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Müslümanların iktidarının zayıflaması ile kendinde gizli tarihi bir hak gören Batı, Tanzimat ve Islahat Fermanlarından beri 200 yıldır bizleri, gavur kültürleri ile Hristiyanlaştırıp aslımız olan, Romalılığımıza geri döndürme gayreti içindedir!..</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;2000 yıldır bu topraklarda yaşayan Romalılar 1923'de kurulan T.C. ile uzaya gidip yok olmadı. Hepimiz, Orta Asya’dan at sırtında gelen Türkleriz!..Cehape uydur uydur propaganda masalı, oldu. Biz, 100 yıllık bu propaganda ile, bu gerçeği bilmesek de başta tüm batı tarihçileri olmak üzere, tüm Batı bizlerin Müslüman olmuş Romalılar olduğumuzu biliyor..</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;At sırtında gelen Türklerde yok mu derseniz oda %25..%50 Müslüman olmuş Romalı ve..%25 de hala, 1000 yıl geçse de gavur kalan Romalılar içimizdeki; Belçikalılar, Beyaz Türkler, kriptolar, sebataylar, pankrudiler..ne isim verirseniz verin onlar, birbirini tanıyor… Taa 200 yıl öncesinden beri Hristiyan ülke konsolosları tarafından korunup hala da, korunuyorlar. Bildiğiniz, kemik değişmez. %25 cehape oyu + 100 senede propaganda eğitim ile kazandıkları diğer %10 gavurlaşan artı bir kitle!..</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Biz, Müslümanlar uyumaya devam edelim. Ama, adamlar 1000 sene önce gömdüğümüz Ermeni, Gürcü, Süryani, Roma medeniyetlerin peşinde ve yeniden canlandırma derdindeler. Bizler, masallar ile uyumaya devam edelim. Rabbim, bir gün uyanmayı nasip eder, inşaALLAH…&nbsp;</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 19 Jun 2024 00:25:08 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/2023/02/bekir-basyurt-1676280356.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ölmeden Önce Ölün</title>
                <category>Elif E Bayraktar</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/olmeden-once-olun-2404</link>
                <author>elif.alaca@hotmail.com (Elif E Bayraktar)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/olmeden-once-olun-2404</guid>
                <description><![CDATA[Ölmeden Önce Ölün]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Peygamberimiz(asm) <em>“Ölmeden önce ölün”</em>&nbsp; buyuruyor. Ne anlama geliyor ölmeden ölmek?..</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ölmeden önce ölmek insanın kusursuz imtihan mekânı olan dünyanın çekici süslerine aldanmayıp, ölümü sürekli hatırında tutarak sonsuz ahiret yaşamı için hazırlanması, bu gerçeklere göre yaşamasıdır. İnsanın ölümle birlikte gerçekleri gördüğünde, yapmadığı için pişmanlık duyacağı her şeyi yaşarken yapmasıdır. Yaptığı için ahirette pişmanlık duyacağı şeyleri de yaşarken yapmamasıdır; insanın dünyadan geçmesidir. Bunu yaşayabilen iman sahipleri kesin bilgiyle iman eden, dünya hayatına karşılık ahireti satın alan ve Allah'ın sınırlarını koruyanlardır. İmanı kalplerine tam olarak yerleştirememiş kimseler ise -Kur'an'ın ifadesiyle- dini bir ucundan yaşarlar; onlar ahireti verip dünya hayatını satın alanlardır.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bu anlamda bir imana sahip olmak için, Allah'ın Kendisini tanıttığı ve kullarına emir ve yasaklarını bildirdiği Kur’an'ı rehber edinmek gerekir. Bu yüzden mümin, hayatının sonuna kadar Allah'ın buyruklarını yerine getirme konusunda son derece dikkatlidir. Allah'ın beğendiği ahlaka sahip olma yolunda taviz vermeden kararlılıkla çaba gösterir. Allah’ın Kur’an'da, <strong>"İnsanlardan kimi, Allah'a bir ucundan ibadet eder..."</strong> (Hac Suresi, 11) ayetiyle söz ettiği imanın gereklerini yaşamayan kimselerden olmamak için, hükümlerini göz ardı etmeden ölene dek sabırla uygulamaya gayret eder.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">İmanı kalplerine tam olarak yerleştirememiş kimseler bir ucundan dine yönelirlerken, samimi iman sahiplerinin imanı belirli koşullara bağlı değildir; onlar kayıtsız şartsız iman ederler.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Samimi iman sahibinin Allah'a olan sadakatinin altında yatan asıl sebep, onun ahirete “kesin bir bilgiyle" iman ediyor olmasıdır. O, Allah'ın, ahiretin, cennet ve cehennemin varlığına, aklı, kalbi ve vicdanıyla kesin olarak kanaat getirmiştir. Ahiretteki sonsuz mutluluğu umut eden müminlerin bu özellikleri Kur’an’da, <strong>"Ve onlar, sana indirilene, senden önce indirilenlere iman ederler ve ahirete de kesin bir bilgiyle inanırlar."</strong> (Bakara Suresi, 4) ayetiyle vurgulanır.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Dünya hayatına aldanan kişiler, kolaylık zamanlarında, kendilerince “her şey yolunda” iken dine sadıktırlar ve yeterince içten olmasa da güzel ahlak gösterebilirler. Ancak herhangi bir zorlukla karşılaştıklarında, “rahatları bozulduğunda” kolaylıkla dinden taviz verebilir ve sadakatten ayrılabilirler.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Yalnızca Allah’a ve ahirete yönelmiş olan kul, yaşamını ‘gerçek dost’unun rızasına uygun olarak şekillendirecek, nefsani ve dünyevi tutkuların ardına düşmeyecektir. Nefsinin kötülüklerinin şuurunda olan mümin, her an kendisini saptırmaya uğraşan şeytanın taktik ve yöntemlerine karşı hazırlıklıdır.&nbsp; Allah’tan uzak yaşayan kişi ise nefsinin heva ve heveslerinin kendisini sürüklediği yolu göremediği için kördür.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">İnsanın üzerinde pis olan ve temizlenmesi gereken tek şey nefsinin fücurudur. Kişi cennete kavuşmak için onu arındıracak, yalnızca dünyevi tutkularından vazgeçecektir. Onu kenara koyduğunda kurtuluşa kavuşacak; eğer koyamıyorsa kibrini, ardından da –Allah’ın dilemesiyle-ahirette sonsuz pişmanlığı yaşayacaktır.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">İnsan, nefsinin bencil tutkularını gözeterek yararsız ve dünyevi amaçlara yönelmekle değil, yalnızca Rabbine sığınmakla huzuru yaşayabilir. Dünyadan geçebilmek ise muhteşem güzel bir şeydir. İnsan dünyevi olan her şeyden vazgeçer,&nbsp; tüm bağlılıklarından sıyrılıp Allah’a yönelirse kurtuluş bulur. Samimi mümin için arınıp Allah’a yönelmek çok önemlidir. İnsanın sürekli kendini gözden geçirmesi ve nelerden arınabildiğini düşünmesi gerekir.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Dünyayı gerçek sanıp aldanan, ölümü düşünmeyen gaflet içindeki kişiler, ahirette dönüşü olmayan bir pişmanlık yaşarlar. Hayatları boyunca bağlandıkları, peşinden koştukları ve asla kaybolmayacağını zannettikleri her şeyin birer birer yok olduğunu gördüklerinde yıkıma uğrarlar. O gün artık dünyadaki azgınlık ve enaniyetlerinden eser yoktur; başlar öne eğilmiştir:</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Suçlu-günahkârları, Rableri huzurunda başları öne eğilmiş olarak: "Rabbimiz, gördük ve işittik; şimdi bizi (bir kere daha dünyaya) geri çevir, salih bir amelde bulunalım, artık biz gerçekten kesin bilgiyle inananlarız" (diye yalvaracakları zamanı) bir görsen. (Secde Suresi, 12)</strong></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Allah’a kul olmak için yaratılmıştır insan ve O’nun zikrinden başka hiçbir şey ona huzur vermez. Her an teyakkuz halinde olduğunda arınıp temizlenmesi mümkün olacak ve kişi kendisini cennete hazırlayacaktır. Dünya hayatından vazgeçmiş, nefsini ezmiş, onun her türlü pisliğinden sıyrılmış ve arınmış olan samimi mümin, yaşarken ölmüştür.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>…Sen, yalnızca gayb ile Rablerinden 'içleri titreyerek-korkmakta' olanları ve dosdoğru namazı kılanları uyarırsın. Kim temizlenip-arınırsa, artık o, kendi nefsi için temizlenip-arınmıştır. Sonunda dönüş Allah'adır. (Fatır Suresi, 18)</strong></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">İnsan dünyada yaşarken sonsuzluğu kavrayabiliyorsa, ölümün ona uzak ya da yakın olmasının önemi yoktur. Çünkü o ölmeden önce ölümü tatmıştır.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 19 Jun 2024 00:22:16 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/2022/11/elif-e-bayraktar-1668007137.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Taç Giyen Baş Akıllanır</title>
                <category>Mustafa ALBAYRAK</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/tac-giyen-bas-akillanir-2403</link>
                <author>mustafa@teknikelektrik.com (Mustafa ALBAYRAK)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/tac-giyen-bas-akillanir-2403</guid>
                <description><![CDATA[Taç Giyen Baş Akıllanır]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Geçenlerde CHP Genel başkanı Özgür Özel’ i dinlerken aklıma bir atasözü geldi.&nbsp;</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;“Taç giyen baş akıllanır”</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Gerçekten çok makul konuşmaya başlamış...</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Kendisini tebrik ederim.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Belediyeleri kazanan partilerine düşen ilk vazifenin <strong>çöp temizlemek</strong> olduğunun ve bunun genel yönetimle ya da iktidar olmakla alakalı olmadığının farkında...</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Tabii ki büyük zafer kazandılar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Asla küçümsemiyorum...</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">1977 yılından beridir CHP ( Cumhuriyet Halk Partisi ) olarak girdikleri ( DSP ya da SHP değil ) ilk defa bir seçimden tam 46 yıl sonra zaferle ya da birincilikle çıktılar...</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Bu yarım yüz yıla varan siyasi hayatımızda bir başarıdır...</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Normal de beklenen şu idi;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Sayın Özgür Özel in hasbelkader geldiği genel başkanlık koltuğunda üstelik birçok genel başkana nazaran genç sayılabilecek ( Özgür bey 1974 doğumlu ve 50 yaşında zannederim) bir yaşta ve CHP gibi yüzde 25 oy stoğuna takılmış (sevgili Hakan Bayrakçı’nın kulakları çınlasın) bir siyasi partinin taze lideri olarak zafer sarhoşluğuna kapılıp hemen “erken seçim naraları” atacağı şeklinde idi...</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Ama Özgür Bey hepimizi tabiri caiz ise terse yatırarak bu seçimi bir '' mahalli idareler seçimi '' olarak isimlendirmesi (ki doğrusu da budur - ben çöpleri kim temizleyecek seçimi diye abartarak ifade ediyorum) siyasi hayatımız da bir ilk oldu adeta...</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Çünkü Sol geleneğin bırakın kazanmayı ( 1989 SHP- Sosyal Demokrat Halkçı Partinin mahalli seçimleri kazandığında yaptığı gibi ) bilhassa Kemal Kılıçdaroğlu’nun defalarca kaybettiği halde bile zafer naraları atmasını hatırlayınca şaşırmamız kaçınılmaz oldu...</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Gerek iktidar partisi Ak Parti ve büyük ortağı Milliyetçi Hareket Partisi, </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">gerekse Cumhur ittifakını destekleyen medyanın tam da erken seçim istemenin yanlışlığını ve bu seçimin sadece çöp temizleyenlerinin ( benim tabirimle ) kim olacağının belirlendiği bir seçim olduğunu anlatmaya hazırlanırken bu izahatın iktidar yerine ana muhalefet lideri Özgür Özel den geldiğini gördüğümüzde şaşırmak çok normaldi...</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">İşte bu yüzden diyorum ki “taç giyen baş akıllanırmış” diye...</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Bir de bunlar yetmezmiş gibi Cumhuriyet Halk Partisi genel başkanı sıfatı ve seçimin muzaffer komutanı olarak Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dan randevu talebi ve istişare etmek istediğini duyduğumuz da şaşkınlığımız daha da arttı...</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Bu şaşkınlığımız yanlış anlaşılmasın asla üzüntü ile karışık değil; demokrasmiz, devlet geleneğimiz ve en mühimi istikbal ve istiklalimiz açısından sevinçle karışık bir şaşkınlık idi...</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Şimdi bundan sonra ne olur? </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">CHP ve onun yeni genel başkanı aynı aklı başındalığı devam ettirir ve önünde kendilerinin de ifade edip iyi bildikleri gibi en az 4 yıllık bir süre olan 2028 Genel milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerine hazırlanırlar mı yoksa CHP’nin kodlarına dönüp seçim ve sokak çığırtkanlıklarına başlarlar mı?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">İzleyip göreceğiz...</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Sokak çığırtkanlıklarının ve yasalara aykırı bir şekilde iktidarı ve Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı erken seçime zorlamalarının devletten ve milletten ten sert tepki göreceklerinin farkında olacakları günler mi geliyor yoksa yasalara uygun olarak vaktinde ki seçimlere kadar kazandıkları belediyelerde güzel icraatlar yaparak 2028’i kazanmalarını sağlayacak başarılar peşinde mi koşacaklar...</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Evet, izleyelim&nbsp;görelim...</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 29 May 2024 09:46:02 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-cbf512ba8b900dab626b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yeniden Refah Partisi İktidarı Tenkit Edemez mi ?</title>
                <category>Mustafa ALBAYRAK</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/yeniden-refah-partisi-iktidari-tenkit-edemez-mi-2402</link>
                <author>mustafa@teknikelektrik.com (Mustafa ALBAYRAK)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/yeniden-refah-partisi-iktidari-tenkit-edemez-mi-2402</guid>
                <description><![CDATA[Yeniden Refah Partisi İktidarı Tenkit Edemez mi ?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>En son söyleyeceğimizi en baştan söyleyelim ki meramımız anlaşılsın…</p>

<p>Tabii ki tenkit edebilir…</p>

<p>Hem de yanlış gördüğü her şeyi tenkit edebilir…</p>

<p>Amasız ve fakatsız her şeyi eleştirebilir…</p>

<p>Bunu söyledikten sonra rahatça devam edebiliriz…</p>

<p>Peki bizim amacımız Üzüm yemek mi olmalıdır yoksa Bağcıyı dövmek mi?</p>

<p>Bunun için Yeniden Refah Partili kardeşlerimizin iktidara tenkitleri neler bir kaç başlık halinde inceleyelim;</p>

<p>İsrail bilmeyerek ya da ihmalle olsa da ticaret yapılması suretiyle desteklenmekte ve siyonist rejim ile gerekli mücadele yapılamamaktadır…</p>

<p>Ekonomide borca dayalı para sistemi var</p>

<p>Faizci politikalar terk edilmelidir…</p>

<p>Adana -İncirlik ve Malatya - Kürecik Amerika ve NATO üslerinin kapatılması…</p>

<p>İsveç’in NATO ya kabulü</p>

<p>Boşanmalar evlenmelerin-neredeyse- iki katına geldi…</p>

<p>Doğurganlık oranı 1,7’ye geriledi (2,6 olursa, nüfus ancak sabit kalabiliyor.)</p>

<p>Doğurma yaşı 30'a yaklaştı.</p>

<p>Sayın Cumhurbaşkanımız artık “en az 3 çocuk” isteğinde bulunmuyor…</p>

<p>Kadın-erkek ilişkilerinde-neredeyse- ‘engelleyici/sınırlayıcı’ hiçbir mânî kalmadı!</p>

<p>İstanbul sözleşmesi resmen yürürlükten kaldırıldı ama kavram ve zihniyeti bakımından-eski Adalet Bakanı Sayın Bekir Bozdağ ın beyanına göre-6284 sayılı kanunla resmen ve fiilen yürürlükte…</p>

<p>Bu İstanbul Sözleşmesi olmasa bile bir handikaptır iddiasındalar…</p>

<p>Adam=Âdem’ kelimesi sinsi ve planlı bir şekilde ‘gözden düşürüldü’</p>

<p>İktidar mensupları da dahil artık kimse ‘ADAM’ diyemez oldu.</p>

<p>Bilim adamları yerine “bilim insanları”, iş adamları yerine “iş insanları” ve hatta din adamları yerine “din insanları” denmesi kanıksandı</p>

<p>Baba ve koca kelimeleri de bu linçten/kıyımdan büyük ölçüde nasibini aldı</p>

<p>6284'e göre Baba ve koca,&nbsp; eşin veya kız çocuğunun talebi üzerine 6 ay evden uzaklaştırılıyor.</p>

<p>Bu uygulamadan milyondan fazla Baba’nın/Koca’nın mutazarrır olduğu ifade ediliyor.</p>

<p>inancımıza göre “Öf” bile demenin yasaklandığı Baba’nın böylesine gözden düşürülmesi tesadüf mü?</p>

<p>-önerilen/öngörülen/önemsenen ideal aile; babasız/kocasız mı olmalı?</p>

<p>LGBT’nin önlenmesi için aile kurumunun güçlenmesi gerektiği dikkate alınırsa, toplumun nasıl bir tehlike ile karşı karşıya olduğu çok iyi anlaşılır!</p>

<p>Ayasofya Başimamı, Fıkıh Hocası Prof. Dr. Mehmet BOYNUKALIN “Cinayetin kadını erkeği olmaz, cinayet cinayettir ve cezası da kısas’dır” dediği için, Ak Partili yetkililer tarafından istifa ettirildi?</p>

<p>Mahremiyet hiçe sayılarak bir Ak Partili Hanım yetkili milletvekili Nâmahremlerin arasında türkü söyledi, eleştirilmesi bir yana, takdir topladı…</p>

<p>KADEM kuruldu ve Ak Partinin kadın ve aile politikalarının adeta tek belirleyicisi oldu..</p>

<p>Yine bir tesadüf;&nbsp; aynı yıllarda 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlanmaya başlandı.</p>

<p>Ne hikmetse Ak Partinin Ak dediğine Kara demeyi CHP’siyle HDPKK’sıyla ilke edinmiş muhalefet, 6284'e de, hayvanları koruma kanunu’na da tam ve şartsız destek verdi.</p>

<p>Yeniden Refah Partili arkadaşlarımızı dinlediğimizde umumiyetle tenkitleri bunlar…</p>

<p>Bu tenkitlerin kahır ekseriyetine iştirak etmemek tabii ki mümkün değil…</p>

<p>Bazılarını ağır ve abartılı bulsak bilhassa İsrail ile DEVLET olarak ticaret yapılıyor iddiasına da umumiyetle katıldığımızı söyleyebiliriz…</p>

<p>Pekâlâ, Ak Parti iktidarı ve Sayın Cumhurbaşkanımız bu eleştirileri çıkaracağı kanunlarla bertaraf edemez mi?</p>

<p>Baktığınız da hemen EVET diyebileceğimiz bu sual öyle hiçte kolaylıkla yerine getirilebilecek vasıfta değil…</p>

<p>Öncelikle Ak Partinin İslami bir Siyasi parti olmadığını hatta dahası bir Milli Görüş Partisi de olmadığını ( yani merhum Erbakan hocamızın doktrininin katıksız yolundan gittiğini söyleyememekteyiz ) belirtelim.</p>

<p>Bununla beraber Merhum Erbakan Hocamız ve Milli Görüş Doktrininde hayal gibi gözüken birçok hedefin Ak Parti ve Sayın Recep Tayyip Erdoğan iktidarlarında çatır çatır gerçekleştiğine de şahidiz…</p>

<p>Bunlara misal verecek olursak;</p>

<p>- Ağır Sanayi ve Savunma Sanayinde ki İnanılmaz yatırım ve icatlar,</p>

<p>Yerli araba yerli tank yerli helikopter ve yerli uçak sanayinde Dünya çapında büyük mesafeler alınması…</p>

<p>- Kamu da Başörtüsü yasağının kaldırılması</p>

<p>- Herkesin inancını, fikrini göğsünü gere gere söyleyebilmesi</p>

<p>- Kürtçe anadili olanların bu lisanlarını özgürce ülkemizin her tarafında bangır bangır konuşabilmesi, şarkı türkü söylemesi, yer ve köy isimlerinin serbest bırakılması…</p>

<p>- Ayasofya’nın 85 yıl sonra tekrar ibadete açılması ( ki merhum Erbakan hocamız &nbsp;“Eğer bir gün Ayasofya’da ezanlar okunuyorsa bilin ki Milli Görüş iktidardadır demektir” demiştir…)</p>

<p>- İmam Hatip Liselerine Üniversiteye girişlerde tatbik edilen katsayı uygulamasının kaldırılması…</p>

<p>- Kuran Kursların da uygulanan 12 yaş altı Kuran ı Kerim eğitimi yasağının kaldırılması…</p>

<p>Buna benzer 22 yıl evvel hayal bile edilemeyen hususların gerçekleşmesi;</p>

<p>Ak Parti ve Sayın Erdoğan’ın zihni köklerinde yer alan birçok milli hedefin başarıldığını görmezden gelemeyiz…</p>

<p>Tabii ki biz de milletimizin mütedeyyin büyük kesimi de eleştirilerin çoğuna katılıyoruz…</p>

<p>Bizim de amacımız bağcıyı dövmeden üzüm yemektir…</p>

<p>Ak partiyi daha iyi hale getirmek için her türlü tenkide ve nehyi anil münkere taraftarım.</p>

<p>Unutmayalım ki Ak parti İslami kimliğe sahip ya da Milli görüşçü bir parti değil.</p>

<p>Biz hatalarını söyleyip doğu istikamete çekelim inşallah.</p>

<p>Tıpkı İstanbul Sözleşmesi gibi.</p>

<p>Hattı zatında milli görüş partilerimiz bunun için var.</p>

<p>Maalesef SP ( Saadet Partisi ) bu treni kaçırdı.</p>

<p>Hatırlarsanız 2009’larda bilhassa Numan Bey ( TBMM başkanımız Sayın Numan Kurtulmuş ) başkanlığın da Saadet Partisi yüzde 6’ları bulmuş ve tam bir nehyi anil münker partisi vazifesi görüyordu.</p>

<p>Ama bir şey oldu ve SP bölündü</p>

<p>Dağıldı ve CHP ye kurda kuşa yem oldu.</p>

<p>Ben YRP ( Yeniden Refah Partisinin ) o zaman ki Saadet Partisinin hatalarına düşmeden İslami bir muhalefet partisi olmasını çok arzu ederim.</p>

<p>Ama SP’liler gibi;</p>

<p>“CHP AKAPE Aynı” ya da “AKAPE CHP den daha tehlikeli” gibi insafsız, vicdansız ve hesap gününü düşünmeden muhalefet yaparsa Allah muhafaza YRP’de tıpkı SP gibi CHP’nin ve herkesi para ile fonlayan Ekrem beyin ocağına/ kucağına düşer.</p>

<p>Çok değerli dostlarımız abilerimiz ve kardeşlerimizin olduğu YRP’ nin asla bu hale gelmesini arzu etmem.</p>

<p>Bilhassa pirinç çuvalında ki beyaz taş olan Doğan Aydal ve o damara dikkat çekiliyorsa…</p>

<p>Bu damar YRP’ yi SP’leştirmemeli…</p>

<p>Tabii ki tenkit edecek tabii ki muhalefet yapacak yeniden Refah Partisi…</p>

<p>Ama bunu yaparken Emperyalist kâfirlerin ekmeğine yağ sürmemesini temenni ediyoruz.</p>

<p>Zaten her şeyiyle aynı düşüncede olsa bugün Yeniden Refah Partisi olmaz</p>

<p>Bu arkadaşlarımız da Ak Parti’nin veya Saadet Partisi’nin içinde olurlardı.</p>

<p>Meseleye bakış açımız bu olmalıdır…</p>

<p>YRP li yetkili ve sözcülerden yapıcı muhalefet beklemek hakkımızdır…</p>

<p>Sayın Fatih Erbakan insaf ve vicdan ölçülerinde</p>

<p>&nbsp;“Sözlerinde, iddialarında abartı, yalan ve yanlış bulunmamasına özen göstererek ( israil’e jet yakıtı satılıyor ya da Aşı olursak kuyruklu bebekler dünyaya gelir gibi ) her türlü muhalefeti&nbsp;yapabilir…</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 21 May 2024 20:49:04 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-cbf512ba8b900dab626b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sonradan Peşkeş Çekilen Ege Adalarının Fatihi</title>
                <category>Bekir BAŞYURT</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/sonradan-peskes-cekilen-ege-adalarinin-fatihi-2401</link>
                <author>bekirbasyurt@hotmail.com (Bekir BAŞYURT)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/sonradan-peskes-cekilen-ege-adalarinin-fatihi-2401</guid>
                <description><![CDATA[Sonradan Peşkeş Çekilen Ege Adalarının Fatihi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">PEŞKEŞ ÇEKİLEN EĞE ADALARININ FATİHİ; "UMUR BEY"(1309-1348)</span></p>

<p><span style="font-size:16px">14. Yüzyılda Anadolu Türk Beylikleri arasında denizciliği en ileri götüren Beylik ise hiç şüphesiz Aydınoğulları Beyliği'dir.&nbsp;</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Bu beylik; Selçuk ve İzmir Limanlarında birer kuvvetli dayanak kurup hazırladığı filolarla Ege Denizi’ne girmiş, daha sonra Saruhan ve Menteşe Beyliklerinin de ittifakını sağlayıp, çalışma sahasını Ege Denizi ile Karadeniz’e kadar genişletmiştir. Aydınoğulları denizciliği Umur Bey döneminde şaşılacak derecede yükselme göstermiştir.&nbsp;</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Germiyanoğulları Beyliği’nin bir uç beyi olarak görülen Aydınoğulları Beyliği Mehmet Bey tarafından kurulmuştur. Denizlerde kuvvetli olmayı hedefleyen beylik, kendi bölgesinin kıyılarındaki Selçuk ve Birgi’yi ele geçirdikten sonra hemen iki tersane kurmak ve hafif kadırgalar inşa etmek suretiyle denizcilik faaliyetine başlamıştır.&nbsp;</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Aydınoğlu Mehmet Bey kendine ait beyliği kısa bir sürede kuvvetli bir hale getirdikten sonra uç beyliklerini de genişletmiştir. Mehmet Bey’in 5 oğlundan İsa Bey yanında kalmak, diğerlerine kale ve uç beyliği verilmek üzere Aydınoğulları Beyliği sağlam temellere oturtulmaya çalışılmıştır.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Aydınoğlu Mehmet Bey, ufak filosu ile Rodos ve Venedikliler'e ait ada ve gemileri vurmaya başlarken kardeşi Orhan Bey ise Rodos Adası üzerine bir sefer düzenledi.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Yeniden doğan Türk Denizciliği, her biri ayrı birer deniz kuvvetine sahip olan Doğu Roma, Kıbrıs Krallığı, Rodos Şövalyeleri, Venedik ve Cenevizliler ile mücadele etmek zorundaydı. Bu arada Doğu Roma'nın parçalanışı sırasında Ege’nin bir kısım adaları ile Mora kıyılarına yerleşerek buraları birer korsan yuvası haline çevirerek Türk kıyılarına baskınlar yapan Haçlı seferlerinin artığı birtakım prenslikler de Türk Denizcileri'nin hedefi olacaktı.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">1092 yılında ilk Türk deniz amirali Çaka Bey’in ölümü ve Haçlı Seferlerinden sonra yaklaşık 250 yıl denizlere hasret yaşayan Türkler.. Aydınoğulları Denizciliği ile öylesine büyük bir kudret ile doğmuştu ki, 300-400 parçadan oluşan Beylik Donanması adeta yüzyıllarca süren bu susuzluğa nispet, kısa bir süre içinde "Yenilmez bir Armada" olarak Ege ve Akdeniz sularında ihtişamla boy gösterdi. Türk Denizcileri'nin deniz sularını yeniden hareketlendiren son hamlesine bu kez de Umur Bey öncülük etti.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Umur Bey, iki asırdan fazla bir süre kapanmış bulunan Türk Deniz Tarihi’nin sayfalarını yeniden açarken Aydınoğulları Devleti’nin amirali olarak ilk seferini kendi eseri olan İzmir Tersanesi’nden başlattı. Aydınoğulları Beyliği’nin deniz dayanağı bu tarihe kadar Selçuk Limanı idi. İzmir’in tamamen Türklerin eline geçmesinden sonra Selçuk Limanı askeri değerini korumakla birlikte, İzmir Tersanesi de kullanılmaya başlanmıştı.&nbsp;</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Umur Bey ilk filoyu Müslüman Hoca’ya İzmir’de yaptırdı ve ilk kadırgaya da “Gazi” adını verdi. 1329 yılında İzmir’den hareket ederek Çanakkale Boğazı’na kadar ilerleyen Türk Filosu, Doğu Roma’ya ait Bozcaada’yı tahrip ettikten sonra rastladıkları Göke sınıfı çok yüksek bordalı 5 parçalık bir Doğu Roma filosu ile iki gün iki gece süren çok kanlı bir savaşa girmişti. Mağlup olan Doğu Roma filosu, uygun rüzgarı bularak Çanakkale Boğazı’na sığınmak suretiyle ancak kurtulabilmişdi.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">1330 yılında 28 parçası İzmir ve 22 parçası Efes Üssü’nde hazırlanan toplam 50 parçadan oluşan bir filo ile denize açılan Umur Bey, gücünü Midilli ve Sakız Adalarında göstererek bu iki adayı vergiye bağladı. 21 yaş gibi çok genç bir yaşta Aydınoğulları denizciliğinin başına atanan Umur Bey Anadolu Türk birliğinin kurulmasına temel oluşturmak üzere, kıyı boylarındaki küçük Türk Devletleri’nin deniz güçlerini Aydınoğulları denizciliğinin bayrağı altında toplayarak Ege ve Doğu Akdeniz’de tartışmasız bir Türk hakimiyeti kurulmasını ve buradaki yabancı kolonilerin vergiye bağlanmasını savunmakta ve yabancı bayraklı gemilerin deniz ticaretini vurmak suretiyle deniz ticaret savaşının devam ettirilmesine çalışmaktaydı.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Uygulayacağı deniz siyasetini belirleyerek hedeflerini iyi tespit eden Umur Bey, bunları hayata geçirebilmek için Efes ve İzmir Tersaneleri'nde çalışmaları hızlandırdı. Anadolu’daki Türk birliğini kurma yolunda ilk adımı da atarak kuzey komşusu Saruhan Beyliği ve güney komşusu Menteşoğulları Beyliği Deniz Kuvvetlerini de kendi bayrağı altına almayı başardı.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Umur Bey’in ilk hedefi, Yunanistan ve adalarda kurulmuş bulunan Latin Prenslikleri'ni Aydınoğulları Beyliği’nin hakimiyeti altında vergiye bağlamak ve hareket serbestisine kavuşarak Doğu Roma’yı barışa zorlayıp saf dışı bırakmaktı.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Böylece, ön planda Doğu Roma’yı hedef tutan Umur Bey, Trakya Seferi için hazırlanarak 1332 yılında savaş ve nakliye gemilerinden oluşan 75 parçalık bir filo ile İzmir’den hareket etti. Umur Bey, önce Çanakkale Boğazı’ndan geçerek Gelibolu Yarımadası’na asker çıkardı. Gelibolu Kalesi’ni tahrip ettikten sonra filosunu Trakya kıyılarına yöneltti.Aydınoğulları Beyliği ile savaşı göze alamayan Doğu Roma İmparatoru III. Andronikos, barış şartlarını kabul etti. Umur Bey böylece gelecekteki hareketleri için Doğu Roma’yı safdışı bıraktı.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Türk Denizciliği'nin yeniden hareketlenmesi karşısında, Ege Denizi’ndeki yabancı bayrakların, bundan önce sürdürdükleri korsanlık faaliyetleri durdu ve Türk deniz ticareti yeniden özgürlüğüne kavuştu.&nbsp;</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Ancak Umur Bey Ege Denizi’nde yeni bir düzen kurmak ve bölgede kayıtsız - şartsız bir deniz hakimiyeti sağlamak istiyordu. Bu hedef için başlattığı 1333 yılı Deniz Harekatı, yeniden doğan Türk Denizciliği’nin kısa bir sürede ulaşmış olduğu güç ve ihtişamı göstermesi bakımından ilgi çekicidir.Umur Bey, 1333 yılı baharında 250 parçadan oluşan bir filo ile Ege Denizi’ne açıldı. Eğribos Dükalığı’nı ve Bodonice Prensliği’ni senelik bir vergi ile Aydınoğulları Beyliği'ne bağladıktan sonra Mora Yarımadası’nın güneydoğusundaki Monevesna’ya bir çıkarma yaparak burayı da vergiye bağladı.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">250 parçadan oluşan Türk Filosu’nun Ege Denizi’nde bayrak göstererek, bir kısım Dükalıkları ve Prenslikleri vergiye bağlamak sureti ile Aydınoğulları Beyliği nüfuzuna alması ve yabancı bayraklı gemilerin yaptıkları korsanlığı sona erdirmesi, düşmanların Adalar(Ege) Denizi adına korku ve endişelerini arttırdı. Türk Deniz Gücü’nün ağırlığını henüz üzerinde hissetmemiş olanlar sıranın kendilerine geldiğini hissederek korku içinde kendi menfaatlerini korumak amacı ile bir güç birliği oluşturmak üzere harekete geçtiler.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Umur Bey, yarım kalan Yunanistan Seferi’ni tamamlamak üzere 1333 yılında mevsim şartlarına aldırmadan kışın 170 parçadan oluşan filosu ile Güney Yunanistan’a doğru denize açıldı. Atina Prensliği’ni yıllık vergi ile Aydınoğulları Beyliği nüfuzuna aldıktan sonra Mora Despotluğu’na da ağır bir darbe indirdi ve çevrede bulunan bir kısım korsan yuvalarını temizledikten sonra İzmir’e döndü.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Aydınoğlu Mehmet Bey’in 1334 tarihinde vefat etmesi üzerine, Aydınoğulları Beyliği’nin başına kardeşlerinin de onayı ile Umur Bey geçti. Bu sırada Umur Bey daha 26 yaşında idi.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Ege Denizi’nde düşmanlara nefes aldırmayan yalnız Aydınoğulları Beyliği Denizciliği değildi. Karasi, Saruhan ve Menteşoğulları Beylikleri de sahip oldukları deniz kuvvetleri ile akınlar yaparak gaza yolunda korsanlık faaliyetlerinde bulunuyorlardı ise de Aydınoğulları Denizciliği, Ön Asya’daki Türklerin deniz çıkarlarını sağlayacak bir deniz politikası ile Doğu Akdeniz hakimiyetinin planlarını hayata geçiriyordu.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Tüm bu beyliklerin denizcilik faaliyetleriyle Adalar(Ege) Denizi’ndeki Türk deniz kuvvetleri’nin gittikçe artan baskıları sebebiyle nefes alma imkanlarını her gün biraz daha kaybeden düşman kuvvetleri Haçlı hareketi altında toplanmaya mecbur kaldılar. Türklerin sahip oldukları tekne sayısı üstünlüğünü, yüksek bordalı, güçlü kadırgaları ile yeneceklerdi. Haçlı Donanması, 4’ü Papalık’a, 4’ü Fransa’ya, 10’u Rodos Şövalyeleri'ne ve 4’ü Kıbrıs Krallığı’na ait olmak üzere 30 güçlü Kadırga’dan meydana geliyordu.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Bu sırada Karasi Emiri Yahşi Bey, irili ufaklı 100 parçalık bir filo ile Selanik, Kasandra ve Teselya’da Galos Körfezi’ne asker çıkararak Doğu Roma’ya karşı bir harekete girişmişti.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Eğriboz Adası’nın Halkis Limanı’ndan hareket eden Haçlı Filosu, sayı bakımından fazla ancak hafif ve alçak bordalı Karasioğulları Beyliği’nin donanmasına zarar verip daha sonra da takip ederek İzmir’e vardı. Burada asıl hedefleri olan Aydınoğulları Beyliği’nin deniz üssüne yüklendiler. Bu sırada Umur Bey idaresindeki Türk Güçleri Adalar(Ege) Denizi’</span></p>

<p><span style="font-size:16px">nin güneyinde bulunduğundan Haçlı Donanması ancak tersanede tamir için tutulan ve bakımdaki tekneler ile Karesi Filosu’nun bir kısmını yakmayı ve karaya asker çıkarmayı başardı. Fakat karada direnişle karşılaşan ve denizde bulunan Umur Bey’in baskınından korkan Haçlı Donanması, burada fazla kalamayarak İzmir’i terk etti ve Adalar(Ege) Denizi’ne döndü.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Umur Bey, Haçlıların bu hareketine diyet olarak Yunanistan’a 1335 yılı sonbaharında 276 gemiden meydana gelen filosu ile Ege Denizi’ne açıldı. Mora sularına kadar ilerleyerek Hidra ve Sipezya Adaları'nı ele geçirdikten sonra değişik noktalarda karaya asker bırakarak Güney Yunanistan’daki Dukalık ve Prensliklerin üzerine yürüdü ve kaleler fethetti. 30.000 savaşçısı ile karşı koymaya çalışan Fransız Dukalığı perişan edildikten sonra bölgedeki bütün dukalık ve prenslikler birer yıllık vergilerini ödemek sureti ile Aydınoğulları Beyliği’nin nüfuzunu yeniden kabul ettiler.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Umur Bey bundan sonraki ağır masraf ve emeğe dayanan büyük deniz seferlerinde stratejisini değiştirerek haçlı güçlere karşı Doğu Roma’yı koruyucu bir siyaset takip etmiştir. 1336 yılında Midilli Adası’nın, Doğu Roma’ın himayesine karşı ayaklanan Ceneviz Podestası’ndan geri alınmasında Umur Bey’den yardım isteyen Doğu Roma İmparatoru, Umur Bey’in kara ve deniz yoluyla Doğu Roma’ya yaptığı yardıma karşılık kendisine Sakız Adası’nı hediye etmiştir.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">1337 yılında Teselya Despotu’nun baş kaldırması ve kışkırtması ile Epir’de Arnavut ve Sırplar'ın Doğu Roma’ya karşı ayaklanması üzerine Umur Bey Doğu Roma İmparatoru'na yardım için Donanması ile İzmir’den harekete geçti. Selanik’e çıkarma yaparak Teselya’da sükuneti sağladı ve İzmir’e dönerek Arnavut ve Sırplara karşı girişeceği “Epir Harekatı” için hazırlıklara başladı.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Umur Bey’in Doğu Roma’ya yardım için 1338 yılında gerçekleştirdiği "Epir Seferi", Türk deniz tarihi açısından oldukça ilgi çekicidir. 2 yıl süren olan bu sefer için 110 gemiden meydana gelen bir filo ile İzmir’den harekete geçen Umur Bey’in hedefi Epir’deki Sırp ve Arnavut ayaklanmasını bastırarak Doğu Roma İmparatoru’na yardım etmek ve 4 yıl önce Aydınoğulları Beyliği Denizciliği'nin Ege’deki otoritesine karşı gelen Haçlı Donanması’nı oluşturanlardan hesap sormaktı.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Umur Bey bu yüzden Haçlı Harekatı’na gemi vermek suretiyle katılan ve Midilli Adası’nı ele geçirmesi için Foça’daki Ceneviz Podestası’na yardım eden Naxos Dukalığı’na doğru yöneldi. Naxos Adası başta olmak üzere Andros, Siphnos, Sikinos ve Paros Adalarını vurarak korsan yatağı haline gelen limanları harabeye çevirdi ve bu limanlardaki gemileri ateşe verdi ve daha sonra Epir hedefine yöneldi.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Ege Denizi’nden Epir kıyılarına ve Karadeniz’e kadar genişletmiş olduğu harekat sahasında zaman zaman 300–400 parçadan oluşan bir armada gezdiren Umur Bey’in kahramanlıkları bir yana, dönemin teknik imkansızlıkları da göz önünde tutularak, buluşları ve kararlarını da değerlendirirsek onun efsaneleşmiş şöhretinin sırrı anlaşılabilir.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Umur Bey filosunu Atina Körfezi’ne sokarak, Korent ağzına yanaştırdı. Gemilerini, (Fatih'den önce) yağla sabunlanmış kızaklar üzerinden Korent Körfezi'ne taşıyarak, Leponto Körfezi’nden Epir kıyılarına ulaştırdı. Bu kesimlerde karaya asker çıkararak giriştiği harekatta Arnavut ve Sırp İsyanlarını bastırdı. Kışı, Korent Körfezi’nin “Umur Limanı” diye isimlendirilen mevkiinde geçirerek, 1339 baharında yine aynı şekilde gemilerini karadan Atina Körfezi’ne aktardı ve dönüşte Eğriboz Adası’nda bir mola vererek İzmir’e döndü.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">14. Yüzyıldaki Türk Denizciliği'nin ulaşmış olduğu yüksek seviyeyi değerlendirebilmek için, Epir Seferi üzerinde biraz durmak gerekir. Epir Seferi’nin, henüz seyir tekniği oluşmamış bir dönemde yapılabilmesi Türk Denizciliği için büyük bir başarıdır.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Türk Denizciliği'nin; bu döneminde tam manası ile bir Akdeniz Haritası’nın çizilmemiş olduğu göz önüne alınırsa filoyu Epir kıyılarına ulaştırmak için normal yol olan Mora’yı dolaşmak yerine, hem fırtınadan kaçınmak</span></p>

<p><span style="font-size:16px">hem de aylarca süreyi alacak olan bir zamandan tasarruf için karadan Korent’i aşmayı en kestirme yol olarak keşfedebilmek,</span></p>

<p><span style="font-size:16px">ancak Türk denizciliği'nin sahip olduğu geniş coğrafya bilgisi sayesinde mümkün olmuştur.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Umur Bey bu hareketi ile aynı zamanda bir filoyu bir denizden başka bir denize karadan nakletmekle 115 sene sonrası için Fatih Sultan Mehmet’e de örnek olmuştur.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Umur Bey, 1341 yılında yine denize açılarak, Ege Denizi’nde yabancı bayraklara korsan yataklığı yapan adaları vurdu ve Kıbrıs sularına kadar inerek Türk Ticaret Filolarını tehdit eden Kıbrıs Filosu’nu da yıprattı.1342 yılında yine aynı maksatla bir sefere çıkan Umur Bey, bu sefer de Girit sularına kadar uzanarak korsan yatağı haline gelen Venedik Limanları'nı tahrip etti.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Umur Bey’in bu iki deniz akını üzerine, başta Kıbrıs Kralı olmak üzere Ege Denizi’ndeki Hıristiyanlar, baskısını gittikçe arttıran Türkler'e karşı yine bir güç birliğine giderek Umur Bey’e karşı büyük bir Haçlı birliğinin sağlanması için Papa VI. Clement’le anlaştılar. Bu sırada Umur Bey’in Doğu Roma işlerine; Doğu Roma’ın kaderini etkileyecek kadar müdahale etmesi de Haçlı Hareketi’ni körükleyen nedenlerden birisi oldu.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">1341 yılında Doğu Roma İmparatoru III. Andronikos’un ölümü Doğu Roma’da taht kavgasına yol açtı. İmparatoriçe Anne de Savoie, Başvezir Kantakuzenos’a karşı mücadele açınca, Kantakuzenos da Dimetoka’da imparatorluğunu ilan etti. Böylece İmparatoriçe’nin bulunduğu İstanbul ile Dimetoka karşı karşıya gelmiş, Doğu Roma’da bir iç kavga başlamıştı. Kantakuzenos, İmparatoriçe’nin kuvvetleri tarafından kuşatılınca, Trakya’daki siyasi durumu Umur Bey’e bildirerek kendisinden yardım istedi. Umur Bey, Doğu Roma’yı ele geçirmenin ihtirası içinde fırsat kollayan Sırp Kralı’nı emeline ulaştırmamak için, Kantakuzenos’u desteklemek ve ona yardım etmek sureti ile Doğu Roma’ın geleceğine hükmetmeye karar verdi. Böylece Doğu Roma'yı nüfuzuna bağlayacaktı.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Planlarını buna göre hazırlayan Umur Bey, 29.000 savaşçı ve 380 parçadan oluşan bir armada ile, 1342 yılı sonlarında İzmir’den Trakya’ya doğru yola çıktı. Meriç ağzında askerlerini karaya çıkararak Dimetoka'ya yürüdü ve şehri kuşatmış bulunan Doğu Roma ve Bulgar kuvvetlerini dağıttı. Bölgede güvenliği sağladıktan sonra İzmir’e döndü.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Doğu Roma’da durumun, Umur Bey’in işe karışması ile birdenbire aleyhine döndüğünü gören İmparatoriçe ise; Papa’dan, Ege Denizi’nde karşı konulamayacak kadar tehlikeli bir kuvvet haline gelen ve Doğu Roma’yı rahat bırakmayan Umur Bey’e karşı Haçlı Hareketi oluşturma çabasına girdi.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Ön Asya’nın en kudretli hükümdarı ve amirali olarak şöhretin zirvesine ulaşmış bulunan Umur Bey, tek bir devletin gücü ile yenilmesi mümkün olmayan bir kuvvet haline gelmişti. Batı kaynakları da Umur Bey’in 1341 yılından sonra müthiş ve korkunç bir güç kazandığını, 250 -300 parçalık armadası ile Ege Denizi’nin tek hakimi olduğunu belirtmektedir.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Bu şartlar altında Papa nihayet, Umur Bey’e karşı Hıristiyan güçlerini birleşmeye davet ederek bir Haçlı hareketine girişti. Umur Bey, her şeye rağmen Doğu Roma’yı kaderine terk etmeyi düşünmüyordu. Bu bakımdan yeniden İmparatoriçenin kuvvetleri tarafından sıkıştırılmış bulunan Kantakuzenos’u güçlendirmek için, 1343 yılı Ağustos’unda, 20.000 savaşçı ve 290 parçadan oluşan bir deniz gücü ile İzmir’den Selanik’e doğru yola çıktı. Selanik’i denizden ablukaya almış olan imparatoriçenin donanması, Türk Filosu’nun gelmekte olduğunu duyunca kuşatmayı kaldırarak Çanakkale Boğazı’ndan içeri girdi. Umur Bey de Selanik’i kuşatarak teslim aldı. Burada Kantakuzenos ile buluşan Umur Bey, Batı Trakya’nın İstanbul tarafının tutan bütün şehirlerini Kantakuzenos’un idaresine soktuktan sonra bir kısım kara kuvveti ile 30 gemiyi Kantakuzenos’un emrine bırakarak İzmir’e döndü.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Haçlı Donanması’nı oluşturan gemiler 1344 yılı baharında Eğriboz Adası’nın Halkis Limanı’nda toplandılar. Haçlı Donanması’nın hazırlığı 3 yıl 11 ay sürmüştü. Bu süre, Umur Bey’e karşı Hıristiyanların ne derece güçlü bir hazırlığa girmiş olduklarını ortaya koymaktadır. Haçlı Donanması’nın asıl kuvvetini 4'ü Papalık, 4'ü Kıbrıs Krallığı, 6'ı Rodos Şövalyeleri, 6'sı Venedik Cumhuriyeti’ne ve altısı Ege Denizi’ndeki Ceneviz Kolonilerine ait olmak üzere 26 güçlü kadırga teşkil ediyordu. Diğer sınıf savaş tekneleri ile nakliye gemilerinin miktarı ise bilinmemektedir.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Bu büyüklükteki Haçlı Donanması’nın 1344 yazında Eğriboz Adası’ndan İzmir’e doğru hareket etmesi ile Ege Denizi dengeleri de bozdu. Ege Denizi’nde dağınık olarak dolaşan, ancak Haçlı Donanması’na karşı birleşen 40 parçalık küçük Aydınoğulları gemileri bu büyük kadırgalar tarafından yenilgiye uğratıldı.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Haçlı Donanması; 1344 Haziran’ında büyük bir intikam hırsı ile İzmir Limanı’na girdi. Limandaki müdafaayı kırarak limandaki gemilerin bir kısmını ve Tersane'yi yaktıktan sonra Liman Kalesi’ni karadan ve denizden kuşattı. 4 aylık bir mücadelenin sonunda bir gece iki kölenin ihaneti ile açılan kale kapısından içeri giren Haçlılar Liman Kalesi’ni ele geçirdiler. Fakat Umur Bey, Haçlıların İzmir’e çıkışlarını onlara acı bir şekilde ödetti. Umur Bey, hafif bir kara kuvvetini öne sürerek Haçlıları kaleden İzmir Ovası’na çektikten sonra pusuda beklettiği esas kuvvetleri ile Haçlıları sarıp, başta başkomutanları olmak üzere birçok şövalye ve asilzade ile binlerce Haçlı’yı kılıçtan geçirdi. Ancak kaçarak kaleye sığınma fırsatı bulabilenler canlarını kurtarabildi.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Bu şekilde İzmir’de tutunamayacaklarını anlayan Papa VI. Clement, Umur Bey’e karşı Haçlı hareketini tazelemek için bütün Avrupa hükümdarlarını İzmir’i savunmak üzere “Din Savaşı”na çağırdı. Bu şekilde yeniden düzenlenen 26’sı kadırga olmak üzere 76 parçalık Haçlı Donanması 15.000 savaşçı asker ile 1346 yılı Haziran’ında İzmir’e gelerek Liman Kalesi’ni takviye etti.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Türk Denizciler ise Haçlılar'la yaklaşık 4 yıl süren mücadelelerin sonunda Efes Tersanesi’nde yeniden inşa ettikleri filolarıyla Aydınoğulları Beyliği’nin sarsılan iktisadi gücünü beslemek üzere Ege Denizi’ndeki düşman hedefleri vurarak ganimet ve esir toplamaya başladılar. Umur Bey, kara cephesindeki bütün hazırlıklarını tamamladı. Kale önce kuşatıldı ardından da hücuma geçildi. Türk savaşçılar kaleye tırmanmaya başladılar.&nbsp;</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Artık kalenin düşmesi bir an meselesi idi ki, atılan bir okun alnına isabet etmesi ile Umur Bey Mart 1348 tarihinde 39 yaşında şehit oldu. Bu olay Türk güçleri arasında karmaşaya yol açtı. Umur Bey’in şehit olması, İzmir’e Haçlı akınını hızlandırdı. Umur Bey’in şöhretinin sebep olduğu korku yüzünden bu haçlı harekatına katılmaktan çekinenler de akın akın İzmir’e gelmeye başladılar.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Umur Bey’den sonra Aydınoğulları Beyliği’nin başına geçen kardeşi Hızır Bey, mücadele yerine anlaşmayı tercih ederek Haçlılar ile anlaşma imzaladı. Barış antlaşmasının en ağır maddesini Aydınoğulları Beyliği’ni bir deniz kuvvetinden yoksun bırakmaya mahkum eden bölümü teşkil ediyordu. Aslında Haçlı hareketinin başlıca hedefi de bu idi. Böylece Umur Bey’in öncülüğünde meydana gelen ve Ön Asya’daki Türk birliğinin de deniz menfaatlerini sağlayarak koruyan Türk denizciliği yeni bir sekteye uğradı.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Sonuç olarak; Umur Bey’in önemli çabaları ile doğmuş bulunan muhteşem Aydınoğulları denizciliği, onunla beraber son bulmuş ve Türk denizciliği bir kere daha bir bekleyiş dönemine girmiştir.&nbsp;</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Aydınoğulları Beyliği 1390 yılına kadar bağımsız kaldı. Bu tarihte Yıldırım Beyazıt tarafından Osmanlı topraklarına katılan Beylik Yıldırım Beyazıt'ın 1402 yılında Ankara Savaşı’nda yenilmesi üzerine müstakil olarak yeniden kuruldu ve 1426'da kesin olarak Osmanlı Devleti topraklarına katıldı.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">11. Yüzyılın sonundan 14. Yüzyılın ortalarına kadar Anadolu sularında ilk sürgünlerini veren Türk denizciliği 1350 tarihinden sonra kuvvetini gittikçe arttıran Osmanlı Devleti’nin elinde bütün dünyayla hesaplaşacak bir boyuta ulaşma yolunda kararlı adımlarla yapılanmaya ve şekillenmeye başladı..</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 15 May 2024 23:20:24 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/2023/02/bekir-basyurt-1676280356.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kazandıklarınızı Tadın</title>
                <category>Elif E Bayraktar</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/kazandiklarinizi-tadin-2400</link>
                <author>elif.alaca@hotmail.com (Elif E Bayraktar)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/kazandiklarinizi-tadin-2400</guid>
                <description><![CDATA[Kazandıklarınızı Tadın]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><strong>… Ve zalimlere "kazandıklarınızı tadın" denir. (Zümer Suresi, 24)</strong></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Zulüm; haktan ve adaletten sapmaktır, sınırları aşmaktır. Bireylerin temel haklarına, özgürlüklerine, güvenliğine veya insanlık onuruna karşı yapılan haksız ve acımasız eylemleri ifade eder. Bu, etnik, dini, cinsel, politik veya diğer grup ayrımları temelinde de gerçekleşebilir.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Zulüm kavramı, bir devletin yönetiminde de kendini gösterebilir. Hükümetin veya otoritenin yurttaşlarına veya belirli bir grup insanına karşı haksız, keyfi ve baskıcı uygulamaları zulümdür.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Zulmün karşıtı ise adalettir. Yeryüzündeki her çeşit zulme ve zalimlere karşı çıkmak, her durumda ve her kimin aleyhinde olursa olsun adaleti ayakta tutmak ise Kur'an'ın en önemli emirlerindendir.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Haksızlık, eziyet ve işkence, haksız yere cana kıymak, hırsızlık yapmak, Allah'ın sınırlarını aşarak insanların hakkına tecavüz etmek, onları yaşadıkları yerden sürüp çıkarmak, tüm bu eylemler Kur'an'da verilen zulüm örnekleridir.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Tüm bu örneklerin tamamının bir arada yaşandığı günlerden geçiyoruz. Terörist İsrail, 7 Ekim'den bu yana tüm dünyanın gözleri önünde Gazze'de günde en az 173 kadın ve çocuğa soykırım uyguladı. Gazze'deki hükümetin basın ofisinden yapılan açıklamada İsrail'in 65 bin tondan fazla patlayıcıyla düzenlediği saldırılarda 10 bin 800 çocuk, 7 bin 250 kadın, tam 24. 620 Filistinli kardeşimiz şehit oldu. Çoğu kadın ve çocuk 7 bin kişi hala enkaz altında veya kayıp, 337 sağlık çalışanı, 119 gazeteci, 45 sivil savunma görevlisi öldürüldü, 2 milyon kişi yerinden yurdundan edildi. Kalanlar ise açlık, susuzluk, hastalık ve yıkımla mücadele ediyor.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Zalimler hedeflerine ulaşmak için gözleri dönmüş bir şekilde uğraşıyorlar. Tuzaklarını Allah kolaylaştırıyor gibi görünse de biz umut ve dua ediyoruz; kurdukları planları başlarına bela olacak. Kötülük çemberi içinde yaşayan zalimlerin kurduğu tuzakları, Allah zamanı geldiğinde elbette başlarına geçirecek.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Peygamberimiz(asm)’ın zulüm konusunda birçok hadisi var<em>. “Allah, zâlime muhakkak ki mühlet verir de onu yakalayacağı zaman, göz açtırmadan aniden yakalar”</em>&nbsp;dedikten sonra şu ayeti okuyor<strong>: “Onlar, zulüm işlemektelerken, ülkeleri (veya nesilleri) yakaladığı zaman... Rabbinin yakalaması işte böyledir. Gerçekten O'nun yakalaması pek acı, pek şiddetlidir.”</strong>&nbsp;(Hûd Suresi, 102) (Buhâri, Tefsir-Müslim, Fiten)</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Bir başka hadisinde ise,&nbsp;<em>“Kim bir kişinin zâlim olduğunu bilerek ona yardım etmek üzere zâlim ile birlikte yürürse, İslâm'dan dışarı çıkmış olur.”</em>&nbsp;buyuruyor. (İbn Kesir)</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Zulme rıza göstermek, engel olmak için çaba göstermemek de o zulme ortak olmaktır. İnsanlık onuru taşıyan vicdanı diri ve Kur’an ahlâkını yaşama çabasındaki her insan zulümle mücadele etmeli. Tarihte de baskılara, eziyetlere, tüm olumsuz koşullara ve engellemelere sabır ve kararlılık gösterip direnen müminler, şerefli bir hayat yaşayıp bugün müminlerin saygıyla andıkları birer örnek oldular.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Geçmişte ve halen günümüzde tüm dünyada eziyet gören Müslümanlar, elbette Allah’ın imtihanına tabidirler. Bu ‘kuşluk vakti’ kadar kısa dünya hayatında, zorluk zamanlarında müminlerin gösterdikleri sabır ve tevekküllerinin, Allah katında çok üstün bir karşılığı olacaktır. Geçmişte de birçok mümin topluluğun aynı sıkıntıları yaşamış olması, müminler için bir ölçüdür, Allah’ın sünnetidir. Zorlu dönemlerde iman edenler büyük imtihanlar yaşamışlar, ancak her zaman Allah’ın yardımı onlarla olmuştur.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Bozguncular, aralarında kötülükleri örgütleyip-düzenler kurarlarken de, baskı plânları yaparlarken de, Yüce Allah onları görür ve işitir. Zulmedenlerin yapmakta olduklarından habersiz değildir, onları gözlerin dehşetle belireceği o güne erteler.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Dünya hayatındaki imtihan gereği zalim zulüm yapacak, mazlum onun zulmüne karşı direnecek. Kimileri zulmü izleyecek, kimileri karşı duracak, kimileri ise zalimle yol alacak. İmtihan böyle. Müminler bütün bunların bilincinde olarak Rablerinin yardımını ve desteğini umut ederek çaba gösterirler. Sonsuz adalet sahibi olan Allah, elbette ki zulmedenler üzerinde de adaletini tecelli ettirir.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Ahirette de zulmedenlerin tüm yapıp ettikleri, Allah huzurunda sorgulanma günü kendilerine geri dönecek. Ancak o gün<strong>, “Zulmedenlerin ne mazeretleri bir yarar sağlayacak, ne de hoşnutluk dilekleri kabul edilecek.</strong>&nbsp;(Rum Suresi, 57)</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px"><em>“Ölüm hayattan daha merhametli"</em>&nbsp;diyor ya videodaki Gazzeli çocuk. Adaletsiz, zalim bir hayat varsa elbette ölüm de var. Allah, zalimin yapıp ettiklerini yanına mı bırakacak? En gizli, en sinsi davranışın bile kesinlikle intikamını alacak. Bunun bilincinde olmak, Müslüman için rahatlık ve ferahlıktır. Zalim, dünyadaki vicdansızlığı ile ne kazandıysa ahirette onu tadacak.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Al-i İmran Suresi, 192. ayette,<strong>&nbsp;"Rabbimiz, şüphesiz Sen kimi ateşe sokarsan, artık onu 'hor ve aşağılık' kılmışsındır; zulmedenlerin yardımcıları yoktur"&nbsp;</strong>buyrulur.Enaniyetli, kendisini büyük ve gücünü kendisinden zannedenleri Rabbimiz müthiş aşağılar. Zalimlerin yardımcısı yoktur, cezası budur. Sonsuz azap, ahlâksızlığı ortadan kaldıran büyük silahtır, zalimler için büyük tehdittir. Cehennemde zalim için Allah’ın Celal ismi tecelli eder, ebedî mutsuzluk vesilesi olur. Mümin, zulmedenden mazlumun hakkının alınması ile Celal’de Cemal’i izler; cehennem onun için rahmettir, nimettir, ebedî mutluluk vesilesidir.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Sen bu zalimleri, ölümün 'şiddetli sarsıntıları' sırasında meleklerin ellerini uzatarak onlara: "Canlarınızı (bu kıskıvrak yakalanıştan) çıkarın, bugün Allah’a karşı haksız olanı söylediğiniz ve O'nun ayetlerinden büyüklenerek (yüz çevirmeniz) dolayısıyla alçaltıcı bir azapla karşılık göreceksiniz" (dediklerinde) bir görsen. (En’am Suresi, 93)</strong></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">…</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ve lütfen;</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Filistin'i konuşmaktan vazgeçmeyin.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Zulüm bitene kadar susmayın.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Gazze'yi unutmayın.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Yemezseniz ölmezsiniz, içmezseniz ölmezsiniz, kullanmazsanız ölmezsiniz.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Harcadığınız her bir kuruş Siyonazi katillerin kurşunudur; Gazze'deki bir bebeğe sıktığı ölümdür.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bugün yarın ve daima Siyonist mallarına boykota devam!</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 15 May 2024 23:18:15 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/2022/11/elif-e-bayraktar-1668007137.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Din ile İlahiyat Aynı Şey Midir?</title>
                <category>Mustafa Armağan</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/din-ile-ilahiyat-ayni-sey-midir-2399</link>
                <author>mustafa.armagan@derintarih.com (Mustafa Armağan)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/din-ile-ilahiyat-ayni-sey-midir-2399</guid>
                <description><![CDATA[Din ile İlahiyat Aynı Şey Midir?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Max Weber’in dinlerin toplumsal planda ortaya çıkış sebeplerini açıklarken gündeme getirdiği bir kavram vardır: Teodise. ‘Bütün dinlerin en büyük problemlerinden birisi teodise problemini halletmektir’, tarzında bir yorumda bulunmuştur Weber.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Peki teodise (İng.&nbsp;<em>theodicy</em>) nedir?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Kötülük problemi, eski deyişle ‘şer meselesi’. İslâm kelamındaki tabirle “halk-i şerr”...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Kısaca şudur teodise:</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Cenab-ı Allah’ın her şeye gücü yetiyorsa, kâdir-i küll; yani&nbsp;<em>omnipotent</em>&nbsp;ise niye insanların kötülüklerden acı çekmesine izin veriyor? Ya yeterince güçlü değildir ve dünyada bazı engel olamadığı kötülükler vardır veya kötülüklerin var olmasını istemiştir, o zaman da mutlak iyi olma sıfatı söz konusu değildir.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bu çetrefilli problemi her açıklayışta tekil ve bireysel olaylara inildiğinde kötülüğe maruz kalan kişinin ‘Niye ben?’ diye sorması kaçınılmazdır ve ne yazık ki bireysel ve rasyonel düzeyde o bireyi ikna edecek cevap bulmak imkânsız gibi bir şeydir. O acılı insan ‘Niye benim evladım trafik kazasında öldü de şu kadar insanın çocuğu hâlâ yaşıyor?’ sorusunu soracaktır ister istemez. Buna “masumiyet sorusu” da diyebiliriz.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">İşte Max Weber’e göre dinler, rasyonel düzeyde cevabı bulunmayan benzer sarsıcı sorulara irrasyonel cevaplar vermek suretiyle bu derin problemi –paradoksal gibi gelecek size ama- &nbsp;“rasyonalize etmişler”dir. Gerçekten de belki teolojik bir problem gibi duruyor teodise sorunu ama hepimiz hayatımızda onunla, yani ‘niye ben?’ sorusuyla en azından birkaç kere karşılaşmışızdır. (Tabii Milli Piyango’dan ikramiye çıkınca ‘Niye ben?’ diye sormadığımız da bir vakıadır.)</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Neden ben? Bence bu son derece sarsıcı bir soru ve hepimiz bir şekilde bu soruyla hayatımızın bazı anlarında yüz yüze geliyoruz. Zaten ağaçlara çaput bağlamadan mum yakmaya, sadaka vermeden adak adamaya kadar birçok “halk dini” pratiği bu derin sorunu ferde bir şekilde atlatma yolunda üretilmiş avutucu çözümlerdir ama kabul edelim ki, toplumların avunmaya ve teselliye de ihtiyacı vardır. (Özellikle ölüm veya ayrılık gibi acılar karşısında.) Dolayısıyla din toplumsal düzeyde ele alındığı zaman onun metafizik kökeni vesaire tartışılmaktadır ama asıl böyle somut sorunlar karşısında insanların sarıldığı ve ürettiği bir takım avutucu çözüm veya teselliler geçerlidir.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Öte yandan din ve toplum tartışmalarında ilginç bir sorun daha tespit ediyoruz: Dini anlamak dini yaşamakla özdeş midir? Yani dini kaynaklarıyla, diliyle, aslıyla kavrayanlar dini ortalama müminden daha mı coşkulu ve kaliteli yaşar?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bu ağır bir sorundur ve net bir cevabı da yoktur.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Dinin kaynaklarıyla yıllarca cebelleştikten sonra Allah’ın varlığı dahil din ve imanın temel direklerine inancını yitiren bir İslam ilahiyatçısı&nbsp; itiraflarını geçen yıl twitter’den kamuoyuyla paylaşmıştı (gariptir, kendisi bir İlahiyat Fakültesi’nde talebesine İslamiyeti öğreten akademik titri bulunan bir hocaydı). Şimdi o ilahiyatçının talebesi olduğunuzu düşünün bir an için: Allah’a ve dinin temellerine inanmayan ama onları bir Batılı Oryantalist gibi ‘bilen’ bir hoca size diyelim ki tefsir dersini anlatacaktır. Ne hissederdiniz?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Demek istediğim biraz bu: Dini bilmek ile dini yaşamak başka hadiselerdir. Hatta o noktada dini fazla bilmek dezavantaja bile dönüşebilir. “Kocakarı imanı” diye dalga geçilen, dini iç dünyanızda coşkuyla yaşamak, Kur’an tilaveti sırasında kendinizden geçmek, Ayasofya Camii’ne girdiğinizde gözlerinizde ıslaklık hissetmek, vaaz sırasında bir cümleden çarpılarak haykırıp kendinizi yerden yere atmak, kelamı kulağınızla değil, kalbinizle duymak neden dini kitabî olarak bilenlerinkinden daha az İslamî olsun? Soru budur ve cevaplanması kolay değildir.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Dinin ilmî (cognitive) boyutunun hissî (emotional) boyutundan hiyerarşik olarak üstün olması gerekir mi? Galiba tasavvuf ve diğer mistik inançların halkın nazarında daha zahmetsizce revaç bulması ile dinin öğrenilmesi ve öğretilmesi diyebileceğimiz ilahiyat/medrese boyutunun yeni bir analizine ihtiyaç vardır.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Özetle din öğrenilmek için mi yoksa yaşanmak için midir?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Kolaycı ve uzlaştırmacı çözüm, en iyisi her ikisinin birden var olması deyip işin içinden çıkmaktır ama önümüzdeki bazı kötü numuneler, yani nadir de olsa İlahiyatçı sapmaları dinin yaşanmadan bir bilgi mevzuu haline gelmesinin tehlikesine işaret etmektedir. Dinle bilgi düzeyinde fazla yüz göz olmak gerekli hissî bağ kurulmadan gerçekleşirse bu tür sapmaların –istisnaî de olsa- vukuu kaçınılmazdır.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Özetle din ile ilahiyat özdeş değildir ve olamaz. Aşkı dinin kalbine tutuşturucu madde olarak koymayan bir anlayışın mistik sapmalardan farkı yoktur ve zaman zaman bazı din âlimlerinin “şatahatı” tasavvuf erbabınkinden daha tehlikeli olabilmektedir. Daha tehlikelidir, çünkü ikincilerinki bilgiye dayanmadığı için kolaylıkla diskalifiye edilebilir; ama birinciler, bunu bir de bilimsel kılıkta yapmaktadır ki, ördükleri duvarı yıkmak kolay olmamaktadır.&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 08 May 2024 00:30:27 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/2022/03/mustafa-armagan-1648629264.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Istakoz ve Maldivler</title>
                <category>Mustafa ALBAYRAK</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/istakoz-ve-maldivler-2398</link>
                <author>mustafa@teknikelektrik.com (Mustafa ALBAYRAK)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/istakoz-ve-maldivler-2398</guid>
                <description><![CDATA[Istakoz ve Maldivler]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ak Partili vekil ya da kamu yöneticilerinin (belediye başkanları vs.) en ufak bir falsosu haklı olarak kamuoyunda büyük tepki topluyor.</p>

<p>CHP de bunun 100 katı da şatafat olsa dikkat çekmiyor.</p>

<p>Çünkü CHP ye yakıştırılıyor ama Ak Partiliye yakıştırılamıyor ve gündem oluyor.</p>

<p>Milletvekili veya kamu da yönetici olanlar ne halt işliyorlarsa ya görev süreleri içinde bunu bıraksınlar ya da milletin gözüne sokarcasına ifşa etmesinler!</p>

<p>Halkımız kızmakta,</p>

<p>Kamuoyu tepki vermekte haklıdır.</p>

<p>Ak Parti ve lideri seçmenine tevazu vaad edip halkı ile hem hal olacağını söyleyerek 26 yıllık vekalet alabilmiştir, 2002’den 2028’e kadar giden yolda…</p>

<p>İsmi geçen ya da geçecek olan yöneticiler ya yaşantılarını ya da partilerini değiştirmeliler!</p>

<p>Halktan tasarruf beklerken onların gözüne israf ve şatafatı sokmaları çok az sayıda da olsa bu siyasi ve yöneticilere karşı nefret topluyor.</p>

<p>Ne partilerini ne de milleti uğruna canından vazgeçmiş, ömrünü devletine ve milletine adamış liderlerini zor durumda bırakmaya hakları olmasa gerek?</p>

<p>Ha şunu da ifade etmek isterim;</p>

<p>Ak Partili az sayıda vekil veya idarecilerin bu hataları sebebi ile halkımızın partisine küsüp başka mecralara teşebbüsünün neye mal olduğunu da 31 Mart 2024 mahalli seçimlerinde gördük…</p>

<p>Pireye kızıp yorganı yakmanın ya da yağmurdan kaçarken doluya tutulmanın da alemi yok.</p>

<p>Orantısız güç kullanmak ya da ceza kesmek ancak ki kendimize zarar verir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 29 Apr 2024 16:47:02 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-cbf512ba8b900dab626b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Pişmanlıklar… Keşkeler</title>
                <category>Elif E Bayraktar</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/pismanliklar-keskeler-2397</link>
                <author>elif.alaca@hotmail.com (Elif E Bayraktar)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/pismanliklar-keskeler-2397</guid>
                <description><![CDATA[Pişmanlıklar… Keşkeler]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px">İnsan dünya hayatında zaman zaman acı veren duygular yaşıyor. Ancak bunlar arasında öyle bir duygu var ki bu, maddi ya da manevi hiçbir acı ile kıyaslanamayacak kadar güçlü. İnsanı sıkan, daraltan bu duygu pişmanlıktır.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Ancak iman sahiplerinin yaşadıkları pişmanlık ile Allah’tan uzak yaşayanların pişmanlığı birbirinden tamamen farklıdır.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Yaşanan her olay Allah'ın bilgisi ve dilemesiyle gerçekleşir. Müminler başlarına gelen olay ne olursa olsun tevekkül gösterirler. İnanan insan her ortam ve koşulda kararlılığını korur. Yaptığı hata onun Rabbine yakınlaşma vesilesi olur. Hemen tevbe eder, bağışlanma diler ve aynı hataya dönmemek için Allah'a samimi dua eder. Yaptığı hata, kendisinde olan eksikliklerini düzeltmesine vesile olduğundan uzun süreli bir pişmanlık ve sıkıntı yaşamaz.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Allah'a iman etmeyen insanın yaşadığı pişmanlık duygusu ise çok sıkıntı vericidir ve oldukça da uzun sürer. Hata yaptığında kişi, müthiş bir bunalıma ve strese girer. Hayatı süresince en fazla kullandığı kelimelerden biri <em>"keşke"</em>dir.&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Dünyada cehennemi yaşadığını düşünen kişinin göz ardı etmemesi gereken önemli bir gerçek var; ahirette yaşanacak olan sıkıntı... Bu, dünyadakiyle kıyaslanamayacak kadar şiddetlidir.&nbsp; Ahiretteki pişmanlık duygusu, dünyada iken Allah'ın sınırlarını defalarca ihlal etmiş olmanın verdiği pişmanlıktır. Uyarıları dinlememiş olmanın, dünyada kendisine verilen süreyi hiç düşünmeden tüketmiş olmanın verdiği pişmanlıktır. Dünya hayatının çok uzun süreceğini, ölümün çok uzak olduğunu düşünmüş olmanın verdiği pişmanlıktır...</span></p>

<p><span style="font-size:18px">O Gün bu kişiler, <strong>"Keşke (dünyaya) geri çevrilseydik de Rabbimizin ayetlerini yalanlamasaydık ve mü'minlerden olsaydık."</strong> deseler de telafi imkânı artık kalmamıştır.</span></p>

<p><span style="font-size:18px"><em>"Keşke”</em> derler, <em>“düşünmüş/akletmiş olsaydık, keşke ayetlerden yüz çevirmeseydik, keşke bizi uyaranları dinleseydik, keşke...keşke…"</em></span></p>

<p><span style="font-size:18px">Pişmanlık öylesine şiddetlidir ki, <strong>"Ah, keşke ben bir toprak oluverseydim"</strong> (Nebe Suresi, 40) sözleri dökülür ağızlardan.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Bu büyük pişmanlık ihtimaline karşı insanları uyarmak, inananların önemli sorumluluğu. İnsan çukurun dibinden geliyor bile olsa hiç önemi yok, nereye gidiyor o önemli. Dünya hayatında çok büyük ve adeta içini çürüten pişmanlıklar yaşansa da unutulmamalı ki, hayatı zehir eden bu pişmanlığın kat kat şiddetlisini ahirette sürekli yaşama ihtimali var. Bu dehşet verici duyguyu yaşamamanın tek yolu ertelememek, şimdi zaman varken Allah'a yönelmek, O'na teslim olmak ve O'nun sınırları içinde yaşamak.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Kur’an ahlâkında, insanın gerçek iyiyi ve kötüyü yalnızca kendisinin bilmesi ve yaşaması yeterli değildir. Müminler, diğer insanları da din ahlakını yaşamaya davet etmekle sorumludurlar. Ayrıca, karşılarındaki kişinin nefsine ağır gelebilecek de olsa, Kur’an dışı davranışlarını engellemek amacıyla uyarılarda bulunurlar. Çünkü mümin, hiçbir insanın sonsuz hayatını telafisi olmayan cehennemde, sonsuz azap içinde yaşamasını istemez. Bu nedenle de Rabbimizin hoşnutluğunu kazanacağı üstün ahlaka sahip olması için diğer insanlara uyarılarda bulunur. Bu aynı zamanda üstün bir merhamet örneğidir de. Çünkü asıl merhametsizlik, karşısındaki insanın ahiretini düşünmeksizin, hatalarına göz yummak ve öğüt vermemektir.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Bu çabayı farklı anlayıp sosyal medyadaki imanî paylaşımlardan rahatsız olan, özgürlük sınırlarımızı ihlal eden, züccaciye dükkânına girmiş fil gibi delilsiz yorumlar atıp ortalığı dağıtmaya çalışan, yalanla gelip doğruyu aldığında azgınlaşıp sayfalarda tepinen, hiçbir bilgisi olmayıp acayip fikri olan, içindeki o anlamsız nefreti gözümüzün önünde kusmaya çalışan kişilere şahit oluyoruz. Ama herkes haddini bilecek, kimse kusura bakmasın.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Dönüp arkamıza baktığımızda biz hata yapmadık mı? Tabi ki yaptık. <em>“Hatasızım”</em> demek ilâhlık iddiasıdır, Allah esirgesin. İnsanız, elbette hata yapacağız. Ama hayıflanmak için değil hatamızdan ders çıkarmak için arkamıza dönüp bakacağız. Hatta hatayı fark ettiğimiz için şükredeceğiz.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Zorluk yaşamadık mı kader dahilinde? Yaşadık elbette. Ama imtihan gözüyle bakar ve <em>“Ne güzel, Allah beni kendi halime bırakmamış, beni unutmamış, imtihan etmiş” </em>deriz. Zorlukları da Allah hayır ve hikmetle yaratır. Kaldı ki bileği taşı gibidir zorluklar; sürtündükçe keskinleşir, keskinleştikçe güçleniriz.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Kısacası öğüt almamakta direnen herkes kendi hayatına baksın. Herkes kendi hayatında özgür. Herkes kendi hayatından sorumlu. İmtihanlarımızda hepimize başarılar dilerim.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Çabamız, <strong>"Keşke hayatım için (önceden bir şeyler) takdim edebilseydim" </strong>(Fecr Suresi, 24) dememek için…</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 15 Apr 2024 11:12:13 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/2022/11/elif-e-bayraktar-1668007137.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Global Dünya İmparatorluğu</title>
                <category>Bekir BAŞYURT</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/global-dunya-imparatorlugu-2396</link>
                <author>bekirbasyurt@hotmail.com (Bekir BAŞYURT)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/global-dunya-imparatorlugu-2396</guid>
                <description><![CDATA[Global Dünya İmparatorluğu]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px">GLOBAL DÜNYA İMPARATORLUĞU..</span></p>

<p><span style="font-size:18px">İran'ın 15 Temmuz'unu cıamossad 1979 İran İslam Devrimi tiyatrosu ile 44 yıl önce başarı ile tamamladı..</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Isfahan yahudilerine kara kara cübbeler giydirip İran halkını ve tüm müslümanları.. İsrail ile "İyi Polis ve Kötü Polis" oyunu oynayarak uyutuyor..Peyğamberimizin; "Kıyamete yakın Deccal'in ordusuna Isfahan yahudilerenden kara kara sancaklı bir ordu katılır!" uyarısıda, bu gerçekleşenler olabilir..</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Cıamossad ajanlarının yönettiği İran 44 yıldır, dikkat eder iseniz sadece müslüman katlediyor..</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Olayı şöyle düşünün..15 Temmuz sabahı Reis öldürülmüş ve ülkede bir ay süren bir içsavaş çıkmıştır ve deşifre olmamış gri cübbeli ermeni yahudi kırması Fetoş Ankara Esenboğa havalimanına indirilmiş ve uçağın merdivenlerinde;</span></p>

<p><span style="font-size:18px">-Ey müslümanlar, birbirimizi kırmayalım, gelin hepimiz İslam'da birleşelim nidasından sonra 'Türkiye İslam Devleti' kurulmuştur..</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Ülkelerin adı ve yapısı cıamossad için önemli değildir, önemli olan o ülkenin cıamossad ajanları tarafından yönetilerek halkının uyutularak, İllimunati'nin hizmetinde köle olmasıdır!..</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Dünyadaki tüm ülkeler bu tip oyunlar ile yönetiliyor ve adı "kahraman, kurtarıcı, lider, ata" olan ajanlar tarafından köleleştirilerek "Gizli İllimunati Mandası" yapılıyor..</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Bu ülkenin illa müslüman olması zorunlu değil..İllimunati Global tüm Dünya'yı kendisine medeniyetlerinin beşiği olan Firavunlardan bir miras kalmış addediyor ve tüm insanlığı köleleri ve kendilerini tanrılar olarak görüyorlar..</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Tüm İslam ülkeleri Gizli İngiliz Mandası'dır..<br />
ülke uzakdoğı olsa, bu kahraman bir keşiş ve güney amerika ülkesi olsa bu kahraman bir "papaz", afrika ülkesi olsa bir "kara kurtarıcı" oluyor..</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Bunları, kahraman yapmak için de, İngilizlerin 1800 lerde, Hindistana 500 sene hakim olan&nbsp; Türkİslam Babür Hanlıgı yıkıldığından beri; İngiliz ajanı besleme, sahte keşiş, şıh, molla vb. isimlerde ajanlar da, tiyatral ortamları hazırlıyor..</span></p>

<p><span style="font-size:18px">İnsan beyninde kahramanlar bitmiyor..Parayı İllimunati matbaada basıyor, Global Dünyada bu kağıt paraları her ülkede geçiyor, çünkü liderleri önceden satın alınıyor..para..ol ma dan..asla ve asla siyaset yapılamaz, siyaset burjuva desteğinin parası olmadan gerçekleştirilemez..tüm marabalıktan gelen siyasilerin, para ile ilk buluşup, örgütlenip de siyasal bir güç olması tamamen cıamossad kaynaklıdır..tabi, bazen de bizdeki gibi, "Firavun'un sarayında yetişen Musa"lar istisnası da yok değil..Rabbim, bu Musaları Firavunlara muzaffer eylesin, daima..</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Biz, müslümanlar, Hitler'in meydanlarda kitapları öbek öbek yakması gibi "Dolar" denilen, en büyük silahlarını meydanlarda yakmadıkça, asla..bu savaşı kazanamayız!..</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Selametle..</span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 15 Apr 2024 11:09:49 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/2023/02/bekir-basyurt-1676280356.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>2028&#039;e Kadar Ram Olacaksınız!</title>
                <category>Mustafa ALBAYRAK</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/2028e-kadar-ram-olacaksiniz-2395</link>
                <author>mustafa@teknikelektrik.com (Mustafa ALBAYRAK)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/2028e-kadar-ram-olacaksiniz-2395</guid>
                <description><![CDATA[2028'e Kadar Ram Olacaksınız!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px">Öyle güzel seçim analizleri yapılıyor pardon kasılıyor ki ;<br />
İbretle izlemeye okumaya gayret ediyorum…&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Hele “ Ben demiştim ki “ diye başlayanlar var ki ;<br />
Yemede yanında yat !</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Demek mahalli ( Yerel ) seçimlerinde Ak Parti mağlubiyet alırsa 1 Nisan sabahı sayın Cumhurbaşkanımızın koltuğu sallanırmış öyle mi ?&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Haydi sallayın da görelim o koltuğu sıkıyorsa ?</span></p>

<p><span style="font-size:18px">2020 yılının Kasım ın da bir özel Tv yayınında ki tartışmam da herkesin 2023 Haziran ayına&nbsp;kadar sayın Cumhurbaşkanımıza RAM olacağını bunun kanuni ( yasal )bir mecburiyet olduğunu ısrarla söylemiştim.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">O zaman da birileri hadi canım sen de falan diyordu bana .</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Ama herkes tıpış tıpış sayın Cumhurbaşkanımıza severek ya da mecburen RAM oldu ve 2023 ün Mayıs ını gördüler.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Sadece 28 gün yanıldım verdiğim tarihten.<br />
Yani Haziran 24 yerine Mayıs 28 ine çekilmişti verdiğim seçim tarihi 2023 için…</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Şimdi de erken seçim hayali kuran ya da Ak Parti için bazı hayallerin peşine düşenlere sesleneyim;<br />
2028 in Mayıs 'na kadar da Tayyip Erdoğan 'a yine ram olacaksınız inşallah…</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Yeter ki Cenab-ı Allah sıhhat ve ömür versin kendisine …</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Onun liderliğine Devlet başkanlığına dün olduğundan çok daha fazla ihtiyacımız var çünkü…</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Türkiye yi mevcut şartlar altında ( hani konjonktür diyoruz ya ) başka bir siyasetçinin yönetebilmesi mümkün değildir…</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:18px">Tabii ki kul plan yapar kader gülermiş diye bir söz vardır…</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Şüphesiz Cenab-ı Allah dilemeden biz dileyemeyiz &nbsp;( Tekvir 29 )<br />
&lt;<br />
Bu temennilerimiz dileklerimiz dahi Cenab ı Mevlanın izniyledir.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Biz sadece kul katında ki planları yorumluyoruz …</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Tabii ki şunu da unutmuyoruz &nbsp;Medine Münafıkları yine devrede…</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Huneyn günü gibi “Büyü bozuldu diyorlar“ &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Biz bu filmi 2009 Mart mahalli seçimlerinde7 Haziran 2015 genel ve 2019 İstanbul seçimlerinde de görmüştük!<br />
&nbsp;<br />
Üç seçimden sonra da nakavt etmiştik bu münafıkları.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">2028 i bekleyin yine aynı olacak inşallah</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 15 Apr 2024 11:05:18 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-cbf512ba8b900dab626b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>31 Mart Seçimlerinde Adaletle Oy Kullanmak</title>
                <category>Mustafa ALBAYRAK</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/31-mart-secimlerinde-adaletle-oy-kullanmak-2394</link>
                <author>mustafa@teknikelektrik.com (Mustafa ALBAYRAK)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/31-mart-secimlerinde-adaletle-oy-kullanmak-2394</guid>
                <description><![CDATA[31 Mart Seçimlerinde Adaletle Oy Kullanmak]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Adalet Arapça da ADL kökünden gelir ve kelime itibarı ile hakkı yerli yerine oturtmak demektir...<br />
Zıttı da Zulümdür o da ZLM kökünden gelir.<br />
Bir şeyin yerine oturtulamaması ve eğreti kalması demektir...<br />
Cenab ı Mevla Kuran ı Kerim de Nisa Suresi 135 . ayet te şöyle buyurur;<br />
'' Ey iman edenler! Kendinizin veya anne babanızın ve akrabanızın aleyhine bile olsa adaleti ayakta tutun, Allah için şahitlik eden kimseler olun. (İnsanlar) zengin olsunlar, yoksul olsunlar Allah onlara sizden daha yakındır. Öyleyse siz hislerinize uyup adaletten ayrılmayın. ''<br />
Müminlerin en büyük özelliklerinden biridir Adil olmak ve adil davranmak...<br />
Türkiye yi 21 yıldır yöneten&nbsp; irade ve onun temsilcisinden yani Cumhurbaşkanı sayın Recep Tayyip Erdoğan dan şikayetleriniz olabilir...<br />
Her şey istediğiniz gibi gitmiyor da olabilir.<br />
Ama eleştiri yaparken ölçüyü ve adaleti kaçırmamanız şarttır...<br />
Bir de kimi göndermek istediğiniz kadar kimi yerine getireceğiniz de önemlidir...<br />
Ak Parti ye ve Sayın Cumhurbaşkanımıza kendinizce haklı sebeplerle kızıp reyinizi seçimlerde kullandığınız da bilhassa büyük şehirlerde Ak Parti ve Cumhur ittifakı nın desteklediği aday yerine kimi getireceksiniz ?<br />
Şayet getireceğiniz başkan adayı misal Murat Kurum dan daha evla daha liyakat ve ehliyet sahibi bir kişi ise tamam onu desteklemek en tabii hakkınızdır...<br />
Ama getireceğiniz kişi Murat Kurum dan daha az ehil üstelik 5 senedir İstanbul u hiç iyi yönetememiş ne Allah ın ne kulun rızasını kazanmaktan uzak bir tip ise ona nasıl destek vereceksiniz ?<br />
Efendim ben ikisine de oy vermeyeceğim ama üçüncü bir aday var o da iyi bir insan ve müslüman...<br />
Pekiyi kazanma şansı var mı?<br />
Hayır yok !<br />
Peki ona vereceğin oy kime gidecek aslında?<br />
Diyelim ki oyunuzun yine adil olduğuna inandığın YRP ( Yeniden Refah Partili )&nbsp; ya da SP ( Saadet Partili ) bir adaya verdiniz?<br />
Onların da oyları yüzde 1 veya yüzde 3 de kaldı...<br />
Ekrem bey de Murat beyi 1,5 puan farkla geçti ve başkan seçildi...<br />
Seçtiğiniz başkan Ayasofya nın ibadete açılmasından rahatsız;<br />
Eşcinsel evliliğe yeşil ışık yakmış bir başkan olacak.<br />
Üstelik 5 senedir denenmiş ve İstanbul u bekleyen en büyük tehlike olan Deprem ile alakalı hiç bir şey yapmayan liyakatsız, tüm icraatları şaibeli bir başkan olacak !<br />
Pekala siz üçüncü adaya oy vermekle bu kötü kişinin başkan seçilmesinde pay sahibi olmaktan kurtulmuş mu olacaksınız ?<br />
Efendim ikisi de kötü idi ben üçüncüye destek verdim beni alakadar etmez diyebilir misiniz ?<br />
Hayır !<br />
Siz direk rol sahibi olarak bu kötü kişinin seçilmesinde pay ve vebal sahibisiniz artık...<br />
Kime oy verdiğiniz kadar kimin seçilmesinde rol oynayacağınız da ehemmiyet taşımıyor mu?<br />
İşte 31 Mart ta seçim sandığına giderken tüm bunları dikkate alarak gidelim ve oylarımızı&nbsp;kullanalım.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 26 Mar 2024 18:10:16 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-cbf512ba8b900dab626b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hamas, Hizbullah ve Komplo Teorileri</title>
                <category>Mustafa ALBAYRAK</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/hamas-hizbullah-ve-komplo-teorileri-2393</link>
                <author>mustafa@teknikelektrik.com (Mustafa ALBAYRAK)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/hamas-hizbullah-ve-komplo-teorileri-2393</guid>
                <description><![CDATA[Hamas, Hizbullah ve Komplo Teorileri]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:20px">Komplo teorilerini yazması, okuması hatta izlemesi güzeldir.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Ben çok sever ve faydalanırım.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Hatta birçok gerçeklik bu komplo teorilerinin ve hayallerinin neticesidir diyebiliriz.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Bu her komplo teorisinin doğru olacağı anlamına gelmez.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Çünkü bu teorilerin çoğu ham hayaldir.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:20px">Komplo teorileri bir kere bağımlılık yaparsa artık bundan kurtulmak mümkün değildir.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Nasıl ki ifrat ve tefritte son yoktur, gittikçe gidersiniz iki istikamet arasında.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Komplo teorilerinin de sonu yoktur.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Zaten bu teoriler ya ifrat ya da tefrit kapsamında değerlendirilebilir…</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:20px">Tüm bunlar nereden aklıma geldi?</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Son Cuma namazından sonra Lübnan Hizbullah’ının lideri Hasan Nasrallah’ı dinleyip onun konuşması hakkında yapılan yorumları görüp, duyup okuduktan sonra aklıma geldi.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Öncelikle şunu söyleyeyim ki</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Bilhassa Suriye iç savaşı ve Karabağ meselesi göstermiştir ki;</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Evet, İran’a da Lübnan Hizbullah’ına da bir Türkiye’li ya da yakın doğu da ki bir Müslümanın güvenmesi çok kolay olmayacaktır.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">İran ve Hizbullah maalesef bu hususta ki itimatlarını büyük ölçüde zaafa uğratmışlardır.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Bu tespiti yapmaktan da ayrıca üzüntü duyuyorum...</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:20px">Zira ben de her Müslüman gibi tüm İslam aleminin bir ve beraber olduğunu görmek bilmek isterim.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Lakin bu sadece bugün değil Hz. Peygamber (s.a.v) in vefatından sonra dahi gerçekleşememiştir tam olarak...</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Hattı zatında bugünkü ayrılıklar (özellikle mezhebi ve kavmi olarak) o günlere dayanır.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Yani dört dörtlük bir vahdet ya da İslam birliği tarihin hiçbir döneminde idealize ya da realize edilememiştir.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Bununla beraber mükemmel olmasa da ona yakın ve çok güzel medeniyetler kurulmuş ve Müslümanların iftihar edeceği tarihler yazılmıştır.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Hataları sevapları ile tabi...</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:20px">O zaman ne yapılmalı?</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Müslümanlar birlikte olmayacak mı hiç?</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Müslümanlar idealizeden değil realizeden yani gerçekleştirmeye çalışacaklarından sorumludur.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Her Müslüman üzerine düşeni yapmakla mükelleftir.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Gücü nispetinde birliği sağlamak ve İslam a Müslümanlara destek olmak durumundadırlar...</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:20px">Tıpkı 4 Reşad Halife, Osmanlı ve belli aralıklarda kısmen Emevî dönemlerindeki altın çağlarına yani Dünyaya hâkim olduğu dönemlerine benzeyen medeniyetlere kavuşabilir.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Bu tabii ki zor ama imkânsız değildir.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Her Müslümanın hedefi bu olmalıdır.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Bunun yolu da ihtilafları değil ortak müşterekleri gündeme getirmektir.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Şayet siz her ortak hareket etmek durumunda olduğunuz hususlarda;</span></p>

<p><span style="font-size:20px">-“Amaann! Ya bu İran Şii, 1979 devrimini ABD yaptırdı”</span></p>

<p><span style="font-size:20px">-“Ya bu Hamas ı zaten İsrail kurdurdu”</span></p>

<p><span style="font-size:20px">-“Ya bu İhvanı Müslimiyn’i İngilizler kurdurdu” vs gibi teorileri tekrarlarsak hiç kimse ile bir araya gelip iki kelime edemezsiniz!</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Birileri İran ve Hizbullah’ın İsrail ve ABD ile ortak hareket ettiğini söylerken başkaları da HAMAS vd Filistin örgütlerinin aynı ABD ve İsrail ile flört ettiğini, onların talimatı ile Aksa Tufanı harekâtını yaptığını söyler...</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:20px">-“Filanca tarihte şunu yaptı ona güvenilmez!”</span></p>

<p><span style="font-size:20px">-“Falan da böyle demişti ona da güvenilmez” diye diye konuşacak adam kalmaz dünyada!</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Şayet Hz. Peygamber (s.a.v.) bu şekilde yaklaşsa idi olaylara</span></p>

<p><span style="font-size:20px">“Ne Hz. Ömer’in ne Halid Bin Velid’in ne Ebu Süfyan ve Vahşi’nin” Müslümanlıklarını kabul etmezdi...</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:20px">Bakın bu kafaya göre Merhum Erbakan hocamızı da siyasete geri döndüren ve MSP’yi kurdurtan irade, 12 Mart 1971 cuntası ve darbeci Havacı General Muhsin Batur’dur.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Ak Partiyi de Sayın Erdoğan’a İBB başkanlığından sonra (haşa) ABD ve Yahudi lobileri kurdurmuşlardır!</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Bu misalleri çoğaltabiliriz...</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:20px">&nbsp;Benzer komplo teorilerini Kurtuluş Savaşımıza, Sovyet Devrimine ’de uyarlayabilirsiniz…</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Şu an bu satırları yazarken Nasrallah’ın konuşmasının yankılarını dinlemeye devam ediyorum.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Hâlâ diyorlar ki “Ama Hizbullah ve Nasrallah bizi tatmin etmedi. Daha net saldırılar yapmalı!”</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:20px">Yani Hizbullah ve Nasrallah’ın İsrail’in düşmanı olduğunu kabül etmezseniz!</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Hamas’ın Aksa Tufanı harekatının İsrail’in Gazze’yi rahatça işgal ve ilhak etmesi için yapıldığını iddia ederseniz!</span></p>

<p><span style="font-size:20px">“Bu dünyada İsrail’in düşmanı var mı?” Diye de sormak lazım!</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:20px">Saadet Partililer ’de kendince “Ak Parti iktidarının İsrail’ in ekmeğine yağ sürdüğünü, Sayın Erdoğan’ın eleştiri ve tehditlerinin samimi olmadığını ve Ak Partiyi iktidarda Yahudi faiz lobisinin tuttuğunu” meczuplar gibi iddia ediyorlar!</span></p>

<p><span style="font-size:20px">En başta dediğim gibi Komple teorilerinin sonu yok ki!</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Bu komple teorilerini seven arkadaşlara şu kadarını söyleyeyim;</span></p>

<p><span style="font-size:20px">“Hani siz gerçekten İsrail’ in yok olmasını ve onların sadece güçten anlayacağını söylüyordunuz ya?</span></p>

<p><span style="font-size:20px">İşte o İsrail’e füze atan, onların kamuoyunda karizmasını çizen iki örgüt var.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Biri Hamas diğeri Hizbullah!</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Şimdi bu teorileri bir de bu çerçeveden değerlendirin&nbsp;derim…</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 27 Dec 2023 16:07:48 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-cbf512ba8b900dab626b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>105. Yıl Dönümünde Mondros Mütarekesi</title>
                <category>Mustafa ALBAYRAK</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/105-yil-donumunde-mondros-mutarekesi-2392</link>
                <author>mustafa@teknikelektrik.com (Mustafa ALBAYRAK)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/105-yil-donumunde-mondros-mutarekesi-2392</guid>
                <description><![CDATA[105. Yıl Dönümünde Mondros Mütarekesi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:20px">Bugün 30 Ekim 2023…</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Mondros mütarekesinin 105. Sene i devriyesi.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Hattı zatında Türk ve İslam Dünyasının esir edilmesinin 105. Sene-i devriyesi.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Hiç içimden gelmiyor anmak ama mecburuz buna.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Tarih bizi eteklerimizden aşağıya çekiyor.</span></p>

<p><span style="font-size:20px"><strong>Hep Lozan veya Sevr deriz ama ya Mondros?</strong></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:20px">Mondros ta nasıl bir ihanete ve hezimete uğradığımızı belki bugün dahi tam olarak idrak edememişizdir.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Varsa yoksa Lozan ya da Sevr’i dilimize dolaşmışızdır.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Halbuki Lozan 24 Temmuz 1923’te, hiçbir zaman antlaşma olamayan Türk ya da Osmanlı hükümetlerince kabul edilmeyen Sevr projesi ise (Evet, Sevr bir muahede-antlaşma değil bir tekliftir) 10 Ağustos 1920’ dir.</span></p>

<p><span style="font-size:20px"><strong>Peki İstanbul, İzmir ve Anadolu ne zaman işgale uğramıştır?</strong></span></p>

<p><span style="font-size:20px">13 Kasım 1918'de İstanbul akabinde Antalya, Maraş, Antep ve nihayetinde 15 Mayıs 1919’da ise İzmir.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Yani işgaller hem Lozan’dan hem de Sevr projesinden önce başlamıştır ve Anadolu tabiri caiz ise alev alev yanmaktadır 1919’lar da...</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Peki Mondros’ta ne olmuştur da daha vahimdir diyorum Sevr’den ve Lozan’dan?</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Dediğim gibi&nbsp;<strong>A<u>nadolu, Trakya ve İstanbul Mondros muahedesinin 7. maddesi gereği işgale uğramıştır...</u></strong></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:20px">Bu maddeyi ilk okuldan itibaren her mürekkep yalamış kişi bilir.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Lüzumu halinde itilaf kuvvetleri Anadolu da herhangi bir şehri işgal edebileceğine dair izin veren maddedir.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Bu maddeyi&nbsp;<strong>Rauf Orbay</strong>&nbsp;gibi tecrübeli bir asker ve siyasetçinin nasıl imzaladığını zikretmeden ülkemiz 1918 Ekim ayında nasıl bir vaziyette idi ona bakalım.</span></p>

<p><span style="font-size:20px"><strong>Osmanlı Devleti yedi cephede yedi düvele karşı çarpışıyordu.</strong></span></p>

<p><span style="font-size:20px">“Devletimiz bu savaşa neden ve nasıl girdi bu şu an da mevzumuz değil.”</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Ama en son Eylül 1918’de Filistin cephesinde çok ama çok ağır bir hezimet almıştık ve içinde Gazze, Nablus, Kudüs ve tüm Filistin, Şam, Halep ve tüm Suriye’den inanılmaz bir şekilde geri çekilmiştik.</span></p>

<p><span style="font-size:20px"><strong>Bu bölgeyi Osmanlı Devleti adına Yıldırım Orduları komutanlığı müdafaa ediyordu.</strong></span></p>

<p><span style="font-size:20px">Genel komutanı ise Çanakkale savaşlarının da cephe komutanı olan Alman General Liman Von Sanders idi.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Yıldırım orduları 3. Ordudan müteşekkil idi.</span></p>

<p><span style="font-size:20px"><strong>Filistin Osmanlı devletinin son direniş noktası idi.</strong></span></p>

<p><span style="font-size:20px">Bundan önce kazanmış olduğumuz&nbsp;<strong>Çanakkale</strong>,&nbsp;<strong>Kut-ül Amare</strong>&nbsp;cepheleri kaybettiğimiz ise&nbsp;<strong>Sarıkamış</strong>,&nbsp;<strong>Irak</strong>&nbsp;vd cepheler vardı.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Yani işler iyi gitmiyordu ama Osmanlı Devleti direniyor ve beyaz bayrak çekmiyordu.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Daha son darbe inmemişti silahlı kuvvetlerimize.</span></p>

<p><span style="font-size:20px"><strong>İşte o darbe Filistin ve Suriye cephesinde indi bize.</strong></span></p>

<p><span style="font-size:20px">4.7.ve 8.olmak üzere 3 ordudan oluşan Yıldırım orduları 7.ordunun bugün dahi anlaşılamayan (!) bir sebep ve hızla ricat etmesinden yani geri çekilmesinden dolayı 4 ve 8. orduları İngilizler tarafından tamamen imha edilmişti.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Çünkü,&nbsp;<strong>7.Ordu ortada idi. 7.Ordu çekilince 4 ve 8.ordular arası irtibatta kesilmiş ve İngilizler 360 Top ve 65 bin askerimizi esir almışlardı.</strong></span></p>

<p><span style="font-size:20px">Akabinde yaklaşık 650 km’lik bir ricat ile başta Kudüs, Şam, Halep, tüm Filistin ve Gazze terk edilmiş ordu komutanı ve esir olmamış subay ve askerler o gün Adana’nın bugün&nbsp;<strong>Osmaniye’</strong>ye bağlı&nbsp;<strong>Bahçe Kasabası’</strong>na kadar geri çekilmiştir.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Bahçe kasabasına gelindiğinde artık ortada ne Yıldırım Orduları ne de ona bağlı 4.7. ve 8. orduları kalmıştı…</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Koca bir Ordu ve ona bağlı kolordular başlarında&nbsp;<strong>Ali Fuat Paşa, İsmet Bey, Mersinli Cemal Paşa</strong>&nbsp;ve&nbsp;<strong>Mustafa Kemal Paşa</strong>&nbsp;artık Adana’nın&nbsp;<strong>Bahçe Kasabası’</strong>nda idiler.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Cephe genel komutanı Liman Von Sanders ise İstanbul’a davet edilmişti.</span></p>

<p><span style="font-size:20px"><strong>1.Cihan harbinde ki son cephede çökmüştü.</strong></span></p>

<p><span style="font-size:20px">Artık Osmanlı hükümeti mütarekeye zorlanabilirdi.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Ama mevcut hükümet istifa ettiği için yeni bir hükümet kurulması gerekiyordu.</span></p>

<p><span style="font-size:20px"><strong>Mirliva Mustafa Kemal, Sadrazam Ahmet İzzet Paşa’ya çektiği telgrafta yeni bir hükümet kurulmasını ve Bahriye nezaretine Rauf bey (Orbay)’ın Harbiye Nezaretine de kendisinin getirilmesini ister bir teklifte bulunmuştu.</strong></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><strong>Sadrazam İzzet Paşa, Kemal Paşa’nın kendisi hariç tüm tekliflerini kabul etmiş bir tek onu Harbiye nazırı yapmamıştı (!)</strong></span></p>

<p><span style="font-size:20px">İşte o kabinede ki Bahriye Nazırı Rauf Orbay’da Mondros mütarekesini imzalamak üzere Sadaret tarafından vazifelendirilmişti...</span></p>

<p><span style="font-size:20px"><strong>Rauf bey imzayı atmak üzere nereye gitti biliyor musunuz?</strong></span></p>

<p><span style="font-size:20px">Limni Adası’nın Mondros limanında Çanakkale deniz savaşlarında batırdığımız Aggamemnon zırhlısının içine gitti.</span></p>

<p><span style="font-size:20px"><strong>İngilizler mağlubiyetimizi işte bu 1915’te batırdığımız için Limni Adası’na çekmek zorunda kaldıkları Agamemnon zırhlısında imza altına aldılar.</strong></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><strong>Adeta intikam alırcasına…</strong></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><strong>İngiliz Amiral Calthorpe</strong>&nbsp;elinde padişahın ve sadrazamın mührü bulunan bahriye nazırı Rauf Bey’e yukarda bahsettiğimiz 7. madde olmak üzere bu her türlü teslimiyeti ihtiva eden Mondros Antlaşmasını imzalattılar.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Rauf Bey’e verilen talimat&nbsp;<strong>“sakın devletimizi küçük düşürecek veya daha zor duruma atacak bir antlaşmayı imzalamaması”</strong>&nbsp;şeklinde idi.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Ama imzaladı Rauf Bey.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Gerekçe olarak da gece yarısı padişaha ve sadrazam’a ulaşamadığını ve Amiral Calthorpe’nin şifahen verdiği söze güvenerek imzaladığını sonradan göstermiştir.</span></p>

<p><span style="font-size:20px"><strong>Sultan Vahideddin İstanbul’a döndüğünde Rauf Bey’e randevu vermemiş ve çok kızmıştır.</strong></span></p>

<p><span style="font-size:20px">Çünkü İngilizler ve itilaf kuvvetleri işgal için tüm dayanağı bu 7.maddeden almışlardı.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Peki,&nbsp;<strong>İngiliz Amrial Calthopre’nin verdiği şifahen söz ne idi?</strong></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><strong>''Korkma Rauf; sözüm söz 7.maddeyi imzalasan da başta İstanbul olmak üzere hiçbir yeri işgal etmeyeceğiz''</strong>&nbsp;idi.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Aynı Kenan Evren’in&nbsp;<strong>''Ben asker sözü verdim. Yunanistan’ı NATO’nun askeri kanadına tekrar alacağız''</strong>&nbsp;demesi gibi bir şeydi bu.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Devletler arası antlaşmalarda aslolan yazılı imzalardır.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Söz ile kimseyi bağlayamazsınız.</span></p>

<p><span style="font-size:20px"><strong>İşte 13 gün sonra başlayan İstanbul işgalinin de, 6 ay sonra ki İzmir işgalinin de temeli Mondros’ta atılmıştı.</strong></span></p>

<p><span style="font-size:20px">Daha Sevr’e iki Lozan’a ise beş sene vardı neredeyse?</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 27 Dec 2023 16:04:20 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-cbf512ba8b900dab626b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Filistin Meselemizin Düşündürdükleri</title>
                <category>Mustafa ALBAYRAK</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/filistin-meselemizin-dusundurdukleri-2391</link>
                <author>mustafa@teknikelektrik.com (Mustafa ALBAYRAK)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/filistin-meselemizin-dusundurdukleri-2391</guid>
                <description><![CDATA[Filistin Meselemizin Düşündürdükleri]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px">Evet, kuklaya değil Kuklacıya odaklanacağız!</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Piyon haydut devlet tüm yaptıklarını ABD’ye güvenip dayanarak yapıyor</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Bu yüzden bir şey yapılamıyor bu kadar kötülüğe.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Biz ABD’nin boyunduruğundan <strong>tam olarak</strong> kurtulmadan Gazze de tüm Filistin de felah bulmaz.</span></p>

<p><span style="font-size:18px"><strong>Kuklacıyı bölgeden kovalım... </strong></span></p>

<p><span style="font-size:18px">Kuklacıyı yani Amerikan emperyalizmini bölgemizden kovmanın yolu bellidir.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Unutmayalım ki ABD sadece Filistin’e karşı İsrail’i desteklemekle iktifa etmiyor.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Türkiye’ye karşı da PKK’yı FETÖ’yü Yunanistan’ı hatta Ermenistan’ı destekliyor.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Kıbrıs’ta Rum tezlerini savunuyor...</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Yine ABD emperyalizmi Rusya’ya karşı da Ukrayna’yı destekliyor.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Çin’e karşı da Tayvan’ı destekliyor.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Tüm bunları yaparken de bu bölgelerden kendine işbirlikçi müttefikler buluyor.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Yapılacak iş belli o halde.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Madem ki ABD tüm mazlumların karşısında ve zalimlerin yanında biz de meşru hudutlar içerisinde ABD’nin karşısında kim varsa çıkarlarımız gereği onlarla iş birliği yapacağız.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Sadece karşısında olanlarla değil; potansiyel olarak karşısında olması gereken ama mecburiyetten, güçsüzlükten ABD’nin yanında gibi duranları da kendi yanımıza alacağız...</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Misal;</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Mısır, Ürdün, Irak hatta Yunanistan’ı dahi yanımıza çekip bölgesel iş birlikleri yapmalıyız.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Zaten Hariciyemiz yıllardır bu hususta çok büyük bir gayret içerisinde.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Sorunlarımız olan komşularımızla bunları ABD veya AB’nin değil bizzat iki ülke olarak konuşup çözmeliyiz...</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Rusya ve İran ile olan münasebetler meşru ve haklı hudutlar dahilinde çok daha fazla artırılmalıdır.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Bu iki ülke ile yapacağımız her türlü fazla ticaret ve iş birliği ABD’ye ve emperyalizme inen en büyük darbelerden olacaktır.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Onlara karşı elimizde ki kozları arttıracaktır...</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px"><strong>İncirlik ve Kürecik üslerini kapatalım.</strong></span></p>

<p><span style="font-size:18px">ABD’ye yaptığı her küstah açıklamaya aynı şiddette cevap verelim.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Amerika bizi kaybedeceğini ve yalan dolanla devam eden bu karşılıksız aşkın çok yakında bitebileceğini hissedebilmeli.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px">Komşu ülkelerle asla Dolarla ticaret yapmamalıyız.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Her ülke ile o ülkenin parası ile ticaret yapalım.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Biz de kendi paramızla ürünlerimizi satalım.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Karşılıklı paralarımızı güçlendirelim ve dolar imparatorluğunu yıkalım.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Rusya’nın Filistin’e destek çıkması ve İsrail’i kınaması çok mühim bir gelişmedir.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Rusya ile mümkün olduğunca bölgemizde ortak hareket edelim.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Buna gerekirse askeri iş birliği de dahil.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Türkiye’nin menfaatleri ile Rusya’nın menfaatleri, Türkiye’nin Amerika ve AB ile olan ortak menfaatlerin çok çok daha fazla üzerindedir.</span></p>

<p><span style="font-size:18px"><strong>Biz ABD ile açıktan mücadele ettiğimiz zaman çok daha güçlü oluruz.</strong></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><strong>Artık kabul etmeliyiz ki ABD’nin menfaatlerinin önünde ki en büyük engel biziz.</strong></span></p>

<p><span style="font-size:18px">Daha ne kadar görmezden gelebiliriz?</span></p>

<p><span style="font-size:18px">ABD Başkanı Biden dahi <strong>''Türkiye ABD için milli bir güvenlik sorunudur'' </strong>diyor.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Daha ne desin adamlar?</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Türkiye’nin güneyinde yapay bir terör devleti kurmak o yapay devleti Türkiye’ye karşı bir sopa olarak kullanmak istiyorlar.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Biz ise bu devleti kurdurtmayacağımızı irade beyanı ile ilan etmişiz 2014’ten itibaren.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Bunu Türkiye için bir beka meselesi yapmışız.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Bu yüzden <strong>ABD ile er ya da geç çatışma kaçınılmazdır.</strong></span></p>

<p><span style="font-size:18px">Böyle&nbsp;bilinmeli...</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 31 Oct 2023 14:09:03 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-cbf512ba8b900dab626b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Emeklilerimiz ve Zamları</title>
                <category>Mustafa ALBAYRAK</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/emeklilerimiz-ve-zamlari-2390</link>
                <author>mustafa@teknikelektrik.com (Mustafa ALBAYRAK)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/emeklilerimiz-ve-zamlari-2390</guid>
                <description><![CDATA[Emeklilerimiz ve Zamları]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px">Benim arzum da en düşük emekli maaşının 10 bin TL olmasıydı.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Bundan farklı değerlendirmek kaydı ile şunu da belirtmem şarttır;</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Hükümet emekliye verdiği enflasyon artı refah payı sözünü %25 yaparak tutmuştur.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Lakin 3 ay evvel verilen seyyanen zam hesapları bozdu.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Sanki zam yapılmamış gibi bir hâl aldı.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Oysa Nisan ayında seyyanen zam verilirken yani en düşük emekli maaşı 5500 ₺’den 7500 ₺’ye yükseltilirken şu çok açık söylenmişti.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Temmuz’da zam yapılırken, Ocak ayından beri aldıkları (kök maaş) üzerine enflasyon artı refah payı ilave edilecekti.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px">Daha sarih bir misal vereyim.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Ocak 20232’ten itibaren 5.600 ₺ maaşı olan bir emeklimiz Nisan ayında maaşını bir an da 7.500 ₺ olarak almaya başladı.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Temmuz olduğunda ise verilecek enflasyon zammı altı aylık %19.77 idi.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Bu refah payı ile %25 olarak ilan edildi.&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Buradan tüm uyarılarımıza rağmen birçok mürekkep yalamış insan dahi bu %25’in sanki en düşük maaş olan 7.500 ₺ üzerine ilave olacağını ve en düşük emekli maaşının ise 9.375 ₺ olacağını ilan ederek emeklilerimizi beklenti içerisine soktular.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Halbuki kanun çıkarken verilecek Temmuz zammı&nbsp;Ocak 2023’ten itibaren alınan kök maaşa yani yukarda misal verdiğim 5.600 ₺’nin üzerine ilave olunacaktı.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Hani 5600 ₺’lik maaş, %25 artış ile 7.000 ₺ en düşük bant 7.500 olacağı içinde yine 7.500 ₺ olarak devam edecekti.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Dolayısı ile Nisan maaşına göre sanki %0 (sıfır) zam oldu.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">9.375 TL gibi sanal bir beklentiye giren emeklilerimizse tabii olarak hayal kırıklığı yaşadılar!</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Ama bir hakikat şu ki hükümet sözünü tutmuş ve enflasyon artı refah (%25) zammını gerçekleştirmişti.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Burada haklı eleştiriler tabii ki yapılacak ben de yapıyorum zaten.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Bu rakamlar günümüz şartlarında halen yetersizdir.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Lakin yeni bir maliye politikaları ve yeni bir ekonomi heyeti iş başındadır.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Kendince bir mali disiplin izlenmektedir.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Bu yüzden Sayın Bahçeli gibi çok güçlü bir Cumhur İttifakı ortağının istemesine rağmen başka bir ilave zam olmadı.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Bundan sonra ne olacak peki?</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Bugünkü basına açık toplantısında çiçeği burnunda yeni merkez bankası başkanımız sayın Hafize Gaye Erkan' ın da işaret ettiği gibi yıllık enflasyon en az %58 yani 2. Altı ay da %29-30 olacaktır.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Bu asgari enflasyon beklentisidir kanaatimce.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Önceki gün sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan' ın da çok net biçimde ifade ettiği gibi başta emeklilerimiz olmak üzere birçok kesim enflasyon altında bir mağduriyet yaşanmaması için yeni bir seyyanen zam ya da yüksek bir refah payı ilaveli yıl başı zammı geleceğidir.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px">Bu seyyanen zam Eylül veya Ekim ayında mı olmalıdır yoksa Nisan ve Temmuz aylarındaki sıkıntı yaşanmaması için direk yılbaşında mı yapılmalıdır mevzu bu olmalıdır.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Evet, dünyanın her yerinde emeklilerle çalışanlar arasında çok açık maaş farkı vardır.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Emekli sayıları da çalışan&nbsp;insanına oranı dörtte bir orandadır.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Ama 1990'lı yıllarda yapılan ciddi hatalar sebebi ile bu oran bizde çalışanların aleyhine (bilhassa EYT’liler) bozulmuş ve bugün neredeyse 20 milyona dayanmış emekli sayısı, çalışan 25 milyonun sırtına binmiş durumdadır.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Bu dünyanın hiç yerinde vaki değildir.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Hiçbir ülke de 2,5 çalışan kişi 2 kişiye bakamaz.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Bu oran 4 kişi ancak 1 kişiye bakmak şeklindedir.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Batı Avrupa’da dahi emeklilik 70’in üstüne çıkartılmak istenirken bizde 43 ile 49 yaş arası 5 milyon civarı yeni emekli ilave olmuştur.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Çalışmayan 20 milyonun maaşı nereden ödenecektir?</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Türkiye’nin sömürgeleri mi var (!) ABD İngiltere ve Fransa gibi?</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Türkiye’nin sınırsız petrol altın ve diğer maden gelirleri mi var başka ülkeler gibi.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Daha önceki yıllarda Popülist politikacıların halkımıza sorumsuzca vaad ettiği zamları ve EYT’leri bugün gerçekleştirmek mecburiyetinde kalan mevcut Sayın Erdoğan hükümetleri de haklı olarak dünyanın ve tarihin diğer ülkelerinde uygulanan zam ve ilave vergilere&nbsp;sarılmıştır…</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Hiçbir ekonomik sistem bu tablonun içinden çıkamaz yoksa.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Ya seçim mağlubiyeti ya EYT,&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:18px">ya 3600 Ek gösterge,&nbsp;ya seyyanen zamlar&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Yüzde 50 maaş zamları nereden karşılanacaktır?</span></p>

<p><span style="font-size:18px">İşte sorunun cevabı buradadır…</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Bu da daha çok çalışmak daha çok üretmek ve ihracattır.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px">Tamam eleştirelim her türlü tenkidi yapalım ama cevabını bildiğimiz halde boş sorularla kendimizi de insanımızı da oyalamayalım.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Bu kumaştan çıkan elbise budur.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px">Şayet Misak-ı Milli hudutlarımız dahilinde kalan petrol başta tüm enerji kaynakları hudutlarımız dışına bırakılmasa idi durum daha kolay olurdu şüphesiz.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Ne yapalım bu şartlarla çalışmaya devam edeceğiz inşallah.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 30 Sep 2023 14:05:43 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-cbf512ba8b900dab626b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye’de Fransa Gibi Olur mu?</title>
                <category>Mustafa ALBAYRAK</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/turkiyede-fransa-gibi-olur-mu-2389</link>
                <author>mustafa@teknikelektrik.com (Mustafa ALBAYRAK)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/turkiyede-fransa-gibi-olur-mu-2389</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye’de Fransa Gibi Olur mu?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px">Fransa da azınlık diye bilinen ama aslında azınlık olmayıp Fransa’nın 130 yıl sömürüp, kanını emip ve ülkelerine çalıştırmak için getirdiği Kuzey Afrikalı mazlumların torunlarının isyanlarını ülkemizde ki mülteci mazlumlarla kıyaslayan ahmaklara birkaç cümle etmemiz lazım...</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px">Ülkemizin Le PEN’i olmaya aday bazı Faşist-Nazi özentisi parti, STK ve sosyal hesapların Fransa’da ki olayları çıkaran Cezayir, Fas ve diğer Mağrip ülkelerinden Fransa’ya yerleş (tiril)miş azınlık halkları torunlarının neden isyan ettiklerini anlamadan teşbihte bulunmaları saçmalıktır...</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px">Fransa’nın umumiyetle Afrika ülkelerini, hususiyetle ise Mağrip ülkeleri dediğimiz Cezayir, Fas, Tunus, Senegal, Moritanya vs. gibi Kuzey Afrika diyebileceğimiz eski sömürgelerinden kendi ülkelerine de ucuz işçilik sebebi ile getirip köle gibi çalıştırdığı insanlara karşı tutumu zaten malumdur.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Amerika Birleşik Devletleri’nde yönetimlerin zenci vatandaşlarına karşı olan tutumundan farksızdır.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Kuzey Afrika ülkelerinden getirdikleri halklara karşı 2. sınıf insan muamelesi tatbik edilmekte hatta onlara insanlık dışı uygulamalar gerçekleşmektedir...</span></p>

<p><span style="font-size:18px">100 seneyi aşkın bu halklar Fransa’nın artık vatandaşı olmuş ve orijinal Fransız vatandaşlarından kağıt üzerinde hiç bir farkları yoktur.</span></p>

<p><span style="font-size:18px"><strong>Cezayir, Fas, Senegal kökenliler Fransa’da göçmen ya da sığınmacı vs. değildir. Yani, 1.sınıf vatandaştırlar kâğıt üzerinde...</strong></span></p>

<p><span style="font-size:18px">Ama kâğıt üzerinde!</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px">Futbol dünyasından örnek verecek olursak meşhur Fransız futbolcular ki bunların tamamı Fransız milli takımında oynamış, kaptanlık yapmış 1. sınıf oyunculardır.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Zidane, Benzeman, Thuram, Abidal, Anelka gibi Dünyaca ünlü yıldızlar gibi.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Evet, bunların çoğu siyahi, Afrika kökenli ama 1.sınıf Fransız vatandaşıdır.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Yani Platini den bir farkı yoktur.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">İşte bugünlerde Paris vd. Fransız şehirlerini yakıp yıkan ve bizim bir kısım cahil medyamız ile Nazi özentisi faşist zihniyetlerin “Fransa’da göçmenler ayaklandı bizde de aynısı olabilir” dedikleri bunlardır.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px">Pekâlâ Türkiye’nin önce işgal edip sonra bu ülkelerden buraya yani ülkemize getirip, zorla çalıştırdığı başka ülke vatandaşları mı var?</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Türkiye’de göçmen, mülteci, sığınmacı ya da muhacir (artık adına ne derseniz) bulunanlardan hangilerinin ülkelerini işgal ettik biz?</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px"><strong>Türkiye ne zaman İngiltere, Hollanda, Fransa , Portekiz, İspanya hatta Belçika gibi sömürgeler edindi de o sömürdüğü ülkelerden buraya vatandaş getirdi de onların kanını emmeye devam etti?</strong></span></p>

<p><span style="font-size:18px">İçimizde ki bu ahmaklar, nazi özentileri ne ile neyi kıyasladıklarının farkındalar mı?</span></p>

<p><span style="font-size:18px"><strong>Biz Suriye’yi, Afganistan’ı ya da Irak’ı işgal ettiğimiz için mi bize göç oldu?</strong></span></p>

<p><span style="font-size:18px">Yoksa bizzat bu ülkelerde Batı emperyalizminin işgali olduğu için mi bu ülkelerin halkları göç etmek zorunda kaldı da bir kısmı ülkemize yani Türkiye’ye sığındılar?</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Hiç benziyor muyuz Fransa’ya ya da diğer saydığım yukarda ki sömürgeci ülkelere?</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px">O yüzden içimizde ki Nazi artıklarının “Yarın bizde de benzer şeyler olabilir, göçmenler ayarlanabilir” demelerinin hiç bir bilimsel- sosyolojik değeri yoktur.</span></p>

<p><span style="font-size:18px"><strong>Tamamen manipülatif slogan ve değersiz cümlelerdir!</strong></span></p>

<p><span style="font-size:18px">Amaçları üzün yemek değil bağcıyı dövmektir.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Türkiye’de kalkışma veya yakmalı yıkmalı eylem yapacak bir göçmen ya da sığınmacı topluluğu yoktur.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Zaten Fransa’da bunları yapanlarda izah ettiğim gibi göçmenler değil en az 100 yıllık Fransa vatandaşlarının çocuklarıdır.</span></p>

<p><span style="font-size:18px"><strong>İçimizde ki bu Nazi artıklarına '' Hadi Oradan&nbsp;''&nbsp;diyoruz!</strong></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 31 Aug 2023 14:00:41 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-cbf512ba8b900dab626b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HDP ile HÜDAPAR’ ı Aynı Kefeye Koymak</title>
                <category>Mustafa ALBAYRAK</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/hdp-ile-hudapar-i-ayni-kefeye-koymak-2388</link>
                <author>mustafa@teknikelektrik.com (Mustafa ALBAYRAK)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/hdp-ile-hudapar-i-ayni-kefeye-koymak-2388</guid>
                <description><![CDATA[HDP ile HÜDAPAR’ ı Aynı Kefeye Koymak]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px">PKK’lıları 32 senedir T.B.M.M’ ye taşıyan CHP’lilerin, devlete karşı tek eylemi olmamış HÜDA-PAR üzerinden Cumhur İttifakı üzerinde tepinmesi tam bir trajikomediyedir.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Bu neye benzer?</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Dereyi geçmeye çalışan koyunun kuyruğu havalanır ve kalçası gözükür.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Bunu gören Keçi der ki;</span></p>

<p><span style="font-size:18px"><strong>“Aaa koyunu gördünüz mü?</strong></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><strong>Kuyruğu havaalanınca poposu gözüktü! Ha ha ha”</strong> diye gülmeye başlamış keçi!</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Keçinin sözlerini duyanlar tabii ki keçi ye diyememişler ki <strong>“Yahu senin hem kuyruğun yok hem de popon hep açıkta ve gözüküyor”</strong></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px">CHP ve zilletin durumu da aynısı!</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px">Tüm terör örgütlerin umudu haline gelmiş olan bu aciz parti, utanmadan devlete karşı tek eylemi olmamış, hakkında tek yargı kararı olmayan, meşru bir partinin üzerinden istismar peşinde!</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Yemezler canım…</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Tutmaz bu senaryo!</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Bu milletin Hüda-Par diye bir derdi yok ama PKK diye bir derdi var!</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px"><strong>Türkiye’de yüzbinlerce hatta milyonlarca vatandaşımızla PKK’nın arasına kan girmiştir.</strong></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><strong>Evlatlarımız, PKK tarafından şehit edilmiş ve katledilmiştir.</strong></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px">Hüda-Par dan müşteki vatandaş mı var?</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Hüda-Par asker, sivil, polis mi katletmiş?</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Hakkında halkımızın bir şikayeti mi var?</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px">Siz nasıl HDP-PKK ile meşru bir parti olan Hür Dava Partisini aynı kefeye koyarsınız?</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Kıyasınız&nbsp;batsın!</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 31 Jul 2023 13:45:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-cbf512ba8b900dab626b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hem Aklı Var Hem Talihi</title>
                <category>Mustafa ALBAYRAK</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/hem-akli-var-hem-talihi-2387</link>
                <author>mustafa@teknikelektrik.com (Mustafa ALBAYRAK)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/hem-akli-var-hem-talihi-2387</guid>
                <description><![CDATA[Hem Aklı Var Hem Talihi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px">Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın, 21 yıldır bu ülkenin başında iktidar kalabilmesinin en büyük sebebi, ne Türkiye’yi devraldığı günden beri 10 kat büyütmesi, ne Türkiye’yi dış politikada itibarlı hale getirip süper güç adayı ülke yapması ne de savunma sanayindeki ilerlemeleridir...</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Peki bunlar değilse nedir sayın Erdoğan’ı 21 yıldır Türkiye’nin başında ve yenilmez armada olarak tutan sebep?</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Evet, sebepler arasında yukarda saydıklarımın hepsi vardır.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Bunlarda müessir olmuştur.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Lakin en başat sebep bunların hiçbiri değildir.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Recep Tayyip Erdoğan’ın 21 yıl boyunca iktidar olmasının ve Allah’ın inayeti milletimizin tensipleri ile bir 5 yıl daha, 2028 yılına kadar yani tam tamına 26 yıl Türkiye’nin başında kalabilecek olmasının yegâne sebebi talihidir.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Evet, talihidir.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Buna seküler bir kafa ile <strong>“konjonktür gereği” </strong>denir... Biz ise <strong>“kader perspektifinden bakışımız”</strong> diyoruz…</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Merhum mütefekkir Üstad Kadir Mısıroğlu <strong>“Ben Tayyip beyin aklına değil talihine güveniyorum” </strong>demesi de işte tamda bu sebeptendir.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Size bu talihe basit bir misal vereyim…</span></p>

<p><span style="font-size:18px"><strong>Bakın, Türkiye’nin sağda veya solda gördüğü, göreceği en çapsız, en bilgisiz ve en çok yalan söyleyip kendi ile defalarca çelişmiş, en güvensiz kişisi şu anda ana muhalefet olarak kabul edilen partinin başındadır.</strong></span></p>

<p><span style="font-size:18px">Bu ana muhalefet partisinin başkanı, diğer muhalefetin de kahır ekseriyetini yanına alarak Sayın Erdoğan’ın karşısına rakip Cumhurbaşkanı adayı olarak çıkarttılar.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Şimdi gelinde merhum Kadir Mısıroğlu’na hak vermeyin.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Başta Fetullah Gülen’in taa 1995’lerde yediği haltları görüp herkesten evvel arz ettiği tehlikeyi bizlere işaret eden Üstad bu gerçeği de bizlere yıllar evvel söylemiş.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Cumhurbaşkanımızın 14 Mayıs’ta seçimleri neden kazanacağının, bugünden bir delilini daha size söyleyeyim mi?</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Firari FETÖ’cü teröristleri iyi izleyin bugünlerde.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">İçerdeki davarları da onlar yönetiyor çünkü.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Şimdiden seçimde hile var diye ciyaklayacaklarını beyan ediyorlar!</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Ne oldu peki?</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Başta Cevheri olmak üzere öyle bir havlıyorlar ki kudurmuş vaziyetteler!</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Bu FETÖ’cü teröristlerle onların emrindeki Altılı Masa bileşenleri şimdiden yol yapıyorlar ki mazeret olsun hezimetlerine 14 Mayıs akşamı.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Altılı masanın medyasına da dikkat ederseniz, hep bu Fethullahçıların ve türevlerinin söylediklerini tekrar ediyorlar.</span></p>

<p><span style="font-size:18px"><strong>En büyük argümanları da seçimde hile yapılacak tezviratı.</strong></span></p>

<p><span style="font-size:18px">FETÖ’cü haydutlar yurt dışında hazırlıyor içerdeki türevleri tekrar ediyor.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Sözde, <strong>Bay Kemal</strong> aslında yüzde 65 alıyormuş da o gün 38- 40 bandında çıkarsa yaygara yapacaklarmış!</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Kaos planı bu...</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Korkunun ecele faydası yok!</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Başta Cevheri haini olmak üzere firari FETÖ’cü teröristlerin videolarını seyretmesi çok zevkli olacak.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Herkese tavsiye ederim.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">İçerde atılan slogan ve yürütülen planların nereden beslendiğini göreceksiniz!</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Hiç ümitleri kalmamış...</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Hani derler ya '' Çocuktan al haberi '' diye.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Ben de FETÖ’cü firari teröristlerden alıyorum haberleri.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Çok verimli&nbsp;oluyor!</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 30 Jun 2023 13:43:47 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-cbf512ba8b900dab626b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HÜDAPAR ve Kürt Meselesi</title>
                <category>Mustafa ALBAYRAK</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/hudapar-ve-kurt-meselesi-2386</link>
                <author>mustafa@teknikelektrik.com (Mustafa ALBAYRAK)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/hudapar-ve-kurt-meselesi-2386</guid>
                <description><![CDATA[HÜDAPAR ve Kürt Meselesi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px">HUDAPAR - Hür Dava Partisi&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Hep diyoruz ya; şiddete başvurmayan, şiddet ve terörle arasına mesafe koyan hatta ona karşı olup kınayan her türlü aykırı fikir tüm meşru zeminlerde bilhassa parlamentoda temsil edilebilmelidir.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Türkiye’de yıllarca kırılma hattı olarak görüldüğü söylenen Kürt sorunu çözülmüştür.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Evet, biz Kürt sorununun Recep Tayyip Erdoğan hükümetlerince bilhassa 2005 sonrası yapılan reformlarla çözüldüğüne inanıyoruz.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Kürt sorunu ile birlikte bu sorundan beslenerek ortaya çıkan PKK terör örgütü de bu süreçte çözülme yoluna girmiş ve ülke hudutları içerisinde tesirini kaybetmiş ve devletin çözüm süreci içerisinde ki şefkatli ve adil tutumundan memnun olan Kürt vatandaşlarımız üzerindeki direnci kırılmaya başlamıştır.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">15 Temmuz FETÖ Darbe teşebbüsünün akamete uğraması ile birlikte Devletin bağırsaklarından bu habis ur temizlendikçe PKK’da himaye edilememiş ve bilhassa sayın Süleyman Soylu’nun içişleri bakanlığı döneminde adeta beli kırılmış ve yurt içinde kahır ekseriyetle etkisiz hale getirilmiştir.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Yani FETÖ ile birlikte PKK’da operasyonel kabiliyetlerini yitirmiştir.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">PKK ve FETÖ’nün bitme yolunda olduğunu gören dış hamileri ve bu iki terör örgütünün gerçek sahipleri olan Batılı emperyalistler bilhassa ABD ve Avrupa Birliği ülkeleri Türkiye’de kahır ekseriyetle çözülmüş olan Kürt vatandaşlarımızın hak ve sorunlarını sanki varmış gibi içerdeki yeni kuklaları ile gündeme getirdiler...</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px">Kimdi derseniz bu içerdeki işbirlikçiler şunu rahatlıkla söyleyebiliriz.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Ocak 2020 yılında Amerika Birleşik Devletleri Başkan adayı olan Joe Biden <strong>“Destekleyeceğiz, yardım edeceğiz ve Erdoğan a kaybettireceğiz”</strong> dediği muhalefet idi.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Bir kaset operasyonu ile ele geçirdikleri her türlü eksiğine rağmen milli duruşundan hiç taviz vermeyen merhum Deniz Baykal’ın yerine getirdikleri Kemal Kılıçdaroğlu ile ele geçiremedikleri MHP’den ayrılan İyi Parti ve Ak Partiyi ele geçirmeyip dışlanan Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu’na kurdurdukları yeni partilerdi.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Evet ABD ve tüm haçlı siyonist emperyalizmi Türkiye’de Erdoğan karşıtı muhalefeti destekleme kararı almış ve Türkiye’de aslında çoktan çözülmüş olan Kürt sorununu ve sözde insan hakları ihlallerini gidermek adı altında yeni bir gündem oluşturmaya başlamışlardı.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">O tartışmaların başladığı günlerden itibaren hep şunu ifade etmiştik.</span></p>

<p><span style="font-size:18px"><strong>Evet, Türkiye’de çözüm süreci öncesinde bilhassa Ak Parti iktidarından evvel bir Kürt sorunu vardı.</strong></span></p>

<p><span style="font-size:18px">Özellikle askeri darbe dönemlerinden kalma kanunlar yasaklar seri reformlarla kaldırılmış ve diğer bölgelerimiz olduğu gibi Kürt vatandaşlarımızın da yaşadıkları coğrafyamızda bir refah ve iç barış dönemi başlamıştır.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Ancak ABD ve AB emperyalistleri rahat durmuyor ve Türkiye’de bir Kürt sorununun olduğunu içerdeki işbirlikçilerine dayatıp söyletiyorlardı.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">İşte biz hep şunu söyledik bu süreçlerde;</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Şayet Türkiye’de Kürt vatandaşlarımızın bir sorunu olduğu iddia ediliyorsa bunun konuşulacağı tartışılacağı yer bizzat Kürt vatandaşlarımızdır.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Yoksa ipi emperyalist ülkelerin elinde olan PKK ve onların Ankara’da ki temsilcileri HDP ile konuşulacak bir şey kalmamıştır artık...</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Çünkü gerek terör örgütü olan PKK’nın gerekse onun kravatlı temsilcileri HDP’nin Kürt vatandaşlarımızdan ziyade hamisi ve kumandanı dış ülkelerdir.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Bunlar artık muhatap alınmamalıdır.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Diğer Kürt sivil toplum kuruluşları, cemiyetleri ve siyasal örgütlenmeleri muhatap alınabilir...</span></p>

<p><span style="font-size:18px">İşte PKK ve HDP harici Kürt sivil inisiyatif kuruluşlarının da başında Hür Dava Partisi gelmekte idi.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Bu açıdan Hür Dava Partisi (Huda Par) olarak tüm ülkede ama özellikle Doğu ve Güneydoğu bölgemizde örgütlü bir güç olan bu siyasi teşekkülün, muhataplıktan da öte sorunun değil çözümün bir parçası olarak, Cumhur İttifakı’na dahil olmaları ve 14 Mayıs’ta ki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı destekleme kararı almaları gayet memnuniyet vericidir.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Hür Dava Partisi asla şiddete taraftar olmayan hatta karşı olduğunu ve demokratik meşru bir zeminde siyaset yapmayı hedefleyen bir siyasi oluşumdur.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Geçmiş yıllarla alakalı öz eleştiri yapmış ve hatalarından ders çıkarmış bir sivil toplum formasyonudur.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Şayet Kürt vatandaşlarımızın belli hususlarda istekleri varsa konuşulması istişare edilmesi gereken bir partidir...</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Olaya sadece Cumhur ittifakına bir taze kan daha ilave olduktan ziyade toplumsal barış içerisinde yeni bir çözüm ortağı gözü ile bakmakta fayda var diye düşünüyorum.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Bu gerekçelerle Kürt vatandaşlarımızın bu cesur siyasi teşekkülüne Cumhur İttifakı’na hoş geldiniz diyorum...&nbsp;</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 31 May 2023 13:38:57 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-cbf512ba8b900dab626b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Aslında Neler Oluyor?</title>
                <category>Mustafa ALBAYRAK</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/aslinda-neler-oluyor-2385</link>
                <author>mustafa@teknikelektrik.com (Mustafa ALBAYRAK)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/aslinda-neler-oluyor-2385</guid>
                <description><![CDATA[Aslında Neler Oluyor?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px">Sayın Mustafa Destici’nin, Sayın Meral Akşener’i Cumhur İttifakına davetini iyi niyetli ama isabetsiz olduğunu düşünüyorum.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Akşener’in önceki çıkışını milli olmak şeklinde değerlendirmek çok abartılı olur.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Nihayetinde Bay Kemal’in adaylığına FETÖ’nün karşı olduğunu biliyoruz!</span></p>

<p><span style="font-size:18px">FETÖ’nün Kılıçdaroğlu’nun adaylığına karşı çıkmasının bir çok sebebi olabilir!</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Ama en başlıcası şu kanaatimce;</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Gerek FETÖ gerekse onun üst aklı Glaido yani Amerika Birleşik Devletleri Bay Kemal yerine Bay Ekrem'i tercih ediyordu!</span></p>

<p><span style="font-size:18px"><strong>Hırsları, kullanışlılığı ve background olarak Bay Ekrem Müdafaa daha iyi adaydı...</strong></span></p>

<p><span style="font-size:18px">Eğer ABD ve partnerleri Kılıçdaroğlu’nun adaylığını istemedikleri halde Bay Kemal buna direndi ise ;</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Bu gerçekten çok değerlidir.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px"><strong>Lakin bu böyle mi acaba?</strong></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><strong>''Belki de çoklu aday ile seçimlere girmenin bir yolu deneniyordur''</strong> diyenler de var ama bu bana zayıf bir ihtimal gözüküyor...</span></p>

<p><span style="font-size:18px">-Hem ABD hem de İngiliz büyükelçilerinin defalarca Ekrem bey ve Meral hanımla buluşmaları Bay Kemal’i istemediklerinin kuvvetli bir delili idi.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Zaten Amerika kaybedecek adaya güvenip destek vermez.</span></p>

<p><span style="font-size:18px"><strong>O zaman aslında olan ne?</strong></span></p>

<p><span style="font-size:18px">Yoksa Bay Kemal kendisini koltuğa oturtanlara direndi mi?</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Şu an çok bilinmeyenli bir denklem ile karşı karşıyaymışız gibi gözüküyor!</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px">Yalnız bu denklemden hangi netice çıkarsa çıksın, bu Altılı Masanın ve zillet ittifakının aldığı yarayı ve yıkılıp viran olmasını gizleyemez.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Zaten masadakilere karşı tereddüt içerisinde olan milletimiz tamamen güvenini yitirmiş ve bu masadakilere değil ülkeyi yönetmek için vekalet vermek, orta ölçekli bir dükkânın işletmesini bile vermez.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Yani itibarsız, itimatsız ve yıkılmış bir masa var!</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Bu açıdan bakıldığında belki de Sayın Erdoğan en rahat seçimini kazanacak...</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Daha önce de defalarca yazmıştım;</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Öyle siyasi gelişmeler olacak ki bu Altılı Masa diye ifade edilen zillet ittifakı bırakın Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a karşı bırakın seçim kazanmayı son günlerde görüldüğü üzere <strong>aday bile çıkaramayacaklar! &nbsp;</strong></span></p>

<p><span style="font-size:18px">Sakın Sayın Kemal beyi aday olarak görmeyin...</span></p>

<p><span style="font-size:18px">O tıpkı 2014’de Ekmeleddin İhsanoğlu, 2018’de Muharrem İnce gibi, Sayın Erdoğan’ın karşısında kaybetmeye mahkum bir tavşan adaydır!</span></p>

<p><span style="font-size:18px"><strong>Kılıçdaroğlu’nun olması dahi aslında aday olmaması demektir...</strong></span></p>

<p><span style="font-size:18px">İki mitingle çiğ çiğ yiyeceği tavşan adaylarını karşısına çıkarmak Sayın Erdoğan için çok kolay bir lezzet sofrası olacaktır Allah’ın izni ile...</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Pekâlâ Türkiye’mizi mevcut konjonktürde ve mevcut siyasi liderler arasında Sayın Erdoğan dışında bir alternatif bir seçenek bulunmadığına göre başlıktaki sorumuzu tekrar edelim...</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px"><strong>Aslında Ne Oldu? </strong></span></p>

<p><span style="font-size:18px">Bu kadar hengameye gerek var mı idi?</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Ankebut suresi 41. Ayet e kulak verirsek;</span></p>

<p><span style="font-size:18px"><strong>'' Allah'tan başkalarını dost edinenlerin durumu, kendine bir ev edinen örümceğin durumu gibidir. Evlerin en dayanıksızı ise şüphesiz örümcek evidir. Keşke&nbsp;bilselerdi!&nbsp;''</strong></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 30 Apr 2023 13:33:49 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-cbf512ba8b900dab626b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Şanghay İş birliği Örgütü</title>
                <category>Bekir BAŞYURT</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/sanghay-is-birligi-orgutu-2384</link>
                <author>bekirbasyurt@hotmail.com (Bekir BAŞYURT)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/sanghay-is-birligi-orgutu-2384</guid>
                <description><![CDATA[Şanghay İş birliği Örgütü]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px">Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın artık çıkmazda olan AB üyeliğine alternatif olarak gördüğü ve daha önce “üye olabiliriz” dediği, Şanghay İşbirliği Örgütü’nün (ŞİÖ) toplantısına katılması, bu örgütü yeniden Türkiye’nin gündemine soktu..</span></p>

<p><span style="font-size:18px">&nbsp;Cumhurbaşkanı Erdoğan, ilk defa katıldığı ŞİÖ’nün 22. Devlet Başkanları Zirvesi’nde; &nbsp;“-Güvenlikten ekonomiye, enerjiden ulaşıma, tarımdan turizme her alanda iş birliğine hazırız!..” dedi..</span></p>

<p><span style="font-size:18px">&nbsp;Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) (Shanghai Cooperation Organisation, SCO) veya en çok bilinen adlarıyla Şanghay Beşlisi ve Şanghay Paktı Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan’ın 1996 yılında oluşturdukları uluslararası örğüt ŞİÖ..Aslında..ana işbirliği konusu “güvenlik” olan örğüt 2001 yılında Özbekistan’ın da katılımıyla üye sayısını altıya çıkarttı. 9 Haziran 2017’de Astana’da gerçekleştiren zirvede Hindistan ve Pakistan’ın da örgüte katılması ile üye sayısı sekize çıktı.&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Gözlemci statüsünde olan İran’ın 17 Eylül 2021’de Şanghay İşbirliği Örgütüne tam üye olarak kabul edilmesi ile üye sayısı dokuza çıktı.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">&nbsp;ŞİÖ’nün üyelerinin yanı sıra gözlemcileri ve diyalog ortakları da bulunuyor.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Diyalog partnerleri Sri Lanka, Türkiye, Kamboçya, Azerbaycan, Ermenistan, Nepal, Mısır ve Katar.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">ABD’nin gözlemci olma talebi ise 2005’te reddedilmişti!..</span></p>

<p><span style="font-size:18px">ŞİÖ üyesi bu dokuz ülke, dünya nüfusunun yüzde 40’ından fazlasını oluşturuyor.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">&nbsp;Buna gözlemciler ve diyalog ortakları da eklendiğinde dünya nüfusunun neredeyse yarısı! temsil ediliyor.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Hükümetler arası bir kurum olan ŞİÖ’nün ilk kuruluşunda Çin ve Rusya’nın Asya’da güvenlik üzerine işbirliği yapma amacı bulunuyordu.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Örgütün güvenlik konusundaki endişelerinden biri, Orta Asya’daki İslamcı örgütler ve uyuşturucu ticaretiydi!..ŞİÖ üyeleri, bunlara karşı birbirileriyle istihbarat paylaşımında bulunuyor, ortak askeri tatbikat düzenliyor, “suçluları” birbirlerine iade ediyor.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Örgüt, Rusya ve Çin’in Orta Asya’ya yönelik politikalarını koordine etmenin bir aracı olma özelliği taşıyor. Fakat bir askeri ittifak değil.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün eski direktörü Bates Gill’e göre örgütün kuruluşunda Rusya ve Çin’in ABD’nin Asya’daki olası müdahalelerine karşı ortak hareket etme isteği de vardı..Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu Doğu Avrupa ve Orta Asya Direktörü Sacha Koulaeva ise ŞİÖ’yü “içe kapalı otoriter ülkeler kulübü” olarak tanımlıyor.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Dünya petrol üretim ve kullanım pazarının yarısından fazlasını elinde bulunduran örgüt, ABD’ye karşı etkili bir kutup oluşturmaktadır. Dönemin Rusya Devlet Başkanı Putin, Şanghay İşbirliği Örgütü’nün Ağustos 2007 Bişkek Zirvesi’nde “Tek kutuplu dünya kabul edilemez.” diyerek bir anlamda birliğin misyonunu da belirtmiştir.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">AB’nin ekonomi, politika, güvenlik ve insan hakları konusunda bağlayıcı bir müktesebatı, üye ülkelerden parlamenterlerin temsil ediği ve yasama gücü bulunan bir meclisi, mahkemesi, marşı ve tüm üye ülkelerin bayraklarının yanında kullandığı bir bayrağı bulunurken..bunlar ŞİÖ’de mevcut değil.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">AB’nin üye ülkeleri arasında insan, sermaye ve ürünlerin serbest dolaşımı bulunurken ŞİÖ’de bunlar da yok..AB, diğer ülkelerle de serbest ticaret anlaşması imzalayabilirken..</span></p>

<p><span style="font-size:18px">ŞİÖ üyeleri kendi aralarında bile serbest ticaret anlaşmasına sahip değil.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">ŞİÖ’ye kıyasla, AB’ye daha çok benzeyen, Asya menşeili örgüt olarak Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) örgütü 2014 yılında kuruldu.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Rusya, Kazakistan, Ermenistan, Belarus ve Kırgızistan’ın üye olduğu AEB’de insan, sermaye ve ürünlerin serbest dolaşımı bulunuyor.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">&nbsp;2013 yılında.. “Türkiye hem NATO üyesi, hem de ABD’nin en yakın müttefiklerinden..ŞİÖ üyelerinin..bu şartlarda, Türkiye’yi tam üyeliğe kabul etmesi mümkün değil” diyen Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in danışmanı olan Sergey Markov, bu yüzden Türkiye’nin ŞİÖ’ye değil AEB’ye üye olabileceğini, o zaman söylemişti.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Cumhurbaşkanı Erdoğan;</span></p>

<p><span style="font-size:18px">&nbsp;“-Mesela, ‘Şanghay Beşlisi içerisinde Türkiye niye olmasın?’ diyorum.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">&nbsp;“-Temenni ederim ki orada olumlu bir gelişme olması halinde, yani Türkiye’nin Şanghay Beşlisi içerisinde yer alması, bu konuda çok daha rahat hareket etmesini sağlayacaktır diye düşünüyorum.”</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Örgüt böylece..yıllar içinde..AB ile yığılan sorunlar ile birlikte..artan şekilde Türkiye’nin gündemine girmiş oldu.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Son olarak bu yıl Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ilk defa bir ŞİÖ toplantısına davet edilmesi, Türkiye’nin bu örgütle kurduğu en üst düzey ilişki oldu.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">1 Kasım 1993”te resmen kurulan AB’nin kendine özgü bir entegrasyon süreci içinde..</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Türkiye ile Avrupa Birliği’nin ilişkileri 31 Temmuz 1959’da Türkiye’nin Avrupa Ekonomik Topluluğu’na yaptığı ortaklık başvurusu ile başlar. AET Bakanlar Konseyi’nin başvuruyu kabul etmesi sonrasında 12 Eylül 1963 tarihinde Ankara Anlaşması imzalanmıştır. Ankara Anlaşması sonucunda ortaklık yaratan bir anlaşmadır. Ama, 28 üyeye ulaşmış olan AB’ ye..63 yıl geçmesine rağmen..Türkiye hala üye değildir.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">&nbsp;ŞİÖ’nün ise ekonomiden ziyade siyasetle ilgili ve NATO’ya alternatif olabilecek bir oluşuma, Erdoğan üye olabiliriz! diyerek..Erdoğan’ın bu konudaki mesajı; “ŞİÖ’nün AB’ye alternatif olarak görülmesini değil, Erdoğan’ın Batı dünyasına artık!..bir alternatif!..arayışını ifade ediyor..son Suriye olayları ile Türkiye’nin yaşadığı sorunlara..”güvenlik” ve “ortak savunma” doktrinlerini Türkiye’ye uygulamayan NATO’yu bile, sonucunda bir tartışma haline getiriyor”..<br />
Erdoğan’ın bugün NATO Parlamenterler Meclisi toplantısında ittifak üyelerine sert mesajlar vermesine rağmen, Türkiye’nin Batı’yla entegrasyonu bırakıp ŞİÖ üyeliği yoluna girmesi çok zor..Çünkü, Türkiye’nin ekonomisi Batı’yla entegre. Bunu koparıp da yerine kısa vadede, hele böyle bir konjonktürde bir alternatif bulması pek olası gözükmüyor.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Ayrıca, NATO Batı Bloğu ile Rusya arasında, en son devam eden Ukrayna savaşı ile tırmanan gerginlik mevcut iken böyle mesajlar vermek, Türkiye için büyük güvenlik riskleri taşıyor.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Rusya ve NATO Ukrayna’da silahlarını birbirine çeviriyor iken.. Türkiye eğer Rusya’nın kampına girerse..şimdi olduğu gibi..dönek Batı..artan Türkiye Yunanistan geriliminde birer NATO üyesi olan Fransa ve ABD’nin apaçık silahlarını Türkiye’ye çevirmesi gibi tehlike oluşabiliyor.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Dünya siyaseti bir satranç oyunu ve Başkan Erdoğan, kendi mevcut askeri ve ekonomik güç dengelerimizi göz önünde bulundurarak, yılların tecrübesi bir kurt siyasetçi olarak; bu tip söylem ve eylemleri ile.. ŞİÖ’yü Türkiye için AB’ye &nbsp;ve NATO’ya karşı..hem siyasi, hem &nbsp;ekonomik hemde askeri olarak..önemli bir denge unsuru olarak görüyor ve bunu kullanıyor..belki blöf..belki gerçek..</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Sonuç olarak..yapabileceğimiz en mantıklı şey..20 yıldır ülkemizde olan ekonomik ve askeri gelişmeleri göz önümüze alıp..her türlü provakasyona karşı...başımızı iki elimizin arasına alarak..Başkan Erdoğan’ın liderliğinde..sabır ile..mümkün olan en uzun süre beklemeli ve gelişmeliyiz..gelişmeliyiz..</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Gün ola harman ola!..herşeyin bir vaktü zamanı var..gün gelir, tüm hesapları..biizniALLAH görürüz..</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 22 May 2023 15:58:10 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/2023/02/bekir-basyurt-1676280356.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İnsan Nereye, Nelere Koşuyor?</title>
                <category>Elif E Bayraktar</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/insan-nereye-nelere-kosuyor-2383</link>
                <author>elif.alaca@hotmail.com (Elif E Bayraktar)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/insan-nereye-nelere-kosuyor-2383</guid>
                <description><![CDATA[İnsan Nereye, Nelere Koşuyor?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px">‘Aceleci olarak yaratılmış’ insanlar yüzlerini nereye çevirmiş, nereye ve nelere koşuyorlar?</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Kadın-erkek, genç-yaşlı, aynı kulvarda, eriştikleri anda yitirecekleri menzile yüzlerini çevirmiş acele acele koşuyorlar...</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Kiminin amacı mülk edinmek, kiminin uzun ömürlü olmak, kiminin sadece sevmek- sevilmek, kiminin yalnızca günü yaşamak, hayatın tadını çıkarmak…</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Kimi hedefine bedeninin bencil tutkularını koyuyor, kimi bilgi sahibi olup toplumda sivrilerek büyüklenme yolunda koşuyor…</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Vicdanları değil, mantıkları yol göstericileri olmuş; hidayetsiz, hikmetsiz şeylere doğru nefisleri peşinde koşuyorlar…</span></p>

<p><span style="font-size:18px">&nbsp;Çoğu insan içgüdülerine doğru koşuyor. Masallardaki gibi dere tepe düz gidiyor, ancak bir arpa boyu yol alamıyorlar. Aldıkları yol aşağılara doğru…</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Nefsin sınır tanımaz, doymak, bitmek tükenmek bilmez tutkuları vardır. Bencil tutkularının ardında koşan bu kişilerin elde ettikleri her şey, daha da tatminsiz olmalarına yol açıyor; çünkü sahip oldukları her şeyin daha iyisi ve daha mükemmeli var. Sürekli bir başka tutkunun peşinde koşuyorlar bu yüzden. Hepsi, ölüp toprağın altına girdiğinde dünyada bırakacağı evi, malı-mülkü, her şeyi için. O her yeni şey de kibir ve büyüklenmelerini artırıyor.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Terbiye edilmemiş nefis hasta bir hayvan gibi; sürekli insandan yiyor ve çalıyor. Yedirilip beslenirse, sağlığına kavuşuyor, beslenmediğinde ise ölüyor…</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Çok açık ki, insanların dünya hayatındaki bu koşuşturması boş bir hırstan kaynaklanıyor. Ardında koştukları ‘şeyler’ ise ne hırs yapılacak ne de sahip olunduğu için gurur duyulacak şeyler. Her biri geçici dünya hayatının çekici ve aldatıcı birer süsü.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Menfaate kilitlenen, dünyaya yönelmiş insan samimiyetsizdir de. Samimi olmak için çaba gösterse bile ondan kurtulamaz. Tüm hayatını Allah’a halisane teslim ederse insan samimiyeti kazanabilir.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Samimi insanlar yüzlerini yücelere çevirir, yücelerden inen yolu ve yücelere çıkan dosdoğru yolu görür. Önce gönüllerine doğru koşar, vicdanlarıyla tanışır, akıllarını vicdanlarının emrine verirler. Kendilerine sunulan her nimetle, her emanetle yücelere doğru kanatlanırlar. Kanatları şükür olur, sabır olur; emanetleri onları aşağılara çekmez aksine binekleri olur. Yüzleri ışıl ışıl…</span></p>

<p><span style="font-size:18px">&nbsp;Vicdanına uyan insan varoluş sebebini derin düşünür; çünkü onun ‘namazı, ibadetleri, dirimi ve ölümü âlemlerin Rabbi olan Allah’ındır.’</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Dünya hayatında önündeki iki kulvardan engebeli, tehlikelerle dolu ve kendilerini aşağılara sürükleyecek yolda koşanlar, ‘O Gün’ de ‘boyunlarını çağırana doğru uzatmış olarak koşarlarken’ derler ki; ““Bu, zorlu bir gün.”</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Onlar, “Başlarını dikerek koşarlar, gözleri kendilerine dönüp-çevrilmez. Kalpleri (sanki) bomboştur.” (İbrahim Suresi, 43)</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Yüzleri Yaratan’a yönelik, vicdanlı insanların koştuğu hedef çok büyüktür, en büyüktür. Kazancı da en büyük olacaktır…</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:18px">O gün, mümin erkekler ile mümin kadınları, nurları önlerinde ve sağlarında koşarken görürsün. “Bugün sizin müjdeniz, içinde ebedi kalıcılar (olduğunuz), altından ırmaklar akan cennetlerdir.” İşte ‘büyük kurtuluş ve mutluluk’ budur. (Hadid Suresi, 12)</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 22 May 2023 15:57:03 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/2022/11/elif-e-bayraktar-1668007137.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İftar Sofrasındaki Bir Tabak Patatesin Hikmeti</title>
                <category>Mustafa Armağan</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/iftar-sofrasindaki-bir-tabak-patatesin-hikmeti-2382</link>
                <author>mustafa.armagan@derintarih.com (Mustafa Armağan)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/iftar-sofrasindaki-bir-tabak-patatesin-hikmeti-2382</guid>
                <description><![CDATA[İftar Sofrasındaki Bir Tabak Patatesin Hikmeti]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px">18 yaşımı ya bitirdim ya bitireceğim. O sırada Bursa Akşam Lisesi’nde tahsilime devam ediyor, gündüzleri ise Yeşil’deki Türk-İslam Eserleri Müzesi’nin karşısında bulunan Sur Kitabevi’nde tezgâhtar olarak çalışıyordum. Kitaplarla koyun koyuna bir hayattı bütün hayalim. Rabbim önce istetmiş, sonra da vermişti hamdolsun. &nbsp;Özellikle Yüksek İslam Enstitüsü hoca ve talebelerinin uğrak yeri de olan ve son derece entelektüel bir çevrenin müdavimi bulunduğu bu içerisi loş olmakla birlikte aydınlığı göğsünde taşıyan gönüllerle dolup boşalan kitabevinde asla unutamayacağım sırlı hatıralar biriktirmişimdir. İkisini bu Ramazan günü sizinle paylaşmak isterim.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Bir Ramazan sabahı erkenden Sur Kitabevi’ni açmaya gittiğimde anahtarı evde unutmuş olduğumu üzüntüyle fark ettim. Okula gitmekte olan öğrenciler kırtasiye ihtiyaçlarını karşılamak üzere kapının önünde toplanmışlardı benimle beraber ama nafile; içeri giremiyorduk. &nbsp;Neyse, Kayan Çarşısı’na revan oldum, bir çilingir bulup getirdim. Tam bu sırada sadece isminin Mehmet olduğunu hatırladığım bir dağıtım sorumlusu da çıkageldi. Elimizde bulunan fazla yayınları iade alıp başka bir yere götürecekmiş.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Çilingir elinde yüzlerce anahtar bulunan demet, anahtarları sırasıyla deniyor, ne var ki, kapıyı bir türlü açamıyordu. Müşterim olan öğrencilerle beraber başında dinelmiş, denemelerin mutlu sonucunu bekliyorduk.&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Tam bu sırada isminin Mehmet Bey olduğunu hatırladığım şahıs, &nbsp;‘Sen şu anahtar destesini bana versene’ diye seslendi çilingire.&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Çilingir şaşkın bakışlarla uzattı desteyi. Mehmet Bey’in yüksek sesle bir besmele çekerek içlerinden birini rastgele seçip anahtarı çevirmesiyle içeriye girmesi bir oldu. Çilingir dahil hepimiz olanlar karşısında şaşkındık.&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Bu güzel insan o doğru anahtarı hemencecik nasıl bulmuştu? Bir tesadüf müydü bu yoksa bir keramet karşısında mıydık? Besmelenin kerameti… Bugün olmuş, hala çözemediğim bir sırdır.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Bir de İlyas adlı –şimdi Almanya’da yaşayan- sevdiğim bir arkadaşımız vardı kitabevinin müdavimleri arasında. Bir gün beni evine iftara davet etmişti. Elbette davete icabet sünnetti. Kabul ettim. İkimiz de bekârdık nasılsa. Nerede akşam, orada sabah…&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Yalnız İlyas biraz uzak bir semtte oturuyordu, deyim yerindeyse şehrin ta öbür ucunda. Otobüsle, minibüsle filan derken epeyce de yaya yürüyerek ancak top atılmasına ramak kala gecekondu tipindeki evine varabildik İlyas’ın.&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Temmuz veya Ağustos olmalı. Kurt gibi acıkmıştım. Havada bunaltıcı bir sıcak. Aşırı derecede terlemiştik. Sofra billur bir sürahi gibi gözümde tütüyordu. &nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Hiç unutmuyorum, sofraya sadece su, ekmek ve alüminyum bir tabakta hafiften ısıtılmış, bir gün önceden kalma etsiz bir patates yemeği getirdi İlyas. Tabağın içerisinde yedi sekiz dilim patates ya var, ya yoktu. Kişi başı üç dört dilim patates, biraz da yemek suyu. Bütün menü bu!</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Serde gençlik de var. Günler uzun mu uzun, hava sıcak mı sıcak, o kadar da yol da gelmişsin, sonuçta bir iftara davetlisin ve karşında bu fukara sofrası… Tam bir hayal kırıklığıydı yaşadığım.&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Dost hatırına zehir de olsa yenilir hesabı oturduk sofraya… Tabaktakiler birkaç hamlede bitiverdi. Sofradan aç kalktığımı iyi hatırlıyorum. &nbsp;Belki o gün bu fukara menüsüne biraz bozulmuş olabilirim ama sonradan düşündüğümde ne büyük bir ibret dersi gizlenmişti o Ramazan akşamının beyin kıvrımlarına. Bir bakıma ‘İftar dediği işte böyle olmalı’ mesajını derinden derine almış olmalıydım.&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Bir de şunu: Orucun iftarda da devam ederse makbul olduğu bildirisini.&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Şimdi ne zaman beş yıldızlı bir otele iftara davet edilsem belki otuz çeşit lüks yiyecek içinde o soğuk ve tatsız patates yemeğindeki buruk lezzeti boşuna ararım. İşte o zaman o akşamki garip iftar sofrasının verdiği manidar mesajı içimden tekrar etmeye koyulurum:</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Ramazan ‘yeme ayı’ değil, ‘ye-me-me ayı’dır. Sakın bunu unutma!&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Öyle ya, hafızam nice zengin sofrasının kaydını silmiş ama o fakir sofrasındaki Asr-ı Saadet kokusunu aradan kırk yıldan fazla geçtiği halde bir türlü unutamamıştı.&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Cümlenizin Ramazan-ı Şeriflerini tebrik ederim.&nbsp;</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 15:54:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/2022/03/mustafa-armagan-1648629264.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Aslında Neler Oluyor?</title>
                <category>Reha Mirsad KARTAL</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/aslinda-neler-oluyor-2381</link>
                <author>yazarlar34@teknikelektrik.com (Reha Mirsad KARTAL)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/aslinda-neler-oluyor-2381</guid>
                <description><![CDATA[Aslında Neler Oluyor?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px">Sayın Mustafa Destici’nin, Sayın Meral Akşener’i Cumhur İttifakına davetini iyi niyetli ama isabetsiz olduğunu düşünüyorum.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Akşener’in önceki çıkışını milli olmak şeklinde değerlendirmek çok abartılı olur.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Nihayetinde Bay Kemal’in adaylığına FETÖ’nün karşı olduğunu biliyoruz!</span></p>

<p><span style="font-size:18px">FETÖ’nün Kılıçdaroğlu’nun adaylığına karşı çıkmasının bir çok sebebi olabilir!</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Ama en başlıcası şu kanaatimce;</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Gerek FETÖ gerekse onun üst aklı Glaido yani Amerika Birleşik Devletleri Bay Kemal yerine Bay Ekrem’i tercih ediyordu!</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Hırsları, kullanışlılığı ve background olarak Bay Ekrem Müdafaa daha iyi adaydı...</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Eğer ABD ve partnerleri Kılıçdaroğlu’nun adaylığını istemedikleri halde Bay Kemal buna direndi ise ;</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Bu gerçekten çok değerlidir.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">&nbsp;Lakin bu böyle mi acaba?<br />
‘’Belki de çoklu aday ile seçimlere girmenin bir yolu deneniyordur’’ diyenler de var ama bu bana zayıf bir ihtimal gözüküyor...</span></p>

<p><span style="font-size:18px">-Hem ABD hem de İngiliz büyükelçilerinin defalarca Ekrem bey ve Meral hanımla buluşmaları Bay Kemal’i istemediklerinin kuvvetli bir delili idi.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Zaten Amerika kaybedecek adaya güvenip destek vermez.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">O zaman aslında olan ne?</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Yoksa Bay Kemal kendisini koltuğa oturtanlara direndi mi?</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Şu an çok bilinmeyenli bir denklem ile karşı karşıyaymışız gibi gözüküyor!</span></p>

<p><span style="font-size:18px">&nbsp;Yalnız bu denklemden hangi netice çıkarsa çıksın, bu Altılı Masanın ve zillet ittifakının aldığı yarayı ve yıkılıp viran olmasını gizleyemez.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Zaten masadakilere karşı tereddüt içerisinde olan milletimiz tamamen güvenini yitirmiş ve bu masadakilere değil ülkeyi yönetmek için vekalet vermek, orta ölçekli bir dükkânın işletmesini bile vermez.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Yani itibarsız, itimatsız ve yıkılmış bir masa var!</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Bu açıdan bakıldığında belki de Sayın Erdoğan en rahat seçimini kazanacak...</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Daha önce de defalarca yazmıştım;</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Öyle siyasi gelişmeler olacak ki bu Altılı Masa diye ifade edilen zillet ittifakı bırakın Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a karşı bırakın seçim kazanmayı son günlerde görüldüğü üzere aday bile çıkaramayacaklar! &nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Sakın Sayın Kemal beyi aday olarak görmeyin...</span></p>

<p><span style="font-size:18px">O tıpkı 2014’de Ekmeleddin İhsanoğlu, 2018’de Muharrem İnce gibi, Sayın Erdoğan’ın karşısında kaybetmeye mahkum bir tavşan adaydır!</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Kılıçdaroğlu’nun olması dahi aslında aday olmaması demektir...</span></p>

<p><span style="font-size:18px">İki mitingle çiğ çiğ yiyeceği tavşan adaylarını karşısına çıkarmak Sayın Erdoğan için çok kolay bir lezzet sofrası olacaktır Allah’ın izni ile...</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Pekâlâ Türkiye’mizi mevcut konjonktürde ve mevcut siyasi liderler arasında Sayın Erdoğan dışında bir alternatif bir seçenek bulunmadığına göre başlıktaki sorumuzu tekrar edelim...</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:18px">Aslında Ne Oldu?</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Bu kadar hengameye gerek var mı idi?</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Ankebut suresi 41. Ayet e kulak verirsek;</span></p>

<p><span style="font-size:18px">“Allah’tan başkalarını dost edinenlerin durumu, kendine bir ev edinen örümceğin durumu gibidir. Evlerin en dayanıksızı ise şüphesiz örümcek evidir. Keşke bilselerdi!”</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 22 May 2023 15:53:24 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-29c5534a2675b2002775.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Onlara Kızmayın</title>
                <category>Mustafa ALBAYRAK</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/onlara-kizmayin-2380</link>
                <author>mustafa@teknikelektrik.com (Mustafa ALBAYRAK)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/onlara-kizmayin-2380</guid>
                <description><![CDATA[Onlara Kızmayın]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Onlar muhalif değil bizim yancımız.&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bir mevzuda dikkatinizi çekeceğim.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bir kısım sözüm ona muhalif siyasilerin ya da partilerin çok anormal ve agresif çıkışları hatta saçmalık derecesini aşan sapık söylemleri olduğunu okuyor, duyuyor ve görüyoruz…</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Önceleri ben de anlam veremiyordum bu sözleri söylediklerinde!</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bir insan veya parti ya da siyaset yorumcusu-yazarı nasıl olurda sözde muhalefet ettiği Erdoğan veya Ak Partiyi yıpratmak adına kendini rezil ve kepaze edebilir?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bunların hiç mi yakın çevreleri yok?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Hiç mi akıl verecek dostları yok?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Kendilerini nasıl bu duruma düşürüyorlar?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bir tanesi “Yalan olduğunu bile bile ve bu yalanının birkaç dakika sonra yani Yatsı ezanı okunmadan ortaya çıkacağını bildiği halde, bu yalanı kasten hattı zatında Sayın Erdoğan ve Ak Partinin güçlenmesi için söylüyorlar” dediğine inanamamıştım.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ama görüyorum ki bu iddia doğru sanki...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bir başka tanıdık kardeşim ise daha ileri derecede bir cümle kurmuştu ki gözlerim açıldı şaşkınlığımdan;</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“Mustafa abi! Onlar muhalif değil bu iktidarın ve mevcut anayasal düzenin görevlendirilmiş kö*ekleri!</span></p>

<p><span style="font-size:16px">İktidarın devam etmesi için ürüyorlar!”</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Önce çok garip gelmişti bana.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Yani muhalif adı altında aslında vazifeli canlılar ile karşı karşıyayız. Çünkü bu insan suretinde ki canlılar muhalefet etmiyorlar, adeta aynı hedefe havlıyorlar ve dostumun bahsettiği gibi o hedefi (Ak Parti ve Erdoğan’ı) aslında güçlendiriyorlardı.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Şimdi örneklerini görelim.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bir siyasetçi (hem de halkta karşılığı olan) 10 Şehri depremde yerle bir olmuş bir ülke de daha on binlerce cenaze enkaz altından kalkmadan, adeta 10 şehirde kan gövdeyi götürmüş ve taş üstünde taş kalmadığı bir esnada oy avcılığı yapar mahiyette kavga ve konuşma yapar mı?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Şayet cenaze evinde kavga ve tartışma yaparsanız velev ki mevzunuzda haklı dahi olsanız adama demezler mi ‘’Yahu cenaze evinde daha merhumun naaşı kalkmadan kavga olur mu? Ayıptır, günahtır’’ demezler mi?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Peki bu siyasi parti yetkilisinin onlarca danışmanı ve yardımcısı varsa tepki alacaklarını bile bile bu cenaze başında kavga yapmalarının normal olduğunu söyleyebilecek tek bir kişi var mı?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Cenaze ve enkazlar kalkar o zaman suçlu, hatalı olduğuna inandığınız kimseler varsa onun yakasına yapışır ve yargıya ya da siyaseten seçmene havale edersiniz!</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bunu yapan koca koca parti başkanları ve siyasetçiler var mı yok mu?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Var maalesef!</span></p>

<p><span style="font-size:16px">O zaman bunu bile bile yaptığını ve Ak Parti ile Erdoğan’ı güçlendirmek için yaptığını söylemek hiç de abartı değildir kanaatimce.<br />
Şimdi başka bir misal vereyim.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Vatana ihanetten defalarca hapis yatmış ve açıkça ‘’Bu devleti yıkmalıyız, devletiniz batsın’’ diye konuşmalar yapmış ve teröre destekten kapanmak üzere olan parti tarafından meclise vekil yapılarak girmiş bir alçağın; deprem bölgesine giderek halkı devlete karşı isyan etmeye teşvik eden konuşmalar yapması, bu sözlerinin de tıpkı cenaze evinde tepki görecek olan siyasetçi gibi bununda tepki göreceğini bile bile yaptığını söylemek çok mu iddialı olur?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Yüzde yüz olarak halkın yüzüne tükürecek konuşmalar yapanlar şayet aptal değillerse (ki hiç öyle gözükmüyorlar) iktidarın kö*eği diyen dostumu teyit etmiş olmuyorlar mı?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ha bunu gönüllü mü yoksa vazifeli mi yapıyorlar bilemem!</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ama bizim muhalefet sandığımız tüm bu canlılar aslında iktidarı ve Sayın Cumhurbaşkanımızı daha da güçlendiren ve en az 2028 yılına kadar Türkiye’yi yönetmelerini sağlamak için çalıştıklarını söylemek hiçte zor bir şey olmasa gerek.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Üçüncü bir örnek verecek olursak; Nazilerin Türkiye şubesi gibi çalışan ve kamuoyunda istihbarat fosili olarak tanınan faşist bir siyasetçi ise, iktidarı mesul tuttuğu Suriye’den buraya sığınmış mazlum mültecilere her gün yalan iftira ve tezviratta bulunup, birkaç saat ya da dakika sonra ise yalanlarının ortaya çıkmasından sonra ‘’Bana ne bana öyle duyum geldi’’ diyorsa bu ahvalinin halkta tepki uyandıracağını bilmemesi mümkün mü?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Peki o zaman bu faşist siyasetçinin de iktidara çalıştığını söylemek neden abartılı olsun?<br />
Sizde mevcut muhalefet partilerinden duyduğunuz eleştirilerin aslında iktidarı güçlendirmek ve Sayın Erdoğan’ı yaşadığı, sağlıklı olduğu müddetçe yönetimde tutması için yapıldığı hissine kapılmadınız mı?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Düşünsenize bunların en elebaşlarından biri, Elazığ’da 2020 de gerçekleşen daha az tahribatlı ve yüzlerce vatandaşımızın vefatı ile neticelenen depremde, bir Kızılay çadırının önünde poz verip göstere göstere ‘’Bir tane Kızılay çadırı görmedim’’ dediğini hatırlıyor musunuz?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Hem de arkadaşları ile birkaç tane Kızılay çadırı ziyaretinde bulunduktan sonra bu açıklamayı yapıyor!</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Şimdi bu zat ya deli ya geri zekalı ya da iktidara kö*eklik yapan bir vazifeli olması gerekmez mi?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Kocaman Kızılay çadırının önünde, burada Kızılay bir tane çadır kurmamış der mi?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Şimdi ben nasıl bu arkadaşıma haksızsın derim?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ben artık ciddi ciddi bu tip muhaliflerin (ki sayısı hiçte az değil) aslında muhalefet değil iktidarın yancıları olduğuna inanmaya başladım.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Her geçen gün muhalefetin bitişini iktidarın ise daha da güçlendiğini görmek bu yüzden çok daha belirgin hale geliyor...</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 30 Mar 2023 15:52:10 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-cbf512ba8b900dab626b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Memur Edildiğimiz Büyük Vazife</title>
                <category>Mustafa Armağan</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/memur-edildigimiz-buyuk-vazife-2379</link>
                <author>mustafa.armagan@derintarih.com (Mustafa Armağan)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/memur-edildigimiz-buyuk-vazife-2379</guid>
                <description><![CDATA[Memur Edildiğimiz Büyük Vazife]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">6 Şubat’ta vukua gelen Kahramanmaraş depreminde can kayıplarımız 45 bine dayandı ki, son asrın en ağır can kaybı yaşadığımız felaketi olduğu ayan beyan ortada.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Öte yandan artçı depremler sürüyor. En son 27 Şubat günü Malatya’da yaşadığımız 5.5 büyüklüğündeki deprem dahil binlerce sarsıntıyı ilaveten yaşıyoruz. &nbsp;Allah beterinden esirgesin diyorum. Bu günleri de atlatacağız inşallah.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Tabii deprem kadar depremi siyasî ve ideolojik çıkarlarına alet eden güruhla da mücadele etmek gibi akıllara ziyan bir vaziyetle de karşı karşıyayız bu defa. Depremlerden, kandan ve irinden beslenir gibi beslenmeye niyetli bu habis zihniyetin çirkin tezahürlerini sosyal medyada üzüntüyle müşahede ederken ‘Bu nifak çeteleri de nereden çıktı?’ diye şaşkınlıkla soranlar oluyor. Cevaben bazılarınıza ters gelebilecek bir yorum yapacağım izninizle:</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Deprem felaketi sonrasında devleti ve kamuoyunu özellikle sosyal medyada uğraştıranlar arasında bir de bu “çeteler” var. Ortak özellikleri, İslam’a ve millete dair ne kadar değer varsa ona düşman olmaları. Biri ‘Diyanet deprem bölgesine yardım ediyor’ mu dedi, topyekün başlarını çıkarıp ‘Diyanet’in ne işi var deprem bölgesinde?’ diye çığırtkanlık yapıyorlar.&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Lakin aslında garip ve şaşılacak olan onlar değil, biziz!</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Aslında hepimizin onların kafasında olması için uzun süre ciddi bir hazırlık yapıldı ama tutmadı elhamdülillah.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Demokrat Parti eliyle aldığımız 1946-50 virajı her bakımdan hayatî önem taşımaktadır. O keskin virajı alamasaydık eğer veya daha geç alsaydık şundan eminim ki bugün biz azınlıkta kalmış olacaktık.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">O büyük virajı alabildiğimiz içindir ki, bugün mankurtlaşmış nifak çeteleri ve habis zihniyet bu kadar kuduruyor. Kendilerini asil (asıl), bizi asimile edilmesi gereken geçici yabaniler, olarak görüyorlar çünkü. Bizi kiracı, kendilerini ev sahibi gibi görüyorlar başka bir deyişle.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Fakat Cenab-ı Hakkın lütf u inayetiyle bu vahim plan akamete uğradı.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Nitekim Kemalist kalemşorlardan Falih Rıfkı Atay’ın (vefatı 1971) bir yazısında “Bir gün Türkiye’de laik sistem tehlikeye girerse Kıbrıs’taki laikliği model alıp sistemimizi tekrar ona göre kuracağız” diyor, “çünkü orada proje başarıldı ama burada yarım kaldı” diye de hayıflanarak ekliyordu sözlerine.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Görüyorsunuz Kıbrıs’ta laikliğe aykırı diye Kur’an Kurslarını basan mankurtları. İşte bizi de oradaki gibi yapacaklardı. Plan buydu.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">1950 yılından beri bu habis zihniyet ‘Nereden çıktı bu Hasolar ve Memolar?’ tepkisini gösteriyor ki, kendi açılarından tamamen haklılar.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Gerçekten de biz nerden çıktık?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Pişmiş aşa su kattık esasında. Affedilmeyen ve affedilmeyecek suçumuz buydu.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Biz fazla donanımlı ve iyi yetişmiş değiliz gerçi ama durduğumuz yer o kadar sağlam ve kritik, o kadar anahtar mahiyetinde ki, bulunduğumuz yerden dolayı bütün plan ve oyunları bozabilecek yetenekteyiz.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bunun için Okçular Tepesi’ni boş bırakmayacak ve bizden daha layık olanların arkamızdan yetişmesi için gayret edeceğiz.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Cenab-ı Allah’ın bizi memur ettiği büyük vazife budur vesselam.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 03 Apr 2023 17:02:51 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/2022/03/mustafa-armagan-1648629264.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tüm Gök Cisimleri Gibi Evren de Dönüyor</title>
                <category>Bekir BAŞYURT</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/tum-gok-cisimleri-gibi-evren-de-donuyor-2378</link>
                <author>bekirbasyurt@hotmail.com (Bekir BAŞYURT)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/tum-gok-cisimleri-gibi-evren-de-donuyor-2378</guid>
                <description><![CDATA[Tüm Gök Cisimleri Gibi Evren de Dönüyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Bütün gökcisimleri..Einstein'in izafiyet teorisinde belirttiği gibi...birbirlerini..iterek ve çekerek..kurulan bir denğe sonucu..hem kendi etraflarında, hem de bir kütle merkezi etrafında dönüyor. Peki, evrenimizin kendisi dönüyor mu, bir merkezi ya da ekseni var mı?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Dünya kendi ekseni etrafında 23 saat 56 dakikada dönüyor. Dünyadan 100 ayçapı uzakta olan Ay, Dünya’nın çevresinde ve kendi etrafında 27,3 günde dönüyor..bir dairesel dişli çark gibi..kendi etrafında döne, döne..tam tur yaptıgında..dünyanında etrafında dönüşünü tamamlıyor..Bu mükemmellikten dolayı biz daima Ay'ın daima gördüğümüz yüzünü görüyoruz..Ayın gördüğümüz yüzü değişmiyor..Ayın göremediğimiz kısmına Ayın karanlık yüzü deniliyor..</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Dünya ve Ay ikilisi ise bizden kendi çapının 115 katı uzakta olan Güneş’in çevresinde 365,25 günde dönüyor. Güneş de, kendi etrafında 27 günde dönüyor..Yani, teleskopla baktığınızda..gördüğünüz Ay ne şekilde ise, Güneşte aynı görünüş açısında oluyor..</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Güneş ise kendi gezeğen sistemiyle beraber, kendi ait olduğu yıldız kümesi olan Samanyolu(Kehkeşan) galaksisinde dönüyor.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Güneş gibi 500 'milyar' adete yakın yıldızdan oluşan Samanyolu Galaksisi ise..kendisine en yakın Andromeda Galaksisi ve diğer galaksiler ile beraber..'Süper Küme' denilen bir 'Galaksi Kümesi' olarak.. merkezinin etrafında 220 milyon yılda bir dönüyor ve Samanyolu da içinde bulunduğu yerel küme ile beraber hareket ediyor.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Görüyoruz ki, her şey dönüyor. Peki içinde bulunduğumuz Evren de dönüyor mu? Bu, cevabı kolay bir soru değil ama, son yıllarda uzay teleskoplarından alınan verilerle cevaba az çok yaklaştık.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Aslında gökcisimlerinin nasıl dönmeye başladığı, yani o ilk kıvılcımın nasıl çakıldığı hâlâ tam olarak cevaplanmış bir soru değil. Dönüş ile ilgili teoriler Platon ve Aristo’ya kadar uzanıyor. Platon, gökcisimlerinin mükemmel daireler çizmesi gerektiğini söylerken Aristo evrenin Dünya’nın etrafında döndüğünü düşünüyordu. Kopernik ise Güneş’i merkeze alarak Dünya ve gezegenlerin Güneş’in çevresinde döndüğünü öne sürdü ve yüzlerce yıldır kabul edilen antik kozmolojiyi yıkmış oldu. Sonrasında Newton da evrenin mutlak ve statik olduğunu, dolayısıyla evrenin sonsuz olması gerektiğini ve dönmenin olmadığını söyledi.</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px">Öncelikle Samanyolu galaksisi içinde bulunup da, galaksimizin döndüğünü nasıl anladığımızı açıklamakla işe başlayabiliriz. Teleskoplarla gözlemlerimiz sonucu galaksimiz içindeki yıldızların ve diğer gökcisimlerinin göreli konumlarını ve hızlarını artık rahatlıkla tespit edebiliyoruz. Bu verileri de, bir grafiğe yüklediğimizde görülüyor ki, yıldızlar da..belli bir merkez etrafında dönüyorlar. İşin ilginç yanı, bu verilerle elde ettiğimiz dönme eğrisi hiç de..bizim, Güneş Sistemi’ndeki gezegenlerin dönüşlerine benzemiyor.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Güneş Sistemi’nde gezegenler, Güneş’e ne kadar yakınlarsa o kadar hızlı dönerler, uzaklaştıkça yavaşlarlar.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ama..Galaksimiz çevresinde dönen yıldızlara baktığımızda ise hepsinin aynı hızda! döndüğünü görüyoruz.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Buradan da bu boşlukları dolduran nesnenin kara madde olduğuna dair büyük bir kanıt elde etmiş oluyoruz. Özellikle büyük cisimlerde kütle çekim o kadar önemli ki, birkaç galaksi birbirlerine yaklaşıp bir kütle merkezi etrafında da dönebiliyorlar.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Tabii bundan çok daha geniş resme bakarsak, evrenin dönüşünden bahsederken bütün evrenin bir nokta, bir bölge ya da bir eksen etrafında dönüp dönmediğini sorabiliriz. Bu bakımdan evrenin bir şey etrafında dönmesi için belki de evrenin merkezini, ya da ona benzer bir kütle merkezini bulmamız gerektiğini düşünebilirsiniz.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Hızlı bir cevapla aslında evrenin bir merkezi olmadığını! belirterek..evrenin dönüp dönmediği konusuna devam edebiliriz.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Uzay teleskoplarından alınan gözlemsel verilerle ulaşılan sonuçlara geçmeden önce evrenin döndüğünü öngören fizikçi Kurt Gödel’in kuramından bahsedelim. Kurt Gödel’in evreni, Einstein’ın Genel Görelilik teorisinin direkt çözümlerinden birinin sonuçları olan bir model.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Homojen ve dönen bir evreni açıklayan bu kuramın matematiksel geçerliliği olsa da, ona bugünkü gözlemlerle uyuşmadığından bir kenara atabileceğimiz, alternatif..eskimiş bir evren modeli diye bakabiliriz.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Örneğin, bu evrende, Hubble’ın keşfettiği gibi evrenin genişlemesi diye bir şey yok ama, ilginç olarak zaman da yok. Dolayısıyla zaman yolculuğu gibi bir şey var, hatta öyle ki kendi anne veya babanızı bile öldürebilir ve hâlâ yaşamaya devam edebilirsiniz. 1949‘da Gödel bu teorisini ortaya attığında Einstein’ın yanıtı, “doğa, Gödel’in uzay-zaman evrenini materyalize (yoklardan, var etmek) etmemek için yöntemler buluyor” olmuştur.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Evreni açıklamak için bugün kullandığımız en son bilimsel verilere dayanan..Standart Kozmoloji Modeli, Friedmann-Lemaître-Robertson-Walker (FLRW) geometrisine dayanır ve mutlak zamanın varlığını (ne yazık ki bu teoreye göre ise, zaman yolcuğu yok) genişleyen ve dönmeyen evreni tanımlar.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Peki genişleyen bir evren, dönüyor olsaydı merkezkaç kuvvetiyle galaksiler evrene dağılıp birbirlerinden uzaklaşmaz mıydı? Bu soruyu şöyle basitleştirelim. Örneğin lunaparkta atlıkarıncada döndüğünüzü düşünün. Elinizde kum taşları olsun. Siz hızla döndükçe elinizdekileri bırakırsanız bu kum taşları uzaklara doğru saçılır, döndükçe saçılmaya devam eder. İşte bu şekilde genişleyen ve dönen evrende, eğer merkezkaç kuvveti ile galaksiler birbirlerinden uzaklaşıyor olsalardı, bir merkez noktanın etrafında uzaklaşmanın olduğu belli olurdu.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">En uzaktaki galaksiler çok çok daha hızlı uzaklaşırdı ve hatta bir zaman sonra ışık hızına bile ulaşırlardı. Ancak gözlemler evrenin genişlemesinin, yani galaksilerin birbirinden uzaklaşmalarının bir noktadan değil, her yöne doğru tekdüze (uniform) bir şekilde olduğunu gösteriyor.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">FLRW modeline göre evrenimiz izotropik, yani eş yönlüdür. Galaksilerden de çok daha büyük geniş yapıları iplikler (filaments) ve boşluklar (voids) incelediğimizde, hangi yöne bakarsak bakalım hep benzer yapıları görüyoruz. Bu da merkezi bir noktanın, ya da eksenin olmadığını gösteriyor. Son yıllarda evreni tarayan birçok uzay teleskobu da hep bu sonucu verdi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">İlk olarak 2006 yılında COBE (Cosmic Background Radiation Experiment) uzay teleskobu ve son olarak Planck uydusu kozmik arka fon ışımasının haritasını çıkarttığında, kendi enstrümanlarının hassasiyeti çerçevesinde evrende tercih edilen bir yönün olmadığını gösterdi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Kısaca evrende nereye bakarsak bakalım hep aynı şeyi görüyoruz. Dolayısıyla bu veriler sadece belli yöne doğru bir toplanma, ya da hareketlenme diye bir şeyin olmadığını göstermiş oldu.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Kozmik arka fon ışıması evreni tanımak için çok önemli bir araçtır. Bu ışınım Big Bang’den yaklaşık 400 bin yıl sonra yayınlanmaya başlayıp görebildiğimiz en uzaklardan gelen ışınımdır.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Hatta eski televizyonlardan hatırlarsanız, kanal çekmeyince, ya da tam kanal değiştirirken ekranda bir karıncalanma izlerdik. İşte, bu karıncalanma görüntüsünün belli bir yüzdesi Big Bang zamanından kalan bu ışıma sebebiyle oluşuyordu. Dolayısıyla bütün evreni bol miktarda kaplayan bu ışıma bize aynı zamanda evrenin dönmediği sonucunu da vermiş oldu.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Buraya kadar söylediğimiz her şey görünen evren içerisinde yaptığımız gözlemler neticesinde oluyor. Bir de görünmeyen ve hiçbir bilgi sahibi olmadığımız evren var, ya da yok, işte o daha büyük muamma.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">En azından artık biliyoruz ki kozmik ağ içerisinde bulunduğumuz yer, hiçbir şekilde özel bir noktada değilmiş. Kısacası evrenin sıradan bir noktasında, sıradan bir zamanda yaşayan, kendini özel hisseden ama gayet sıradan bir evren tozu! içinde yaşayan canlılarız. Kabul etmesi belki zor bir gerçek!..</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Yazarın son notu olarak; bu kadar devasa bir Evrende yaşamamıza rağmen..Kuran'ın... Rahman 33. Ayet:&nbsp;<strong>"Ey cinler ve insanlar topluluğu, göklerin ve yerin çevresinden geçip gitmeye gücünüz yetiyorsa geçip gidin.. ama, üstün bir güç olmadan geçemezsiniz.''&nbsp;</strong>emrinde apaçık belirtildiği gibi... Bizler, insan denilen canlı varlık..maalesef... Bu dünyanın dışına çıkamayız ve hiçbir zamanda çıkmadık. Çünkü, atmosferimiz dışında hiçbir canlının yaşayamayacağı yükseklikte bir radyasyon var... 40 bin kilometre çaplı Dünyamızı, 12 bin kilometrelik atmosferimizin de dışında bulunan 36 bin kilometrelik bir 'manyetik koruma alanı' olan 'Van Allen' kuşağı..bu yüksek radyasyondan koruyor..Yani..Ay'a ayak falan basılmadı..hepsi birer Hollywood stüdyo çekimi, Amerikan propoğandası idi..Atmosferin dışına, asla..hiçbir canlı..çıkmadı..çıkamaz!..cansız, radyosyondan etkilenmeyen..makineler çıkabilir..Sonuç olarak; bizim için..atmosfer dışındaki Evren, çok tehlikeli..evimiz Dünya, en güvenli ve buradan ölmeden çıkamıyoruz..</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 03 Apr 2023 16:56:04 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/2023/02/bekir-basyurt-1676280356.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hayatın Sırrı Ölümde Gizli</title>
                <category>Elif E Bayraktar</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/hayatin-sirri-olumde-gizli-2377</link>
                <author>elif.alaca@hotmail.com (Elif E Bayraktar)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/hayatin-sirri-olumde-gizli-2377</guid>
                <description><![CDATA[Hayatın Sırrı Ölümde Gizli]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><strong>Birçok insan dünyada kendi konumunun diğer insanlardan farklı olduğunu zannediyor. Oysa genç-yaşlı, zengin-yoksul, güçlü-güçsüz her insan, sınırlarını kavrayamadığımız kâinattaki milyarlarca gezegenden birinde tanımlanamayacak kadar küçük bir yerde yaşıyor. Kendisini büyük ve güçlü zannederek büyüklenen insan, gerçekte bir toz tanesi kadar yer kaplamıyor.</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Hayatta hiçbir şey başıboş bırakılmamış. Kâinatın her santimetrekaresinde büyük gücünü tecelli ettiren Rabbimiz, insanı da başıboş bırakmamış, dünyaya belli amaçlarla göndermiş.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Allah insanları yaratma amacını Kur’an’da&nbsp;<strong>“O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır.”</strong>&nbsp;(Mülk Suresi, 2) ayetiyle haber veriyor.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Dünya insanların eğitim mekânı. İnsan, Allah’ın koyduğu sınırları gözettiği, buyruklarını yerine getirdiği ve hata yapmaktan sakındığı oranda olgunlaşıyor. Yaşadıklarına sabretmeyi, Kur’an ahlakından taviz vermemeyi, her durumda Allah'a yönelmeyi, Allah'ı gereği gibi takdir etmeyi, O'na karşı sevgi ve haşyet dolu korkuyu öğreniyor, O’nun yarattığı nimetlere şükrü artıyor. Allah'a katıksız bir imanla iman edip halisane teslim oluyor. Bu insan, Allah Katında beğenilen üstün ahlâk özelliklerine sahip takva sahibi bir mümindir artık. Böylece muhteşem barınma yurdu olan cennete girmeye layık duruma geliyor.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Kısacası, imtihanın amacı bizim eğitilmemiz. Allah bizi zaten biliyor, bizi bize tanıtıyor. Kişiliğimizi, nasıl ahlâkta bir insan olduğumuzu gösteriyor. Ataullah İskenderî’nin sözlerindeki gibi,&nbsp;<em>“Allah’ın imtihanı bizi bilmek için değil, bizi bize bildirmek içindir.”</em></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Göz açıp kapama kadar kısacık bir süre imtihan süresi. Bu kadar kısa sürede ne var ki dünyaya bu kadar bağlanacak? Belli ki bir fırsat, imtihan olunacak kadar bir zaman verilmiş burada. Akleden insan gerçekten bağlanamaz.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Elbette sıkıntılar olacak, zorluklar olacak. Aksinde nasıl imtihan olacağız? Neye sabredeceğiz? Neye tevekkül edeceğiz? Zorluklar olmazsa nerede irade kullanacağız? Bu dünyada -imtihan ortamının sırrı gereği- başımıza gelen olaylarla denenip imtihandaki başarımıza göre sonsuz hayatımızda ceza ya da ödüle kavuşacağız. Hayat imtihan üzerine kurulmuş. Ölümle imtihan sona erecek ama hiç birimiz imtihanımızın ne zaman son bulacağını bilemiyoruz. Hayatımızın sırrı&nbsp;<strong>"süresi belirlenmiş bir yazı"</strong>&nbsp;olan ölümde gizli. &nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bu nedenle uzun yaşama hesapları yapmaktan ziyade, Allah’ın huzurunda yapayalnız vereceği hesabı düşünerek yaşamalı insan. Sonsuz hayat için bir hazırlık yapmamak, bir fırsat olarak verilen zamanı boşa geçirmek ne büyük kayıp…</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bu gerçeğin dünyadaki hiçbir şeyle kıyaslanmayacak kadar önemli olduğu iyi anlaşılmalı. Karşısına çıkabilecek olaylar için önceden hazırlık yapan insanın, çok daha fazla hazırlığı ölüm ve ahiret yaşamı için yapması en akıllıca davranış olur. Yüce Allah, sonsuz ahiret hayatına hazırlık konusunda Kur’an'da uyarıyor bizi;</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Ey iman edenler, Allah'tan korkun. Herkes yarın için neyi takdim ettiğine baksın. Allah'tan korkun. Hiç şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. Kendileri Allah'ı unutmuş, böylece O da onlara kendi nefislerini unutturmuş olanlar gibi olmayın. İşte onlar, fâsık olanların ta kendileridir. (Haşr Suresi, 18-19)</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ancak,&nbsp;<strong>“ömür onlara (hiç bitmeyecekmiş gibi) uzun"</strong>&nbsp;(Enbiya Suresi, 44) gelen kimi insanlar dünyadan&nbsp;çok uzun süre ayrılmayacaklarını düşünüyorlar. Ölümü hatırlarına dahi getirmiyor, nankörlük ediyor ve Rabbine itaat etmekten kaçınıyor.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Tüm amacı dünyayı yaşamaya yönelik olunca, insan kendisine iyi bir hayat sağlamak, her anını kendince en iyi şekilde değerlendirmek için çalışıyor. Dünyaya olan bu bağlılığa Kur’an, “<strong>Gerçek şu ki bunlar, çarçabuk geçmekte olan (dünyay)ı seviyorlar. Önlerinde bulunan ağır bir günü bırakıyorlar.”&nbsp;</strong><strong>(İnsan Suresi, 27) ifadesiyle dikkat çekiyor.</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">İşte o ‘ağır gün’de, ölümün ve hayatın imtihan için yaratıldığının sırrını kavrayan insanlar, gerçekten gaflette olan inkârcılardan ayrılıyorlar.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 03 Apr 2023 16:55:01 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/2022/11/elif-e-bayraktar-1668007137.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Deprem ve Seçimler</title>
                <category>Reha Mirsad KARTAL</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/deprem-ve-secimler-2376</link>
                <author>yazarlar34@teknikelektrik.com (Reha Mirsad KARTAL)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/deprem-ve-secimler-2376</guid>
                <description><![CDATA[Deprem ve Seçimler]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Ne seçimden çekinen var ne de ertelensin diyen bir iktidar?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ama taziye evinde kavga eden mirasyedi veletler gibi mal peşinde koşan, siyasi parti temsilcileri gerçekten mide bulandırıcı!</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bu millet ne dirisini ne ölüsünü timsah göz yaşı döken kifayetsiz muhterislere teslim etmez!</span></p>

<p><span style="font-size:16px">İki hafta evveline, yani deprem öncesi son güne göre, ülkemizin ve milletimizin Recep Tayyip Erdoğan’ ın bir beş yıl daha idaresine ve hizmetlerine çok daha fazla ihtiyacı var.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Düşünsenize altılı ucube ve faili meçhul adayının ezkaza seçim kazandığını!</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bir an için düşünelim olacakları…</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçime giderken bulunduğu vaadlerin tümünü iptal ederler.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">İptal etmeseler dahi bu vaadleri asla yerine getirmezler, getiremezler!</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>-EYT,</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>-3600 Ek Gösterge</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>-Çok ucuz fiyata yapılacak olan TOKİ konut projeleri</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>-Bunların vb vaadlerin tamamı iptal olacak!</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Durun!!!</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Daha depremzedeler için Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, 1 yıl müsaade isteyerek vaad ettiği, afetzede vatandaşlarımızın yıkılan evlerinin yerine yapılacak yeni konutların yapımına gelmedim...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Değil tamamını %10’unu dahi yapamaz bu&nbsp;<strong>“Altılı Masa”</strong>&nbsp;ve&nbsp;<strong>“Faili meçhul”</strong>&nbsp;adayları...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Milyonlarca afetzede perişan olur…</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bu yüzden diyorum ki; 5 Şubat 2023 Pazar günü yani depremden bir gün evvel ki pazar günü, bu milletin, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın hizmetlerine olan ihtiyacı, bugün yani yüzbinlerce evin yıkıldığı bu korkunç ve tarihi depremden sonra çok daha fazlası ile var.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">O halde kim niye çekinsin seçimlerin vaktinde yapılmasından...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Zaten bu konuyu gündeme getirenlerin isimlerine baktığımda işin ciddiyetini anladım.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Başta Sayın Bülent Arınç, seçimlerin 1 yıl süre ile ertelenmesini talep ettiğinde, bunu kimlerin aslında istediğini hepimiz anladık…</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Öyleyse hiç bunlar konuşturulmadan seçimler vaktinde olmalıdır...</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Çünkü hepimiz biliyoruz ki Recep Tayyip Erdoğan önderliğindeki Ak Parti ve Cumhur İttifakı en rahat ve en farklı seçim galibiyetini alacaktır Allah’ın izni ile.</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Evet, ülkemizin çok büyük problemleri vardır ama bunları da çözecek olan yine sayın Erdoğan ve partisidir&nbsp;biiznillah...</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 03 Apr 2023 16:51:07 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-29c5534a2675b2002775.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Veresiye Veremem Ardın Sıra Gelemem</title>
                <category>Mustafa ALBAYRAK</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/veresiye-veremem-ardin-sira-gelemem-2375</link>
                <author>mustafa@teknikelektrik.com (Mustafa ALBAYRAK)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/veresiye-veremem-ardin-sira-gelemem-2375</guid>
                <description><![CDATA[Veresiye Veremem Ardın Sıra Gelemem]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Hatırlayanlarımız çoktur.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Benim çocukluğum diyebileceğim 1970’lerde ve 1980’lerde iş yerlerinde, perakendeci dükkanlarında ve bilumum ticarethanelerde duvarlarda asılı bir levha vardı.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bu her dükkânda olmasa bile çoğunda vardı diyebiliriz...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Levhada yazanları hatırlatayım.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>“Veresiye veremem ardın sıra gelemem, gelirsem de bulamam bulursam da alamam”</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Hatta bir de resmi vardı hatırlıyorum…</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Peşin satan ile veresiye satanın hallerini anlatan.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ona da yer vereyim ki gençler bilmez o tabelayı.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Akıllarında tam kalsın.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Diyeceksiniz ki nereden icabetti şimdi bu tabelayı gündeme getirdin?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bu determinist (Birbiri ardınca ve belirleyici) cümle bana Altılı Masa ve onların müstakbel akıbetlerini hatırlattı… Ki ben de sizlere aktardım...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Evet, Altılı Masa diyorum.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">En az bir yıldır gündemimizi, üç yıldır da siyaseti meşgul eden bu masa 14 Mayıs 2023 Pazar günü yapılması neredeyse kesinleşen Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilleri seçimlerine kadar da bu meşguliyeti devam ettireceğine kuşkumuz yok.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Zaten çok partili demokrasilerde bu tip ittifakların ve seçim yarışlarının olması kadar tabii bir şey yoktur...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Peki, neden üç yıl ve bir yıl gibi iki farklı süreyi ayrı ayrı zikrettim?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Üç yıl önce ne olmuştu?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bir yıl önce ne olmuştu?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Altılı Masa sadece bir yıl önce toplanmaya başladığına göre bir yuvarlak masa etrafında üç yıl evvel ne yaşanmıştı?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Öncelikle 3 yıl önce bugünler daha doğrusu 2020 yılının Ocak ayında şu an ki Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Joe Biden aşağıda ki video da izleyeceğiniz gibi Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı nasıl devireceğini anlatıyor.&nbsp;İzlemek isteyenler için videonun bağlantısını hemen aşağıda belirteyim.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">https://www.youtube.com/watch?v=ZhcOpjdPBDM</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Bu konuşma 2020 yılının Ocak ayında ve daha Trump’ın başkanlığı esnasında ve kendi adaylığı yeni kesinleştikten sonra New York Times’a yaptığı ziyarette söylediği sözlerdir Jeo Biden’ın...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Yani daha başkan değil ve seçim vaadlerinde bulunduğu bir esnada...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ne diyor Joe Biden?</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>“Türkiye’deki seçimlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı devirmek için muhalefeti desteklemeliyiz”</strong>&nbsp;diyor!</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Başka bir Devlet başkanı farklı bir ülkenin devlet başkanını neden devirmek ister?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Tabii ki farklı devlet başkanlarının da başka ülkeler için temennileri olması pek tabiidir.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ancak bir siyasetçi açık açık, başka bir ülkenin siyasetçisini hattı zatında devlet başkanını devirmekten ya da devirmek için muhalefeti nasıl destekleyebileceğini ifade etmekten imtina eder.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Çünkü bu iki sakınca teşkil eder ki bu hem kendisini hem de destek verdiği muhalefeti zor durumda bırakır.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bir süper güç olan Amerika Birleşik Devletleri’nin muhtemel başkanı farklı bir ülke olan Türkiye Cumhuriyeti’nde ki muhalefet partilerini CHP, İP, HDP ve diğer yüzde 1’lik bir kaç partiyi destekleyebileceklerini ifade etmeleri aslında tam bir skandaldır...</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Bu Türkiye’de ki muhalefetin bir süper güç olan ABD ile başkan düzeyinde işbirliğinde oldukları manasına gelir!</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bunun takdirini siz okuyanlarıma bırakmakla beraber en ufak bir dış para yardımının dahi vatana ihanet olduğu demokrasimizde başkan düzeyinde yardım almak ne ile değerlendirilebilir işte takdirinize bıraktığım bu!</span></p>

<p><span style="font-size:16px">İkinci sakınca ise farklı bir ülkenin iç işlerine müdahaledir bu.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Peki bu kadar riski nasıl alabiliyor hem Joe Biden hem de Türkiye’de ki muhalefet?</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bunun sebebi de çok açık.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Amerika Birleşik Devletleri, ilk defa Türkiye Cumhuriyeti’nde bir askeri darbe teşebbüsünden mağlubiyetle ayrılmıştı.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">1947 yılında dönemin Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı ve Türkiye’nin 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ile partilerinin genel sekreteri ve Moon Tarikatı Türkiye temsilcisi olan Kasım Gülek’in çaba ve gayretleri ile Amerika Birleşik Devletleri ile tüm askeri, siyasi, kültürel ve eğitim (Fullbrigh) antlaşmaları yapılmış ve çok partili sistemde NATO’ya resmi üyeliğe yine Türkiye 3. Cumhurbaşkanı olan Celal Bayar’ın onay ve desteği ile kabul edilmiştir.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Bu aslında Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecinde tartışılan ve Sivas Kongresinde red edilmiş, Amerikan Mandacılığının da tekrar fiili tatbiki idi!!!</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Artık Türkiye’de Gladio hâkim olacaktı ve istedikleri gibi iktidar değiştirip kendi uşaklarını başa getirebileceklerdi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Bu yılları müteakiben 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 ve 28 Şubat 1997’de Amerika’nın içerdeki işbirlikçileri tarafından dört defa neticelenmiş askeri darbe gerçekleştirilmiştir.</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bunların haricinde de ufak tefek teşebbüsler olsa da onlar darbe içinde darbe ya da saray içi darbesi şeklinde olmuştur.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Bahsi geçen dört darbe teşebbüsü ise hedefine ulaşmış ve mevcut seçimle işbaşında olan demokratik iktidarlar yıkılıp yerlerine Amerika Birleşik Devletlerine uşaklık edecek işbirlikçiler getirilmiştir.</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">ABD’nin tüm istediklerini selam çakarak yerlerine getirmişlerdir...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Yani aslında&nbsp;<strong>“Türkiye NATO’ya girmemiş, NATO Türkiye’ye girmiştir.”</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Türkiye’nin sadece askeriyesine değil siyasi, içtimai, kültürel ve eğitimine adeta bodoslama dalmış ve Türkiye’nin müstakil hareket etme kabiliyetlerini felce uğratmıştır...</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Savunma sanayine son vermiş ve bırakın uçak, tank helikopter vs. piyade tüfeği bile üretimine izin verilmemiştir...</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>1947 yılı ve müteakip yıllar artık Türkiye Cumhuriyeti Amerika Birleşik Devletleri’nin adeta 51. eyaleti olmuştur.</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong><u>15 Temmuz 2016’da ise ilk defa Amerika bir askeri darbeyi gerçekleştiremedi.</u></strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Üzerlerinde şerefli Türk Silahlı Kuvvetleri üniformaları bulunan ama özünde Amerikan işbirlikçisi FETÖ-GLADİO mensubu teröristlerin alçak darbe teşebbüsü büyük Türk milletinin basireti, feraseti ve yiğit direnişi ile lideri Recep Tayyip Erdoğan’ın önderliğinde püskürtülmüştü.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Şimdi bu kadar tarihi malumatın yazımızın başlığında ki&nbsp;<strong>“Veresiye veremem, ardın sıra gelemem”</strong>&nbsp;tekerlemesi ile ne alakası var dediğinizi duyar gibi oldum.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Biraz daha sabır.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Amerika ve NATO artık askeri darbeler neticesinde seçilmiş meşru iktidarlarımızı ya da Erdoğan’ı indiremeyeceğini anlayınca yeni ve daha evvel ülkemizde hiç tevessül etmediği bir metoda başvuracaktı.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">O da yukardaki satırlarda bahsettiğim dönemin Başkan adayı ve günümüzün&nbsp;<strong>ABD Başkanı olan Joe Biden’ın artık seçimlerde muhalefeti birleştirerek Sayın Erdoğan’ı indirmek yerlerine ise emir ve talimatlarından çıkmayacak bir iktidar ya da başkanı getirmeleri idi...</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ama mevcut Türk siyasi konjonktürü böyle bir başkan veya partiyi tek başına barındırmıyordu.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ak Parti ye en yakın parti CHP ve son genel seçimde Ak Partinin ancak ki yarısı kadar oy alabilmişti...</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Evet, Ak Parti yüzde 42.56, CHP ise yüzde 22.64 oy almıştı.</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Başkanlık seçiminde ise yine sayın Erdoğan en yakın rakibi olan Muharrem İnce’den 10 milyon daha fazla oy almıştı.</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Dolayısı ile tek başına bir siyasi parti ya da kişilik sayın Erdoğan’ı geçemezdi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">O zaman diğer muhalefet partileri ile beraber bir teşekküle gidilmeli idi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ne kadar muhalefet partisi varsa aynı masada toplanmalı ve ABD’nin kara gücüm dediği PKK ve 50 yıldır besleyip büyüttüğü FETÖ’de bu masaya destek vermeli idi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Gerçekten de Biden malum ziyarette çok açık biçimde Kürtler hususunda Erdoğan’a taviz vermeyeceğini söylüyordu.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Sizin de hemen anladığınız gibi&nbsp;<strong>Kürtlerden kastı bizim bin yıldır birlikte yaşadığımız Kürt vatandaşlarımız değildi.</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Joe Biden’ın bahsettiği resmen kara gücüm dediği PYD-PKK idi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Sakın PYD’nin PKK dan farklı bir örgüt olduğu saflığında bulunmasın kimse!</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ahırdaki eşek bile bilir ki iki örgütte KCK’ya bağlıdır ve lider olarak APO’yu tanır.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">PYD’nin yüzlerce belki binlerce silahlı terörist unsuru PKK’dan Suriye’nin kuzeyine geçmiştir, 2014 ve sonrasında…</span></p>

<p><span style="font-size:16px">PYD Suriye’deki PKK’dır...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Yani dönemin (2020 Ocak ayının) ABD başkan adayı Joe Biden kendisinin başkan olması halinde CHP- İP- ve diğer yavru partilere ilaveten PKK ve FETÖ’nün de gayri resmi de olsa bir araya gelmesi gerektiğini vadetmişti.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Gerçekten de öyle olmadı mı?</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">2020 Kasım ayında seçimleri kazanan Biden tüm gücünü adeta Türkiye Cumhuriyeti’nin aleyhine olacak şekilde kullanıyordu.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">24 Nisan sözde Ermeni soykırımını resmen tanıyor PYD- PKK’nın varlığına desteğe (Suriye diye ifade ediyor ama biliniyor ki ikisi de aynı şey) devam edeceğini ve muhalefet partilerinin ideolojik farklılıklarını bir kenara bırakarak siyasi yelpazenin en sağından en soluna, en İslam’cısından en liberal veya şovenistine kadar aynı masada bulunmalarını istiyordu.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Yoksa 10 yıldan fazla İstanbul Sözleşmesinin kalkması için bi taraflarını yırtan Saadet Partililerin yine İstanbul sözleşmesinin en ateşli savunucusu İP ve CHP ile bir arada olmasını ve bu sözleşmeye hiç itiraz etmeden masaya tıpış tıpış oturmasını ne ile izah edeceksiniz?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">İşte Temel amca ile Meral abla ve Bay Kemal’i bir araya getiren irade Joe Biden iradesidir.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Artık sadede gelebiliriz.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Yani veresiye tekerlemesini nereye oturtacağız?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Şimdi bu Altılı Masadaki aparatlar evet bir araya gelmiş gibi gözükmekte ama aralarında ki kavgayı masa altından birbirlerini nasıl tekmelediklerini de görüyorsunuz değil mi?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Masadan adeta kemik sesleri geliyor!</span></p>

<p><span style="font-size:16px">İyi Parti yetkilileri her gün CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun aday olamayacağını ve kazanacak bir şahsı Cumhurbaşkanı adayı göstermeleri gerektiğini söylüyor.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Herkes olur ama Kemal bey olamaz diyorlar…</span></p>

<p><span style="font-size:16px">İki büyük şehrin belediye başkanlarından birinin aday olabileceğini ama Kemal beyin zinhar olamayacağını mütemadiyen tekrar edip duruyorlar.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Kemal bey de bu iki şehrin belediye başkanlarının neden olamayacağını söyleyip duruyor.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bir türlü anlaşamıyorlar, her gün birbirlerini yiyorlar.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Yani masada olsalar da aslında yoklar...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Şimdi yazımızın başına dönelim...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Veresiye veremem... Yani bu partiler aslında yedi benzemez partidir ve bir araya gelemezler!</span></p>

<p><span style="font-size:16px">E ama geldiler işte. Sen de söylüyorsun aynı masadalar diyorsun...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ama aslında bir arada olmadıklarını da yazdım.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Velev ki bir araya gelsinler…</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ardın sıra gelemem!</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Yani bir araya gelseler de millet ardları sıra gelmez.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Kazanacak oy yüzdesini bu masanın çıkaracağı adaya vermez bu millet!</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“E ya verirse” dediğinizi duyar gibi oldum.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">İBB ve ABB yani İstanbul ve Ankara belediye başkanlıkları için oy vermediler mi?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Tamam ama Belediye hizmetleriyle Türkiye’yi yönetmek aynı şeyler olmadığını söylememe gerek yok.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Mahalli seçimlerde milletimiz bazen kulak çekmeyi seviyor diyelim.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Gerçi Kadirşinas milletimiz kimin kulağını çekti çok belli değil...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bir rivayete göre kendinin kulağını çekti!</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Neyse, belediye seçimleri, genel seçimlerden çok farklı.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ardı sıra gitmez dedik.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“Ya giderse” dedi bir ses...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Eyvallah!</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Diyelim ki gitti...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“Gelirsem de bulamam...”</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Evet, Altılı masaya bir anlık oy verdiğini ve adayını Cumhurbaşkanı seçtiğini düşünelim.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bu masa bir hükümet kabinesi ku-ra-maz!</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>HDP’siz yüzde 37’ler de hadi bol keseden verelim 40’lar da olan Altılı Masa, HDP nin desteğini alamadan 50+1 e ulaşamıyor.</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bunu sağır sultan dahi biliyor.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Yıllardır Bay Kemal başta olmak üzere tüm masa mensuplarının mütemadiyen HDP’ye ve Demirtaş’a güzelleme yapmalarının hatta&nbsp;<strong>HDP’yi bırakın PKK’yı bile doğru düzgün kınamadıklarını bilmiyor muyuz?</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">PKK ele başlarının Kandil’den bu Altılı Masaya destek verdiklerini görüp duymuyor muyuz?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Cumhur İttifakı’nın iktidarı sürerse PKK tamamen bitecek diye ağlamıyor mu bu terörist başları?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Niçin bu kadar şahsiyetlerinden ve siyasi ikballerinden taviz veriyorlar ve alenen vatanlarına ihanet ediyorlar bu masa mensupları?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">40 yıllık, 30 yıllık, 20 yıllık siyasetçiler PKK ile iş birliği yapıyor izlenimini neden veriyorlar hepimiz biliyoruz.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>HDP’nin %10 olan oyu için...</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Pekâlâ veresiye verdik (yani altılı masaya oy verdik)</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ardı sıra gittik (iktidara getirdik, başkanı onlardan seçtik)</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Gelirsem de bulamam (yani hükümeti de kurdular)</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Tamam da HDP bunlara oy verip hiçbir şey istemeyecekler mi?</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Yani HDP’ye yani PKK’ya iki üç tane bakanlık vermeden HDP bu desteği neden Altılı Masaya versin.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ya da PKK’ya yurt içi veya yurt dışındaki operasyonların durdurulmadan HDP neden Altılı Masanın adayına oy verecek?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Peki verdiler ve hükümeti kurdular.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">İçinde PKK’lıların bulunduğu bir hükümet ve dolayısı ile PKK’lı bir MGK nasıl olacak ve nasıl işleyecek?</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>İçinde PKK ve muhtemelen FETÖ’cülerin bulunduğu bir hükümetin bu devleti idare etmesine, 2232 yıllık Kara Kuvvetlerine sahip bir devlet ve millet izin verir mi zannediyoruz?</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">''Yani gelirsem de bulamam''</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ve tabii ki tekerlemenin sonu;</span></p>

<p><span style="font-size:16px">''Bulursam da alamam''</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Evet, diyelim ki kuruldu bu PKK’lı ve FETÖ’lü bir hükümet.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Tüm KHK’lılar yani FETÖ’cüler 252 şehit 2200 Gazi’nin üzerine bir bardak su içip dışarı çıkacaklar yetmedi bir de tekrar devletin içerisine girecekler öyle mi?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ve o hükümet işleyecek!</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Türkiye’yi, TSK’yı, MİT’i, Emniyeti yönetecek öyle mi?</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Akla ve mantığa aykırı bu duruma kimsenin “EVET” diyeceğini düşünmüyorum.</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Daha masada bir aday belirlemek için birbirlerini yiyenlerin ateş çemberi içerisindeki ülkemizi yönetebileceğini hiçbir aklı başında kişi mümkün göremez.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Sayın Cumhurbaşkanımızın 15 Temmuz 2016 gecesi söylediği gibi “Bu ülke ucuza satılacak çekilecek bir ülke değildir”</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ve yine&nbsp;<strong>bu ülke Washington’dan, Pensilvanya’dan, Londra’dan, Tel Aviv’den yönetilecek bir ülke de değildir.</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Evet, Altılı masanın seçimi kazanamayacağını ve sayın Erdoğan’ın en rahat kazanacağı seçimin 14 Mayıs’ta olacağına inanmakla birlikte; Velev ki seçimi altılı masanın kazandığını, hükümeti hiç kavga etmeden kurabildiğini(!), bu PKK’lı FETÖ’lü üyeleri olan ya da PKK veya FETÖ ye aleni destek veren bir hükümetin de tıkır tıkır işlediğini farz edelim.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bu hükümetin Büyük Türk Milletinin istiklal ve istikbaline ipotek koyacak icraatlarına ne kadim Türk Devleti ne de büyük Türk Milleti izin verir…</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bu top direkten döner arkadaşlar.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Tabii ki bu en olmaz ihtimal için söylediklerimiz.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">14 Mayıs’ta benim şahsen Şayın Erdoğan’ın en rahat seçim galibiyetini alarak 2028’e kadar büyük Türk Milletinden vekalet alacağına inancım tamdır...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Takdir tabii ki milletimizindir...</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 03 Apr 2023 16:47:32 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-cbf512ba8b900dab626b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çorumlu Mareşal Yedi Sekiz Hasan Paşa</title>
                <category>Bekir BAŞYURT</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/corumlu-maresal-yedi-sekiz-hasan-pasa-2374</link>
                <author>bekirbasyurt@hotmail.com (Bekir BAŞYURT)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/corumlu-maresal-yedi-sekiz-hasan-pasa-2374</guid>
                <description><![CDATA[Çorumlu Mareşal Yedi Sekiz Hasan Paşa]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:20px">Hasan Paşa, 1240 (1824) yılında Çorum’da doğar. Babası Mustafa Ağa, annesi de Kezban Hanımdır. II. Abdülhamid Han döneminin ünlü Beşiktaş karakol komutanıdır. Tarihe geçmesine neden olan hadise de sadece bir sopa ile ihtilali önlemesiydi. Eskiden ilginç bir yöntem vardı. Tahsil yapamamış ama kabiliyetli insanlar, çeşitli olaylarda kendilerini gösterince durumlarına uygun bir görevle taltif edilirlerdi. Osmanlı tarihinde bu şekilde iş başına gelmiş ve tahsilli meslektaşlarına hizmette fark atmış nice isimler vardır.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Bu yöntem “insan zayi etmemeye odaklanmış” medeniyetlerde başarıyla uygulanmış. Ama tahsilli meslektaşlarından ise hep kıskançlık görmüştür. Bunlardan biri, Jandarma neferliğinden paşalığa ve nihayet müşirliğe kadar yükselen Yedi Sekiz Hasan Paşa’dır. Çorumludur. Babasının yanında geçim derdinden tahsil görmemiş olduğundan imzasını Arapça yedi ve sekiz anlamına gelen \/\ şeklinde attığından adı “yedi sekiz”e çıkmıştı. Tahsili yoktur ama son derece dürüsttür. Dahası; altı okka yürek taşıyan bir babayiğittir.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">On altı yaşındayken babasıyla birlikte gittiği Hac dönüşünden kısa bir müddet sonra askere alınır. Kurası Jandarma eri olarak İstanbul’a çıkar. Sultan Abdülaziz Han kendisini çok sever. Kimsesi olmadığı için kendisine bir anne gibi şefkat gösterip kollayacak bir hanımla evlendirir. Bu hanım sarayda görevli Hazinedar Usta Hacı Hanım’dır. 55 yaşındadır. Hasan’ı uyuya kalsa, yaşlı hanımı onu bir çocuk gibi nazlayarak yatağına yatırırdı. Bu yaşlı kadından Şefika adında kızları olmuştu.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Ancak Çorumlu Mustafa oğlu Hasan’ı tarihe mal eden olaylar, onunla II. Abdülhamid Han arasında geçen tatlı çekişmeyle başlar. Geleceğin padişahı Şehzade Abdülhamid ki, kimse o günlerde onun padişah olacağını aklına bile getirmemektedir. Zira ikinci veliahttır. Genellikle Hacı Osman Bayırı’ndaki Kudrettepe Köşkü’nde oturmaktadır. Bir gün Balmumcu Çiftliğine at üzerinde giderken yolunun üzerine muhafız neferlerden biri çıkar;<br />
– Yassah hemşerim!..<br />
Veliaht Abdülhamid sert bir tavırla; “Tanımadın mı beni? Ben, ikinci veliahtım” diye çıkışınca, aldığı cevap ilginçtir;<br />
– Veliaht, meliaht dinlemem. Ben, padişahın adamıyım bir tek onu tanırım!..</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Sultan Abdülhamid tahta geçtiğinde,padişahına bu derece bağlı adamı unutmayarak aratıp buldurur. Önce subay sınıfına geçirir. Savaş alanlarındaki başarıları sebebiyle rütbesi artar. Kısa zamanda kendisini çok seven Abdülhamid Han, yaşlı bir kadınla yaşamasını uygun bulmaz; “Hasan, seni bir daha başgöz edeceğim. Hacı Hanım da böyle arzu” ediyor der. Ve onu İncirköylü Hasan Paşa’nın köşkündeki Kafkas Çerkezlerinden Gülnaz adında bir kızla evlendirir. Bu sırada 80 yaşında olan birinci eşi Hacı Hanım yeni evlilere aşırı sevgi bağlayıp, onlara anne gibi davranıyordu. Bu muhterem hatunla birlikte karşılıklı muhabbetle aynı çatı altında ömür sürerler.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Sonra bizzat padişahın isteği ile Ferik (korgeneral) rütbesiyle önemli bir mevki olan Beşiktaş Muhafızlığına getirilir. Beşiktaş, padişahın oturduğu Yıldız Sarayı ile Dolmabahçe, Çırağan ve Feriyye saraylarını da içine alan hareketli bir yerdi. Bu sebeple, Beşiktaş Zaptiye Karakolu Kumandanlığı öyle her babayiğidin harcı değildi. Bu görevi ifa edecek olanın her şeyden önce padişahına mideden değil yürekten bağlı olması gerekirdi. İşte Hasan Paşa da bağlılığı cesareti ve cüssesi ile bu makam için biçilmiş kaftandır.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Onun bu özelliklerinin yanı sıra akıllı bir kişi olduğunu da zaman gösterecektir. Mesela Çırağan baskınını tek başına müdahale ile önlemesi, Sultan V. Murad Han’ın cenazesi başındaki tavrı, onun cesaret kadar akıl sahibi biri olduğunu da göstermektedir.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Çırağan’da yaşananlar Hasan Paşa’yı Müşir (mareşal) payesine ulaştıracaktır. Ali Suavi, İngilizlerden aldığı destekle Rumeli muhacirlerini etrafında toplar. Bunlar, 93 harbinde yurtlarından olmuş, zor günler geçirmiş cahil insanlardır. Bir gün Çırağan Sarayı’nı basıp II. Abdülhamid Han’ı tahttan indirmek isterler. Yerine geçirecekleri ise V. Murad Han ‘dır. V. Murad’ın, kendi iktidarında Abdülaziz Han’ın şehit edilmesinde yaşanan olaylara yüreği dayanmadığı için psikolojisi bozulmuştur. Ali Suavi tarafından bir oldu bittiye getirilerek Çırağan’a denizden çıkarma yaparlar.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Hasan Paşa o sıralarda henüz Beşiktaş Muhafızı değildir. Bu görevden zaman zaman ayrılıp, savaşlara iştirak etmiş, sonuncusunda başından aldığı şarapnel yarasıyla İstanbul’a dönmüştür. Olay anında Beşiktaş muvakkithanesinin karşısındaki berberde tıraş olmaktadır. Çırağan’dan gelen silah seslerini duyunca tıraşını yarıda bırakarak saray girişine koşar. Ne yapacağını şaşırmış halde kapıyı tutan görevli Zeybek Mehmed’e neler oluyor diye sorduğunda şu cevabı alır; “İçeri gir de neler olduğunu görürsün.” Üzerinde silahı olmadığından, az ilerde gözüne ilişen zaptiye erine peşinden gelmesini söyleyerek, ani bir kararla kapıcının elindeki sopayı kapmasıyla içeri dalması bir olur. Bu arada karakola haber verilmesini tembihler. İçeri girdiğinde Çırağan Sarayı’nın harem kısmından gelen kadın çığlıkları, “Sultan Murad çok yaşa” naralarına karışıyordu. Giriştikleri tehlikenin sonucunu düşünmeyen zavallı kalabalık Murad Han’ı ortalarına almış bağrışıyorlardı.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Beraberindeki zaptiye neferi ile bir köşeye sinip beklemekte olan Hasan Paşa içlerinde Sultan Murad’ın bulunduğu grubu bir an gözler. Sultan’ın bakışları, oraya zorla getirilmişçesine isteksiz ve ürkektir. Grup tam önlerinden geçerken birdenbire doğrulur ve elindeki sopayı kaldırarak Murad Han’ı kolundan çekiştiren ve en çok bağıran seyrek sakallı adamın kafasına indirir. Öylesine vurmuştur ki zavallı gık diyemeden yüzüstü yıkılır. Bu şahıs baskın işini tertipleyen meşhur Ali Suavi‘dir. Oraya zorla getirilen Murad Han sırtını bir duvara dayayıp, sinirlerini iyice bozacak olan çatışmayı ürkek bakışlarla seyreder.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Mangal yürekli Hasan Paşa iri cüssesiyle ve &nbsp;-lütfen dikkat buyurun- elinde sopa ile kalabalığa dalar. Kalabalık pat diye karşılarına çıkan bu eli sopalı karşısında önce şaşırırlar. Ancak bir baterist gibi hareket eden Hasan Paşa’nın bileği bir kaç kafayı daha kırınca akılları başlarına gelerek hep birlikte Paşa’nın üzerine yürürler. Vaziyet iyice karışınca yanındaki zaptiye neferine ateş etmesi için emir verdiyse de zavallı afallamıştır. O zaman işin başa düştüğünü anlar askerin elindeki 16 mermi atan çok atışlı Vinçester tüfeğini kaptığı gibi ard arda saldırganların üzerine yaylım ateşine başlar. Böylece kalabalığın ilerlemesini durdurur. Tam bu sırada yetişen askerler duruma el koyar. Başarısız olduklarını anlayan baskıncılardan biri aradan sıyrılıp Sultan Murad’ın üzerine tüfeğini doğrulttuğu sırada; Ruşen adında fedakar bir kalfa ileri atlayarak büyük bir cesaretle adamın elinden tüfeği alır ve muhtemel bir faciayı önler.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Gerçekleşseydi Türkiye’yi batağa sokacak olan bu olay hakkında Hasan Paşa’dan bilgi alan Sultan Abdülhamid Han, bu önemli hizmetini gayet basit bir işmiş gibi anlatmasından çok hoşlanır. Hasan Paşa artık müşir rütbesi ile Beşiktaş karakol komutanı olmuştur. Hasan Paşa, Ali Suavi’yi kendine getiren sopasına Mehdi adını verip Beşiktaş karakolunun duvarına asar. Karşısına getirilen bir suçluyu konuşturmak için sopanın kabiliyetlerini anlatırdı. Bölgesinde sağladığı asayişten gayet emindi. Bu sebeple herhangi bir olayda etraftan en küçük yardıma bile tenezzül etmediği gibi, aranmakta olan suçlunun peşine düşen başka memura dahi tahammül edemez, bu defa onu yakalatırdı.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">“Be adam, aradığın Beşiktaş’ta ise bana haber vermek yok mu? Yıkın keratayı falakaya” diye cezalandırırdı. Onun bu tavrı, makamını hazımsızlıktan değildi. O dönemde saray civarında II. Abdülhamid Han’a karşı içeriden oluşacak sinsi bir hareketten korumak içindi.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Korktuğunda da haklı çıktı. Sultanın etrafındaki imha çemberini gittikçe daraltmak isteyenler, bu samimi vatanseverin önlerindeki en büyük tehlike olduğunu biliyorlardı. Hasan Paşa bir gün görev başındayken hastalanır. Gelen doktor lavman yapılmasında ısrar eder. Hasan Paşa neden rahatsızlandığını çok iyi bildiğinden ayak diretirse de zorla yapılır. Hemen sonra fenalaşarak, baş ucunda bekleyen eşine “Gülnaz, beni zehirlediler. Hasan’ın gidiyor artık” dedikten on beş dakika sonra hayata gözlerini yumduğunda 80 yaşındadır.(1905)<br />
Çok sevdiği ve güvendiği bir insanın ölüm sebebini kimse anlayamaz. Ancak Sultan Abdülhamid Han anlamıştır. Hasan Paşa muhteşem bir cenaze töreniyle Beşiktaş’taki karakolun yanında, Barbaros türbesinin cadde tarafının önüne defnedilir. Kabrin üzerine etrafı açık bir kubbe yapılır.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Yıllar sonra Barbaros türbesinin etrafı açıldığı zaman kabri Yahya Efendi mezarlığına nakledilir.Eşi Hatice Gülnaz Hanım da 13 Ağustos 1938 tarihinde Yeşilköy’de Kalitarya(Şenlikbağları) daki köşkte vefat eder.Hasan Paşa’nın kendine has uygulamaları vardı. Bilhassa sarhoş olup naralananlara hiç göz yummaz, yatırıp bizzat döverdi. Sonra ayağa kaldırıp; “Haydi Allah ıslah etsin” deyip karakoldan kovardı. Paşabahçe deposuna gaz bidonu götürmekte olan bir taka, lodos sebebiyle Çırağan Sarayı önünde batar. Güçlükle ölümden kurtulup sahile çıkan gemiciler, sevkedildikleri Beşiktaş karakolunda bu defa da Hasan Paşa’nın falaka tehditiyle karşılaştılar. Sebebi de, verdikleri ifadede yüklerinin “bomba” olduğunu beyan etmeleriydi. Halbuki o zamanlar bidonlara argoda bomba deniliyordu. Zapta aynen böyle geçtiği için Paşa falakaya hazırlanırken durum anlaşılır. Hasan Paşa her zamanki fırçalı duasını yapar; “Bunu daha önce neden söylemediniz? Ne diyeyim, Allah topunuzu ıslah etsin!..”</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Hasan Paşa’nın ne kadar mert bir insan olduğunu eski padişah V. Murad Han‘ın naaşı tabuta konulurken yaşanan bir olay göstermektedir. Padişahın da bulunduğu cenaze yıkama sırasında yaverlerden biri yeni padişaha yaranmak gayesiyle, Sultan Murad’ın gerçekten öldüğünü anlamak üzere saçlarını parmaklarına dolayarak, şiddetle çektiğini gören Hasan Paşa gürler; “Çek elini utanmaz!.. Allah’tan kork, şu ölüden ibret al… Yarın sen de bu tahtanın üzerine yatacaksın.” Bu yersiz davranış yetmiyormuş gibi, Hidayet Camii’nin musalla taşına konulan tabutu, yine paşalardan birinin açtırıp ölü halinin bir zabıtla tespitini teklif etmesi üzerine aynı hiddetle; “Bu padişah cenazesi, çocuk oyuncağı değil!.. Tabutu açmaya cesaret edenin kafasını kırarım!..” diye çıkışır. Hiç kimse bir ikinci Ali Suavi olarak tarihe geçmek istemediğinden üstelemez. Böylece Abdülhamid Han’a gösterilecek riyakarlığı önlemiş olur. Onun bu tutumunu Abdülhamid Han ödüllendirecektir. Dikkat buyurun cenaze, istemeyerek de olsa Abdülhamid Han’a karşı yapılan baskında bulunan birisine aitti.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Katıldığı savaşlardan birinde başından aldığı yaranın tesiriyle ara sıra müthiş ağrılar çekmektedir. Bunun üzerine Sultan Abdülhamid’in emriyle yapılan başarılı ameliyatta açılan kafatasının içinden fesine ait püskül parçalarının çıktığı görüldü.Çorum’dan aldırdığı kardeşi Ömer’i okutarak paşa olmasını sağlayan Hasan Paşa’nın Hatice Gülnaz Hanımdan Emin, Said ve Refik adlarında üç çocuğu dünyaya gelir. Oğullarının ikisi de Sultan Abdülhamid’e padişahlığının sonlarında yaverlik etmişlerdir. Tek gayesi sultanına bağlılık ve hizmetten ibaret olan bu zatın okur yazar olmaması, kendisini kıskanan okumuşların kıskanmalarına sebep olmuştur. Yaşadığı bazı olayları hoş olmayan alaycı bir üslupla naklederek güya Abdülhamid Han dönemi yerilmektedir. Oysa tenkit diye anlattıkları şu olay da bile Hasan Paşa’nın şahane karakterini görebiliyoruz. O da bilime ve ilim sahiplerine olan saygısıdır.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Bir gün, karakolda bulunduğu sırada, levazım memuru içeri girer. Kışlık odunların getirildiğini haber verecektir. Fakat odun kelimesini komutanına karşı söylemekten haya eder ve “Paşam hatab geldi” der. Hasan Paşa da odun anlamına gelen bu Arapça kelimeyi, Hattat Efendi’nin geldiğini sanarak derhal toparlanıp hürmetkar bir tavır alır; “Söyle içeri buyursun!..” cevabını verir.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Çorum’daki büyük saat kulesi, “Hemşehrilerim vakitlerini öğrensinler” diye, Hasan Paşa tarafından yaptırılmıştır. Aynı yerde bir de, gençler okusun diye, bir &nbsp;kütüphane kurmuştur.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Bu, vatansever, millet evladına… ALLAH (c.c.) rahmeti ile muamele edip, makamını ali eylesin!</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 14 Feb 2023 15:06:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/2023/02/bekir-basyurt-1676280356.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İnsan Aczini Bilse</title>
                <category>Elif E Bayraktar</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/insan-aczini-bilse-2373</link>
                <author>elif.alaca@hotmail.com (Elif E Bayraktar)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/insan-aczini-bilse-2373</guid>
                <description><![CDATA[İnsan Aczini Bilse]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:20px">Rabbimiz eşsiz yaratma sanatını tüm kâinatta kusursuzca sergiliyor. Var olan her güzellik, hayranlık uyandıran her detay, Allah’ın üstün kudretinin bir tecellisi.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Allah her şeyi oldukça detaylı yaratıyor. Yakından baktığımız bir çiçekte, bir kelebeğin kanadında hatta minik bir böcekte O’nun yaratmasındaki inceliği görebiliriz. O halde, O’nun gücünü, sanatını gereğince takdir edebilmek için mükemmel detaylar ve incelikler yaratan Rabbimize karşı daha bizim de daha ince düşünmemiz gerekmiyor mu?</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Her güzellikte Sâni olan Allah’ın ilmini ve sanatını görmeli, tüm bunların bir sebeple yaratıldığının bilincinde, Allah’ı yücelterek O’na yakınlaşmaya yol aramalı. O’nun rızasının en çoğunu en ufak detayda dahi gözetmeli. İman delillerini görebilen, yaratılmış her şeyi Rabbine yönelmek için bir yol sayan insanın, Kur’an’ın da tarif ettiği gibi önemli özellikleri olmalı. Düşünmeli, tefekkür etmeli, sevgisini ve korkusunu artırmalı…</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah’ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) “Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru.”(Al-i İmran Suresi, 191)</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Dünya hayatında sahip olmak için çaba gösterdiğimiz ve zamanla eskimeyen, bozulmayan ya da çürümeyen hiçbir şey yok. Bu ‘şeyler’e ömrümüz boyunca bakım yaptığımız, görünümüyle övündüğümüz, herhangi bir özelliği nedeniyle gurur duyduğumuz kendi bedenimiz de dâhil.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Birçok insan sunulan güzelliklerin gerçekte Allah’a ait ve O’nun tecellileri olduğunun şuurunda değil. Kim kendi çabasıyla güzel saçlara, güzel bir buruna, güzel gözlere sahip olabilir ki? Güzellikleri Allah yaratıyor ve dilediği kuluna dilediği kadar bahşediyor.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Bu gerçeğin bilincinde olmayınca insan, nefsanî tutkuları yüzünden her güzelliğe kendisi sahip olmak istiyor. Bir başkasındaki daha güzel şey sıkıntı oluyor, onu strese sokuyor, kıskançlık ve haset duygularını körüklüyor.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Güzellikleri gereği gibi takdir edemiyor, sahip oldukları için şükretmiyor, hep daha iyisini daha güzelini istiyor. İmtihanın sırrını bilmediğinden azap içinde yaşıyor. Ne kadar nimet içinde ve nerede yaşarsa yaşasın mutlu olamıyor. Haz alamamak bir yana, her güzellik ruhunu yakıp kavuruyor, işkence oluyor.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Dünya mükemmel yaratılmış bir imtihan mekânı ve dünya hayatında her insan farklı şekillerde sınanıyor. Kimi varlıkla, kimi yoklukla imtihan oluyor. Yaratılmış her şey gibi, güzelliklerin de gerçek sahibi olan Allah’tan kendilerine güzellik geçmiş kullar ise verilenlere şükredici oluyor.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Dünya üzerinde zamanın yıpratıcı özelliği ile yok olmayacak tek bir güzellik yok. İnsan yaşlanıyor, çiçek soluyor, en güzel ev zamanla yıpranıyor. Bu, Allah’ın hikmetli yaratması.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Allah dileseydi sonsuza kadar bozulmayacak güzelliklerle dünyayı doldurabilirdi. Ancak eksiklik ve acizlikleri yaratıyor ki insanlar O’nu tanısınlar, gücünü anlasınlar, kusursuz güzellik ve nimetlerin yurdu olan cennete özlem duysunlar. İnsandaki güzelliği arzu etme duygusu da zaten bir ‘kusursuzluk’ arayışı değil mi?</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Bunca aczine rağmen insanın dünyaya bu kadar bağlanması çok hayret verici. Bu büyüklük hissi, bu enaniyet, büyük mucize gerçekten. Her gün defalarca aczini ve zavallılığını gören insanın bunu yapamaması gerekir. Nefsi bu denli azgın olan insanı Allah, “İnsan çok zalim, çok cahil” ifadesiyle tarif ediyor.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Âcizlikler insanı Allah’tan uzaklaştırmak değil, Allah’a yaklaştırmak için var; insanı en kısa yoldan Rabbine bağlar. Said Nursî’nin ifadeleriyle insan, sınırsız fakirliğiyle Allah’ın rahmetini ve rahmetinin derecelerini idrak eder ve zaafıyla O’nun kuvvetini anlar. Kendi noksan sıfatlarıyla Hâlık’ının mükemmel sıfatlarına ayna olur. Gece karanlığının elektrik lâmbalarını göstermeye mükemmel bir âyine olduğu gibi, insan da böyle noksan sıfatlarıyla Allah’a ait mükemmelliklere ayna tutar. İnsan sınırsız acziyle, Rabbinin sınırsız gücünü kavrar.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">İnsanın görevi aczinin kanatlarıyla Allah’a kulluğun yüce makamlarına uçmak iken, hırsla dünyevî güzelliklerin ardında koşuyor, boşa bir çaba harcıyor. Bilinçsizce, seraba ulaşmak için uğraşıyor, yoruluyor. Geçici güzellikler için bu kadar çaba içinde olmanın bir anlamı var mı?</span></p>

<p><span style="font-size:20px">İnsanın kendini müstağni görmesi büyük tehlike. Aczinin bilincinde kendinde bağımsız güç görmeyip, her ‘şey’i Allah’a bağladığı sürece o tehlikeden uzaklaşır insan. Şeytanî tutkulara sahip olan nefsinin kölesi olamaz. Zor görünür nefsi ezmek ama insan için nimettir, rahatlıktır. İnsanı belâdan, sıkıntıdan, rahatsızlıktan ve hasedin azabından kurtarır…</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Ey Rabbim! Aczimin bilincinde bile değilken, Barî isminle beni hiçten yarattın. Muhyî isminle can bağışladın, rûhunla dirilttin. &nbsp;Rezzak isminle rızık verdin, nimetler bahşettin. Samed isminle ızdıraplarımı giderdin. Kirlendikçe, Müzekkî isminle temizledin. Müyessir isminle gücümün üstünde güç yüklemedin. Mucib’sin; her istediğimi verdin. Müheymin’sin; gözettin korudun. Kâfi’sin Sen; varlığı mevcûdatın bütün ihtiyaçlarına yetensin. Sensin Ganiy Rabbim; “Sen aczini bil!” dedin!</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 14 Feb 2023 15:04:56 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/2022/11/elif-e-bayraktar-1668007137.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Demokrasi Risalesi</title>
                <category>Reha Mirsad KARTAL</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/demokrasi-risalesi-2372</link>
                <author>yazarlar34@teknikelektrik.com (Reha Mirsad KARTAL)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/demokrasi-risalesi-2372</guid>
                <description><![CDATA[Demokrasi Risalesi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:20px">Almanya’da gurbette vefat eden İslami tefekkür, edebiyat ve siyaset kalemlerinden merhum Yaşar Kaplan “Demokrasi Risalesi” isimli kitabını yazıp yayınladığı için eski Türkiye yönetimlerince 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarpıtılıp yıllarca hapis yatmıştı.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Allah rahmet eylesin. Eski Türkiye’de rejim eleştirileri çok ağır cezalara çarptırılırdı.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Öncelikle 1980 askeri cuntasının vesayetinde olan yargımız, Türk Ceza Kanunu’nun da ki 141-142 ve 163. Maddelerini, acımadan işletir fikir ve kanaat sahiplerini kodese kolayca tıkarlardı.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">1991 yılında bu maddeler 8. Cumhurbaşkanımız Turgut Özal’ın bastırması ile kaldırılmış ve bir nebze özgürlük sağlanmıştır. Yani Türkiye Komünizm, Sosyalizm veya Şeri hükümlerle yönetilsin demek ağır suçtu ve bunu söyleyeni yıllarca hapis yatırmaya yeterli idi.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Dünya görüşlerini, sadece fikir olarak belirtmeleri dahi kelepçelenip hapse atılmaları için kâfi idi...</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Hapishaneler yüzlerce sanatçı, fikir ve siyaset adamı, yazar, şair edebiyat ve romancı ile dolu idi. İşte merhum Yaşar Kaplan’da bunlardan biri idi.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Sadece 12 Eylül askeri yönetimi ve onun gölgesindeki demokrasi oyununu ifşa edip eleştirdiği için 6 yıl 3 ay hapis cezası yemişti. Onun gibi onlarca İslami kesim mensupları da sadece yazıp çizip veya konuştukları için 163. maddenin hışmına uğramış ve hapislerde çile doldurmuştu.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Sorgu sual ve işkenceleri ise hiç söylemeyelim…</span></p>

<p><span style="font-size:20px">1980’li, 1990’lı yıllarda bırakın FETÖ veya PKK gibi devlete silah çekmiş örgütlere methiyeler düzmeyi, en basit en temel insan haklarını savunmak bile suç idi.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Oysa silahı, cebir veya şiddeti özendirmeyen, desteklemeyen sadece devlete ideoloji teklif edip siyasi çözüm isteyen yani sadece fikir beyan ettikleri için ceza alıyorlardı bu insanlar!</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Öyle halkı sokağa döküp camı çerçeveyi kırıp, ambulansları yakıp polislere taş veya molotof kokteyli atmaktan bahsetmiyorum. Sadece Türkiye sosyalizm, komünizm veya İslami esaslarla yönetilsin dedikleri için hapislerde çürüyordu insanlar.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Oysa Türkiye Cumhuriyeti’nde cebir veya şiddet dayatmadan herkes fikir beyan edebilir alternatif sistemler önerebilir.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Hakaret etmeden, iftira atmadan, yakmadan yıkmadan, zor kullanmadan ifade edilen tüm fikirler muhteremdir.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Fikirlerini ifade edenleri ceza hapis ve işkence ile korkutmak yerine bu fikirlerden istifade edilebilir mi diye bunlar düşünülmelidir.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Bu insanların ellerinde kalemden başka bir güç yoktu. Fikir işçilerinin cezalandırılması, sadece o insanların hürriyetini kısıtlar fikirlerini asla yok edemez.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Ama tekrar edelim ki; asla şiddeti veya cebri özendirmeden, tavsiye etmeden ve bunlarla aralarına mesafe koymak hatta yetmez kınamak kaydı ile her türlü fikrin ifade edilmesi pek tabiidir.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">İnsan hakları da demokrasi de tüm insani düzenlerde bunu normal karşılar.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Bu vesile ile sadece fikir ve eserleri sebebi ile yıllarca hapis yatmış, çile çekmiş olan Yaşar Kaplan’ı rahmet ve hürmet ile anıyorum... Allah mekanını cennet etsin.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Yeni nesil bilemeyebilir, lakin İslami siyasi mücadele bugünlere nice zorluklarla ve dava insanlarının çileleri ile gelmiştir.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Birçok isim şu an medyada görünmedikleri için gençlerimizce tanınmıyor bilenlerce de unutuluyor. Oysa onların emek ve mücadeleleri hatırlanmalıdır.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 14 Feb 2023 15:03:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-29c5534a2675b2002775.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uğruna 24 Sene Savaştığımız Girit Adası</title>
                <category>Mustafa ALBAYRAK</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/ugruna-24-sene-savastigimiz-girit-adasi-2371</link>
                <author>mustafa@teknikelektrik.com (Mustafa ALBAYRAK)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/ugruna-24-sene-savastigimiz-girit-adasi-2371</guid>
                <description><![CDATA[Uğruna 24 Sene Savaştığımız Girit Adası]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:20px">Evet, yanlış duymadınız Girit Adası için tam 24 sene savaştık... (1645-1669) 60 bin civarında şehit verdik. Kale ele geçirilemediği için Köprülü Fazıl Ahmet Paşa iki sene hiç çıkmadan Girit’in Kandiye Kalesi önünde askerlerimizin açtığı hendeklerde yattı kalktı…</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Sonunda 1669’da çok ağır kan dökerek fethedildi!</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Girit’i fetheden Köprülü Fazıl Ahmet Paşa çok mühim ve muvaffak bir sadrazam idi. Türk Devlet tarihinin en genç Sadrazamı olarak 26 yaşında Sadarete (Başbakanlığa) getirilmiş bir yetenekte devlet adamı idi.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Köprülü Fazıl Ahmet Paşa, 24 yaşındayken 1658’de Erzurum valisi, 1659 yılında da Şam’a vali tayin edilmiştir.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Şam’da vali iken Dürziler ‘in isyanlarından dolayı, ordusuyla bir takım seferler düzenlemiştir.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Sayda, Beyrut, Safed bölgesindeki eşkıyaları temizleyerek bölgeyi bir beylerbeyliği statüsüne getirip merkeze bağlayan Fazıl Paşa, kazandığı başarılarla Padişah IV. Mehmet ve Sadrazam Köprülü Mehmet Paşa’nın takdirlerini kazanmıştır.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">1660 yılında babası Sadrazam Köprülü Mehmet Paşa’nın ağır hastalanması üzerine padişah IV. Mehmet tarafından Edirne’ye çağırılarak Sadaret görevine 26 yaşında iken getirildi.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Köprülü Fazıl Ahmet Paşa, sadarete getirildiğinde 1645 yılından beri yaklaşık 15-16 senedir Girit kuşatmamız sürüyordu. Onun sadaretinde (Başbakanlığında) halen fethedilmemişti.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">1666 yılı yani sadarette ki beşinci yılında Edirne’de padişah’a bir söz verdi.<br />
Girit’i ordunun başına bizzat geçerek fethedeceğine ve bunu başarmadan sadarete dönmeyeceğine, fetih müjdesini kendisine ileten mektubu yazmadan ise hiç mektup yollamayacağına dair Padişah 4.Mehmed’e yemin vermiştir.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Köprülü Fazıl Ahmet Paşa 3 yıl sadaretten ayrı Girit’te bulunmuş, makam ve mansıp düşkünü olmadığını göstermiştir.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Sadaretten ayrı bu 3 yıl Osmanlı tarihinde bir sadrazamın aralıksız en uzun süre seferde geçirdiği zamandır.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Adalardan ve Yunanistan kıyılarından toplanan birliklerle ve Mısır’daki Osmanlı donanmasıyla desteklenen kuşatma 25 Mayıs 1666’da Köprülü Fazıl Ahmet Paşa komutasında tekrar başlar.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Girit’teki 70 bin kişilik Osmanlı kuşatmasına karşılık adadaki Venediklilere Papalık, Floransa ve Malta’dan destek gelir. Kale komutanlığını Venedik başkomutanı Morosoni üstlenir.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Yapılan görüşmelerde Kandiye kalesinin Osmanlıya teslimi gerçekleşmedikçe barış yapmayacağını bildiren Köprülü Fazıl Ahmet Paşa, lağım ve tünel faaliyetlerine ağırlık verdi.<br />
Lağım savaşları şehrin iki katı büyüklüğünde yer altında sayısız tünelde cereyan etmiş, Köprülü Fazıl Ahmet Paşa da gazilerine destek vermek için yer altında açtırdığı iki küçük hücrede aylarca kalmıştır.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">1668’de zor duruma düşen kale komutanı Morosini Venedik’e haber vermeden Paşa’ya barış teklifinde bulunmuş, paşa da bu görüşme talebini “Kendisi gibi kale alıp vermeye yetkili biri tarafından görüşebileceğini” bildirerek ret etmiştir.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Kandiye önlerinde yeni toplar döktürerek kuşatmaya devam eden Köprülü Fazıl Ahmet Paşa’ya, Venedik’ten yılda 20 bin altın vergi verme şartıyla kuşatmayı kaldırması teklif edilmiş ama Köprülü Fazıl Ahmet Paşa sadece Kandiye’nin teslimi şartıyla barış yapacaklarını yenilemiştir.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Kuşatmanın uzaması üzerine Padişah IV. Mehmet, sadrazamına bir mektup göndererek “Kuşatmanın uzaması halinde gelecek seneye kendilerini askeri ve ekonomik olarak desteklemek de zorlanacağını” bildirmiş bu mektup üzerine Köprülü Fazıl Ahmet Paşa çok büyük bir üzüntü yaşamış olsa da padişaha “Fetih gerçekleşmeden kendisinin Girit’ten geri dönmeyeceğini” bildirmiştir.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Köprülü Fazıl Ahmet Paşa ayrıca İstanbul’dan kendisine destek vermek için gelen annesi Ayşe Hanım’dan mektuplar göndererek İstanbul’daki Şeyhülislam Yahya Efendi ve Vani Mehmet Efendi’den başarısı için dua istemiştir.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">1668 yılında padişahla görüşen Venedik elçileri yıllık 24 bin altın vergi ve Adriyatik kıyılarındaki bazı kaleleri vermeyi vaat etmiş isteği sadrazamına ileten Padişah’a Köprülü Fazıl Ahmet Paşa’dan yine ret cevabı gelmiştir.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Kışı siperlerde geçirerek kararlılığını gösteren Köprülü Fazıl Ahmet Paşa, 5 Eylül 1669’da Kandiye başta olmak üzere Girit’i tamamen teslim almayı başarmıştır.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">İmzalanan 18 maddelik anlaşmaya göre; Venediklilere haraç ödeme şartı getirilmiş, kale içerisindeki gayrimüslimlere adayı mallarıyla birlikte terk etme ve yaşama hakkı verilmiştir. Bu fetihle birlikte “Girit Fatihi” unvanını alan Köprülü Fazıl Ahmet Paşa, Türk tarihinin Akdeniz’deki en büyük fetihlerinden birini gerçekleştirerek İstanbul’a dönmüştür.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">İşte, 1645 yılında başlayan Girit adasının fetih teşebbüsü tam 24 yıl sonra büyük devlet adamı, Türk tarihinin en muvaffak sadrazamlarından Köprülü Fazıl Ahmet Paşa’nın dirayeti ve 60 bin askerimizin şehadeti ile neticelenmiştir…</span></p>

<p><span style="font-size:20px">***</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Şimdi gelelim Girit fethini neden bu kadar detaylı anlattığıma…</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Çünkü on binlerce şehit vererek büyük fedakarlıklarla fethedilen Girit adamızı nasıl kaybettik biliyor musunuz?</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Tıpkı Balkan Savaşında rezil bir askeri yönetim çıkarıp koca Balkanları (ki buna Selanik’de dahil) kaybettiğimiz gibi…</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Balkan Savaşı’nda Osmanlı Devleti yenik düşünce Girit Adası, 30 Mayıs 1913’teki Londra ve 10 Ağustos 1913’teki Bükreş Antlaşmalarıyla kesin olarak Osmanlı Devleti’nden ayrılıp Yunanistan’a bağlanmıştı.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">İşin enteresan yanı savaşı biz yukarda Balkanlarda yapmıştık… Yani, Girit te bir savaş olmamıştı!</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Ama nedense masada Girit Adasını’ da vermiştik.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Tıpkı Selanik şehrimizi tek kurşun atmadan olduğu gibi…&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Şimdi, Yunanistan bu Girit adasını Türkiye’ye karşı adeta bir cephanelik üssü haline getirmiş ve ABD’ye ayrıca yeni üsler vererek silahların namlularını Türkiye’ye doğrultmuştur.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Şunu belirtmekte fayda var.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Biz tıpkı diğer 12 Adaları hatta Kıbrıs’ı olduğu gibi, Girit’i de Venedikliler ve Şövalyelerden savaşarak almıştık.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Yunanlılardan değil. Zaten adalar ve Kıbrıs hiçbir zaman Yunanlıların olmamıştır.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">2.Dünya savaşından sonra buralara Rum göçleri başlamış ve adalar Rumlaştırılmaya başlanmıştır.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 14 Feb 2023 15:01:04 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-cbf512ba8b900dab626b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İstanbul’un En Büyük Mezarlığı Taksim</title>
                <category>Bekir BAŞYURT</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/istanbulun-en-buyuk-mezarligi-taksim-2370</link>
                <author>bekirbasyurt@hotmail.com (Bekir BAŞYURT)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/istanbulun-en-buyuk-mezarligi-taksim-2370</guid>
                <description><![CDATA[İstanbul’un En Büyük Mezarlığı Taksim]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:20px">Şehrin en büyük mezarlığından. Ülkenin en önemli merkezine; Taksim’in tarihsel hikayesi..</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Yüzyıllarca İstanbul’un en önemli mezarlığı olan, 20. yüzyılın ortasında ise Türkiye’nin en önemli meydanına dönüşen Taksim’in ve İstanbul’un küçük bir hikayesini anlatalım..</span></p>

<p><span style="font-size:20px">İlk çağın sonlarından itibaren bir yerleşim merkezi olarak varlığını sürdüren ‘Galata’ semti o devirde ‘Sykai’, yani İncirlik adı ile anılan bir bölgeydi. 325 yılında İmparator Konstantin, Konstantinapolis’i inşa ettirirken bu bölge de surlarla çevrilerek tahkim edildi.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Kiliseleri, formu, hamamları, tiyatrosu ve limanı olan semtte bu tarihlerde 431 adet büyük ikametgah bulunuyordu. Bölge İmparator Theodosius (408-450) tarafından şehrin on üçüncü bölgesi olarak kabul edilerek teşkilatlandırıldı.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Konstantinapolis surları içerisinde yaşayan halk buradan bahsederken ‘Karşıdaki İncirlik’ anlamında “Peran en Sykais’ deyimini kullanırlardı ki kısaca ‘Pera’ olarak telaffuz edilen bu isim günümüze değin ulaşabilmiştir.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">528 yılında, İmparator Jüstinyen başkentin birçok bölgesi gibi bu semti de yeniden imar ettirerek teşkilatlandırdı. Bu nedenle semt ‘Iustinianai’ veya ‘Justinianopolis’ isimleriyle anılmaya başlandı. Fakat önemli limanı ile büyük bir ticaret merkezi olan semtin halk arasındaki en yaygın ismi İtalyanca’da liman yakınındaki inişli-çıkışlı arazilere verilen ‘Calata’ kelimesinin telaffuzu olan ‘Galata’ adıydı.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Bugün İstanbul’un, hatta Türkiye’nin en önemli merkezi olan İstiklal Caddesi ve Taksim’de ise.. 17. yüzyıla değin, birkaç bağ evinin dışında pek bir şey yoktu.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Bu alan Galata surlarının dışında olduğu için Galata içerisinde yaşayan halklar bugünkü Tepebaşı, İstiklal Caddesi ve Taksim bölgesini mezarlıklar olarak kullanmaya başladılar. Fakat bölgenin şehrin en büyük mezarlığı haline dönüşmesi Osmanlıların saltanat yıllarında gerçekleşti.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Kanuni Sultan Süleyman’ın saltanat yıllarına denk gelen 1560 yılında, İstanbul’da büyük kolera salgını başlayınca padişah, ‘sur içi’ İstanbul’una ve yine sur içindeki Galata’ya defin yapılmasını yasakladı. O tarihten sonra şehirde ölenlerin naaşları, hastalığın yayılmasının önlenmesi için Galata sur dışına çıkarılarak Taksim ve civarına defnedildi.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Böylece, bugünkü Gezi Parkı’nı da içine alan Sıraselviler’den bir koldan Harbiye’ye ve Kasımpaşa’ya, diğer koldan Dolmabahçe’ye kadar uzanan büyük bir alan her milletin ayrı bölümlerinin olduğu büyük bir mezarlık haline getirildi.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Kolera nedeniyle büyük bir mezarlığa dönüştürülen alanın, Galata ve Tepebaşı civarındaki mezarlıklarla da bağlantısı kesildi. Bu nedenle Avrupalılar Galata ve Tepebaşı’ndaki mezarlığı “Petit Champ des Morts” yani “Küçük Mezarlık”, Taksim ve civarını ise “Champ des Morts” yani “Büyük Mezarlık” olarak isimlendiriyordu.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Mezarlığın içerisinde hemen her milletin ayrı alanları vardı;</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Parmakkapı Sokağından, Taksim’e ve oradan da Talimhane Meydanına doğru uzanan bölge Rumların..</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Bugün Gezi Parkı’nın olduğu alandan Harbiye’ye doğru uzanan alan Ermenilerin..</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Taksim’den Cihangir’e doğru olan ve solda kalan kısım Latinlerin..</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Ayaspaşa’dan Dolmabahçe’ye bugün büyük tartışmalara neden olan Gezi Parkı’nın da bir bölümü neredeyse Osmanlı’nın son yıllarına değin Ermeni Mezarlığı olarak kullanılıyordu..</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Ermenice bazı kaynakların kaydettiğine göre bu alan, Kanuni Sultan Süleyman’ı Budin Seferi sırasında zehirlenmekten kurtaran Vanlı ermeni aşçısı Manuk Karaseferyan vasıtasıyla Ermeni cemaatine verilmişti.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">1774-1789 yılları arasında saltanat süren ve ordunun modernleştirilmesi için büyük atılımlarda bulunan Sultan I. Abdülhamid, Topçu Birlikleri için Taksim ile bu Ermeni mezarlığını birbirinden ayıran ‘ahşap’ bir kışla inşa ettirdi.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">1794’de bu ahşap kışla yanarak yok olunca, III. Selim, saray mimarı Kirkor Balyan’a, aynı bölgede betonarme ve modern bir kışla inşa ettirtmiş ve inşaat ancak 1806’da bitebilmiştir.. ki, bu yapı, bugün tekrar inşa edilmesi tartışılan kışlanın ilk halidir.</span></p>

<p><br />
<span style="font-size:20px">Topçu birliklerinin kullandığı kışla olması dolayısıyla “Topçular Kışlası” yahut “Taksim Kışlası” olarak bilinen bu yapı belirgin bir mimari özelliğe sahip değildi. Çünkü tarih boyunca, birçok bölümü yıkılmış, yeniden onarılmış, yeni bölümler eklenmiş ‘eklektik’ bir binaydı.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Osmanlı ordusunda kullanılmak üzere ilk balonla uçuş denemeleri 1907’de bu kışlada yapıldı. Ayrıca Manş Denizi’ni uçakla geçen Fransız pilot Blériot da İstanbul’a geldiğinde balonla uçuş denemelerini burada yapmış, hatta Sultan II. Abdülhamid’in oğullarından Şehzade Nureddin Efendi de buradan balonla havalanmıştı.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">1850’li yılların başında kışlanın etrafındaki mezarlıklarda çeşitli hareketlilikler yaşandı. Öncelikle 1853’te Sultan Abdülmecid’in fermanıyla, kışlanın arka tarafında yer alan ve Harbiye’ye kadar uzanan geniş Ermeni Mezarlığı duvarlarla çevrildi.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">1853’te ise ‘Fransa ve Sardunya Krallığı’ yani bugünkü İtalya, Taksim ve çevresinden araziler satın alarak Kırım Savaşı’nda ölen askerlerini buraya defnetti ve onların anısına birçok anıt diktirdi.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Taksim’deki bu büyük mezarlık, kolera sayesinde kurulduğu gibi, yine kolera yüzünden terk edildi. 1865’te İstanbul’da büyük bir kolera salgını başladı. Sadece halk arasında değil, padişah sarayında dahi koleradan vefat eden birçok kimse oldu. Bu nedenle artık ikametgâhın yoğunlaştığı Taksim bölgesine de defin yapılması yasaklandı.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Onun yerine Ermeni ve Rum cemaatlerine, ikametin olmadığı Şişli’de mezarlıklar tahsis edildi ki bugün hala bu mezarlıklar aktif olarak kullanılmaktadır.<br />
Kolera nihayete erdikten sonra 1870 yılında Sultan Abdülaziz’in emriyle yapılan Taksim ve çevresinin düzenlenmesi çalışmalarında Ermeni Mezarlığı’nın bir kısmı istimlak edildi.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">1913’te yapılan yeni yol çalışmalarında ve çevre düzenlemesinde Ermeni mezarlığının bir kısmının daha istimlak edilmesine karar verildi.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Ermeni Patrikhanesi’ne 15.000 altın ödenerek mezarlığın büyük kısmı istimlak edildi.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Patrikhane buradan aldığı paranın 12.000 altını ile harap halde bulunan Kumkapı’daki patriklik binasını yeniden inşa ettirdi.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Mezarlığın büyük bölümünün istimlak edilmesinin ardından bugün Divan Oteli’nden Harbiye’deki Radyo Binası’na kadar uzanan kısmı kaldı ve bu mezarlık da o tarihten sonra ‘Surp Agop’ adıyla daha çok ‘Katolik Ermeniler’ tarafından kullanılmaya başlandı.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Taksim’deki Topçular Kışlası ise İstanbul’un işgali ile beraber Türk ordusu tarafından boşaltılarak Fransız Kuvvetleri’ne tahsis edildi. 8 Ocak 1919 günü büyük bir fatih edasıyla beyaz atının üzerinde İstiklal Caddesi’nden geçen Fransız Generali Franchet d’Espérey, sonrasında Topçular Kışlası’na yerleşti ve üç seneden fazla bir süre, bu yapı Fransızlar tarafından kullanıldı.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">1921’de Topçular Kışlası amacının dışında bir şekilde kullanılmaya başlanarak bir spor merkezine dönüştürüldü. Kışlanın avlusunda futbol maçlarından, yağlı güreşlere kadar birçok müsabaka düzenlendi. Kışlada uzun yıllar boks maçları yapıldı, spor günleri düzenlendi, bu durum on sekiz yıl kadar sürdü.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Ermeni mezarlığı ise 1939’da tamamıyla belediye tarafından istimlak edildi. 1940 yılında İstanbul Valisi ve Belediye Başkanı Lütfi Kırdar’ın onayı ve şehir plancısı Henri Prost’un tavsiyesi üzerine gerek kışla, gerekse mezarlık yıkılarak bugün tartışmalara neden olan Gezi Parkı ve Taksim’den Harbiye’ye doğru uzanan yeni ikamet alanları inşa edildi.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Böylece yüzyıllarca şehrin en önemli mezarlığı olan Taksim ve çevresi, Türkiye’nin en önemli şehir meydanı haline geldi.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 13 Feb 2023 12:08:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/2023/02/bekir-basyurt-1676280356.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Seneler Hızlı Da Geçse Ölüm Gelip Bulur</title>
                <category>Elif E Bayraktar</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/seneler-hizli-da-gecse-olum-gelip-bulur-2368</link>
                <author>elif.alaca@hotmail.com (Elif E Bayraktar)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/seneler-hizli-da-gecse-olum-gelip-bulur-2368</guid>
                <description><![CDATA[Seneler Hızlı Da Geçse Ölüm Gelip Bulur]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:20px">Nasihat mı istiyoruz? Bize ölüm yeter. Zaman ölüme doğru akıyor ve hepimiz ölüme aynı uzaklıkta/yakınlıktayız. Dünyada geçirilecek 60-70 yıllık bir hayata ne sığdırdığımızdır önemli olan.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Biz arkamıza baktığımızda-ki yaşımız kaç olursa olsun- “seneler ne de hızlı geçti” diyoruz. Gerçekten de hızlı geçiyor. Ancak gelecek de kuşkusuz hızlı geçecek. Geçici dünyevi zevkler için sonsuz hayatı feda etmek ise ne büyük hata.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Gençlik döneminde yaşlanacağını çok fazla hatırına getirmemiş olan ama bugün kendisinden çok uzak gördüğü yaşlılığı yaşayan ve kendisinden uzak görmekle ne denli yanıldığını düşünen bir yaşlı adam düşünün. Bu yaşına kadar neler yaşadığını anlatması istense, anıları muhtemelen birkaç saatte bitecek olan... İşte o uzun yılların tamamı yalnızca bu kadar.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Kendisine sorduğu “Göz açıp kapayıncaya kadar geçip giden bu yaşamın amacı nedir?” “Bu kadar yılı ne için yaşadım?” ve “Bundan sonra neler olacak?..” gibi sorular ve verdiği cevaplar iman etmeyenlerle, iman eden ve Allah’ın sınırlarını koruyarak yaşamış olan insanlar arasındaki farkı gösterir bize.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Allah’tan uzak yaşamış olan kişi, “Bunca yıl yaşadım ama hiçbir şey anlayamadım. Ailem ve çocuklarım için, para kazanmak, mal mülk edinmek amacıyla yıllarca çalıştım. Ancak artık bir ayağım çukurda, ölüp gideceğim. Sonra… Muhtemelen her şey bitecek…” der genellikle.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Ne büyük yanılgı... “Keşke o ölüm her şeyi kesip bitirseydi” ayetiyle de bildirildiği gibi ölüm hiçbir şeyi bitirmeyecek aksine her şeyin başlangıcı olacaktır.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Kâinattaki üstün akla ve ilme işaret eden planı, düzeni, dengeyi ve muhteşem tasarım ve sistemlerin tesadüfî bir süreçle ortaya çıkmadıklarına göre, mutlaka bir amaca sahip olduğu gerçeğini görebilen insanın aynı soruya cevabı ise şöyle olacaktır: “Beni üstün kudret sahibi Allah yarattı Kendisine kulluk ve ibadet etmem için dünyaya gönderdi. Dünya hayatı O’nun kullarını denemek için yarattığı kusursuz bir imtihan ortamıdır. İşte ben de hayatım boyunca denendim. Şimdi yaşlılık geldi ve yaşamım boyunca hiç unutmadığım ve hazırlık yaptığım ölümü artık daha yakın hissediyorum. Her işimde Allah’ın hoşnutluğunu gözettiğim için de O’nun izniyle sonsuz kurtuluşu ve cenneti umut ediyorum…”</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Bunun şuurunda olmayanlar hayatlarının ‘tesadüflerle ve kendiliğinden’ meydana geldiğini zannettikleri gibi, ölümün de ‘kendi kendine’ oluştuğuna düşünürler. Hayat gibi ölümü de yaratan âlemlerin Rabbi olan Allah’tır. Ölüm, rastlantılarla ya da kaza ile meydana gelen bir olay değil, Allah’ın özel olarak yarattığı, kaderde zamanı, yeri ve şekli belirlenmiş bir olaydır.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Ölmek için yüzlerce sebep var ve aslında yaşıyor olmak mucize. Hayatın gerçek anlamını hatırlatan ve yoğun düşünülmesi gereken önemli bir olay ölüm. Ölümün hayattaki tek kesin gerçek olduğunu hep hatırda tutmak, ancak açık bir dikkat ve şuurla mümkün olabilir. Ölümü sıkça düşünmek insanı derinleştirir.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">İnsanın, bir kısırdöngü içinde yaşaması ve dünyevi arzuların peşinde koşturmanın kendisine hiçbir yarar sağlamayacağını kavramaması çok akılsızca. Yaratılış sebebi üzerinde düşünmeyen insan ne amaçla yaşar? Ölümden sonra hayatı ne olacak? Toprak olacağını düşünüyorsa, insana verilmiş sonsuzluk duygusunun karşılığı ne olacak? Kâbus gibi âdeta…</span></p>

<p><span style="font-size:20px">İnsanın, unutuyoruz ve Allah ölümü sıkça hatırlatıyor. Ölüm de dünyevî her ‘şey’in manâsızlığını…</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Nerede olursanız olun ölüm sizi bulur, titizlikle korunan muhteşem kulelerde olsanız bile. Onlara bir iyilik isabet ettiğinde, “Bu, Allah katındandır!” derler. Ama kendilerine bir kötülük dokunduğunda, “Bu senin yüzündendir” derler. De ki: “Hepsi, Allah katındandır.” Şu topluluğa ne oluyor ki, neredeyse hiçbir sözü anlamıyorlar! (Nisa Suresi, 78)</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 13 Feb 2023 11:53:52 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/2022/11/elif-e-bayraktar-1668007137.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Altılı Fiyasko</title>
                <category>Reha Mirsad KARTAL</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/altili-fiyasko-2367</link>
                <author>yazarlar34@teknikelektrik.com (Reha Mirsad KARTAL)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/altili-fiyasko-2367</guid>
                <description><![CDATA[Altılı Fiyasko]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:20px">Altılı masanın cumhurbaşkanı adayını belirlemek için daha yeni istişarelere başlayacağını söylemesi, aslında o masanın ne kadar ciddiyetsiz ve ısmarlama bir kuruluş olduğunun yeni bir ispatıdır…</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Öyle bir masa ki!</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Hem siyasi olarak iddia sahibi olduğunu ve adaylarının Türkiye’nin 13. Cumhurbaşkanı olacağını ifade ediyorlar, hem de bu kadar zafer sahibi olacağını iddia ettikleri adayın seçim arifesine geldiğimiz şu aylarda ismini kendileri dahi bilmiyorlar!</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Bu gayet traji-komik bir durumdur.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">10. Kez toplanmışlar ve daha adaylarını bırakın Türkiye’nin en temel meselelerini dahi görüşmeye başlamadıklarını sık sık itiraf ediyorlar!</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Şayet bunları bir araya getiren irade bir isim dayatamaz ise bu beceriksiz masanın aday çıkarabilmesi dahi mümkün olamayacaktır!</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Çünkü aralarında bir senfoni yok, aksine kakofoni var.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Her kafadan bir ses çıkıyor.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">İster tek ( ki zor gözüküyor ) ister çoklu aday olsun bu masaya ve mensuplarına, bu beceriksizliklerden sonra büyük ve necip milletimiz değil devleti, bir ticari şirketi dahi emanet etmez!</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Çünkü bu dağınık ve şaşkınlıkla batırırlar!</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Yani amiyane tabirle “Altılı masadan bir cacık olmaz!”</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 13 Feb 2023 11:52:01 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-29c5534a2675b2002775.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Asimetrik Saldırı ve Erdoğan Farkı</title>
                <category>Mustafa ALBAYRAK</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/makale/asimetrik-saldiri-ve-erdogan-farki-2366</link>
                <author>mustafa@teknikelektrik.com (Mustafa ALBAYRAK)</author>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/makale/asimetrik-saldiri-ve-erdogan-farki-2366</guid>
                <description><![CDATA[Asimetrik Saldırı ve Erdoğan Farkı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:20px">Aslında İslam’a ve Müslümanlara olan ama bunu direk söyleyemedikleri için endirekt olarak Ak Parti veya tarikat ya da cemaatler adı altında İslam’ı yaşamaya çalışan toplum kesitlerine olan kin ve nefretlerini artık asimetrik olarak sürdürüyorlar.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Peki ne demektir asimetrik saldırı? Kelime itibarı ile simetrik olmayan yani belirli bir düzen ya da beklenen şekilde gerçekleşmeyen amorf (şekilsiz) hareketler, teşekküller, oluşumlar asimetrik olarak değerlendirilir...</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Misal trafikte tüm arabaların ve yolun beklendiği gibi vasıtalarla kullanılması simetrik ise vasıtaların beklenmedik yani ters yönden gelmesini ise asimetrik olarak değerlendirilir...</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Peki bunun günümüz siyaset veya içtimai (sosyal) hayatta karşılığı nedir?<br />
İşte tam da bundan bahsedeceğiz. Bilhassa Recep Tayyip Erdoğan’ın, Türkiye üzerine mührünün vurulmadığı yıllarda yani bilhassa 2003 ve evvelinde ülkemizde İslam’a ve Müslümanlara direk yani simetrik saldırılar yapılır ve bunda gizlenecek, saklanacak hiçbir sebep görmezlerdi. Buna sadece vesayet sahipleri yan, asker, sivil bürokrat ve yargı erkleri değil sözde milleti temsil eden siyaset mensupları da dahil olurdu.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Misal Anayasa mahkemesinin 1990’lı yıllarda başkanlığını yapan Yekta Güngör Özden ya da Ankara Cumhuriyet Başsavcılığını yapan Vural Savaş gibi yargı mensupları açıktan açığa Müslümanlara hakaret etmeyi bir görev bilinci içinde yaparlardı. Sanki o vazifelere gelme ve maaş alma sebepleri Müslümanları ve inançları olan İslam’ı rencide, tahkir ve tezyifte bulunmaktı. Müslüman halkımız için vampir, örümcek kafalı, kan emici, takunyalı, yobaz, laik olmayan insan bile sayılmaz (sanki kişiler laik olabilirmiş gibi) derlerdi...</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Aslında İslam’ı ve Müslümanları hakir ve aşağı görmek sadece 1990’lı, 1980’li yıllarda vardır dersek bu yıllara adaletsizlik etmiş oluruz! Çünkü yakın tarihimiz bilhassa 1950 evveli de hep böyle söylev ve uygulamalarla doludur...</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Biz sadece Sayın Erdoğan dönemi ile bire bir rahatça kıyas yapabilmek için onun devri iktidarının arifesinde yaşananları hatırlamaya çalışıyoruz...</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Hatırlayın bir önceki iktidarı! 1999-2002 arasında yaşananları… Çok kolay farkı hissedebileceksiniz.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Bırakın başörtülü hizmet veren memur, amir, hakim, vali vs konumunda olmayı, hizmet alan konumunda ki sıradan sivil vatandaş ya da köylü dahi bir kamu kuruluşuna giremez anayasal hakkı olan vatandaşlık hizmetlerinden faydalanamazdı. Bir şehit yakını kadın ya da asker annesi askeri kışladan içeri başörtüsü ile giremezdi.<br />
Şehit anneleri ancak ki erkek evlat büyütmek ve askere yollamakla mükelleftiler. Oğullarının yemin töreninde veya terfi alırken gururla kışlada bulunup seyretmesi yasaktı. Zira AYM başkanı Yekta Güngör Özden’in dediği gibi “Laik olmayan insan dahi sayılmazdı” ve bu başörtülü kadınlar laik değildi.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">&nbsp;Akla şu gelebilir?<br />
‘’Sayın Erdoğan’dan evvel de bir kaç inançlı başbakan hatta cumhurbaşkanı gelmişti. İlk defa namaz kılan ya da eşi başörtülü olan Recep Tayyip Erdoğan mı ki her şeyi ona bağlıyorsunuz?’’</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Gerçekten de Turgut Özal gibi 5 vakit namazında, Süleyman Demirel &nbsp;gibi Cuma namazlarını kılan, ağzından Allah lafzını düşürmeyen hattı zatında hem eşi başörtülü hem de 5 vakit namazında olan ve siyasi İslam’ı da temsil ettiği iddia edilen merhum Necmeddin Erbakan hocamız da bu ülke de Başbakanlık vazifesinde bulunmuştu. Hoş Erbakan hocamıza fazla tahammül edememişti bu vesayet sahipleri ve 12 ay dolmadan, kendisini iktidardan post modern bir darbe ile devrilmiş bulmuştu. Ama nihayetinde devletin başında hep muhafazakâr mütedeyyin siyasiler olabiliyordu. Hatta necip milletimiz, 1950’den beri yapılan hür ve müstakil tüm seçimlerde (o zaman intihap kullanılırdı seçim kelimesi yerine ) önüne gelen tercihler içerisinde hep daha dine saygılı ( dindar olmasa bile “Menderes” gibi ) varsa da dindar olanını tercih etmişti. Ancak seçimlerde istediği kişiyi devletin başına getirdiğini zannetse de bu halkımıza ya hiç ya da gereği gibi yansımazdı.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Yine mütedeyyin veya muhafazakârlar ikinci sınıf insan olarak görülürlerdi kamusal alanda. Bunu en güzel son sultanuş şuara üstad Necip Fazıl Kısakürek şu sözlerle ifade etmiştir;</span></p>

<p><span style="font-size:20px">&nbsp;“Öz yurdunda garipsin, öz yurdunda parya…”</span></p>

<p><span style="font-size:20px">&nbsp;Pekâlâ Recep Tayyip Erdoğan ne yapmıştır, kendinden önce ki bu sağ ya da İslam’a saygılı olan liderlerden farklı olarak?</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Bir defa ilk iktidara geldiğinde şu sözlerle icraata girişmiştir sayın Erdoğan; “Bundan sonra hiç bir şey eskisi gibi ol-ma-ya-cak!”</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Evet, olmadı da zaten.İlk iş olarak Milli Güvenlik Kurulunda hissettirmişti kendisini Sayın Erdoğan… Burada sevgili &nbsp;Abdülkadir Selvi’nin Hürriyet’teki köşesinde bire bir aktardığı ve kamu oyunda herkesin malumu olan, dönemin Jandarma komutanı Org. Şener Eruygur’a, Erdoğan’ın koyduğu postayı hatırlayalım; Abdülkadir Selvi, yazısında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “Başbakanlığı” döneminde MGK Toplantısı sırasında “Karının başörtüsünü çıkar” diyen dönemin Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur’a elini masaya vurup, “Kes ulan” diye bağırdığını yazdı.<br />
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bazı durumlarda bazı komutanlara yönelik sert çıkışlar yaptığını anlatan Selvi, bunlardan bazı örnekler verdi.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Selvi’nin yazısından ilginç anekdotlar şöyle idi; “27 Nisan e-muhtırası verildiğinde telefonuna çıkmayan Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, AK Parti’nin açıklama yapacağı duyurulunca, 28 Nisan günü Erdoğan’ın telefonuna geri dönüş yapıyor. Erdoğan’ın ilk sözü “Paşa, bu ülkeyi sen mi yöneteceksin, yoksa ben mi?”</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Yine “Balyoz darbe planı yargılamasında 102 asker tutuklanınca Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner o denli sert bir üslupla konuşuyor ki, Başbakan bundan rahatsız oluyor. Başbakan’ın bunu hissettirmesine rağmen Koşaner aynı tonda konuşmasını sürdürünce, Erdoğan “Otur oturduğun yerde, ne yapacaksın? Bizi cemselere doldurup Selimiye Kışlası’na mı götüreceksin?” diye uyarıyor. Farkı zannediyorum hep birlikte görüyoruz.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Neyin farkını kastediyorum?<br />
Kendisinden evvel ki yine sağ, muhafazakâr hatta dindar olarak bilinen Başbakan ve Cumhurbaşkanlarından yani Özal, Demirel ve Erbakan hocamızdan bir farkı vardı Sayın Erdoğan’ın... Onlarda olmayan ama Recep Tayyip Erdoğan’da olan bir fark. Buna tek kelime ile cevap verecek olursak; “Cesaret” diyebiliriz… Yani sadece dindarlık, muhafazakarlık veya mütedeyyin olmak vesayeti kırmaya yetmiyordu. Bunun en muşahhas emsali Sayın Erdoğan’ın da hocası olan ve yetişmesinde büyük pay sahibi olan merhum hocamız Prof. Dr. Necmeddin Erbakan’dır. Belki ilim olarak çok daha ileridir Erdoğan’dan merhum hocamız. Ama bu bilhassa MGK toplantılarında vesayetçi paşalara karşı çok işe yaramamıştır. Elini masaya vurulması farklı bir olaydı. Buydu Erdoğan’ı farklı kılan...</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Tabii ki bunların üzerinden uzun yıllar geçti. GATA’ya (Gülhane Askeri Tıp Akademisi) hasta ziyareti için giden dönemin Başbakanının eşi Emine Erdoğan hanımefendinin başörtülü olması hasebi ile içeri alınmayıp kapıda bekletildiği 2008 yılından beri yaklaşık 15 yıl geçti.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Köprülerin ardından çok sular aktı. 2013 yılında çıkarılan bir Başbakanlık tezkeresi ile kamu da sadece hizmet alanlara değil hizmet verenlere de başörtülü kıyafet hürriyeti getirildi. Hatta bu hürriyete karşı olan ve Anayasa Mahkemesine iptali için giden Bay Kemal bile şimdi utanmadan sıkılmadan “Ben getirdim bu hürriyeti” diye konuşabilmektedir...</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Sanki kendisinin bir idari tasarruf hakkı varmış gibi?<br />
Neyse diyoruz buna da şükür. Merhum üstad tarihçilerimizden Kadir Mısıroğlu’nun yıllar evvel bugünleri görüp “Diyecekler ki biz sizden daha iyi Müslümanız. Oyunuzu bize veriniz” dediği o günleri yaşıyoruz. Tamam da yazımızın başında işaret ettiğim “Asimetrik Saldırı” nerede?</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Şimdi ona geliyorum. Artık partilerin bilhassa CHP’nin, başörtüsü yasağını savunamayacağı, Ayasofya’nın tekrar ibadete kapanmasının istenemeyeceği yılları yaşıyoruz. Bu ülke de artık bir delikanlı yok ki “Ben iktidara gelirsem başörtüsünü yasaklayacağım” diyebilsin.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Sıkı ise denesinler!!! &nbsp;Lafını bile edemezler! &nbsp;Erbakan hocamızın Başbakanlık köşkünde iftar yemeği için davet ettiği dini kanaat önderleri ile şimdi CHP’liler bile gizli gizli teknelerde evlerde otellerde buluşup destek istiyorlar. Artık İslam’a ve Müslümanlara söverek oy kazanamayacaklarını, bu milletin 1950’den beri onlara tek başına iktidar yüzü göstermediklerini anladılar. Şimdilerde şeytanın sağdan yaklaşması gibi sureti haktan gözükerek milletimizden destek istemektedirler. İslam’a olan düşmanlıklarını da asimetrik olarak yani beklediğimiz şekli ile değil farklı metotlarla yapıyorlar. İşte son günlerde 6 yaşında bir kız çocuğun gelinlikli resmi ile arzı endam edip sabah akşam; mature suare İslam’a ve Müslümanlara sövüyorlar.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">“Bu tarikat ve cemaatlerin hepsi böyleymiş.”<br />
“Hepsi çocuk yaşta kızlarını gelin edermiş-miş.”</span></p>

<p><span style="font-size:20px">“Bunlar hep sapıkmış” gibi (Haşa) televizyon ve gazetelerinde manşetlerinden veriyorlar. Tamamı da CHP’ye oy ve destek isteyen medya gurupları bunlar.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Bir taraftan Ak Partiyi bu sapıklıklara mani olmamak hatta destek olmakla (nasıl oluyorsa) suçlarken başka bir kesime de (altılı masanın sözde dindar ögelerine) “Aaaa Ak Parti TBMM’de komisyon kurdurtuyor ve tarikatları kapatacak. Zaten FETÖ’yü de böyle yapmışlardı. Bu hükümet ve Erdoğan dindarlara düşman” dedirtiyorlar...</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Evet yanlış anlamadınız... Masanın iki laik mensubu CHP ve İP, Sayın Erdoğan ve Ak Partinin tarikat ve cemaatlere yol verdiğini, laikliği doğru dürüst koruyamadığını medyalarına seslendirtirken; masanın sözüm ona dindar partilerine de “Bu Ak Parti diğer cemaatlere de FETÖ’ye yaptığını yapacak. Onlara da FETÖ muamelesi yapacak’’ dedirtmektedirler. Hem laiklik hassasiyeti olan kitlelere hem de din hassasiyeti olan kesimlere Sayın Erdoğan ve Ak Partiyi öcü gibi göstermeye çalışmaktadırlar.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">İşte asimetrik saldırı budur. Bir siyasi parti ve onun lideri hem dindar ve dolayısı ile yobaz hem de İslam düşmanı olarak gösterilmeye çalışılmaktadır.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">“Bunun emsali tarihte görülmemiştir” deneyin sakın.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Çünkü, yaklaşık 113 yıl evvel aynısını SultanAbdülhamid Han içinde yapmışlardı. Emanuel Carasso adlı siyonistle Avram Efendi’yi, Din alimi Elmalılı Hamdi Yazır’ı Mehmed Akif’i buluşturan üst akıl, bugünde Bay Kemal ile Temel amcayı, Ahmet hoca ile Meral Ablayı aynı masada buluşturmaktadır...</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Olmaz diye bir şey yok. Oldu bile... Yalnız bir fark var o gün ile bugün arasında. Artık olayları tarihin akışına bıraktım deyip geriye çekilen Sultan Abdülhamid Han yok karşılarında.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">15 Temmuz gibi bir destanla, milletini arkasına alarak emperyalistlere ve içerdeki iş birlikçilerine meydan okuyan ve onları tepeleyen bir Erdoğan var...</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 13 Feb 2023 11:50:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/kullanicilar/files/members/-cbf512ba8b900dab626b.jpg"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
