<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Teknik Elektrik Postası - Sektörün Kalbinden</title>
        <link>https://www.teknikelektrik.com/</link>
        <description>Teknik Elektrik Postası</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>Kızıl Elma Peşinde Bir Ömür - Mustafa ARMAĞAN</title>
                <category>KİTAP</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/kizil-elma-pesinde-bir-omur-mustafa-armagan-12151</link>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/kizil-elma-pesinde-bir-omur-mustafa-armagan-12151</guid>
                <description><![CDATA[Fatih’in içinde yanan kor’a doğru bir seyahat]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:20px">İçinden kayıklar geçiyor bu kitabın, ilim adamlarıyla dolu. Coğrafyaları bir gerdanlık gibi birbirine rapteden altın halkaları tespit ediyor. Harita tutkusuyla iç dünya teknolojisini bir araya getiren engin bir ufka yelken açıyor. Yazar için Fatih’in ve fethinin maddesi kadar, belki de daha fazla, ifade ettiği mana önemli.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Ne arıyordu bu genç Sultan, Bizans İmparatoru’nun efsanevi kütüphanesinde? Ya Delfi mabedinin kâhini Plutark’ın biyografi kitabını neden istinsah ettirmişti? Yaptırdığı onlarca Füsûsu’l-Hikem şerhindeki hikmetlerin, içindeki hangi boşluğa deva olacağını bekliyordu? Bunları yeterince bilmiyoruz. Bildiğimiz şey, onun içinde bir korun yanmakta olduğu.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Bu kitap, okurunu o kor’a bir adım olsun yaklaştırabilirse vazifesini büyük ölçüde yerine getirmiş sayacaktır.</span><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 14 Feb 2023 15:08:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/haberler/2023/02/kizil-elma-pesinde-bir-omur-mustafa-armagan-1676377302.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Osmanlı -İnsanlığın Son Adası  - Mustafa Armağan</title>
                <category>KİTAP</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/osmanli-insanligin-son-adasi-mustafa-armagan-12149</link>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/osmanli-insanligin-son-adasi-mustafa-armagan-12149</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:20px">Tarihle birlikte düşünme ilkesi doğrultusunda eser veren Mustafa Armağan, Osmanlı tarihini yeni bir gözle okuma serüvenini bugüne kadar onlarca kez basılan bir eserle taçlandırıyor; Osmanlı: İnsanlığın Son Adası.&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Bugün ancak su üstündeki kısmını çözebildiğimiz Osmanlı buzdağının derinlerinde bilmediğimiz nice yönlerini yeni bir bakışla gündeme getiren Armağan, böylece Osmanlı tarihindeki klişeleşmiş hüküm ve anlatıları sorgulamaya girişiyor.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Kapitülasyonlar iyi bir şey miydi? Osmanlı toplumu erkek egemen miydi?&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Harem gerçekten de bir haz mekânı mıydı?&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Patrona Halil bir eşkıya mıydı yoksa halk kahramanı mı?&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Osmanlı’da demokrasi var mıydı?&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Osmanlı: İnsanlığın Son Adası bu ve benzeri merak uyandıran soruları cevaplandırmaya yönelik kışkırtıcı bir okuma girişimi.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:20px">Mustafa Armağan&nbsp;</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 13 Feb 2023 13:12:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/haberler/2023/02/osmanli-insanligin-son-adasi-mustafa-armagan-1676283437.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kızıl Pençe</title>
                <category>KİTAP</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/kizil-pence-11994</link>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/kizil-pence-11994</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:20px">Kâzım Karabekir’in yazdıkları, resmi tarihin şekerlemelerine fazla alıştırılan okuru şoke ederken, aynı zamanda Ulrich Beck’in “düşmansız demokrasi” dediği bir akımın tarihimizdeki öncülüğünü yapıyor. Eser boyunca İstiklal Savaşı yıllarındaki Mustafa Kemal Paşa’ya duyduğu saygıyı sık sık vurgulayan Karabekir Paşa, onun ‘asalaklar’ dediği türedi bir grup tarafından kuşatıldığını ve en büyük hatasının bu gruba dayanarak iktidar sürme karşılığında milletten ve özgürlük mücadelesinden kopmak olduğunu cesaretle ileri sürüyor. <strong>Hem de bu cesareti bugün değil, Tek Parti yönetiminin doruk noktası sayılan 1933 yılındaki çıkışıyla göstermiş olan Karabekir Paşa, alttan alta Mustafa Kemal Paşa’nın çevresini saran ve ülkede terör estiren gizli bir örgütün deşifresini de yapıyor.</strong></span></p>

<p><span style="font-size:20px">Kızıl Pençe adını verdiği bu gizli ve eli silahlı örgütün bir numarası kimdi? Kimleri kullanırdı?</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Asker içinde uzantıları var mıydı?</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Adam vurmaktan kitap yakmaya, insanları ve ailelerini takip ve taciz etmeye kadar çeşitli kademelerde gerçekleşen ve resmi devletin yanı başına konumlanan bu paralel gizli devletin ipuçlarını Kâzım Karabekir’in emsalsiz analizlerinden öğreneceksiniz.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Mustafa Armağan Kızıl Pençe’de Kâzım Karabekir Paşa’nın yazmış olduğu 3 bağımsız metinden yeni bir metin kuruyor. Paşa’nın söylediklerini netleştiriyor, mesajını anlaşılır kılıyor. Böylece Karabekir’in, çeşitli kitaplarına dağılmış bulunan keskin eleştirel bakışını, tek bir kitabın çatısı altında olanca yoğunluğu ve çıplaklığıyla okurun önüne sunuyor.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Kızıl Pençe yakın tarihimizin kırılma dönemi olan 1922-1933 yıllarında yaşananları ‘Kral Çıplak’ sözüyle anlatılabilecek bir yalınlıkta ortaya koymayı başarıyor. Rahat üslubu ama sarsıcı tezleriyle Kızıl Pençe’nin, yalan sisinin dağılmakta olduğu günümüzde tarihin normalleşmesi yolunda önemli bir adım olacağına inanıyoruz.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:12px">Kitap tanıtım sayfasından&nbsp;</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 15 Dec 2022 16:55:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/haberler/2022/12/kizil-pence-1671112791.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Şahname</title>
                <category>KİTAP</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/sahname-11986</link>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/sahname-11986</guid>
                <description><![CDATA[Şahname - Firdevsi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:20px">İran edebiyatının önde gelen şairi Firdevsi’nin İran efsanelerini anlatan manzum destanıdır Şahname. 30 yıllık bir zaman diliminde yazılan Şahname 10. Yüzyılda kaleme alınmıştır ve yazıldığı döneme kadar süregelmiş İran tarihiyle ilgili rivayetleri içermektedir.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Şahname İran’ın islamiyete kadar olan yaklaşık 1000 yıllık dönemini anlatmaktadır. Firdevsi Şahname’yi bitirdikten sonra “Bununla İran milletini yeniden dirilttim.” demiştir. Tarih otoriteleri tarafından destan olarak nitelendirilen Şahname’de olaylar masal ve tarih karışımı bir üslup ile anlatılır. 60.000 beyitlik Şahname, Gazneliler’in sultanı Mahmud’a 1014 yılından sonraki bir tarihte sunulmuştur.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">İran edebiyatının en önemli eseri olarak kabul edilen Şahname sonraki dönemlerde Osmanlı kültürünün de önemli bir parçası olmuştur. Osmanlı hanedanında ve halk arasında “şah­nâmehan” adı verilen kişiler tarafından okunan Şahname, Osmanlı padişahları ile İran kahramanlarını özdeşleştirmişlerdir. Bu sebeple Şahname, Osmanlı hanedanını yücelten önemli eserler arasına girmiştir.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Şahname Divan edebiyatının kuruluşunda da önemli etkilere sahiptir. Hayatı hakkında ayrıntılı bilgilere sahip olamadığımız İranlı şair Firdevsî iyi bir dil eğitimi almış, edebi anlamda yetkinliğe ulaştığı Farsçanın yanı sıra Pehlevice ve Arapçayı öğrenerek zengin bir ifade gücüne kavuşmuştur. Şairin bu dil me­rakına tarihsel konulara duyduğu ilgi de eklenince, İran edebiyatının en önemli eser­le­rinden biri olan Şahnâme zengin içeriğiyle ve çarpıcı üslubuyla edebiyat tarihinin ölüm­süz eserleri arasındaki yerini almıştır.</span></p>

<p><span style="font-size:20px">Firdevsî Şahnâme’sini hazırlarken eski İran kahramanlık hikâyelerinden ya­rar­lan­mış­tır. Yaklaşık VI. yüzyıldan itibaren başlayan bu derleme geleneğinde Firdevsî bir dö­nüm noktası oluşturmuş, eserinde sıklıkla mûbed ve dihkân sanıyla andığı bilgili kimselerin anlatımlarından faydalanmış ve kaynak olarak başta Âvesta olmak üzere Tev­rat ve Kur’ân gi­bi dini metinleri kullanmıştır. Ancak eserine Allah’ı övmekle başlamış, ardından evrenin, ayın, güneşin, gezegenlerin, yerkürenin ve insanın yaratılışından söz etmiş, son ola­rak da İran’da hüküm sürmüş kralla­rın, soylu kimselerin ve kahramanların tarihi-ef­sa­ne­vi hikâyelerini anlatmıştır. İranlıların Araplara yenilmelerinden dört yüz yıl sonra kaleme alınan bu 60.000 beyitlik eser Gazneliler sü­lalesinin en güçlü hükümdarı olan Sultan Mahmud’a 1014 yılından sonraki bir tarihte sunulmuştur...</span></p>

<p><span style="font-size:20px">İslamiyet öncesi İran’ın tarihi-efsanevi hükümdarlarının ve onlara her ko­şul­da bağ­lı kah­ramanların ülkelerini, milli gelenek ve göreneklerini korumak adına ver­dik­le­ri mücadelenin destanı olan bu önemli eser, daha sonraki dönemlerde Osmanlı kültürünün de bir par­çası olmuştur...</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 15 Dec 2022 14:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/haberler/2022/12/sahname-1671102440.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Saray ve Ötesi  /   Halid Ziya Uşaklıgil</title>
                <category>KİTAP</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/saray-ve-otesi-halid-ziya-usakligil-11870</link>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/saray-ve-otesi-halid-ziya-usakligil-11870</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Saray ve Ötesi’nde neler anlatılmamıştır ki… Halit Ziya’nın, sıkıcı olsa da, padişahla beraber şehrin farklı camilerinde katıldığı Cuma selâmlıkları, ara sıra çıkılan geziler, İstanbul’un perişan manzarası, fakir ve garip halkın sefaleti, şehirdeki tarihî yapıların harap durumu; Lüleburgaz Seyitler’de gerçekleştirilen askerî tatbikat; kısa süreli Edirne, Bursa ve İzmit seyahati; Ramazan aylarında Topkapı Sarayı’ndaki Hırka-i Şerif ziyareti ve padişahın huzurunda yapılan huzur dersleri; mebuslarla Âyan âzâlarına sarayda verilen iftarlar ve diş kirası mahiyetindeki hediyeler; 1911 yılında padişahın maiyetinde gerçekleşen üç haftalık Rumeli seyahati, Selânik’te göz hapsinde tutulan Sultan Abdülhamit’i ziyaret, Kosova’da Sultan Murat’ın şehit edildiği Meşhed’de 50 bin kişilik bir cemaatle kılınan Cuma namazı... Türk dostu ve İstanbul hayranı Pierre Loti’nin sarayda kabulü; İmparatoriçe Eugénie ile Bulgar Kralı Ferdinand-Kraliçe Eleonora ile Sırbistan Kralı Petro Karayorgoviç’e ve Mısır hıdivine Dolmabahçe Sarayı’nın Muayede Salonu’nda verilen ziyafet; bu hatırlı misafirlerin Yıldız Sarayı’nda ağırlanması... Bir kısım saraylı hanım sultanların gönül maceraları, saraya damat olmak isteyenlerin mücadelesi; Yıldız Sarayı’nda muhafaza edilen jurnaller; şehzadelerin tekebbürü ve aralarındaki dargınlık, rekabet ve çekişmeler… İttihat ve Terakki’nin, dolayısıyla kısa sürede Meşrutiyet’in iflâsı... Halit Ziya’nın saraydaki görevinden ayrıldıktan sonra Paris, Bükreş, Viyana, Berlin ve Çekoslovakya gezileri...</p>

<p>Saray ve Ötesi’nde Uşaklıgil, bu görevi sırasında yaşayıp gördüklerini, 1909-1912 yıllarının siyasi, idari çalkantılarını, dünyanın savaşa sürüklenişini anlatıyor. Anlatırken de büyük bir romancı dikkatiyle olayları sahneliyor, insanları renkli anekdotlarla tahlil ediyor ve daha da önemlisi şahsi kanaatlerini, hissiyatını dile getirmekten çekinmiyor.</p>

<p>Saray ve Ötesi, büyük bir edebiyatçının kaleminden, II. Abdülhamid, V. Mehmet Reşad, İttihat ve Terakki yönetimi yanında devrin sosyal, politik ve kültürel ortamına dair yazılmış en değerli hatıratlardan birisidir. Önce tefrika edilmiş sonra da kitap olarak basılmıştır. Saray ve Ötesi sadece içerdiği tanıklıklarla değil, Halid Ziya Uşaklıgil’in üslubuyla yazıldığı için de ayrıca değerli bir kitap.</p>

<p>Saray ve Ötesi, sadece araştırmacılar için değil tarihe meraklı herkes için önemli bir kaynak.<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 30 Sep 2022 11:15:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/haberler/2022/09/saray-ve-otesi-halid-ziya-usakligil-1664525809.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Strateji  (bir tarih)   / Lawrence Freedman</title>
                <category>KİTAP</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/strateji-bir-tarih-lawrence-freedman-11758</link>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/strateji-bir-tarih-lawrence-freedman-11758</guid>
                <description><![CDATA[Kitap tanıtımı:   Sayfa: 1100  /  Basım: 2015 /  Tür: tarih]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Herkesin bir stratejiye ihtiyacı vardır. Orduları, önemli şirketleri ve siyasi partileri yöneten liderlerden bir stratejiye sahip olmaları zaten hayli uzun süreden beri beklenir durumdaydı, ama günümüzde artık hiçbir ciddi organizasyonun bundan yoksun olması düşünülemez duruma geldi. Stratejiler artık yalnız büyük devletlerin veya dev şirketlerin hayat-memat ya da ölüm-kalım kararlarında değil, daha gündelik konularda da aranmaktadır.<br />
Aslında bakarsanız hiçbir insani faaliyet, stratejisiz kalabilecek kadar sıradan, önemsiz veya kişisel sayılmamaktadır.</p>

<p>Stratejinin etimolojisi ta klasik Yunan’a kadar gider. Ortaçağ ve modern dönemde ise buradaki referans noktası savaş sanatı olagelmiştir.</p>

<p>Stratejinin özünde, kontrolümüzün dışındaki güçlerin kurbanı olmak yerine çevremizi şekillendirip çıkarımız doğrultusunda kullanıp kullanamayacağımız sorusu yatar. Şansa bağlı olaylara, tarafların çabalarına ve dostların yanlış adımlarına bağlı çevre stratejiyi zorlu kılan, ona dram katan unsurdur. Lawrence Freedman bu sürükleyici ve aydınlatıcı kitapta stratejik düşüncenin yaşamımızın her boyutuna nasıl sindiğini gösteriyor.&nbsp;</p>

<p>Başlangıçtan itibaren Kutsal Kitap, eski Yunan mitleri, Sun Tzu ve Machievelli’ye stratejik düşüncenin sırlarını paylaşıyor. Askeri strateji bölümü ise okurları Carl von Clausewitz’in yazılarından 1950’lerin nükleer stratejistlerine götürüyor. Siyasi strateji analizimiz Marx’in devrim niteliğindeki siyaset analiziyle başlayıp Obama’nın başkanlık kampanyalarıyla son buluyor. İş stratejisine ayrılan bölüm ise ayrıntılı bir tarihçeyle, Frederick Winslow Taylor’dan Alfred Sloan’a en önemli yenilikçileri kapsıyor.</p>

<p><em>“Bu muhteşem bir kitap – berrak ve tarafsız, bazen hüzünlü, çoğu kez ironik ve her zaman bilgilendirici.”</em><br />
<strong>– Philipp Bobbitt, The Shields of Achilles’in yazarı</strong></p>

<p><em>“Stratejik düşünmenin farklı bağlamlarda çağlar boyunca süren anlam, içerim ve etkileri üzerine müthiş bir grand tour.”</em><br />
<strong>–Robert Jervis, Columbia Üniversitesi</strong></p>

<p><em>“Bu kitap Lawrence Freedman’ın strateji üzerine dünyanın önde gelen düşünürlerinden olduğunu bir kez daha kanıtlıyor..”</em><br />
<strong>– Joseph S. Nye, Jr., Harvard Üniversitesi, The Future of Power’ın yazarı</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 31 Aug 2022 11:53:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/haberler/2022/08/strateji-bir-tarih-lawrence-freedman-1661936237.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Malcolm X   /   Alex Haley</title>
                <category>KİTAP</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/malcolm-x-alex-haley-11652</link>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/malcolm-x-alex-haley-11652</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Siyahların Amerika kıtasındaki tarihlerinde Kuzey-Güneş Savaşı´ndan sonra en büyük olay kuşkusuz İslamiyet´tir. İnsan yerine konulmayan siyahlar günün birinde hızla ve kitleler halinde ana dinleri İslâmiyet´i seçtiler. Siyahlar için İslamiyet yalnızca soyut bir din değil, kendilerine bilinçli bir biçimde unutturulan tarihlerine, dillerine, kültürlerine, kısaca köklerine yeniden dönüştü. Malcolm X, bu akımın en önde gelen ve zamanla sağlam bir itikada sahip olan en önemli önderlerinden birisidir.</p>

<p>Özgürlük, eşitlik ve adalet adamı Malcolm X ( El-Hacc Malik El-Şahbaz) 1965 yılında Harlem’de bir konferans salonunda konuşma yaptığı sırada vücuduna 20 kurşun isabet ederek suikaste uğramıştır. Malcolm X böyle bir şekilde öleceğini sezmiştir hep ve son zamanlarında da; “Artık her sabah gözlerimi açar açmaz, başkasından bir gün daha ödünç almışım gibi geliyor bana.” ve son olarak da; “ bu kitabı basılmış halde okumaya ömrümün yeteceğini hiç sanmıyorum.” demiştir.<br />
“ Amerika’nın bünyesine uğursuz kurt gibi giren ırkçılık kanserinin kökünü kurutabilecek bir gerçeğin mayasını tutturmuş olarak, fersiz de olsa bir ışık bırakarak ölürsem, ne mutlu bana! Bu takdirde, şan Allah’a mahsustur. Benim olan tek şey günahlarımdır.”</p>

<p>Malcolm’un yükselişine yeniden gelecek olursak, bu yükseliş Elijah Muhammed’i sinirlendirmiştir. Sonuç olarak Malcolm, camia içinde çeşitli cezalara tâbi tutulmuştur. (Camiadan bir süre uzak kalmak gibi) Bu süre zarfında Malcolm, Elijah Muhammed’den soğur ve Hacc’a gitmek ister. Hacc’a gitmesiyle gerçek İslam’ı tanıması kaçınılmaz olur tabi. (Yani Arapların izin verdiği kadarıyla) Oradaki o samimi ortam, kimsenin renginden konu açmaması ve çok değer görmesi onu oldukça şaşırtır. Bin bir övgüyle oradan ayrılır ve Amerika’ya döndüğünde şunu söyler: “Sonunda anladım ki, Müslümanları yoldan çıkaran Elijah Muhammed’in kendisidir.” Bunun haricinde “İnsan hakları, insanlıktan ne haber?” diyerek insan haklarıyla da daha çok ilgilenmiştir Malcolm. Kendi ırkının gücünü kendi ırkına ispatlama çabasına girmiştir. Irkının beyazlarla evlenmeyi bırakıp kendi soyunu devam ettirmesi taraftarıdır: “Tenleri bir beyazdan daha beyaz olan bu siyahlarla nereye varılmak istenmektedir?” diye sormuştur. Aynı zamanda Amerika’nın İslam’ı tanımasının zorunlu olduğunu, Amerika’yı bu ırk belasından kurtarabilecek tek dinin İslam olduğunu söylemektedir. &nbsp;Malcolm X, yaşadığı dönemde de söylendiği gibi; Amerika’da bir ayaklanmak başlatabilecek yahut böyle bir ayaklanmayı bastırabilecek tek adam. O “Amerika’yı titreten adam.”<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 01 Aug 2022 13:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/haberler/2022/08/malcolm-x-alex-haley-1659349993.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türk Tefekkürü Tarihi  /  Hilmi Ziya Ülken</title>
                <category>KİTAP</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/turk-tefekkuru-tarihi-hilmi-ziya-ulken-11557</link>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/turk-tefekkuru-tarihi-hilmi-ziya-ulken-11557</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Prof. Dr. Hilmi Ziya Ülken’in Galatasaray Lisesi’nde “felsefe öğretmeni” olduğu yıllarda kaleme aldığı Türk Tefekkürü Tarihi, 1933 -1934’te iki cilt olarak yayımlanır. Bu kitabın üçüncü cildi olarak tasarlanan Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi İse ancak 1966’da yayımlanmıştır. Yayımlandığı yıllardan itibaren alanındaki bütün araştırmalara kaynaklık eden ve bir “klasik” haline gelen bu yapıtın yeniden basımı bugüne kadar mümkün olmamıştır. Türk düşüncesinin temel taşlarından olan Türk Tefekkürü Tarihi, 70 yıl sonra hâlâ, yeri doldurulamamış, bir başucu kitabı...</p>

<p>“Mekteplerimizde bir edebiyat tarihi okutulmaktadır. Fakat onunla muvazi [paralel] olarak giden fikir hayatı bu dersin içinde yer almamıştır. Talebe efendiler, Bakî’yi, İbni Kemal’i veya Namık Kemal’i okurken İshak Hoca veya Salih Zeki’yi bilmiyorlar. Halbuki bugünkü Türk dilini ve Türk hassasiyetini tanımak İçin onun tarihini, tekâmülünü [gelişimini] bilmek ne kadar zaruri İse; bugünkü Türk düşünüşünü anlamak için de onun geçirdiği istihaleleri [aşamaları] bilmek o kadar zaruridir.”</p>

<p>Tefekkür tarihi, medeniyet tarihinin en mühim kısmını teşkil eder. O adeta, medeniyetin şuuru demek olduğu için bütün medeniyet tarihinin zübdesi ve ruhudur. Bir taraftan ilim olmak itibariyle teknik medeniyetin tarihine, bir taraftan da felsefe olmak itibariyle bütün medenî hayata aittir. Fakat o yalnızca ilim ve felsefeden de ibaret değildir. O derecede ki, ilim ve felsefe tarihleri, tefekkür tarihinin ancak birer parçasıdır.</p>

<p>Bu esasa göre tefekkür tarihinin kuşattığı mevzuları üç zümrede toplamak mümkün olur. Birincisi: Hiçbir muayyen şahsiyetin eseri olmayıp, bütün cemiyete ait olanıdır ki ona collectif tefekkür diyebiliriz: Cosmogonie (âlemin yaradılışı hakkındaki dinî akide) théogonie (ilâhların yaradılışı hakkındaki dinî akide), mythologie (ustûreler ve efsaneler), nihayet sagesse (hikmet) bu zümreye girer.</p>

<p>Tefekkür tarihinin kuşattığı mevzulardan ikincisi, cemiyet içinde doğmuş olmakla beraber bütün cemiyete değil, fakat muayyen bazı şahıslara ait olan ve onlar tarafından yaratılan fikirlerdir ki bunlara da “şahsî tefekkür” diyebiliriz.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 29 Jun 2022 13:52:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/haberler/2022/06/turk-tefekkuru-tarihi-hilmi-ziya-ulken-1656500014.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türk Politik Kültürü  /  Süleyman Seyfi Öğün</title>
                <category>KİTAP</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/turk-politik-kulturu-suleyman-seyfi-ogun-11491</link>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/turk-politik-kulturu-suleyman-seyfi-ogun-11491</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de yapılan pek çok sosyal bilim araştırmasında, politik kültür değişkeni ya gözden kaçırılmış ya da yeterince üzerinde durulmamıştır. Bu durum büyük ölçüde kültürü basitçi bir şekilde “üstyapı”olarak nitelendiren ve ikincil derecede önemli (hatta ihmal edilebilir) gören vülger Marksist bakışın egemenliğinden kaynaklanabileceği gibi; tersine olarak”kültür”kavramını abartılı değerlendirmelere tabi tutan vülger bir idealizmden de kaynaklanabilmiştir. &nbsp;Her iki bakış da, aralarındaki ciddi metodolojik farklılıklar olmakla birlikte “kültür” kavramını eş derecede ıskalamışlardır.&nbsp;</p>

<p>İster ideolojik, metodolojik, isterse disipliner zaaflardan kaynaklansın, sonuçta sosyal gerçekliğimizin anlamlı bir bütüncül manzarasını resmetmekte sıkıntılı olduğumuzu düşünüyorum.Bu kitapta yer alan yazıların milliyetçi-modernist süreçte Türk siyasal kültürünün bazı yönlerini analiz etmeye dönük olduğu belirtilmiştir.&nbsp;</p>

<p>Öte yandan yapısalcı bakış, kültürü, skolastik bir çerçevede algılamıştır. Başka bir ifade ile onu donmuş, yapıların içine sıkışmış bir kavram olarak temellendirmiştir. Bu bakışın yerleşmesi, sonuçta disiplinler arası etkileşimi ve işbirliğini de engellemiştir. W.Mills’in işaret ettiği sosyal bilim bunalımı yani sosyolojik düşünce ile tarih disiplini arasındaki çatlak büyümüştür. Tarihçilerimizi sosyolojinin kavramları pek ilgilendirmemektedir. Böylelikle tarih çalışmaları ‘‘atavis’’ heveslerin bağımlı değişkeni olmakta, bir belgeci kurulukta takılı kalmaktadır. Diğer yandan sosyologlarımız tarih bilgisinden çoğu kez mahrumdurlar. Yazarın buradan disipliner bir sınırlamayı kabul ettiği sonucu çıkarılmamalıdır. Ama disipliner toplumsallaşma, daha çok politika bilmi çerçevesinde oldu. &nbsp;Süleyman Seyfi Öğün burada Türkiye’nin tarihsel-toplumsal gerçekliğini göreli ağırlıkta, politik veçhesini tartışmaya çalışmış.</p>

<p>Buradaki yazıların geleceğe dönük tasarımlar üretmesi beklenemez. Hiç bir şekilde dünyayı değiştirmek gibi bir iddia yoktur. Düşünce ve eylem arasında kategori geliştirme lüksünün çok uzağındayız. Anlamaya çalışmak ve düşünmek, hâlâ en yüksek dereceli eylem olma özelliğini koruyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 30 May 2022 14:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/haberler/2022/05/turk-politik-kulturu-suleyman-seyfi-ogun-1653909770.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye’de Geri Kalmışlığın Tarihi   /   İsmail Cem</title>
                <category>KİTAP</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/turkiyede-geri-kalmisligin-tarihi-ismail-cem-11395</link>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/turkiyede-geri-kalmisligin-tarihi-ismail-cem-11395</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye, öteki geri kalmış ülkelerle kıyaslanmayacak kadar köklü bir kültüre, tarihe, devlet geleneğine sahiptir; stratejik öneminden folklor çeşitliliğine uzanan ayrıcalıkları, bölgesel bir liderliğin potansiyel gücü, kalkınmanın insan ve kaynak şeklindeki hammaddeleri vardır. Ve bütün bu özelliklerine, 200 yıllık çabalarına rağmen Türkiye, geri kalmışlığı aşamamış bir ülkedir.</p>

<p>Temeldeki bozukluğun, 600 yıllık tarihin ve günümüzdeki genel durumun incelenmesi sonucunda ortaya şöyle bir gerçek çıkmaktadır: Türkiye’nin asıl meselesi kalkınmayı sağlayacak birikimlerin yokluğu değil, yanlış yönde ve biçimde, kalkınmaya önder olamayacak sınıf ve zümrelerin önderliğinde kullanılmış olmasıdır. Birikimleri harekete geçirecek dinamiklerin yeterli olmayışıdır…</p>

<p>Türkiye’de bin yıllık bir kültürün süzgecinden geçmiş insan birikimi de vardır, hatta sermaye de. Mesele bunların yanlış kullanılmasından, ya da hiç kullanılmamasından doğuyor. Yani un da vardır, yağ da vardır, şeker de. Ancak, helvanın yapılması için uygulanan tarif hatalıdır…</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti’nin yetiştirdiği en değerli siyasetçilerden biri ve en uzun süre görev yapmış dışişleri bakanlarından olan İsmail Cem, aynı zamanda bir düşün adamıydı. Türkiye’nin yakıcı sorunlarını iyi kavramış, sahip olduğu geniş birikim sayesinde bu sorunları geçmişten bugüne, tarihten şimdiki zamana uzanan bir süreçte, neden-sonuç ilişkileri içinde ve bir model kapsamında açıklama yolunu seçmişti. Bu önemli düşünsel çabanın ilk ürünü sayılabilecek ve herkesin kolayca anlayacağı bir üslupla kâğıda dökülen Türkiye’de Geri Kalmışlığın Tarihi, son 35 yılın en çok okunan tarih eserlerinden biri olurken, en az bir veya iki kuşağın siyasal ve kültürel tercihlerini de şu veya bu ölçüde etkiledi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 29 Apr 2022 15:29:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/haberler/2022/04/turkiyede-geri-kalmisligin-tarihi-ismail-cem-1651235408.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Rus İktidarının Kalbinde  /  (Tania Rakhmanova)</title>
                <category>KİTAP</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/rus-iktidarinin-kalbinde-tania-rakhmanova-11293</link>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/rus-iktidarinin-kalbinde-tania-rakhmanova-11293</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Vladimir Putin dünyanın en güçlü insanlarından biridir ve modern Rusya’nın en popüler yöneticilerinden biri olmayı başarmıştır. Ama daha 1999’da Rus istihbarat servisi FSB’nin silik bir memuru iken nasıl birdenbire Boris Yeltsin’in vârisi olabilmiştir? 2000 yılında Başkan seçilmeden bir yıl önce KGB’nin bu eski yarbayı nasıl iktidara gelmiş ve o zamandan beri Rusya’nın bütün çarklarını nasıl kontrol edebilmektedir?</p>

<p>Tania Rakhmanova’nın ödül alan “Vladimir Putin’in İktidara Gelişi” belgeseli ardından yazılan bu kitap giderek otoriterleşen Rusya’nın içinde dönen rüşvet, yolsuzluk, haksız servet edinme, zimmete para geçirme, şantaj, komplo, suikast, iftira, medya aracılığıyla güdümleme, seçim hileleri, siyasî tehdit, keyfî yönetim olaylarını gözler önüne sermektedir. Ayrıca, Ukrayna krizi ve Kırım’ın ilhakı, Çeçenistan-Rusya savaşının içyüzü, Suriye’de Esad rejimine verilen desteğin perde arkası gibi güncel konular da dile getirilmektedir.</p>

<p>Âdeta bir casusluk romanı gibi okuyacağınız bu belgesel-kitap inanıyoruz ki Türkiye’de siyasetçilerimizden medya mensuplarımıza kadar pek çok kesime ders verecek, ibret olacak olaylarla doludur.</p>

<p>Rus asıllı Fransa’ya yerleşmiş olan gazeteci ve belgesel yapımcısı Tania Rakhmanova’nın çok sayıda televizyon belgesel filmleri vardır. Bunlardan “La Prise du Pouvoir par Vladimir Poutine” Pessac Uluslararası Tarihî Film Festivali’nde 2005 yılında en iyi belgesel ödülü almıştır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 30 Mar 2022 11:37:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/haberler/2022/03/rus-iktidarinin-kalbinde-tania-rakhmanova-1648629507.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İslâm’ın Siyasallaşması  -  (Prof. Dr. Kemal H.Karpat)</title>
                <category>KİTAP</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/islamin-siyasallasmasi-prof-dr-kemal-hkarpat-11179</link>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/islamin-siyasallasmasi-prof-dr-kemal-hkarpat-11179</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kemal Karpat’ın uzun, geniş, kapsamlı ve çok katmanlı bu eseri, Osmanlı modernleşmesi konusunda yazılmış kitaplar arasında belki de en fazla dikkat çekenidir. Bir bakıma Karpat’ın ömrünü adadığı çalışmalar, özellikle göç, değişim, toplum, uluslaşma, milliyetçilik gibi kavramlar, bu çalışmada bir mesaja delalet için ustaca kullanılmıştır.&nbsp;</p>

<p>Yazara göre Kemalist ve İslamcı tarih bakış açılarının aralığını daraltmak mümkündür. Zira, taraflar daha soğukkanlı bir şekilde meseleleri yeniden okuyarak kendilerini ve muhataplarını daha doğru tahlil edebilirler. Belki biraz ütopik ya da romantik bulunabilecek bu teorik hedefin gerçekleştirilebilmesi adına yazarın bu katkısı, aslında akademik kariyerinin de hülasasıdır. Karpat, eserine Osmanlı’nın son yarım yüzyıl tarihi üzerine sosyo-politik kavramlar, şahsi görüş ve sezgilerle örülmüş bir arayış olarak başlamaktadır ve sonuç bölümünde de keskin modernist düşünce ile küskün İslamcı bakış açısının arasını bulmayı teklif etmektedir.&nbsp;</p>

<p>Eser, bu giriş ve sonuç kısımları dışında on yedi bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın anahtar kelimesi, değişimdir. Bu değişim, devletin dönüşümüyle birlikte İslam’ın devlet nezdinden bireyin vicdanına indirilmesiyle birlikte oluşturulan zorunlu, yeni ulusal kimlik üzerinden incelenmiştir. İslâm’ın Siyasallaşması, Türkiye’nin yetiştirdiği en kıymetli bilim adamlarından; yıllarca yaptığı çalışmalarla ülkemizin siyaset ve sosyal bilimlerine mühim katkılarda bulunmuş Kemal H. Karpat’ın kendi ifadesiyle “meslekî hayatım boyunca zihnimde yoğurduğum” dediği en önemli eseridir.</p>

<p>Kitapta, bilhassa imparatorluğun son dönemlerinde II. Abdülhamid’in dış siyasetinin devletin bütünlüğünü koruyucu anlayışına, eğitim sisteminin yeniden biçimlendirilmesine, saltanatın siyasi ve sosyal gücünün attırılması için yapılan çalışmalara yer verilmiştir. Karpat, padişahın saltanatının son yıllarında yaşanan değişmelerle birlikte, istibdata yönelik hareketlerin nasıl bir rejim değişikliğine ve “hürriyet”, “eşitlik” ve “kardeşlik” özlemlerine kaynaklık ettiğini de geniş bir bakış açısıyla analiz etmektedir.</p>

<p><em>“Osmanlı İmparatorluğu’nun dünya sistemine dahil olduğu 19. yüzyılda kapitalizmin imparatorluk üzerine etkilerini de ele alan bu kitap, dönemin ekonomisi ve toplumunu temel alan birinci sınıf bir entelektüel tarih çalışmasıdır.”</em><br />
<strong>Feroz Ahmad</strong></p>

<p>Laikler ülkenin Müslüman olduğunu ve bütün Türk vatandaşlarının (anayasanın açıkça bildirdiği gibi) dinlerinin icaplarını yerine getirmekte serbest oldukalrını kabul etmeliler ve kendilerini Müslüman saymaktan çekinmemelerini ve korkmamalarını sağlamalıdrılar.&nbsp;</p>

<p>İslamcılar da modernizmi, Kemalizmi, Cumhuriyetçiliği kabul ettiklerini, insanların istedikleri gibi ibadet etmeye (veya etmemeye) hakları olduğunu ve dini iktidarı ele geçirmek için bir taktik ve araç olarak değil, İslam kültür ve kimliklerinin vazgeçilmez bir parçası olarak gördüklerini açıkça bildirmelidirler. Bu kitabın mesajı işte budur.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 01 Mar 2022 10:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/haberler/2022/03/islamin-siyasallasmasi-prof-dr-kemal-hkarpat-1646118169.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Barbaroslar  /  (Ertan Özyiğit - Halil Özsaraç)</title>
                <category>KİTAP</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/barbaroslar-ertan-ozyigit-halil-ozsarac-10961</link>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/barbaroslar-ertan-ozyigit-halil-ozsarac-10961</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Barbaros Hayrettin Paşa, kendisinden 7 kat daha üstün ateş gücü olan Haçlı Donanması’nı son anda hangi kararıyla bozguna uğrattı?</p>

<p>Kutsal Roma-Germen İmparatoru Şarlken, çok sevdiği safkan atını neden kestirtip yedi?</p>

<p>Barbaros Hayrettin Paşa, Amerika’nın kolonileştirilmesi için Sadrazam Pargalı İbrahim Paşa’yla<br />
ne konuştu?</p>

<p>Amiral Andrea Doria, Barbaros Hayrettin Paşa’nın karşısına çıkmaktan neden kaçıyordu?</p>

<p>Barbaros Hayrettin Paşa’yı boğularak ölmekten son anda kimler kurtardı?</p>

<p>Preveze Deniz Savaşı öncesi, Vatikan Barbaros’a karşı kurulan Haçlı İttifakı’na katılması için<br />
Venedik’i neyle tehdit etti?</p>

<p>Kurdoğlu’nun Papa’yı kaçırma planında Barbaros Kardeşlerin rolü var mıydı?</p>

<p>Şarlken’in İstanbul’a gönderdiği elçisi, Barbaros Hayrettin Paşa’ya Haçlıların tarafına geçmesi için ne teklif etti?</p>

<p><strong>ÖNSÖZ&nbsp;</strong></p>

<p><strong>Osmanlı Devleti’nin ilk Kaptan Paşası Barbaros Hayrettin Paşa</strong> Türk Denizcilik Tarihinin şüphesiz en efsanevi ve kutup Yıldızı kişisidir. Dünyadaki üç büyük Deniz Zaferi’nden birisini (Preveze Deniz Zaferi) kazanarak kendisini ve Türk Denizcilerini dünya tarihine kaydettiren büyük stratejik deha Barbaros Hayrettin Paşa hakkında böylesine güzel bir kitap yazılmasını çok önemsenecek bir durum.&nbsp;</p>

<p>Bu kitap bugünkü ve gelecekteki Türk nesillerine Türklüğü ve Türk Denizciliğini gururla aktaran bir kaynak olacaktır. Ağabeyi Barbaros Oruç Reis ile birlikte büyük mücadeleler vererek “Akdeniz’i bir Türk Gölü” hâline getiren bu büyük Türk Denizcisi, asırlarca süren Türk denizcilik geleneği ve bilgi birikiminin zirvesi, Türk denizciliğinin gururu ve feneridir. Stratejilerini dünya jeopolitiği ile bağdaştıran, jeostratejik hedefler ortaya koyarak bunları gerçekleştiren amfıbi harekâtlarla ülkeler fetheden Türk milletinin ve hatta dünyanın yegâne büyük denizcisi Barba-ros Hayrettin Paşa’nın hayatını, düşünce tarzını, stratejik ve politik dehasını, haritacılık bilgisini, zaferlerini bilgi ve belgeleriyle ortaya koyan bu kitap ye-niden denizcileşen ülkemiz için bir rehber, bir mehaz niteliğindedir. Barbaros Hayrettin Paşa, dünya deniz savaş anlayışım değiştirmiş büyük bir stratejist ve taktisyendir. Barbaros, Osmanlı Devleti’ni deniz kokan gerçek bir büyük “Deniz Devletine’’ dönüştürmüştür.&nbsp;</p>

<p>Mavi Vatan mücadelemizde bu kitabın tarihsel bir doktrine kaynak olacağını açıklıkla ifade etmeliyim. Tüm Türk nesillerinin Barbaroslar’ı okuması, anlaması ve prensiplerini hayata geçirmesi dileğiyle...&nbsp;</p>

<p>“Denizlere hâkim olan cihana hâkim olur.” Mavi Vatan Doktrininin temel ifadesidir.&nbsp;</p>

<p><strong>Sevgili Okurlar...</strong></p>

<p>Günümüzde bile bilinmezliklerinin sonu gelmeyen denizlerin sularla dolu tarihi, insanlık tarihi kadar eskidir. Geçmişte denizi akıllıca kullanabilen az sayıdaki denizci milletlerden biri olan Türklerin, geçmişinden günümüze miras kalan denizcilik kodlarını ortak ve gerçekçi bir hafızaya dönüştürmek çok önemlidir. Barbaros Kardeşler gibi dünyada kendinden çok söz ettirmiş denizci karakterlerin mirasını tanıtmak ise apayrı bir sorumluluk ister.&nbsp;</p>

<p>Elinizdeki bu eser, Barbaros Kardeşlerin bir keskin kılıç gibi güçlü oldukları Akdeniz’in anlatılmamış hikâyesini sizlerle buluşturuyor. &nbsp;Bu kitapla beraber Türk Denizcilik Tarihi’nde anlatılmayan detaylar gün yüzüne çıkarıyor.</p>

<p>Bilinenin aksine, atalarımızın mükemmel denizciler olduğunu, Mavi Vatan’ın Türkler için kaybedilmesi imkânsız bir vatan sınırı olduğunu Barbaros Kardeşlerin hikâyesinde bir kez daha yaşayacaksınız.&nbsp;</p>

<p>“Barbaroslar” kitabının sayfalarını aralarken denizci atalarınızın ve Akdeniz’in ufuklarının bilinmeyen hikâyesine hep birlikte yelken açalım.&nbsp;</p>

<p>Kader, Barbaros Oruç ve Barbaros Hızır kardeşlere öyle bir rota çizmiştir ki, önce denizle tanıştırmış, başlarına her ne geldiyse güç-lüklerle ve tehlikelerle dolu denize küsmeyip çok daha sıkı denizcileşmelerini ve dünyanın en bilinen denizcileri olmalarını sağlamıştır. Dünya denizcilik tarihini de değiştirmiş olan bu inançlı, azimli, özverili ve yetenekli Türk kahramanlarının hikâyesi, yabancı ve milli birçok kitaba konu olmuştur.&nbsp;</p>

<p>Barbarosların ve leventlerinin dünyasını anlatan sayfaları yavaş yavaş çevirmeye başladığınızda tarihin engin sularında yeni bir rotada yol almaya hazır olun. &nbsp;</p>

<p>İyi Okumalar...<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 04 Jan 2022 16:41:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/haberler/2022/01/barbaroslar-ertan-ozyigit-halil-ozsarac-1641303817.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye’nin Yol Ayrımında Bir Mücadele - Mustafa Albayrak</title>
                <category>KİTAP</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/turkiyenin-yol-ayriminda-bir-mucadele-mustafa-albayrak-10828</link>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/turkiyenin-yol-ayriminda-bir-mucadele-mustafa-albayrak-10828</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center"><em>Bu kitap, Aralık 2003 - Eylül 2021 tarihleri arasında,<br />
Teknik Elektrik Postası dergisinde yayınlanmış<br />
başmakalelerin bir araya getirilmesiyle hazırlanmıştır.</em></p>

<p><br />
<strong>ÖNSÖZ</strong><br />
Sevgili dostlarım, önceki yıllarda (2010-2013-2016-2019 dergimiz Teknik Elektrik Postası’ndaki 229’uncu sayımıza kadar olan, başyazılarımızı “Elektrik Sektörüne Başyazılar, Makaleler, Makeleler Ekonomi-Politik” adlarıyla bir araya getirerek neşrettiğimiz, dört kitabımızın devamı olarak, beşinci kitabımızı da yayınlamak nasip oldu.</p>

<p>Bu kitabımda, hem önceki dört kitabımda yer alan makalelerimin hemde bu kitaplarda yer almayan, 2020-2021 yıllarında kaleme aldığım ve Teknik Elektrik Postası’ında yayınlanan makalelerimi bulacaksınız.</p>

<p>Yani beşinci kitabım bir önceki dört kitabımı ve bunlara ilaveten sonradan (Ekim 2021 tarihine kadar) yazılmış başyazılarımı kapsamaktadır.</p>

<p>Beşinci kitabımızı <strong>“Türkiye’nin Yol Ayrımında Bir Mücadele” </strong>adıyla Teknik Elektrik Postası’nda 18 yıldır aralıksız yazdığım (2003 yılı 37’nci sayı ve 2021 yılı 250’nci sayılar arasındaki) başyazıları ihtiva eden müstakil bir kitap olarak siz değerli okurlarımıza sunuyoruz.</p>

<p>Bize bu vakte kadar yazmayı nasip eden Mevla’ya hamdolsun. Nasip olursa, Türkiye’miz hakkında her zaman olduğu gibi inandığım hakikatleri yazmaya devam edeceğim. Faydalı olması dileğiyle...</p>

<p><strong>Yol Ayrımı Şahitliği...</strong><br />
Belki çok duyduk bu ve benzer sözleri değil mi? Yol ayrımındayız, tarihimizin en zor dönemlerinden birini yaşıyoruz… Ya da “Birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde” diye başlayan cümleler hepimizin her daim hafızalarındadır.&nbsp;</p>

<p>Lakin Anadolu’da var olduğumuz en azından resmi olarak kabul edilen son bin yıl içerisinde birkaç can alıcı ve yukarıdaki cümlelerin tekabül ettiği gerçek anlara şahit olunmuştur.&nbsp;<br />
26 Ağustos 1071 Malazgirt zaferimiz ile başlayan, 1299’da yeni bir safhaya bürünerek büyük bir çınarın fidanını Söğüt ve Domaniç’e eken, 1453’de çağ açıp, çağ kapayan bir fethe imza atan milletimiz tarihte çok büyük mutluluklar yaşadığı gibi, 1683 Viyana mağlubiyeti, 1774 Küçük Kaynarca hezimeti, 1831 Tanzimat esareti gibi sadece toprağını değil ruhunu da kaybettiği acı anlara şahit olmuştur.&nbsp;</p>

<p>Zafer ve mağlubiyet ile alakalı bu ve benzeri tarihler hemen hatırlanır ama öyle tarihler vardır ki hiç akla gelmez. Onların ne zaferler ne hezimetler listesinde isimleri yoktur.</p>

<p>Misal bunlardan biri belki de en önemlisi 1853-1856 Kırım’da vuku bulan Rus – Osmanlı savaşı esnasında, Osmanlı İmparatorluğunun İngiltere’den aldığı 200.000 sterlin gibi mesela… Bu Türk tarihinin en acı dönüm noktalarından biridir. Zira “Borç alan emir alır” fiili yasa gereği kabul edilir. İşte 1854 yılında alınan bu borçtan sonra bir daha ülkenin iki yakası bir araya gelmemiştir. Belki 1854 yılındaki bu sessiz hezimet bir Karlofça, bir Pasarofça, bir Küçük Kaynarca, hatta Mondros Mütareke hezimetleri gibi gündeme gelmez. Bununla birlikte 1854 yılında alınan bu borç milletimizin makûs tarihinin en keskin zirve yıllarının başlangıcı olacaktır. İşte bu hezimet gibi ülkemizin kazandığı sessiz zaferler de vardır.&nbsp;</p>

<p>Bu 1854’de başlayan dış borçlar silsilesi, adı, menşei ve adresi (hangi ülke ve kuruluşlar) değişse de, dış borç hiç bitmemiştir. Hattı zatında Osmanlı İmparatorluğu yıkılıp yerine Türkiye Cumhuriyeti kurulsa da değişmemiştir. Dış borç mütemadiyen devam etmiştir. Ta ki 2013 yılı Mayıs ayının 13’ünde bu borcun son versiyonu IMF’ye ödenene kadar. O tarihte borcun IMF’ye ödenmesi ve bir daha bu manada yani Türkiye’nin dışarıdan emir almasına vesile olacak bir borç alınmayacağını ilan etmesi ülkemize karşı üstü örtülü bir savaşa girişilmesine vesile olmuştur.&nbsp;</p>

<p>Borcun ödeme tarihi olan ve ekonomik bağımsızlığımızın ilanı olan Mayıs ortasından sadece 15 gün sonra “Gezi Vandalizmi” adı altında küresel güçlerin ülkemize savaş ilanına şahit olduk. Bu olaylardan netice alamadıklarından 6 ay sonra FETÖ’cülerin 17-25 Aralık 2013 tarihli “Yargı ve Emniyet Susturuculu” darbe teşebbüsüne şahit olduk.&nbsp;</p>

<p>Bundan da netice alamadıklarında, önce 6-8 Ekim Kobani (Ayn-el Arab) şehri bahanesi ile bir terör ve iç savaş kalkışmasına hemen akabinde Çukur-Hendek terör hadiselerine şahit olduk. Bu da yetmedi, 15 Temmuz 2016 FETÖ’nün ABD-NATO destekli kanlı darbe teşebbüsüne yine hep beraber şehit olduk. Kısa zamanda ve peş peşe, daha adını zikretmediğimiz çok fazla olaya şahitlik ettik yakın tarihimizde. İşte bu şahit olduklarımız bilhassa siyaset, enerji, ekonomiyi bir arada bulabilmek için bu kitabı hazırladım. Son 18 yılın sıcak tarihi tüm şahitliğimizle bu kitapta.&nbsp;<br />
Saygılarımla…<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 30 Nov 2021 16:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/haberler/2021/11/turkiyenin-yol-ayriminda-bir-mucadele-mustafa-albayrak-1638277646.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye’de Kapitalizmin Gelişimi  -   Dr. Hikmet Kıvılcımlı</title>
                <category>KİTAP</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/turkiyede-kapitalizmin-gelisimi-dr-hikmet-kivilcimli-10678</link>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/turkiyede-kapitalizmin-gelisimi-dr-hikmet-kivilcimli-10678</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>‘Türkiye’de kadim KAPİTAL gibi, modern KAPİTALİZM de yok değiller. Yok olma aşamasındaki biçimleriyle varoldukları için, yok gibi görünürler. Türkiye’de kadim toplumun Tefeci - Bezirgan soysuzlaşması ile, modern toplumun tekelci Finans - Kapital dejeneresansından KARMA bir düzen, ezberlenmiş formülleri şaşırtır.’</p>

<p>‘Kapitalizmimiz genellikle DEMOKRASİYE, özellikle VATAN ve MİLLETE kolayca ihanet etti. Tanzimat, Birinci Meşrutiyet, İkinci Meşrutiyet, Kuvayimilliye hareketi ve son demokrasi denemesi, hep Türk milletine kapitalizmin ihanetlerini ispatlamakla geçti.’</p>

<p>Meselelerimizi en basit yurttaşın anlayabileceği kadar açık, duru ve belirli koymazsak, Demokrasiye inancımız yapma olur. Anlaşılır konuşmanın ilk şartı, olayların diline uymaktır. DOKTRİNSİZ akımlar: Millet dertlerini üfürükçü gibi, “Mernûş-Debernûş-Kefeştetayyuş” duâları okumakla iyileştireceklerini sanıyorlar. Ama, DOKTRİN taslayan akımlar da; yabancı kitap sayfalarından kesilmiş reçeteleri ezberlemekle, millet hastalığını teşhis, hele tedavi etmeye kalkıştıkça, daha az “Mütetabbip” [hekimlik taslayan] düşmüyorlar. Dertlerimize gerçekten deva aranacaksa, ilkin toplumumuzun muayenesi: Kendi ekonomik ve politik yapısı içinde, bütünüyle ve olduğu gibi yapılmalı; oradan varılacak sonuçlarla ortaya çıkacak hastalığın adı ne olursa olsun, teşhis ikirciksiz ortaya atılmalıdır.</p>

<p>Kendimizi veya başkalarını aldatmaya en elverişli özelliğimiz: Sosyal Sınıflar dışında ulusal veya uluslararası bir politikanın yeryüzünde bulunabileceği yalanına çok alışkın olmamızdır. İsmet Paşa’nın, “Sınıf esasına müstenit [dayanan] partiler kurmak serbesttir” buyrultusundan 20 yıl sonra, “Sosyal Devlet” prensibini Anayasaya geçiren 27 Mayıs’tan 5 yıl sonra, kalkıp da Türkiye’nin Tarih maddesi doğru incelenmeksizin, şundan bundan kapma, basma kalıp “Sosyal Sınıflar”dan, “Sosyal Adalet”ten “Devletçiliğimiz’ den ve ilh.. dem vurmayı bir marifet, hele kahramanlık saymak, apaçık<br />
bir kuş beyinlilik ise, Türkiye’de sosyal sınıf ilişkilerinin duruluğunu bulandırarak, yahut “Sınıfları inkar” sözüm ona “TAKTİKA”sı ile sosyalizm kaçakçılığı yapılabileceğine inanmak da, başını kuma sokarak avcıdan korunacağını uman devekuşu mantığına develeri güldürmektir.</p>

<p><strong>TÜRKİYE’DE KAPİTALİST SINIFI</strong><br />
1908 yılı değil, ondan 31 yıl önce, Türkiye Parlamentosunda Milletvekili Vasilâki Bey şöyle seslendi:<br />
“Ekonomi politik adı verilen bilimin başındaki tembihi budur. “Gelirler ziraatın, ticaretin, sanayinin ve zanaatın, madenlerin, ormanların, tüccar gemilerinin ilerlemesiyle ve çoğalmasıyla ve işlemesiyle artar. “Madenlerimizi ve ormanlarımızı külfetsiz ve kayıtsız kolay bir yolla yerli ve ecnebi sermaye sahiplerine ihale edelim, yerin altındaki zenginliğimiz ortaya çıksın, biz de yabancıların zenginliğini memleketimize getirelim. “Bir &nbsp;devletin ehalisi ne kadar zengin olursa o kadar kuvvetli ve ulu olur.”</p>

<p>(Meclis’i Meb’usan Zabıt Ceridesi, 2 Haziran 1877, 41. oturum) (Zabıtlardaki cümle yanlışlıklarına dokunmuyoruz.)<br />
Demek, değil 1923 Türkiye Cumhuriyet yılı, ondan yarım yüzyıl (46yıl) önce, Türkiye’de madenleri ve ormanları ele geçirecek yalnız yabancı değil, yerli sermaye de vardı. Ve bu sermayenin Meclis mümessilleri, Vasilâki Beyin yukarıki Ekonomi Politik dersini, “Fevkalade alkışlar” ile karşılayabilecek güçteydi. Abdülhamit’in topladığı Parlamentoda bu kerte ağır basanlar, nasıl sermayedarlardı?&nbsp;</p>

<p>Tıpkı, Tarihin 1789 Fransa’sında bulduğu tipte:</p>

<p><strong>a) Fermier General’ler: </strong>Türkiye’de Kanuni Süleyman çağında<br />
yapılmış “Kesim Düzeni” adlı “Devrim”den beri, şehirlerin ve köylerin bütün zenginlik kaynaklarını, hele imparatorluğun ekonomik temeli olan Toprak Üretimini tekellerine geçirmiş tefeci-bezirgân sınıfı içinde, MÜLTEZİM denilen kişilerdi.</p>

<p><strong>b) Fournisseur’ler:</strong> Türkiye’de bu güne dek “Devlet Baba”nın can damarlarına göbek bağlarıyla bağlı ve kamu sektörünün kanını, iliğini, hep öyle olağanüstü alkış tutarak, Vasilâki’nin isteğinden daha “külfetsiz ve kayıtsız kolay bir yolla” kutsal “Özel Sektör”e aktarıp Karunlaşan, tefeci-bezirgân sınıfı içinde Arapça MÜTEAHHİT, Frenkçe KONTURATÇI adlı kişilerdi.</p>

<p>Kapitalizmin iki safhası var: Biri Serbest Rekabet, öbürü, ya da ikincisi Finans-Kapital safhası. Finans-Kapital safhası, serbest rekabetçiliğin tersine tekelci bir safha. Bu: Batı kapitalizminin çöküş safhasıdır. Böylece, Osmanlı Batı’ya yöneldiğinde, demek oluyor ki, çöküş halinde olan iki toplum birbiri ile temasa geliyordu. Buna sosyal rezonans diyoruz. Yerli tefeci sermayemiz ile Batı’nın Finans-Kapitali kaynaşıyorlardı. İşte Batı’ya yönelişimizin bilimsel determinizmi, geri kalmış<br />
ülkelerin kaderi olarak böyle işliyordu.</p>

<p>İşte Türkiye’de kapitalizm, bu determinizm içinde, bu tarihi aşamalardan geçerek gelişmiştir.</p>

<p style="text-align:right"><em>“İnne’şşerre’ddevâbiind’Allahi’ssum-mül-bûkmülleziyne lâ ya‘kılûn!” (Hiç şüphe yok ki, ayaklarıyla yürüyenlerin Allah indinde en kötüsü, aklını kullanmayıp sağır ve dilsiz kalan iki ayaklı hayvanlardır.) (Enfâl Sûresi, 22. Âyet)</em><br />
&nbsp;<br />
<strong>KUR’AN’ı Kerim&nbsp;</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 25 Oct 2021 10:47:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/haberler/2021/10/turkiyede-kapitalizmin-gelisimi-dr-hikmet-kivilcimli-1635148167.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yavuz Sultan Selim Han    (Mustafa Armağan)</title>
                <category>KİTAP</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/yavuz-sultan-selim-han-mustafa-armagan-10562</link>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/yavuz-sultan-selim-han-mustafa-armagan-10562</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dokuzuncu Osmanlı padişahı olarak 1512 yılında tahta geçen ve 8 yıllık hükümdarlığı süresince Osmanlı Devleti’ni maddi ve manevi olarak asırlarca ayakta tutacak sağlıklı bir bünyenin temellerini maharetle döşeyen Yavuz Sultan Selim’i hiç böyle okumadınız! Fatih’in kalem ve kılıç örsünde dövdüğü, Bayezid’in sabır ateşinde şekillendirdiği bu “altın zincir”in halkaları nihayet Yavuz’un usta ellerinde titizlikle işlenmiştir. Mustafa Armağan, Osmanlı’yı yeniden kuran sıra dışı sultan, zamanın İskender’i, şarkın fatihi Yavuz Sultan Selim’in hayatını, bilinmeyen yönleriyleYavuz Sultan Selim Han kitabında anlatıyor.</p>

<ul>
	<li>40 bin Alevi’yi kesti mi?</li>
	<li>Portekizlilerin Peygamber Efendimiz’in mezarını kaçırma girişimine nasıl dur dedi?</li>
	<li>Hilafeti devralmadı mı?</li>
	<li>Neden Batı’ya değil de Doğu’ya seferler düzenledi?</li>
	<li>Küpe takar mıydı?</li>
	<li>İnsan olarak nasıl bir padişahtı? Hobileri ve ilgi alanları nelerdi?</li>
	<li>Suriye-Mısır seferlerine dair bilinmeyenler...</li>
	<li>Ders kitaplarında neden yanlış anlatılıyor?</li>
	<li>Okur ve “kitap kurdu” olarak Yavuz’u ne kadar tanıyoruz?</li>
	<li>Kürtler aleyhine söylediği iddia edilen sözlerin gerçeği...</li>
	<li>Can dostu Hasan Can’ın kaleminden Yavuz Sultan Selim!</li>
</ul>

<p>Kafanızı karıştıran tüm bu soruların cevabı ve daha fazlası Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı,Ufukların Sultanı Fatih Sultan Mehmed kitaplarıyla Osmanlı Padişahları’nı gerçek yönleriyle okurlarına sunan Mustafa Armağan’ın Yavuz Sultan Selim Han kitabında…</p>

<p>İşte bu cihan devletinin, bu mazlumlar koruyucusunun, bu ülkesine bir güven adası (memålik-i mahrüse) olarak bakan Osmanlı’nın temellerini insanlığın derinliklerine atan ve bu ‘kutsal ada’yı asırlarca ayakta tutacak mayayı karanlardan biri var karşımızda. Çaldıran zaferini kazandığı 1514 Ağustos’u ile Kahire’ye girdiği 1517 Ocak’la arasındaki sadece 29 ayda, yanlış duymadınız yirmi dokuz ayda Asya, Avrupa ve Afrika’nın, Akdeniz ve Hint Okyanusu’nun, İran’nın ve Anadolu’nun tarihlerinin akışını kökten değiştirecek muhterem hamleyi art arda yaparak Osmanlı’nın İslam Birliği idealini bilfiil gerçekleştiren bu hükümdar hakkındaki bilgilerimizin büyük bir kısmı yüzeysel ve diger kısmı da ideolojik önyargrlarla malul maalesef...</p>

<p>Yüzeysel, çünkü bu müthiş fütuhata açılan devasa kanatları, gittikçe fakirleşen düşünce kadromuzla anlama yeteneğimiz epeyce sınırlı. Beyinlerimiz yaşadığımız travmadan dolayı birer malul hükümlerini ilgi, bilgi ve tefekkürün süzgecinden geçirmeden sayfalara, ekranlara veya salonlara boca ettiklerini görmek gibi bir bahtsızlıklarla var ne yazık ki.</p>

<p><strong>Peki, Mustafa Armağan, Yavuz Sultan Selim Han: Davasına Adanmış; Bir Ruh’u neden Yazdı?</strong></p>

<ul>
	<li><em>Tarihle ilgilenen herkesin yanından geçtiği ama pek dikkatle bakmadığı bir padişah Olduğu için. Fatih, evet, Kanuni tabii ama sanki zamanın mermer teninde bir şimşek gibi göründüğünden mi yoksa tarihin zembereğini bir hamlede kurduğundan mı nedir, geneli bilinmekle ve büyük ölçüde sevilmekle birlikte yaptıkları yeterince&nbsp;</em></li>
	<li><em>bilinmemiş ve takdir edilmemiş bir yönetici olduğu için.</em></li>
	<li><em>Kısa sayılabilecek bir iktidar devrine sıkıştırılan büyük ve risklerle dolu zaferin mimarı ve vizyoneri olduğu için. Aslında dört büyük savaş demek lazım, zira piramitlerin yer aldığı Gize’de yine Tomanbay ile Yavuz’un kuvvetlerinin çarpıştığı ve bizim kaynaklarımızda fazla önemsenmeyen Kumü’l-Hamem savaşı Mısırlı Çerkes tarihçi İbn İlyas’a bakılırsa Ridaniye’den daha şiddetli geçmiştir ve hatta Memluk döneminde gerçekleşen en önemli savaşlardan biridir.</em></li>
	<li><em>Hala dört başı mamur bir Yavuz biyografisi yazılamamıştır. Bunun için yalnız Türkçe Selimnamelerin değil, zengin Fars ve Arap kaynaklarının da tamamen ortaya çıkarılması gerekmektedir.</em></li>
	<li><em>Eleştirebilmek için bile bir bilgi temeli lazımdır. Aksi halde attığınız okla hedefi vuramazsınız. Trabzon’da başlayan fütuhat ateşinin Kırım, İstanbul, Diyarbekir, Maraş, Malatya üzerinden Haleb, Şam, Kudüs, Gazze ve Kahire’ye ulaşılması nasıl olmuştur?</em></li>
	<li><em>Tüm bu soruların ve anlatılan onca rivayetin gerçekliğini bu kitabı okuyarak öğrenebiliyorsunuz.</em></li>
</ul>

<p style="text-align:center"><strong><em>Her milletin etten ve ruhtan çehresini bilhassa temsil eden bir hükümdar vardır: Selim Türklüğe böyle benzer.</em></strong><br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<strong>&nbsp; Yahya Kemal</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 29 Sep 2021 09:26:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/haberler/2021/09/yavuz-sultan-selim-han-mustafa-armagan-1632896898.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ailenin Adı Yok ya da Neden Feminist Değilim?        HİLAL KAPLAN</title>
                <category>KİTAP</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/ailenin-adi-yok-ya-da-neden-feminist-degilim-hilal-kaplan-10416</link>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/ailenin-adi-yok-ya-da-neden-feminist-degilim-hilal-kaplan-10416</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de aile kurumu tehlikede mi? Geleneksel değerlerimizi kayıp mı ediyoruz? Evlilik sayısı azalırken, boşanmalar neden artıyor? Aile nereye gidiyor? Aile içindeki geleneksel rol dağılımının tarihi binlerce yıllık; bu kodların değişime uğrama tarihi ise kabaca sadece yüz yıllıksa, ne oldu da bir asırda kadın-erkek ve ebeveyn-çocuk ilişkileri bu denli dönüştü? Bu dönüşümü kategorik olarak kötülemek ne kadar doğru? Ya da dönüşümü tersine çevirmeye çabalamak çözüm mü? Feminizmin teşhis ve reçeteleri yaraya merhem mi oluyor, tuz mu basıyor? Soruları çoğaltmak mümkün. Kesin olan bu ve benzeri soruların, gündelik tartışmalarımızda kapladığı alanın her gün daha da büyüdüğüdür. Vereceğiniz cevap ne olursa olsun, ailenin toplumun temeli olduğu gerçeği ile onu koruma sorumluluğumuz değişmeyecektir.</p>

<p>Sosyolog-Yazar Hilâl Kaplan, uzun zamandır yapılması gereken bir tartışmanın kapılarını aralıyor. Bu kitap aslında bir “ilk söz”… Aile değerlerinin erozyona uğramasına dair özelde muhafazakâr kesim, genelde de toplumun geniş kesimleri rahatsızlıklarını uzun süredir dağınık biçimde ifade etse de henüz derli toplu biçimde ortaya konulamamıştı.</p>

<p>Elinizdeki kitap, dünyadaki güncel gidişatın yansımalarını sosyal teori ile harmanlayarak analiz edip “içerden ve buralı” bir reddiye ortaya koymayı amaçlıyor.</p>

<p><strong>HİLAL KAPLAN KİTABINDAN BAHSEDERKEN ŞUNLARI DİLE GETİRİYOR:</strong></p>

<p><strong><em>Peki, neden böyle bir kitap yazdım?</em></strong></p>

<p>Çünkü artık Türkiye’deki en can yakıcı toplumsal meselenin, aile kurumunu muhafaza olduğunu düşünüyorum.<br />
Çünkü makro siyasi meselelerle boğuşurken, aile elimizden kayıp gidiyor; görüyorum.</p>

<p>Çünkü feminist olmayanı küçümseyen bir söylem en başta kadınlar eliyle yaygınlaştırılıyor ve çoğu bunun zararlarının farkında bile değil; biliyorum.</p>

<p>“Kadının Adı Yok” romanı ilk çıktığında, gerçekten kadın hakları noktasında kötü bir yerdeydik. Ancak bugün kadın-erkek ilişkilerinde ifrat ve tefrit arasında savrulmak yerine, aile ilişkilerindeki “adil denge”yi nasıl tesis edebiliriz? Aile içindeki geleneksel rol dağılımının tarihi binlerce yıllık, bu kodların değişime uğrama tarihi ise kabaca bir asırlık ise, ne oldu da kadın-erkekçocuk ilişkileri bu denli dönüştü? Bu dönüşümü kategorik olarak kötülemek çare olabilir mi? Feminizmin teşhis ve reçeteleri yaraya merhem mi oluyor, tuz mu basıyor?</p>

<p>Küreselci feminist/eşcinsel siyaseti, ensesti meşrulaştırmaktan kadınları “damızlık” kılmaya kadar ne gibi tehlikeler içeriyor? Dünyayı kasıp kavuran #metoo hareketinin çelişkileri neler? İstanbul Sözleşmesi’nden çıkınca, kadın korumasız mı kaldı? Ve elbette ülkemizdeki süresiz nafakadan çocuk haczine acil çözüm bekleyen meseleleri nasıl ele almalıyız?</p>

<p>Daha çok AK Parti’nin politikalarını kendisine yakın bulan bir yazar olarak bu kitapta eleştirilerimi de kaleme aldım. Aynı şekilde hangi partiye sempati duyarsak duyalım, ailemizin ayakta kalması için doğruya doğru, eğriye eğri demeli ve mücadelemizi birleştirmeliyiz.</p>

<p>Bu kitap aslında bir “ilk söz”; aile tartışmalarının gidişatına “içerden ve buralı” bir reddiye. Hayra vesile olması dileğimle...</p>

<p>İşte Hilal Kaplan’ın Yeni Kitabının Alt Başlıkları!</p>

<ul>
	<li><em>Aile bir ihtiyaç mıdır?</em></li>
	<li><em>Ataerkillik, feminizm ve aile tartışmaları nereye gidiyor?</em></li>
	<li><em>“Feminist Müslüman” neden olmaz?</em></li>
	<li><em>Süresiz nafakaya sınır konacak mı?</em></li>
	<li><em>Nedir bu istanbul Sözleşmesi?</em></li>
	<li><em>Türkiye İstanbul Sözleşmesi’nden çekilince, kadınlar korumasız mı kaldı?</em></li>
	<li><em>“Kadın” var mıdır?</em></li>
	<li><em>Seküler devletler, eşcinsel harekete teslim olmalı mı?</em></li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 30 Aug 2021 14:09:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/haberler/2021/08/ailenin-adi-yok-ya-da-neden-feminist-degilim-hilal-kaplan-1630321866.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kolonizatör Türk Dervişleri   /    Ord. Prof. Ömer Lütfi barkan</title>
                <category>KİTAP</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/kolonizator-turk-dervisleri-ord-prof-omer-lutfi-barkan-10287</link>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/kolonizator-turk-dervisleri-ord-prof-omer-lutfi-barkan-10287</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türk iktisat tarihçiliğinin büyük ismi Ömer Lütfi Barkan, tarihçiliğimizin Köprülü sonrasında uluslararası mecrada boy gösteren ve onun Türk Hukuk ve İktisat Tarihi Mecmuası’nı çıkararak açtığı çığırın kendisinden sonraki ilk büyük ismidir. Barkan’ın en önemli yanı, tahrir defterlerini ilk defa sistematik olarak incelemeye başlayan ve bunların Osmanlı toprak ve nüfus meseleleri açısından değerini ortaya koyan bir bilim adamı olmasından kaynaklanır. Strazburg’da okuduğu yıllarda Lucien Febvre ve Marc Bloch gibi Annales ekolünün kurucusu olan tarihçilerin ders ve yayın faaliyetlerinin etkisiyle; ayrıca onların da üstadı olan meşhur Orta Çağ tarihçisi Henri Pirenne’in eserlerinin gölgesinde gelişen düşünceleri ve bilhassa bu ekolün sonraki temsilcisi Fernand Braudel’in çalışmalarına duyduğu ilgi, Türk tarihçiliğini bu yolda hazırlamak konusunda da kendisini bir öncüye dönüştürmüştür.<br />
&nbsp;<br />
Burada, Barkan’ın, 1936-1960 yılları arasında nüfus ve iskân meselelerine hasredilmiş çalışmaları, 1942’de Vakıflar Dergisi’nde neşredildikten sonra bir klasik hâline gelen “Osmanlı İmparatorluğu’nda Bir İskân ve Kolonizasyon Metodu Olarak Vakıflar ve Temlikler I: İstila Devirlerinin Kolonizatör Türk Dervişleri ve Zaviyeler” başlıklı oylumlu makalesinin çatısı altında bir araya getirilmiş, ayrıca bu toplama kapsamlı bir analitik dizin eklenmiştir.&nbsp;</p>

<p>Bu çalışma, Ömer Lütfi Barkan’ın, Osmanlı Devleti’nin kuruluşunun sosyal, siyasî ve iktisâdî niteliklerinin anlaşılması konusunda arşiv belgeleri ve tarihi vesîkalardan yararlanarak kaleme aldığı, kısa adıyla “Kolonizatör Türk Dervişleri” adlı makalesinin bazı açılardan değerlendirmesini içermektedir. Bu bağlamda Anadolu’ya yapılan Türkmen göçleri, fetihler ve kolonizasyon, imar ve iskân, Osmanlının kuruluşunda görev üstlenen dinî-tasavvufî zümre ve kurumlara dair verilen bilgiler irdelenmekte, bir takım tasvip ve itirazlar dile getirilmektedir. Amaç, Barkan’ın makalesinde bahsettiği abdâl, ahî, derviş ve zâviyeleri, bağlı oldukları tasavvufî zümreleri tanımak, zaman içinde büyük bir imparatorluğa dönüşecek Osmanlı Devleti’nin kuruluşuna tesir eden unsurlara dikkat çekmektir. Geçen zaman, kolonizatör Türk dervişleri ve bunların tesis ettikleri zâviyelerin, Türklük ve Müslümanlık adına Anadolu tarihini değiştiren bir etkiye sahip olduğunu göstermiştir.</p>

<p><strong>Giriş&nbsp;</strong><br />
Batılı araştırmacıların, Osmanlı Devleti’nin teşekkül ederken “dört yüz çadırlık bir Oba’dan kısa süre içinde “cihangirane bir devlete dönüşmesi, Ahmed Cevdet Paşa’nın ifadeleriyle “bir sancak beyliği şeklinde iken yüz sene zarfında tecessüm ederek bir devlet-i kaviyye ve cesime” hâlini alması konusunda büyük bir kafa karışıklığına sahip oldukları görülmektedir.<br />
&nbsp;<br />
<strong>1-Kültürel Bir Tarih Kazısı: “Kolonizatör Türk Dervişleri ve Zâviyeler”</strong><br />
Ömer Lütfi Barkan’ın, çalışmalarında daha çok Osmanlı Devlet sisteminin anlaşılması üzerine yoğunlaştığı görülmektedir. Özellikle devletin sosyal ve iktisâdî yapısı, fetih (kolonizasyon), fethedilen toprakların temlik ve vakıflar yoluyla azamî derecede değerlendirilmesi, toprak sistemi, nüfus meselesi, askerî düzen ve güvenlik onun başlıca ilgilendiği konulardır.&nbsp;</p>

<p><strong>2- Anadolu’daki Tasavvufî Zümreler&nbsp;</strong><br />
XIII ve XIV. yüzyıl Anadolu’su hakkında araştırma yapmak, burada bulunan dinî ve tasavvufî toplulukların sayı ve mahiyetine dair sağlıklı sonuçlara ulaşmak oldukça zordur. Dönem hakkında bilgi veren tarihî kaynakların sınırlı oluşu veya bilgi bulunan kaynakların geç dönemlerde kaleme alınmış olması, taraflı bakış açısı vb. zorluklar bu dönemin dinî zümreleri hakkında kesin bir bilgi ve kanaatin oluşmasına engel olmaktadır.<br />
<strong>a-Horasan Erleri: Ahmed Yesevî ve Yesevîler<br />
b-Osmanlıyı Kuran Dervişler: Abdâllar<br />
c-Anadolu Civanmerdleri: Ahîler</strong></p>

<p><strong>3. Din ve Devlet İçin Islah Mekânları: Zâviyeler</strong><br />
&nbsp;Barkan’ın Kolonizatör Türk Dervişleri makalesinin ana konusu XVI. yüzyıl Osmanlı vesîkalarında kayıtlı zâviyelerdir. Geçmişi Anadolu Selçuklular dönemine kadar uzanmakla birlikte özellikle Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan itibaren ele alınan çeşitli tasavvufî zümrelere ait bu kurumlar, daha önce zikredildiği gibi dinî ve tasavvufî niteliklerinden ziyade sosyal, siyasî ve iktisâdî tarafıyla ele alınmıştır.</p>

<p><strong>Sonuç&nbsp;</strong><br />
Ömer Lütfi Barkan’ın “Kolonizatör Türk Dervişleri” olarak bilinen önemli makalesi temelde, küçük bir uç beyliği iken büyük bir imparatorluk hâline gelen Osmanlı Devleti’nin bu başarısındaki sebepleri irdelemek için kaleme alınmıştır. XVI. yüzyıla ait iki yüzün üzerinde tarihî vesîkayı tetkik etmek suretiyle vücuda getirilen bu çalışma, Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan kısa bir süre sonra büyük sınırlara ulaşmasını, yaslanmış olduğu geçmiş Türk-İslam Devletleri geleneği ile doğru bir fetih ve iskân politikasıyla açıklar.<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 03 Aug 2021 12:08:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/haberler/2021/08/kolonizator-turk-dervisleri-ord-prof-omer-lutfi-barkan-1627981917.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BUHRANLARIMIZ    (Said Halim Paşa)</title>
                <category>KİTAP</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/buhranlarimiz-said-halim-pasa-10148</link>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/buhranlarimiz-said-halim-pasa-10148</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de ne zaman derinden bir düşünsel tartışa açılsa söz bir şekilde Said Halim Paşa’ya gelir. Şahsi hayatının renkliliği bir yana 19. asır Osmanlı fikir hayatında beliren İslâmcılığın II. Meşrutiyet sonrasındaki bayrak isimlerinden biri olmuştur. Onun, bilhassa Buhranlarımız üst başlığıyla bir araya getirilen risaleleri, bu fikir akımının temel metinlerinden kabul edilmiştir. İslamcıların Meşrutiyet rejimini talep etmelerinin ardında Tanzimat yıllarında Namık Kemal’in de kullandığı meşveret ve şura anlayışı vardır. Bu anlayış, milletin yönetimde söz sahibi olması anlamı taşır. Bu sayede, keyfî yönetimler ortadan kalkacak, hukukun üstünlüğü korunacak, hak ve hürriyetler eşitlikçi bir biçimde dağıtılacaktır. Said Halim Paşa’nın Buhranlarımız’da ısrarla vurguladığı üzere ilk anayasa metni Batı’dan tercüme yoluyla ithal edilmiştir. İslâmcılar, Meşrutî yönetime İslâm’dan referanslar getirerek bu yönetimin kalıcılığı uğrunda düşünceler ileri sürseler de Said Halim Paşa, İslâmcı bir düşünür olarak onlardan ayrılmıştır. Batı toplumlarından alınacak bu sistem ve kavramlar Osmanlı toplumunun tabiatına aykırı ve lüzumsuzdur. Bu iddiasını Buhranlarımız’ı meydana getiren ve Meşrutiyet’le başlayan yedi küçük risalesinde teferruatıyla tartışmıştır. Yakup Öztürk’un titiz çalışmasında eser, sadeleştirilmiş diliyle ile okura sesleniyor. Üstelik Osmanlıca ilk yayını da tıpkıbasımla kitabın ikinci yarısını oluşturuyor. Hem aslından okumak isteyenler hem de düşünce tarihimizin kaynaklarını merak edenler için her yönüyle güzel bir fırsat…</p>

<p>Yazıya başlamadan önce birkaç noktaya açıklık getirmeli. Osmanlıca kelimeler olarak ifade edilen sözcükler Arapça ve Farsça gibi dillerden Türkçe’ye geçmiş, onun içinde kendine yer etmiş kelimeler. Bu kelimeler bugün daha az kullanılıyor. Belki resmi evraklarda, belki mesleki terimlerde yerini koruyan sözcükler. Bu yazıda örneklendiği kelimeler ise Kazım ... Hatıralar - Sami Paşazade Sezai (İki Dil (Alfabe) Bir Kitap - Osmanlıca-Türkçe) Osmanlı döneminin en önemli öykü ve roman yazarlarından biri olan Sami Paşazade Sezai’nin, hatıralarını kaleme aldığı, Çamlıca, Paris Hatıratından ve 1901’e Aid Bir Hatıra isimli yazılarından oluşmaktadır.</p>

<p>Said Halim Paşa, İkinci Meşrutiyet devrimizin fikir ve devlet adamlarındandır. 1913 - 1916 yıllarında, Balkan Harbinin sonu ile Birinci Dünya Harbinin ilk senesinde sadrazam olarak hükumetin başında bulunuyordu.</p>

<p>Tarihimizin en buhranlı ve acı bir devresinde vatana hizmet için çalıştı. Yazdığı eserlede aydınlara yol göstermek, dertlerimizin ve gerile· yişimizin gerçek sebeplerini ortaya koymak istedi. Günümüzde devam etmekte bulunan fikir mücadelesinin, Meşrutiyet’teki fikir hareketleri ile başladığı malumdur. Bu fikri uyanış devresi içinde Said Halim Paşa «İslam birliği» ve «İslamcılık» akımının en öndeki temsilcilerinden biri idi. Meseleleri bu açıdan ele almıştır. O yıllarda aydınlan meşgul eden ve hepsinin verdikleri eserlerde tesirleri görülen, İslamcılık, Türkçülük, Osmanlıcılık ve Batıcılık gibi temel fikir cereyanlan ciddi olarak tetkik olunmak lazımdır. Bunun, şimdiki ve gelecekteki tefekkür hayatımız için lüzumlu ve faydalı olduğu meydandadır.</p>

<p>‘‘Buhranlannıız’’ adını taşıyan bu cildin için· de Said Halim Paşa’nın on yılda ayn ayn kaleme alıp yayınladığı yedi kitap vardır. Bunlar memleket meseleleri ve buhranlarımız üıerlnde İslamcı bir görüşle yapılmış denern.elerdir.</p>

<p>Kitabın dilini, böyle fikri bir eser için mümkün olabilecek son derecede sadeleştirmeye çalışılmış. Sadeleştirme sırasında eserden hiçbir çıkarına yapılmamıştır. Yazarın hayatı ve eserleri hakkında, kitabın başına bir kısım eklenmiş. Gerek bu kısımda ve gerek metnin içinde geçen bazı ifadeler ve isimler hakkında kitabın sonuna ilave edilen «Açıklamalar» la yardımcı olmara çalışılmış. Metni teşkil eden yedi kitabın her biri, kendi konusu etrafında yazılmış olmakla” beraber, müşterek mevzulara da temas etmektedirler. Bu sebeple daha derli - toplu bir fikir kazanılması ve incelemelere yardımcı olması için indeks ilavesine lüzum görülmnüş..</p>

<p>Felaketli bir devirde yetişmiş olan bu samimi fikir adamımızın, Türk düşünce tarihinde layık olduğu yeri alacağını ve eserin genç aydınlara faydalı olacağını umuyorum. İstikbal, yeni nesillerden, Türkiye’mizi mutlu kılacak milliyetçi teşebbüsler: beklemektedir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 28 Jun 2021 11:31:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/haberler/2021/06/buhranlarimiz-said-halim-pasa-1624869191.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Cemil Meriç Konuşuyor -  Mustafa Armağan</title>
                <category>KİTAP</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/cemil-meric-konusuyor-mustafa-armagan-10032</link>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/cemil-meric-konusuyor-mustafa-armagan-10032</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Çağımızın sancılı ve tutkulu düşünürü Cemil Meriç, titizlikle derlenmiş söyleşileriyle bu defa yazmıyor, konuşuyor. Bu konuşmalar, onun fikirlerinin yanı sıra kişiliği ve özel hayatıyla ilgili ipuçlarını da ele veriyor. Cemil Meriç’in bilge sesine kulak verin. Antakya Lisesi’nden bir adam çıkıyor ve yalnız Avrupa Kültürü üzerinde değil, Hind kültürü üzerinde de, sadece Batı klasikleri üzerinde değil, bizim klasiklerimiz üzerinde de hakkaniyetle durarak önümüze cömert kapılarını açıyor kültür ve düşünce dünyasının.</p>

<p>Balzac ile İbn Haldun kol kola onda. İhvan-ı Safa, adeta risalelerini yeniden yazıyorlar onun kalemiyle. Ali Şeriati ve Bediüzzaman Said Nursi de, Victor Hugo ve Proudhon da, Marx ve Weber de, Tevfik Fikret ve Mehmed Akif de beraber, dostça geziniyorlar onun binbir çiçekle müzeyyen bahçesinde.</p>

<p>Clslubunun şimşeğinden yayılan kıvılcımlar atom parçaları gibi sayfaların arasına dağılıyor, sloganikmiş gibi görünen hikmet ve arzu yüklü cümlelerle soluğu alıyor ve yazılarını içenlerin kanına karışıyordu birkaç dakikada. Sonra damarlardan patlama sesleri duyuluyordu içten içe. İşte bu, halis muhlis Cemil Meriç üslubunun ta kendisiydi.</p>

<p><strong>SUNUŞ</strong><br />
Cemil Meriç’i 21. yüzyılın bu çetin dönemecinde gözümüze giderek “batar” hâle getiren şey nedir sahiden? Bir ıslık gibi gelen bu sorunun cevabı şarkılaşmayacak besbelli. Zorlu bir nefis muhasebesine, kışkırtıcı bir özeleştiriye, durumumuzun yakıcı bir değerlendirmesine çağıran bu soru, en başta bir yeniden okuma girişimine davet etmeli değil midir bizi? Klasiklerimizi yeniden okuma; yani Şinasi’yi, Namık Kemal’i, Ali Suavi’yi, Ahmed Midhat’ı, hatta “Kin” sairi Emin Bülend’i; elbette Tunuslu Hayreddin Paşa’yı, Mehmet Akif’i, Bediüzzaman Said Nursî’yi, Said Halim Paşa’yı, Necip Fazıl’ı, Nurettin Topçu’yu, Sezai Karakoç’u ve selefleri kadar “büyük” teklifleri olmasa da Kemal Tahir’i, Peyami Safa’yı, Yahya Kemal’i ve diğerlerini yeniden okuma zahmetine katlanmadan mesafe alabileceğimizi, hakikaten “yeni” bir şeyler söyleyebileceğimizi zannediyorsak aldanıyoruz. Aslında birçok şey söylenmiştir bizden önce ve muhtemelen bizden de daha iyi, daha şık söylenmiştir. Bu okuma sürecinin sonunda ulaşacağımız sonuç büyük bir ihtimalle bu acılı cümle olacaktır.</p>

<p>Hem sonra “yeni” dediğimiz şey de nedir ki? Yeni bir söylemek sanki eski bilinmeden mümkünmüş gibi, eskiyi bilmeden yenilik yapılabilirmiş gibi, dahası yenilik zannedile şeylerin gerçekten yeni olduğu eski göz önünde bulun durulmadan anlaşılabilirmiş gibi, bir “yeni havucu” pesin de sürüklenip gidiyor bu toplum. Yenileşme, modernleşme Avrupalılaşma, Batılılaşma...</p>

<p><em><strong>Bütün bu uğultular içerisinden Antakya Lisesi’nden bir adam çıkıyor ve yalnız Avrupa kültürü üzerinde değil, Hind kültürü üzerinde de, sadece Bat klasikleri üzerinde değil de, kendi klasiklerimiz üzerinde de hakkaniyetle durarak önümüze cömert kapılarını açıyor kültür ve düşünce dünyasının.&nbsp;</strong></em></p>

<p>Böyle bir bahçeye ne zamandır hasret olan Türk okuru, yalnız bahçedeki çiçeklerden değil, bahçıvanın bilgili, bilge ve kararlı sesinden ve duruşundan da etkilenmiştir besbelli. Gerektiğinde muhatabının başına öfke dağları yığan, gerektiğinde Ganj kıyılarında hikmet fıçılarını delen bu adam, sıra haksızlıklara uğramış bir tarihe, bir medeniyete, yeryüzünde ki en büyük medeniyet dediği “Osmanlı “ya geldiğinde adeta kanatlanıyordu.</p>

<p>Bir hazinenin kapağını açtığımıza ve Cemil Meriç Killiyatı’na giden yolda önemli adım attığımıza inanıyoruz. Ortaya çıkan toplamın yeterli ve eksiksiz olduğunu da iddia etmiyor. Mutlaka bir yerlerde gözden kaçmış röportajlar vardır ve keşfedilmeyi beklemektedir. Eleştiriler ve uyarılar ise Cemil Meriç’in muzdarip ruhunu şad edecektir.</p>

<p>Not: Mustafa Armağan bu konuşmaları kitap haline getirirken şu bilgiyi veriyor: İmlada birlik sağlanmaya çalışılmış ve genellikle ‘‘Cemil Meriç ile bir konuşma’’ şeklindeki röportaj başlıklarının yerine, metnin içinden seçilmiş bazı cümleler konulmuştur.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 04 Jun 2021 17:02:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/haberler/2021/06/cemil-meric-konusuyor-mustafa-armagan-1622815443.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Milli Kurtuluş Tarihi     [Doğan Avcıoğlu]</title>
                <category>KİTAP</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/milli-kurtulus-tarihi-dogan-avcioglu-9919</link>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/milli-kurtulus-tarihi-dogan-avcioglu-9919</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türk kurtuluş savaşını derinlemesine ve çok yönlü bir şekilde ele alan nadir eserlerden biridir. Örneğin kurtuluş Savaşı’nın ve Türk Devrimi’nin sınıfsal temeline dair tespitleri çok önemlidir. Aynı konuyu ele alan kitaplarda genelde sınıfsal çözümlemelerden çok olaylar ve kişiler üzerine odaklanıldığını düşünürsek eserin değeri daha iyi anlaşılır.</p>

<p>Türkiye-Sovyetler ilişkilerinin incelendiği bir kitap. Bunun yanında TBMM-Sovyetler ilişkilerinin başından beri dostluk biçiminde olmadığı, Sovyetlerin M. Kemal’e karşı olarak Enver Paşa’yı yedekte tuttuğu, içeride Çerkez Etem, Mustafa Suphi’yi kullanmaya çalıştığı gibi birçok olayı ayrıntılarıyla öğrenme imkânı bulacaksınız.</p>

<p><strong>Milli Kurtuluş Tarihi 3 Kitap Açıklaması</strong><br />
ABD ve İngiltere, Türkiye?yi parça parça etmek, Anadolu’yu Rum ve Ermeni toprağı yapmak için kesin kararlı oldukları halde, Kurtuluş Savaşı liderlerinin pek çoğunun kurtuluşu, Sovyetler Birliği’ne karşı İngilizlerle uzlaşmakta, ya da Amerikan mandası olmakta görmeleri belgelerle açıklanmakta ve emperyalist Batı devletlerini, Tanzimat geleneğine uygun biçimde “koruyucu” ve “kurtarıcı” saymanın, daha sonraki olumsuz iç ve dış gelişmelere nasıl damgasını vurduğu belirtilmektedir.</p>

<p>Bu eser, alışılmış anlamda bir tarih kitabı değildir. Tarih, genellikle geçmişin, yani ölünün incelenmesi demektir. “Milli Kurtuluş Tarihi”nde ise, bugün karşıkarşıya bulunduğumuz ve yarın karşılaşabileceğimiz sorunlara yanıt aranmıştır. Daha açık bir deyişle, yeryüzünde ilk bağımsızlık savaşını veren bir ülkenin milli kurtuluş hareketi, günümüzde ve gelecekte Türkiyemizi bekleyen sorunlar açısından sorguya çekilmiştir. Bu niteliğiyle “Milli Kurtuluş Tarihi”, Kıbrıs olayları ve ABD silah ambargosuyla ortaya çıkan gelişmeleri, tarihsel derinliği içinde aydınlatan kaynak eserdir.</p>

<p>Birinci Kitap’ta ABD ve İngiltere, Türkiye’yi parça parça etmek, Anadoluyu Rum ve Ermeni toprağı yapmak için kesin kararlı oldukları halde, Kurtuluş Savaşı liderlerinin pekçoğunun kurtuluşu, Sovyetler Birliği’ne karşı İngilizlerle uzlaşmakta, ya da Amerikan mandası olmakta görmeleri belgelerle açıklanmakta ve emperyalist Batı devletlerini, Tanzimat geleneğine uygun biçimde “koruyucu” ve “kurtarıcı” saymanın, daha sonraki olumsuz iç ve dış gelişmelere nasıl damgasını vurduğu belirtilmektedir.</p>

<p>İkinci Kitapta, 1917 Rus Devrimi ile Türk Devrimi arasındaki ilişkiler, millici dış politika ve Türkiye’de sol akımlar üzerindeki etki açısından incelenmekte, Rus Devrimi ve Komünizm karşısında Atatürk’ün ve lider kadronun tutumu tam bir açıklığa kavuşturulmakta ve Yeni Türkiye’nin kan ve ateş çemberi içinde dış politikasının biçimlenişi anlatılmaktadır.</p>

<p>“Milli Kurtuluş Tarihi”nin ilk basımında büyük hacimli tek cilt olan son bölümü, okuyuculardan gelen istek üzerine, bu kez iki kitapta toplanmıştır. Üçüncü kitapta milli kurtuluş hareketinin sınıfsal niteliği ve onu öteki kurtuluş hareketlerinden ayıran özellikleri ele alınmakta, Varga’nın “milli feodal aristokrasi” diye adlandırdığı Anadolu egemen sınıflarına ve bürokrasiye dayalı bir milli hareketin sınırları çizilmektedir.</p>

<p>Dördüncü Kitap’ta, Türkiye’deki iç gelişmeleri yönlendirme açısından dış politikanın önemi belirtildikten sonra, 1939 İngiliz İttifakı ile Atatürk dönemindeki bloklar dışı politikanın terkedilişi ve bunun iç politikada doğurduğu sonuçlar ele alınmaktadır. Roosevelt ve Churchill, Kazablanka Konferansı’nda Çin’in Amerikan, Türkiye’nin ise İngiliz nüfuz bölgesi olduğunu kararlaştırmışlardır. Durum, ilgililerce kabul edilmiş ve 1939’dan sonra dış politikamızın belli başlı amacı, Türkiye’nin kaderini ABD ve Büyük Britanya’ya bağlamaya yönelmiştir. Bu yöneliş, 1838 İngiliz Ticaret Anlaşması ve 1839 Tanzimat Fermanı ile başlayan gelişme çizgisi üzerindedir ve 1995’lerde Ortak Pazar’a tam üye olmakla doruk noktasına ulaşabilecektir.<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 29 Apr 2021 11:34:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/haberler/2021/04/milli-kurtulus-tarihi-dogan-avcioglu-1619685392.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Büyük Hun İmparatorluğu Tarihi  -  Prof. Dr. Bahaeddin Ögel</title>
                <category>KİTAP</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/buyuk-hun-imparatorlugu-tarihi-prof-dr-bahaeddin-ogel-9788</link>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/buyuk-hun-imparatorlugu-tarihi-prof-dr-bahaeddin-ogel-9788</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Hunlarla ilgili olarak okuyabileceğiniz pek çok kitabın, kaynakçasında en sık yer alan eser Bahaeddin Ögel’in bu muazzam çalışmasıdır. Hunlar bahsinde özellikle Asya Hunları hakkında bilgi sunabilmek için Ögel’in Hun İmparatorluğu tarihini muhakkak okumak gerekiyor. Farklı Çin kaynaklarını doğrudan Çince’den tercüme ederek arka arkaya incelediği metodu sayesinde de, hangi kaynağın hangi hususları pas geçtiği, bunun aslında ne gibi bir amaç taşıdığı hususlarında da aydınlatıcı bilgiler veriyor. Bunun yanı sıra özellikle Shiratori, De Groot gibi yazarların Hun tarihine bakış açılarını da güzel yansıtıyor.</p>

<p>Orta Asya Türk tarihi için, en eski ve güvenebileceğimiz kaynaklar malum Çin kaynaklarıdır. Çinlilerin o zamanki yazılarında kullandıkları dil, bugünün alfabelerinde olduğu gibi, sesler ve telaffuzların ifadesi olan sembollerden ziyade; Sümer tamgalarında olduğu gibi, bir durumu, olayı veya olguyu anlatan karakterlerden oluşur. bu da binlerce karakterin ne anlama geldiğini ezbere bilmeyi gerektirir. Haliyle, o çağların belgelerini okuyabilmek demek, bugünün Çincesini bilmekle mümkün olmamakta.</p>

<p>Kendisi bu yazıyı öğrenip eski belgeleri dilimize ve tarihimize kazandırmakla kalmamış; arkeolojik, speleolojik bulguların ışığında da tarihi gerçekliklerle efsaneler, destanlar ve mitler arasında ilişkiler kurmaya çalışmıştır. Sigmund Freud’un psikanaliz kuramından da faydalanarak, o dönemin metaforlarını; dönemin siyasi, coğrafi ve iklim şartlarıyla birlikte değerlendirip çözümlemiştir.</p>

<p><br />
ÖNSÖZ</p>

<p>Büyük Hun İmparatorluğu Tarihi’ni, “Hun imparatorluğu” değil de; “Büyük Hun İmparatorluğu Tarihi” adı ile adlandırdık. Çünkü bu imparatorluk, 300 yıl, binlerce kilometrelik ve aklın alamayacağı genişlikteki toprakları, akıl ve mantık üzerine kurulmuş bir düzen ve tıpkı bir saat işleyişi gibi, idaresi altında tutmuştur. Bölünüp, dağıldıktan sonra da yaşamış, bu engin devlet tecrübesinden paylarını alan Mete’nin torunları, yer yer yeni devletler kurmaktan geri durmamışlardı. Yeni devletler kurarken de, bu büyük geçmişi unutmamışlar. Mete’nin hatırasına dayanmışlar ve atalarını, kendi tarihlerine de yazdırmışlardı.</p>

<p>İmparatorluk nedir veya ne değildir? Bu kitabımızı yazarken ve ad koyarken, bunu çok düşündük. Büyük Hun Devleti, tıpkı bir insan vücudu gibiydi. Devletin binlerce kilometre uzaklıktaki bir köşesinde, başkentin haberi olmadan hiç bir şey olamazdı. Her şey, başkente haber verilir ve başkentin buyruğuna göre işler yoluna konurdu. Mete’nin kurduğu bu devlet, bundan dolayı “büyüklük” ve “İmparatorluk” adına lâyıktır. Büyük Hun İmparatorluğu, herkesin aklına estiği gibi idare ettiği, feodal bir devlet değildi. Uzun yaşamasının ve yüzyıllar boyunca hatırlardan silinmemesinin sebebi de budur.</p>

<p>Eski Türk tarihine Hunlar ile başlıyoruz her konuda olduğu gibi burada da bilinen çağlardan başlayıp bilinmeyen çağlara ışık tutmaya çalışacağız. Göktürk devleti ile kesin olarak tarih sahnesine çıkan Türk dünyasının, elbette ki çok önceleri vardı. Çin tarihleri de Türk kavimlerinin bu eski tarihlerini biliyorlardı. Bunun için Çin tarihçiliğinde en eski çağlardan başlayan, Göktürk çağına kadar gelen ve hiç kesilmeyen bir tarihin, akışını ve anlatılışını görmek mümkündür.</p>

<p>Bu kitapta ele alınan her konuda olduğu gibi, Hunların ataları bölümünde de yalnızca eski Çin yazılı kaynaklarına dayanacağız. Kaynaklara dayanan bu tarihte, söz benzeştirmeleri de pek fazla yer almayacaktır Çin yazılı tarih kaynaklarını ise şu veya bu yolla kesinlikle zorlamayacak. Zaten bu kaynaklar bizi Kendi kendilerine istediğimiz dileğe götüreceklerdir.<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 30 Mar 2021 12:06:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/haberler/2021/03/buyuk-hun-imparatorlugu-tarihi-prof-dr-bahaeddin-ogel-1617095323.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Emir Timur    -    Ahat Andican</title>
                <category>KİTAP</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/emir-timur-ahat-andican-9691</link>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/emir-timur-ahat-andican-9691</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Elinizdeki kitap sıradan bir “Timur tarihi” kitabı değildir. Bu kitap, Timur’la ilgili bütün birincil kaynakların incelenmesi ve “Tarih bilimi, gerçeği arayıştır. Gerçeği arama iddiası olmadan yazılan tarih, geçmişle ilgili bir romandan başka bir şey değildir.” anlayışıyla yazılmış olup yaklaşık on yıllık bir çabanın ürünüdür.</p>

<p>Prof. Dr. Ahat Andican, bizzat Timur tarafından yazıldığı/yazdırıldığı iddia edilen Tüzükât-ı Timurî’nin Timur dönemi tarihi için kaynak olarak kullanılamayacak sahte bir eser olduğunu ayrıntılarıyla ortaya koyarak işe başlamaktadır. Bu sonuç, bugüne kadar ülkemizde ve dünyada Timur hakkında yazılan kitapların büyük bir bölümünün geçerliliğini yitirmesi anlamına gelmektedir. Timur tarihini farklı bir bakış açısıyla yeniden yorumlayan Andican, Türk tarihçiliğinde ilk kez Ankara yenilgisinin nedenlerini ve bu yenilginin Osmanlı’da oluşturduğu siyasi, askeri, sosyal ve kültürel değişiklikleri ayrıntılı bir şekilde değerlendirmektedir.</p>

<p>Timur’un Anadolu seferine başlamadan önce Bayezid ile ve diğer bölge hanedanlarıyla yaptığı yazışmalarda iki aşamalı bir taktik izlediği görülmektedir. Birincisi söz konusu bölgenin İlhanlı hanlarına ait ve şuanda onların yasal mirasçısı olan Mahmud Han’ın bu bölgelerde hak sahibi olduğu iddiasıydı. Anadolu geçmişte İlhanlı hanlarına tabiydi. Dolayısıyla buradaki yönetimler Çağatay hanına biat etmeli vergi vermeli ve kendilerinin han adına yöneticilik yapan naipler olduklarını kabul etmeliydiler. İkincisi ve daha önemlisi ise Memluk ve Osmanlı gibi devletleri yönetenler asıl soydan gelmedikleri için hanlık veya sultanlık iddiasında bulunamazlardı.</p>

<p>Bu dönemde Timur’un boğazları geçip İstanbul’a yönelik bir kuşatma başlatması veya Balkanlar’da bir istila hareketine girişmesi ihtimalleri başta Bizans olmak üzere Ceneviz, Venedik gibi bölgesel güçlerin korkulu rüyası haline gelmişti. Silahlı gücü neredeyse tamamen kiralık askerlerden oluşan Bizans çok uzun bir zamandan beri Batılı ülkelerden destek almaksızın kendini savunabilme yeteneğini kaybetmiş durumdaydı. Bölgesel güçlerden Venedik ve o dönemde Fransa Krallığı’nın vasili olan Cenova birer deniz ötesi imparatorluk yaratmış olmalarına karşın sadece sahillerde etkiliydiler. 30 yıl o aşkın bir süredir yenilgi yüzü görmemiş ve bir savaş makinası haline gelmiş Timurlu ordusu karşısında hiçbir şansları yoktu. Bu ülkeler için en uygun seçenek Ankara’daki büyük mağlubiyetine rağmen Balkanlar’da varlığını sürdüren Osmanlı gücü ile ittifak yapmaktı.</p>

<p>Eski Türklerde bütün ülkenin yönetici hanedanın ortak mali olduğu şeklindeki inanç ve toprakların aile bireyleri arasında bölüştürülmesi şeklindeki gelenek Moğol İmparatorluğu için de geçerliydi. En büyük oğula merkezden en uzak topraklar verilmekte, diğer kardeşlere yaş sırasına göre merkeze doğru kademeli bir şekilde yurtluklar tahsis edilmekteydi. Merkez ise en küçük çocuğunun hakkı idi. Türk-Moğol geleneğinde hanların veya prenslerin karargahlarını kurdukları bölgelere orda veya ordu adı verilmekte kendilerine tahsis edilen halk ise söz konusu şehzadenin ulusu olarak adlandırılmaktaydı.</p>

<p>Kitapta, Türk tarihçileri tarafından Timur hakkında üretilen sözde bilimsel efsaneler, yine bu tarihçilerin kullandığı kaynaklar incelenmek suretiyle çürütülmektedir. Timur’un; Avrupa siyaset ve kültür dünyasının bir öğesi haline gelmesi, Rus milli kimliğinin oluşumunda kullanılması, emperyalizmin sömürge politikalarında araç haline getirilmesi, komünist ideolojinin Timur algısı ve nihayet günümüz Özbekistan’ında “Timur kültü” inşası gibi konular, Timur tarih yazıcılığında ilk kez bu kitapta işlenmektedir. Timur’un tarihi, siyaseti ve mirası, köklerinden başlayarak, doğuda ve batıda Timur’un ortaya çıktığı ilk günlerden bugüne kadar yaratılan farklı Timur kimlikleri üzerinden incelenmiştir.</p>

<p>Tarihçi Andican’ın Emir Timur kitabı, Timur tarihi yazımına sıra dışı bir bakış açısıyla yeni bir soluk getirmektedir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 26 Feb 2021 11:11:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/haberler/2021/02/tmir-timur-ahat-andican-1614327203.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tarihin Sonu ve Son İnsan                         FRANCIS FUKUYAMA</title>
                <category>KİTAP</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/tarihin-sonu-ve-son-insan-francis-fukuyama-9568</link>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/tarihin-sonu-ve-son-insan-francis-fukuyama-9568</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İlk yayınlandığı 1992 yılından bu yana Tarihin Sonu ve Son İnsan birçok tartışmayı da beraberinde getirdi. Francis Fukuyama’nın siyaset, bilimsel ilerleme, etik kodlar ve savaş üzerine ortaya koyduğu sıra dışı analizleri Soğuk Savaş sonrası dünyayı anlamak için hâlâ birer rehber niteliğinde. Gözden geçirilmiş ve güncelleştirilmiş son haliyle Tarihin Sonu ve Son İnsan modern bir klasik.</p>

<p>“Açık bir dille yazılmış muazzam fikirler yumağı. Fukuyama’nın görüşleri ciddiye alınmayı hak ediyor.”<br />
-William H. McNeill, The New York Times Book Review</p>

<p>“Provokatif ve ilginç. Fukuyama cevaplandırılması gereken ciddi sorular soruyor.”<br />
-Ronald Steel, USA Today</p>

<p>“Kabul edin ya da etmeyin, olağanüstü bir kitap. Siyaset felsefesine ciddi katkısı olan zengin bir çalışma.”<br />
-Mackubin Thomas Owens, The Washington Post</p>

<p><strong>Özet</strong><br />
Bu makalede, Francis Fukuyama’nın ‘tarihin sonu’ kuramı, liberalizm ve Kojeve’in Hegel diyalektiğine<br />
getirdiği yorumla bağla tısı üzerinden ele alınmıştır. Fukuyama’ya göre, monarşi veya komünizm gibi yönetim biçimlerinin başarısızlığı, insanlara özgürlük ve refah sunmaktaki eksikliklerinden kaynaklanmaktadır. İslamın alternatif bir yönetim şekli olarak düşünülmesini engelleyen de, özgürlük ve demokrasinin bulunmayışıdır. İslamın, modernitenin bazı önemli değerlerini sağlayabilecek araçlara sahip olmaması, liberal demokrasi ve kapitalizmle tanımlanan moderniteyle bağdaşmasına imkan tanımamaktadır. Verili bir toplumda, özgürlüğün geliştirilmesini için, en elverişli sosyal ve siyasi sistem liberal demokrasidir, ki zaten ideolojier arasındaki mücadelenin de liberalizmin zaferiyle sonuçlandığı açıktır.</p>

<p><strong>Belkemiksiz İnsanlar</strong><br />
Modern zamanın en genel göstergesi: insan kendi gözünde inanılmaz derecede onur yitirdi. Uzun süre varlığın merkezi ve trajedi kahramanı oldu; sonra, en azından, —moral değerlerin en önemli değerler olduğuna inanan, onurunu insanın korumak isteyen bütün metafızikçilerin yaptığı gibi kendisinin varlığın belirleyici ve aslında değerli yanıyla bağlı olduğunu kanıtlamaya çalıştı. Tanrı ’yı gönderen, ahlak inancına daha sıkı sarılır.<br />
—Friedrich Nietzsche, Ölümünden Sonra Yayımlanan Fragmanlar1</p>

<p><strong>Sonuç</strong><br />
Francis Fukuyama’nın tarihin sonu tezine dikkat çeken ve üzerinde düşünmeye değer kılan etkeni, iddiasının büyüklüğünde aramak gerekir. Fukuyama demokratik devletin temel özelliklerini rasyonellik, homojenlik ve evrensellik olarak belirlemektedir. Demokrasi ilkelerine göre işleyen bir devlet, yarışan çıkarları insan olma kimliği çerçevesinde birleştirip, açık ve net ilkelere dayanmakta, kişiler arasındaki eşitsizliği kaldırarak sınıfsız bir toplum yaratmakta ve yurttaşlar arasında dil, din, ırk veya başka farklılıkları gözetmeden, eşit hak ve özgürlüklerden yararlanmasını sağlamaktadır.</p>

<p>Fukuyama’nın, bir dönem liberal demokrasiye alternatif olmuş ya da olduğuna inanılmış rejimleri eleştirisi ve O’na yöneltilen eleştirilerde, dikkatimizi çeken husus, tarihin sonunu ağırlıklı olarak S.S.C.B’nin dağılmasına ve Soğuk Savaş’ın bitimine bağlamasıdır. Bu durum, ister istemez tarihte böyle bir devinim olmasaydı, Fukuyama’nın tezinin de yazılmayacağını akla getirmektedir. Yani aslında S.S.C.B’nin dağılması karşısında duyduğu sevinci dışa vurma sürecinde, bunu destekleyecek felsefi dayanaklar aradığını, her tür gerekçelendirmesinin altında bu tepkinin yattığını söyleyebiliriz. İslamın bir seçenek olamayacağını söylerken, bunu temellendirdiği nokta da ilgi çekicidir. Hem liberalizmin ekonomik ve siyasi boyutunu birbirinden ayırmış, hem de İslamın liberalizm karşısında alternatif sayılmamasını, Batı ve İslam dünyası arasındaki güçlerin eşit olmayışıyla açıklamıştır. Güç derken kastettiğinin ne olduğu açık değildir. Yarıştırdığı güçler, ekonomik üstünlük ya da toplumlar tarafından benimsenme ihtimali olabilir. Liberal demokrasi ülkelerinin barışı yaydığı fikri de, yakın dünya tarihi hatırlanınca, kuşku uyandırmaktadır. Neticede Fukuyama’ nın demokrasinin üstünlüğü fikrine katılmakla beraber, bunu açıklarken dayandığı kaynakları ve gerekçelendirme biçimini tartışmaya açık bulmaktayız.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 29 Jan 2021 15:27:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/haberler/2021/01/tarihin-sonu-ve-son-insan-francis-fukuyama-1611923273.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Şimdinin Dar Odası     ( Markar Esayan )</title>
                <category>KİTAP</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/simdinin-dar-odasi-markar-esayan-9305</link>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/simdinin-dar-odasi-markar-esayan-9305</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:right"><em>Samimi olmayı vaat edebilirim,&nbsp;<br />
tarafsız olmayı asla...</em></p>

<p style="text-align:right"><strong>Goethe</strong></p>

<p><strong>Şimdinin Dar Odası’nda</strong></p>

<p>Geçmişi olmayan bîr insan olmak... Bu takıntı yeni değil... İsteyerek ve bilerek edinilmiş değil bu hastalık. Biz Ermeniler, biz doğulular, biz Anadolulular daha çok Şimdi’nin Dar Odası’nda yaşar, farenin kediden, kedinin köpekten korktuğu kadar korkarız geçmişten. Belirli olan geleceğin belirsizliğidir ama, adı ‘geçmiş’olan o kara dulun utanmazca belirsiz kalması, biz sahipsiz ademoğüîlarının taşıyacağı bir yük olmamıştır asla... Şİmdi’nin Dar Odası’nda yaşayanlar, olması gerekenlerle gerçek arasındaki o derin uçuruma yuvarlanmış talihsizlerdir, tarihsizlerdir...</p>

<p>Türkiye’nin çok partili döneme geçtiği çalkantılı günlerde, azınlıklar, nam-ı diğer Ötekiler huzursuz ve korku dolu günler yaşamaktadırlar. 6-7 Eylül Olaylarının patlak vermesiyle azınlıklara karşı yürürlüğe konmuş olan politikalar bir kez daha kristalleşir. Kıbrıs Meselesi ile gerilen ortam 1964’te binlerce Rum’un sınırdışı edilmesiyle zirveye ulaşır. Dimitra’ya delilerccsine âşık olan Dikran ve eşi Filomen’i yitirmemek üzere çılgınca girişimlerde bulunan Eşvak’ın hikâyeleri gibi, pek çok yaşam tabanından sarsılmaya başlamıştır. Büyük ve acımasız politikaların arasında kendilerine yer bulmaya çalışan Ötekiler için yalnızca iki seçenek vardır: Ya gitmek, ya da Şimdinin Dar Odası’n&amp;d, kendilerini vuracak bir sonraki darbeyi tevekkülle beklemek.</p>

<p>Ancak hem onları, hem de tüm Türkiyelileri bekleyen başka süprizler vardır...</p>

<p>Geçmişin kefareti ödenmeli, borcumuzu temizlemeli, onunla uzlaşmalıyız. Bunu yapmak yas tutmak demektir...</p>

<p>Geçmişi olmayan bir insan olmak... Bu takıntı geçmişi elinden alınmış, Tarih Baba’nın koynunda kendisine yer bulamamış üvey çocukların ortak kozasıdır. Hiçbir zaman olmaması gereken o kadar çok şey oldu ve olmuş bilinen o kadar çok şey olmadı ki... Anlatılacak o kadar şey, geçmiş denen o girdapta kavrulup gitmil o kadar yitik hikaye var ki! Keşke geçmişi olmayan, sadece şimdiyi bilenler olabilseydik! Keşke içimizden akıp giden ve bizleri ‘Var’ tutmaya kodlanmış oluşlar silsilei, üzerimize doğru çullanan ve bizi ‘Var’ tutmaktan her an vazgeçebilecek zaman huzmeleri kadar belirsiz olsaydı. Kim kime kin tutabilirdi o zaman? Kim kime hesap sorabilir, kim neyi bilebilirdi?</p>

<p>Biraz evvel tersini mi söylemiştim? Şimdinin Dar Odası’nda olduğumuzdan mı bahsetmiştim? Hani kendi etrafında dönen gösterişsiz, gözden düşmüş tahta bir fırıldak gibi... Yalan! Yalan söylemişim... Bir geçmiş var elbet... Onun, bunun, çatlamış duvarın, reçinenin, arının son kez çıkardığı iğnenin, çamurun, hızarın dibinde yığılı talaşın, közlenmiş ateşin içinde, ağacın bağrında, halkalarında gizlenmiş bir geçmiş; gerçekten var. Yükü epeyce ağır; orada yer almayanlar, görmezlikten gelinenler için acı... Yaşayan ölüler olmak... En iyisi geçmişi hiç olmamış bir insan olmak; ama mümkün mü?</p>

<p><strong>Editör yorumu</strong></p>

<p>Gerçekçi bir konuyu yaşanmış bir olaylar dizgisini belli başlı yarı gerçek yarı kurgu bir şekilde anlatan gerçekten sürükleyici ve tamamen roman diyemeyeceğim bir kitap yani diğer romanlar ile kesinlikle ayrı değerlendirilmesi gerekir çünkü kesinlikle tamamen kurgu değil sürükleyici ve iyi bağlamalardan oluşuyor. Biraz tarih, biraz şimdi, biraz aşk. Çokça insanın olduğu bir roman. Nerde başlıyor gerçek, nerde kurgu oluyor yaşananlar belli olmuyor romanda. Siz inanmak istediğiniz yere kadar gerçekleri görüyorsunuz. Şimdinin dar odasından yazarla birlikte bakıyorsunuz geçmişe. Kitap anında sizi o odaya çekiyor ve kolay kolay dışarıya bırakmıyor. Okuması keyifli, akıcı diliyle sizi sıkmadan anlatıyor anlatacağını.</p>

<p>‘‘Birer lağımcığız biz. Tıkanan kanalları, sıkışan dirsekleri açacağız. Çünkü sifonu ne kadar çeksek de bok yukarı çıkıyor. Artık temizlik vakti. Artık Arınma vakti’’</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 04 Dec 2020 16:24:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/haberler/2020/12/simdinin-dar-odasi-markar-esayan-1607088496.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Vahdeddin’in Sırdaşı Avni Paşa Anlatıyor Milli Mücadele ve Sürgün Yılları Osman Özdeş</title>
                <category>KİTAP</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/vahdeddinin-sirdasi-avni-pasa-anlatiyor-milli-mucadele-ve-surgun-yillari-osman-ozdes-9173</link>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/vahdeddinin-sirdasi-avni-pasa-anlatiyor-milli-mucadele-ve-surgun-yillari-osman-ozdes-9173</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>
	<span style="font-size:16px;">Bu eser birilerine hoş veya nahoş g&ouml;r&uuml;nmek i&ccedil;in yazılmamıştır. Asıl hedefim ahl&acirc;ka ve bizden sonra gelecek olan nesle hizmet olduğundan, g&uuml;ndeme getirirken ve yazarken, bu satırlara nakledilen her şahsiyetin ger&ccedil;ek kimliğiyle anlatılmasına ve bilhassa ger&ccedil;eklere dayanarak kaydedilmesine dikkat edilmiştir. Ahmed Avni Paşa</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Osmanlı İmparatorluğu&rsquo;nun en zor yılları, payitaht işgal altında, tahtta her fırsatta &ldquo;Keşke padişah olmasaydım!&rdquo; diyen Sultan Vahdeddin ve &ouml;lene kadar sultanı yalnız bırakmayan &ouml;nce Bahriye Nazırı daha sonra siyaseti hi&ccedil; sevmemesine rağmen başyaver olan g&ouml;z&uuml;pek bir asker, Ahmed Avni Paşa. Bu kitap, imparatorluğun en zor zamanlarında Milli M&uuml;cadele&rsquo;yi başlatması i&ccedil;in Mustafa Kemal Atat&uuml;rk&rsquo;&uuml; Anadolu&rsquo;ya g&ouml;nderen Sultan Vahdeddin&rsquo;in ve b&uuml;t&uuml;n hazırlıkları yapan, Bandırma Vapuru&rsquo;nu t&uuml;rl&uuml; imkansızlıklar i&ccedil;inde Paşa&rsquo;nın emrine sunan ve en nihayetinde adı vatan haini olarak 150likler Listesi&rsquo;ne son anda giren Ahmed Avni Paşa&rsquo;nın g&ouml;z&uuml;yle bir d&ouml;nem tasviridir.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Ahmed Avni Paşa, Sultan Vahdeddin&rsquo;i hem saltanatı boyunca hem de San Remo&rsquo;da s&uuml;rg&uuml;nde iken hi&ccedil; yalnız bırakmamış, dikte ettiği her s&ouml;z&uuml; yazmış ve bu defteri &ouml;lene dek yanından hi&ccedil; ayırmamıştır. Kendisi vefat ettikten sonra torunlarına intikal eden ve &ouml;zenle muhafaza edilen dede yadig&acirc;rı bu defter, yazıldıktan 90 yıl sonra ilk defa okuyucularıyla buluşuyor.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<em><span style="font-size:16px;">Sultan Vahdeddin&rsquo;in kayıp hatıratı nerededir?</span></em></p>
<p>
	<em><span style="font-size:16px;">Mustafa Kemal Paşa&rsquo;yı, Anadolu&rsquo;da milli hareketi başlatması i&ccedil;in kim Samsun&rsquo;a g&ouml;ndermiştir?</span></em></p>
<p>
	<em><span style="font-size:16px;">Mustafa Kemal Paşa&rsquo;yı Samsun&rsquo;a g&ouml;t&uuml;ren Bandırma Vapuru&rsquo;nu kim bulmuş ve emrine vermiştir?</span></em></p>
<p>
	<em><span style="font-size:16px;">Vatan Haini 150 kişi kimdi ve nasıl se&ccedil;ilmişlerdi?</span></em></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Mustafa Kemal Paşa&rsquo;nın, Bandırma Vapuru ile Samsun&rsquo;a gitmeden bir g&uuml;n &ouml;nce İstanbul&rsquo;da, Kuran-ı Kerim &uuml;zerine el basarak yemin ettiği ortaya &ccedil;ıktı. Vatan&rsquo;ın haberine g&ouml;re: Sultan Vahdettin&rsquo;in huzurunda yemin eden Mustafa Kemal&rsquo;in bu yemini 90 yıl sonra ortaya &ccedil;ıkan bir hatıratla g&uuml;n ışığına &ccedil;ıktı</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Son Osmanlı Padişahı Vahdettin&rsquo;in d&ouml;neminde Bahriye Nazırlığı ve Başyaverlik g&ouml;revlerinde bulunan Ahmet Avni Paşa&rsquo;nın kaleme aldığı &ccedil;arpıcı detaylarla y&uuml;kl&uuml; hatıratı, 90 yıl sonra ortaya &ccedil;ıkarıldı.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Yazar Osman &Ouml;ndeş&rsquo;in kaleme aldığı, &ldquo;Vahdeddin&rsquo;in Sırdaşı Avni Paşa Anlatıyor&rdquo; isimli kitapta yer alan hatıratla, Vahdeddin&rsquo;in Kurtuluş Savaşı&rsquo;ndaki rol&uuml; ve Mustafa Kemal Paşa ile ilişkisine dair karanlıkta kalan bir&ccedil;ok nokta aydınlandı. Kitapta yer alan bilgilere g&ouml;re, Vahdettin, Mustafa Kemal Paşa&rsquo;yı, Osmanlı Ordusu&rsquo;nun dağıtılması s&uuml;recini denetleme ve asayiş i&ccedil;in g&ouml;revlendirmeye karar veriyor. Vahdettin, Atat&uuml;rk&rsquo;e, &uuml;stleneceği g&ouml;revi layıkıyla yerine getireceğine dair yemin ettiriyor. Yıldız Camii&rsquo;ne gelen Mustafa Kemal, cuma selamında, 15 Mayıs 1919&rsquo;da, Kuran-ı Kerim&rsquo;e el basıp yemin ediyor.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">İşte o yemin</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Yemin olayı ise ş&ouml;yle anlatılıyor: &ldquo;Sadrazam Paşa, Yaver Paşa padişahın iki tarafında birer adım gerisinde idiler. Mustafa Kemal Paşa askeri duruşuna dini bir ed&acirc; dahi vererek ilerledi ve sağ elini Kuran-ı Kerim&rsquo;in &uuml;zerine koyarak şu yemini eyledi. &lsquo;Heyet-i V&uuml;kelaca tanzim olunup Padişah Hazretlerinin iradesine sunulan yirmi bir maddelik &ouml;zel talimatta bana verilen yetkiler doğrultusunda padişah hazretlerimizin Anadolu vilayetlerindeki b&uuml;t&uuml;n m&uuml;lki ve askeri memurlar &uuml;zerindeki teftiş ve tedkikat g&ouml;revimi, padişah hazretlerinin m&uuml;saadeleri doğrultusunda iftiharla ve sahip olduğum yetkiler doğrultusunda t&uuml;m sadakatimle yapmaya gayret edeceğime vall&acirc;h bill&acirc;hi.&rdquo;</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><strong>Vahdettin&rsquo;in hayal kırıklığı</strong></span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Yemin edildikten bir g&uuml;n sonra, 16 Mayıs 1919&rsquo;da Mustafa Kemal Paşa, 9. Ordu Genel M&uuml;fettişi vazifesiyle 18 silah arkadaşıyla birlikte Bandırma Vapuru ile İstanbul&rsquo;dan Samsun&rsquo;a doğru yola &ccedil;ıkıyor. Kitapta, Bandırma Vapuru&rsquo;nu hazırlayan kişinin de Avni Paşa olduğu anlatılıyor.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Mustafa Kemal ve arkadaşları Samsun&rsquo;a gidip Kurtuluş Savaşı s&uuml;recinin kıvılcımını &ccedil;aktıktan sonra Vahdettin ve İstanbul&rsquo;la ilişkileri koparmıştı. Avni Paşa, bu Vahdettin&rsquo;in &uuml;lkeyi terk etmeden &ouml;nce hem yakın &ccedil;evresine hem de Mustafa Kemal&rsquo;e serzenişte bulunduğunu anlatıyor. Avni Paşa, şunları yazıyor: &ldquo;Anadolu&rsquo;ya d&uuml;şmanları defetmesi i&ccedil;in g&ouml;revlendirdiğimiz Mustafa Kemal&rsquo;in ihtirası ve muvazaası karşısında kaldım. Her tarafımı istila eden k&ouml;r ve nank&ouml;rler arasında dolandım ve ıztırap i&ccedil;erisinde bunaldım. Bu şekildeki hilafete, kendimde ne direnme ve ne de itaat imkanını g&ouml;remeyerek, ortalık sakinleşinceye kadar belirli bir s&uuml;re i&ccedil;in bu tehlikeli mıntıkadan uzaklaşmaya karar verdim.&rdquo;</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><strong><br />
	</strong></span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><strong>Ahmed Avni Paşa kimdir?</strong></span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">1878&rsquo;de Batum&rsquo;da doğan Ahmed Avni Paşa, 1897 Osmanlı-Yunan, Balkan Harbi ve Birinci D&uuml;nya Savaşları&rsquo;na katıldı. Son padişah Vahdettin&rsquo;in başyaverliği g&ouml;revi ile Bahriye Nazırlığı g&ouml;revlerini y&uuml;r&uuml;tt&uuml;. Cumhuriyet&rsquo;in ilanından sonra 1924 yılında 150&lsquo;likler listesine dahil edilerek s&uuml;rg&uuml;ne g&ouml;nderildi. L&uuml;bnan&rsquo;ın sahil kasabası C&uuml;nye&rsquo;ye yerleşti ve &ouml;l&uuml;m&uuml;ne kadar burada yaşadı.</span></p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 24 Jul 2020 11:05:11 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/haberler/files/news/default/vahdeddinin-sirdasi-avni-pasa-anlatiyor-milli-mucadele-ve-surgun-yillari-osman-ozdes1f0ba6a5b50ecde37675.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Son Sultan (Osmanlı İmparatorluğu’nun Sanremo’da Ölümü) Riccardo Mandelli</title>
                <category>KİTAP</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/son-sultan-osmanli-imparatorlugunun-sanremoda-olumu-riccardo-mandelli-9021</link>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/son-sultan-osmanli-imparatorlugunun-sanremoda-olumu-riccardo-mandelli-9021</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>
	<span style="font-size:16px;">90 Yıl Sonra İlk Defa Yayınlanan Belgelerle Son Sultan&rsquo;ın Bilinmeyen Yılları&hellip;</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<em><span style="font-size:16px;">&ldquo;Eğer Sanremo Devlet Arşivi&rsquo;nde bir tomar rastgele derlenmiş adli belge ile birlikte 6,35 mm&rsquo;lik kullanılmış bir mermi i&ccedil;eren mavi zarfı bulmamış olsaydım, bu kitap biraz zor yazılırdı. Belgelerdeki soruşturmanın konusu, 14 Mart 1924 tarihinde Villa Nobel&rsquo;de, kafatasına s&ouml;z konusu mermi saplanmış halde bulunan Sultan Vahdeddin&rsquo;in &ouml;zel doktoru Reşad Paşa&rsquo;nın &ouml;l&uuml;m&uuml;yd&uuml;.&rdquo;</span></em></p>
<p>
	<em><strong><span style="font-size:16px;">-Riccardo Mandelli-</span></strong></em></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">20 Mayıs 1923&rsquo;te Osmanlı İmparatorluğu&rsquo;nun Son Sultanı Vahdeddin ge&ccedil;ici bir s&uuml;re yaşayacağına inandığı Sanremo&rsquo;ya geldi. Kalbinde hep g&uuml;n&uuml;n birinde vatanına sultan olarak, muzaffer bir şekilde d&ouml;nme umudu vardı. &Uuml;&ccedil; yıl boyunca hep bu umutla yaşadı. Fakat fakr u zaruret, maiyyetindeki casuslar, kumar batağına saplanmış acımasız yardımcılar ve s&uuml;rekli başları derde giren akrabalar peşini bırakmadı. Ve bir g&uuml;n beyninde bir kurşunla bulunan depresif doktoru Reşad Paşa... Bu bir intihar mıydı yoksa cinayet mi? Peki Doktor Reşad&rsquo;dan sonra sıra kime gelecekti? Etrafındaki cinayet &ccedil;emberi daralarak Son Sultan&rsquo;ı da mı i&ccedil;ine alacaktı?</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Sultan Vahdeddin Osmanlı topraklarını nasıl terk etti?</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Mustafa Kemal Paşa&rsquo;nın Sultan Vahdeddin&rsquo;in yanındaki casusları kimlerdi?</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Sultan Vahdeddin, Mussolini ile neden g&ouml;r&uuml;şt&uuml;?</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Mussolini&rsquo;nin T&uuml;rkiye&rsquo;yle ilgili planları neydi?</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">İtalyan Polisi, Sultan Vahdeddin&rsquo;in her adımını neden izliyordu, ne gibi raporlar tutmuşlardı?</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Sultan Vahdeddin&rsquo;in &ouml;zel doktoru Reşad Paşa&rsquo;nın &ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml;n ardındaki sır perdesi neydi?</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Sultan Vahdeddin zehirlendi mi? İtalyan Polisi bu ani &ouml;l&uuml;mle ilgili kimlerden ş&uuml;pheleniyordu?</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Sultan Vahdeddin&rsquo;den sonra Osmanlı Hanedanı&rsquo;nın başına gelen acı olaylar ve bir bir dağılan hanedan &uuml;yeleri&hellip;</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Bu ve buna benzer bir&ccedil;ok sorunun cevabı, Riccardo Mandelli&rsquo;nin İtalyan Devlet Arşivi, Dışişleri Bakanlığı Arşivi ve Sanremo Belediyesi Arşivi&rsquo;ne girerek Son Sultan Vahdeddin&rsquo;in son 3 yılını araştırıp yazdığı Son Sultan / Osmanlı İmparatorluğu&rsquo;nun Sanremo&rsquo;da &Ouml;l&uuml;m&uuml; kitabında&hellip;</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<strong><span style="font-size:16px;">POLİSİYE ROMAN ALGISI</span></strong></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Kitabın &ouml;ns&ouml;z&uuml;ndeki &ldquo;Eğer Sanremo Devlet Arşivi&rsquo;nde bir tomar rastgele derlenmiş adli belge ile birlikte 6.35 mm&rsquo;lik bir mermi i&ccedil;eren mavi zarfı bulmamış olsaydım, bu kitap biraz zor yazılırdı. Belgelerdeki soruşturmanın konusu, 14 Mart 1924 tarihinde Villa Nobel&rsquo;de, kafatasına s&ouml;z konusu mermi saplanmış halde bulunan Sultan Vahdeddin&rsquo;in &ouml;zel doktoru Reşad Paşa&rsquo;nın &ouml;l&uuml;m&uuml;yd&uuml;&rdquo; a&ccedil;ıklaması polisiye roman gibi bir algı yaratıyor. Ancak kitap 1900&rsquo;lerin başından 1938&rsquo;lere hatta g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze kadar uzanan ayrıntılı bilgi ve belgelerle dolu. &Uuml;lkesinde tarihi felsefe dersleri veren Mandelli, İtalyan arşivlerindeki titiz &ccedil;alışmasında Son Sultan Vahdeddin&rsquo;e yazılan ila&ccedil;ların ayrıntılı re&ccedil;etelerini dahi veriyor. Yazar, bir kişinin hikayesine odaklanırken arka plandaki b&uuml;y&uuml;k resmin de hakkını veriyor. Vahdeddin&rsquo;i trajik sona g&ouml;t&uuml;ren gelişmeler hem Osmanlı hem de Batı&rsquo;daki gelişmelerle aktarılıyor. İttihat&ccedil;ı Paşalar Enver, Talat, Cemal&rsquo;den İngiliz başbakanlara oradan Anadolu&rsquo;daki bağımsızlık m&uuml;cadelesine Mustafa Kemal&rsquo;e kadar uzanıyor. Yazışmalar, b&uuml;y&uuml;kel&ccedil;ilerin telgrafları, gazetelerde &ccedil;ıkan yazılar, romanın &ouml;yk&uuml;s&uuml;ne ustaca yerleştirilmiş. 12 Kasım 1922&rsquo;de İstanbul&rsquo;u terk eden Son Sultan&rsquo;ın son g&uuml;n&uuml;n&uuml; anlatırken yaptığı gibi bir&ccedil;ok yerde tarih anlatımlarının i&ccedil;ine tasvirler yaparak tempoyu ve ilgiyi y&uuml;ksek tutuyor.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<strong><span style="font-size:16px;">&Ouml;NEMLİ AYRINTILAR BULUNUYOR</span></strong></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Gemiyle &ouml;nce Malta&rsquo;ya bir s&uuml;re sonra Mekke&rsquo;ye giden Vahdeddin ve ailesinin son durağı İtalya&rsquo;nın San Remo şehri olacaktır. Sultan aslında Lozan&rsquo;ı istemektedir o sırada da T&uuml;rkiye B&uuml;y&uuml;k Millet Meclisi adına işgalci g&uuml;&ccedil;lerle konferans y&uuml;r&uuml;t&uuml;lmektedir. B&ouml;ylesi tesad&uuml;flerin yanı sıra Vahdeddin&rsquo;in &ouml;zel doktoru Reşad&rsquo;ın intiharı ve maiyetindeki Zeki Bey&rsquo;in bu olayla ilgili tutuklanmasının İtalyan polisi ve mahkemesinin zabıtları da kitapta &ouml;nemli ayrıntılar olarak yer alıyor. Mandelli, &uuml;lkesi İtalya&rsquo;nın o d&ouml;nemki siyasi atmosferini de es ge&ccedil;miyor. Faşist Parti&rsquo;nin lideri Mussolini&rsquo;nin &uuml;lkesinde ikamet eden Son Sultan Vahdeddin&rsquo;e ve yeni kurulan T&uuml;rkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal&rsquo;e bakışını da belgelerle aktarıyor. Bug&uuml;n Ortadoğu&rsquo;da yaşanan savaşların, g&ouml;&ccedil;lerin, acıların 100 yıl &ouml;nce emperyalist devletlerce nasıl kotarıldığı belgeleriyle aktarılıyor. Mussolli&rsquo;nin &ouml;zellikle Musul petrolleri i&ccedil;in verdiği m&uuml;cadele ve İngiltere tarafından nasıl boşa &ccedil;ıkarıldığı da g&ouml;zler &ouml;n&uuml;ne seriliyor.</span></p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 01 Jul 2020 08:52:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/haberler/files/news/default/son-sultan-osmanli-imparatorlugunun-sanremoda-olumu-riccardo-mandelli9ec4f3d82272cdd62b73.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ayasofya Entrikaları Mustafa Armağan</title>
                <category>KİTAP</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/ayasofya-entrikalari-mustafa-armagan-8834</link>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/ayasofya-entrikalari-mustafa-armagan-8834</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>
	<span style="font-size:16px;">Ayasofya Entrikaları, Ayasofya hakkında yapılışından itibaren kronolojik olarak iyi bir kitap... G&ouml;rseller ve belgelerle desteklenmiş kitap da Ayasofya hakkında ve m&uuml;ze olmasıyla ilgili bir&ccedil;ok bilgi var. Ayasofya&rsquo;ya ilgi duyanların okuması gerektiği bir eser olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum. Ayasofya konusunda kapsamlı bir kitap olmuş...</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<strong><span style="font-size:16px;">Mustafa Armağan, Ayasofya&rsquo;nın &uuml;zerindeki sır perdesini Ayasofya Entrikaları&rsquo;nda aralıyor.</span></strong></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Tarihte ka&ccedil; Ayasofya yapıldı? Ayasofya katedralini yağmalayanlar kimlerdi? Nasıl M&uuml;sl&uuml;man oldu? Ayasofya Camii hangi dış zorlamalarla m&uuml;zeye &ccedil;evrildi? ABD ve İngiltere&rsquo;nin Ayasofya &uuml;zerindeki emelleri neydi? Ayasofya kararnamesindeki Atat&uuml;rk imzası sahte mi? Fatih Sultan Mehmed&rsquo;in emaneti tekrar camiye &ccedil;evrilebilir mi?</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Ayasofya Entrikaları bu soruların ve daha fazlasının cevaplarını aramak ve 85 yıldır gizlenen Ayasofya&rsquo;nın m&uuml;zeleştirilmesinin arka planını bir nebze de olsa netleştirmek, onu alacakaranlıktan aydınlığa &ccedil;ıkarmak i&ccedil;in yola &ccedil;ıkıyor. Mustafa Armağan&rsquo;ın her zamanki titizliğiyle y&uuml;r&uuml;tt&uuml;ğ&uuml; araştırma, karanlık m&uuml;zeleştirme s&uuml;recinin kılcal damarlarına kadar n&uuml;fuz ediyor ve Ayasofya&rsquo;nın ni&ccedil;in &ldquo;rehin&rdquo; tutulduğunu ifşa ediyor. 21. asrın ilk b&uuml;y&uuml;k Ayasofya m&uuml;dafaası olan Ayasofya Entrikaları, hepimizi Fatih&rsquo;in emanetine sahip &ccedil;ıkmaya davet ediyor.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">&ldquo;Bize d&uuml;şen g&ouml;rev, Ayasofya Camii&rsquo;nin bir vakıf eseri ve bir Fatih Sultan Mehmed Han mirası, birilerinin dediği gibi &lsquo;insanlığın&rsquo; değil, ecdadın bir emaneti olduğunun şuurunu daima canlı ve hafızamızı bu bakımdan bir s&uuml;ng&uuml; gibi diri tutmaktır&hellip; Elinizdeki kitap, bu şuurun diri tutulması uğrunda atılmış ufacık bir adım olabilirse, bir tek okurunu bile rahmetli Osman Y&uuml;ksel Serdenge&ccedil;ti gibi &lsquo;&Uuml;rperiyorum!&rsquo; diye haykırtmayı başarabilirse yazarı vazifesini yerine getirmenin sonsuz bahtiyarlığını yaşayacaktır.&rdquo;</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<strong><span style="font-size:16px;">Ayasofya Camii&rsquo;ni kapattırma projesi İngiltere&rsquo;ye aittir, kapattıran da ABD&rsquo;dir.</span></strong></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Ayasofya&rsquo;nın kapatılmasında Yunanları &ouml;n planda g&ouml;stermek isteyenler cambaza bakarken c&uuml;zdanlarını &ccedil;aldıranlara benziyor. İ&ccedil; dinamiklerle a&ccedil;ıklayanlar da aynı kapanda. Oysa Ayasofya Camii&rsquo;ni kapattırma projesi İngiltere&rsquo;ye aittir, kapattıran da ABD&rsquo;dir. &Ouml;zellikle Robert S. Nelson&rsquo;un yetkin &ccedil;alışması Holy Wisdom Modern Monument&rsquo;i bu olguyu b&uuml;t&uuml;n teferruatıyla ortaya koyuyor. 1850&rsquo;lerde başlayan kitlesel bir hareket var Britanya&rsquo;da. İlgin&ccedil;tir, başını da Canterbury Başpiskoposu &ccedil;ekiyor. &Ouml;nce İslam d&uuml;şmanı Gladstone, sonra da Lloyd Georg (ikisi de İngiltere Başbakanı) devralıyor bayrağı ve 1918 yılına kadar getiriyorlar. 1. Cihan Harbi&rsquo;nden sonra İngiltere&rsquo;nin g&uuml;c&uuml; kesilmeye başlayınca bayrağı ABD devralıyor. Yani Ayasofya Camii&rsquo;ni laik bir m&uuml;ze yapma projesi İngilizlere aittir ama uygulama Amerika&rsquo;ya ihale edilmiştir.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<strong><span style="font-size:16px;">Bu kitap i&ccedil;in ş&ouml;yle diyor Mustafa Armağan;&nbsp;</span></strong></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">&lsquo;&lsquo;Bu kitabı, Ayasofya&rsquo;nın kapatılmasını ama &ouml;zellikle de camilikten &ccedil;ıkarılma kararını hukuki ve tarihi y&ouml;nleriyle yeniden tartışmaya a&ccedil;mak ve T&uuml;rkiye Cumhuriyeti y&ouml;neticilerini, Fatih Sultan Mehmed&rsquo;in Ayasofya Vakfiyesi&rsquo;ne &ouml;z eliyle koydurduğu şartların gereğini yerine getirmeye ve &uuml;lkemizi İstanbul&rsquo;un fethinin sembol&uuml; bir vakfın lanetinden ve İslam Peygamberi tarafından &ouml;v&uuml;lm&uuml;ş olan Sultan&rsquo;ın bedduasından kurtarmaya davet etmek maksadıyla kaleme aldım. Bir de Ayasofya&rsquo;nın kutsal ile silinmekte olan kadim bağını zihinlerde yeniden canlandırmak i&ccedil;in...&rsquo;&rsquo;</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">*****</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<em><span style="font-size:16px;">Gezintilerimde bir hakikat keşfettim. Bu devletin iki m&acirc;nev&icirc; temeli vardır:&nbsp;</span></em></p>
<p>
	<em><span style="font-size:16px;">Fatih Sult&acirc;n Mehmed&rsquo;in Ayasofya min&acirc;resinden okuttuğu ez&acirc;n sesi (ki h&acirc;l&acirc; okunuyor!..)</span></em></p>
<p>
	<em><span style="font-size:16px;">Yavuz Sult&acirc;n Selim&rsquo;in Hırka-i sa&acirc;det &ouml;n&uuml;nde okuttuğu Kur&rsquo;an-ı Ker&icirc;m sesi ki h&acirc;l&acirc; okunuyor!</span></em></p>
<p>
	<em><span style="font-size:16px;">Eskişehir&rsquo;in, Afyonkarahisar&rsquo;ın, Kars&rsquo;ın gen&ccedil; askerleri, siz bu kadar g&uuml;zel iki şey i&ccedil;in d&ouml;ğ&uuml;şt&uuml;n&uuml;z!&rdquo;&nbsp;</span></em></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<strong><span style="font-size:16px;">Yahya Kemal, Aziz İstanbul</span></strong></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">tamir ve muhafazası masrafları da Maarif vekilliğince verilmek suretile Ayasofya camiinin m&uuml;zeye &ccedil;evrilmesi tasvip ve kabul olunmuştur.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">24/II/934</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">REİSİCUMHUR</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">K.atat&uuml;rk</span></p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 02 Jun 2020 10:03:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/haberler/files/news/default/ayasofya-entrikalari-mustafa-armagand9e3b4496ef016363a1b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gizli Dünya Devleti / Dünyayı Kimler Yönetiyor</title>
                <category>KİTAP</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/gizli-dunya-devleti-dunyayi-kimler-yonetiyor-8690</link>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/gizli-dunya-devleti-dunyayi-kimler-yonetiyor-8690</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>
	<span style="font-size:16px;">&ldquo;Eski Başbakanlarımızdan Necmettin Erbakan ile Hazırlanan bu Kitap, &Ccedil;ok &Ouml;nemlidir&rdquo;</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">&Ccedil;&uuml;nk&uuml; bu kitap; 300&rsquo;e yakın batılı ilim adamının araştırmaları sonucu kaleme aldıkları rapor, makale ve eserlerinden yararlanılarak hazırlanmıştır.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Bu kitap; yery&uuml;z&uuml;nde yaşayan ve sayıları altı milyarı bulan her insanı yakından ilgilendiriyor!...Bu kitap; korkun&ccedil; bir k&acirc;bus gibi insanlığı kıskıvrak yakalamakta olan b&uuml;y&uuml;k bir tehlikeyi haber veriyor!..Bu kitap; zul&uuml;m ve s&ouml;m&uuml;r&uuml; d&uuml;zeni ile insanların kanını emen gizli bir teşkilatı g&uuml;n y&uuml;z&uuml;ne &ccedil;ıkarıyor!...Bu kitap; g&ouml;zlerini madde hırsı b&uuml;r&uuml;m&uuml;ş bir avu&ccedil; insan tarafından kurulan ve &uuml;lkeleri tahakk&uuml;m&uuml; altına almaya &ccedil;alışan &ldquo; Gizli D&uuml;nya Devleti&rdquo; nin korkun&ccedil; planlarını ortaya &ccedil;ıkarıyor!...Bu kitap; &uuml;lkelerin iktisadi, askeri ve siyasi a&ccedil;ıdan &ccedil;&ouml;k&uuml;şlerine sebep olmaktan b&uuml;y&uuml;k zevk alan sinsi d&uuml;ş&uuml;nceli kişilerin, beyinlerini yıkayarak yery&uuml;z&uuml;ne dağıttıkları ve faaliyetlerini yakın takibe aldıkları temsilcilerinin isim ve unvanlarını a&ccedil;ıklıyor!...Bu kitap; d&uuml;nya hakimiyetini tesis etmeye &ccedil;alışan gizli g&uuml;&ccedil;lerin; o korkun&ccedil; planlarını uygularken perde arkasından oyuncuyu y&ouml;nlendiren sufl&ouml;r misali bazı devlet adamlarını ve b&uuml;rokratları nasıl sevk ve idare ettiğini b&uuml;t&uuml;n &ccedil;ıplaklığıyla g&ouml;zler &ouml;n&uuml;ne seriyor!...Bu kitap; Amerika Birleşik Devletleri&rsquo;nin dahi iktisadi a&ccedil;ıdan kanını emen ve korkulu r&uuml;yası haline gelen &ldquo; Gizli D&uuml;nya Devleti&rdquo; nin d&uuml;nya &ccedil;apında nasıl &ouml;rg&uuml;tlendiğni anlatıyor!...Elinizdeki bu kitabın her sayfasını okuduk&ccedil;a, Şaşkınlık ve &uuml;rpertiniz kat kat artacak, bu kitabın &ouml;nemini &ccedil;ok daha yakından kavrayacaksınız!</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Hastalık tam olarak teşhis edilmezse tedavi tam olmaz. Mikrobu tanımadan hastalık tedavi edilemeyeceği gibi; mikrobu bilmeden olayları anlamamız, şifa bulmamız da m&uuml;mk&uuml;n değildir. Onun i&ccedil;in bu s&ouml;m&uuml;r&uuml; d&uuml;nyasını y&ouml;neten merkezi tanımamız lazım. Bu merkez Siyonizm merkezidir, Irk&ccedil;ı emperyalizm merkezidir. Bug&uuml;n Ortadoğu&rsquo;da yapılanlar sadece İsrail meselesi değildir; Siyonizm adı altında bir inanışın, bir zihniyetin b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nyayı kontrol altına alma ve s&ouml;m&uuml;rme zihniyetidir. Kendilerini &uuml;st&uuml;n ırk sanan bir batıl zihniyetin insanlığı yok etme ameliyesidir.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Irk&ccedil;ı emperyalist odaklar diyor ki: &ldquo;M&uuml;sl&uuml;man aleminde b&uuml;t&uuml;n g&uuml;c&uuml;m&uuml;zle ılımlıları &ccedil;oğaltmamız lazımdır&rdquo;. Ilımlı İslam ile ne anlatılmaya &ccedil;alışılır? Yani cihat şuuru olmayacak, Hak ve adaleti hakim kılma gayesi ve sorumluluğu taşımayacak, bozuk ve batıl d&uuml;zene karışmayacak, Siyonizm&rsquo;e hizmet&ccedil;ilik yapacak; ama namaz kılacak, oru&ccedil; tutacak, umreye koşacak... D&uuml;nyadaki ve &uuml;lkedeki d&uuml;zeni, Siyonist Merkezler tanzim edecek. Sen sadece Yahudi&rsquo;ye vergi ve faiz &ouml;deyeceksin; aldığın her malın fiyatını yarısını s&ouml;m&uuml;r&uuml; sermayesine hara&ccedil; olarak vereceksin! Bir nevi k&uuml;resel sisteme demokrat k&ouml;lelik edeceksin, ama izin verilen ibadetleri de yerine getireceksin! İşte &lsquo;ılımlı İslam&rsquo; dedikleri bu. &ldquo;</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">&ldquo;Biz her taşın altında Yahudi var demiyoruz. Fakat Yahudi hi&ccedil; bir taşın altını boş bırakmaz.&rdquo;</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Prf.Dr.Necmettin Erbakan</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Kitabın ilk 70 sayfasını yazan Necmettin Erbakan, aşağıdaki harikulade c&uuml;mlelerle s&ouml;zlerini tamamlıyor:</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<em><strong><span style="font-size:16px;">&ldquo; KUVVET VE KUDRET SAHİBİ YALNIZ CENAB-I ALLAH&rsquo;TIR&rdquo;</span></strong></em></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Şer Maksadı İ&ccedil;in D&uuml;zen Kuranlar</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Kur&rsquo;an-ı Kerim&rsquo;de Cenab-ı Hak ş&ouml;yle buyuruyor: &ldquo;Ger&ccedil;ekten onlar&nbsp; &nbsp;d&uuml;zenlerini kurmuşlardı. Halbuki dağları oynatacak olsa bile bu d&uuml;zenleri hep Allah&rsquo;ın elindeydi...&rdquo; (İbrahim Suresi &ndash; 46)</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">&Ccedil;epe&ccedil;evre sarmıştır Allah onları. Tuzaklarını da. Dağları bile yerinden oynatacak g&uuml;&ccedil;te ve kuvvette oyunlar ve tuzaklar hazırlasalar da yine Allah&rsquo;ın elindedirler. Dağ hem ağırlığın simgesi, hem de katılığın işaretidir. Hareket ettirip yerinden oynatmak ifadesi ise imk&acirc;nsızlığı dile getirmektedir. Ama b&ouml;yle de olsa onların hilesi ve oyunu Allah&rsquo;a me&ccedil;hul değildir. Kudreti İl&acirc;h&icirc;nin uzanamayacağı kadar uzak, gizli değildir. Hayır Allah her şeyin yanında hazır ve nazırdır ve dilediği gibi hareket eder:</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<em><strong><span style="font-size:16px;">&ldquo;Sakın Allah&rsquo;ın Peygamberlerine verdiği vaadinden cayacağını sanma. Muhakkak Allah Aziz&rsquo;dir, intikam sahibidir...&rdquo; (İbrahim Suresi-47)</span></strong></em></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Şu halde bu tuzakların ve bu oyunların hi&ccedil; bir tesiri yoktur. Allah&rsquo;ın peygamberlerine vaadettiği zafer ve yardımını da engelleyecek değildir. Allah dilerse zalimleri g&uuml;&ccedil;l&uuml; ve kuvvetli olarak alır ve yok eder: &ldquo;Muhakkak ki Allah Aziz&rsquo;dir, intikam sahibidir&rdquo; Zalimi başıboş bırakmaz. Oyun kuranı kendi h&acirc;line terk edip kurtarmaz. Buradaki intikam kelimesi zul&uuml;m ve oyun kelimesine gereken anlamı veriyor. Şu halde oyun yapan zalim intikamı hak etmiştir. Allah&rsquo;a g&ouml;re intikam hile ve oyunlarının mukabili olarak azaplandırılmalarıdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; ancak ceza ile Adaleti İl&acirc;h&icirc; tahakkuk eder. (F&icirc; Zil&acirc;l&rsquo;il-Kur&rsquo;an, Cilt 9, sf.83-84)</span></p>
<div>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></div>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 30 Apr 2020 10:45:48 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/haberler/files/news/default/gizli-dunya-devleti-dunyayi-kimler-yonetiyor36f1fec3a507bb17dc0e.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dünya Adasında Son Savaş Aleksandr Dugin</title>
                <category>KİTAP</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/dunya-adasinda-son-savas-aleksandr-dugin-8441</link>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/dunya-adasinda-son-savas-aleksandr-dugin-8441</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>
	<span style="font-size:16px;">Yaşayan &ouml;nemli Rus jeopolitik&ccedil;ilerinden Aleksandr Dugin, Atlantik&ccedil;iliği bir deniz medeniyeti şeklinde değerlendirir ve bir kara medeniyeti olarak g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; Avrasyacılığın karşısına yerleştirir. Savunduğu Avrasyacılık, sadece kendi &uuml;lkesinin değil, Batı ittifakına karşı &ccedil;ıkan t&uuml;m g&uuml;&ccedil;lerin stratejisidir. Mek&acirc;n felsefesine dayanan bu g&ouml;r&uuml;ş&uuml;n&uuml;, entelekt&uuml;el ve siyasi birikimiyle desteklemesi onun s&uuml;rekli g&uuml;ndemde kalmasını da beraberinde getiriyor.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Aleksandr Dugin D&uuml;nya Adasında Son Savaş, adlı kitabında jeopolitik idrakten merkez b&ouml;lgeye, Ekim Devrimi&rsquo;nden Yalta D&uuml;nyası&rsquo;na, Varşova Paktı&rsquo;ndan tek kutuplu d&uuml;nyaya, Atlantik ekseninden Avrasya jeopolitiğine kadar &ouml;nemli pek &ccedil;ok meseleyi analiz &ccedil;er&ccedil;evesine d&acirc;hil ediyor. Batı&rsquo;nın hegemonya tekelini ve değerlerinin evrenselliğini reddeden Dugin, &uuml;lkesinin kurmaya &ccedil;alıştığı &ccedil;ok kutuplu d&uuml;nyayı kavramayı da m&uuml;mk&uuml;n kılıyor.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Rusya&rsquo;nın tasavvurunu tasrih eden D&uuml;nya Adasında Son Savaş, bir yandan Rus jeopolitiğinin tarihsel panoramasını &ccedil;izerken diğer yandan bu tarihselliği g&uuml;n&uuml;m&uuml;zdeki sorunlar ve ortaya &ccedil;ıkan yeni fırsatlar &ccedil;er&ccedil;evesinde ele alıyor.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Jeopolitik araştırmalarına ilgi arttık&ccedil;a, d&uuml;nyanın jeostratejik hakimiyet alanlarından biri olan Avrasya &uuml;zerinden tek kutuplu d&uuml;nyayı aşmaya y&ouml;nelik arayışların &ccedil;ok değişik d&uuml;zlemlerde ortaya &ccedil;ıkmakla kalmayıp, birtakım somut adımlarının da atıldığını daha iyi fark ediyoruz.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">T&uuml;rkiye&rsquo;de &ccedil;ıkan her yeni eserim Se&ccedil;kin T&uuml;rk ve Rus M&uuml;nevver tabakası arasındaki diyaloğun yeni bir safhasının oluşturmaktadır. T&uuml;rk d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rler, ordu mensupları, stratejistler ve uzmanlar 90&rsquo;lı yılların sonlarından itibaren Rusya jeopolitik d&uuml;ş&uuml;ncesi ve Avrasyacılık ile ilgilenmeye başlamışlardı. T&uuml;rkiye&rsquo;de bu ilgi benim de Rus jeopolitiği ve Moskova-Ankara ekseni gibi kitaplarla d&acirc;hil olduğu Rus jeopolitik uzmanlarının eserlerinin neşredilmesine vesile teşkil etmiştir.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">D&uuml;nya Adası&rsquo;nda son savaş adını taşıyan bu eser, Rus jeopolitiği kitabının daha kapsamlı bir halidir. S&ouml;z konusu eser Rus jeopolitiğinin oluşumunun tarihi y&ouml;nlerini olduk&ccedil;a etraflı ve teferruatlı bir şekilde ele almakla, konunun uzmanlarına hitap etmektedir. Yayınlanan bu b&ouml;l&uuml;m ise daha umuma Şamil olmak &uuml;zere modern Rusya&rsquo;nın jeopolitik stratejisini ve T&uuml;rk okuyucularının daha &ouml;nceden yararlanmış oldukları eserlerimde ele alınıp incelenen bir &ouml;nermeyi ihtiva etmektedir.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">T&uuml;rkiye her ne kadar M&uuml;sl&uuml;man bir devlet olsa da, Arap ve İran k&uuml;lt&uuml;r&uuml;nden farklıdır. T&uuml;rkiye kendine &ouml;zg&uuml; geniş bir saha olup i&ccedil;inde birka&ccedil; farklı tarihi geleneği barındırmaktadır. İlk T&uuml;rk Kağanlığı, G&ouml;kt&uuml;rk Kağanlığı, İslam Hilafeti ve Bizans İmparatorluğu ile Turan T&uuml;rk devletlerindir. M&uuml;d&uuml;r&uuml;m k&uuml;lt&uuml;rlerin kesişmesi ile tarihi T&uuml;rkiye teşekk&uuml;r etmiştir. bu sebeple biraz İslam biraz Avrasya biraz da Avrupa k&uuml;lt&uuml;r&uuml;n&uuml; barındıran T&uuml;rkiye &ccedil;ok kutupluluk bağlamında &ouml;nemli bir rol oynamaktadır. Bu da Ankara&rsquo;nın &ouml;n&uuml;nde b&uuml;y&uuml;k fırsat yaratmakta ve S&uuml;nn&icirc; İsl&acirc;m bileşeni ile İsl&acirc;m d&uuml;nyasının ana kutuplarından biri olmasına izin vermektedir. Bununla beraber T&uuml;rkiye Rusya işbirliği T&uuml;rkiye&rsquo;ye hem batı hem de İslam &uuml;lkeleri nezdinde konumunu sağlamlaştırma ya katkı sağlamaktadır. Nitekim Suriye buhranı T&uuml;rkiye&rsquo;nin Rusya ile birlikte hareket ettikleri takdirde, her iki &uuml;lkenin neler yapabileceğini g&ouml;stermiştir. Binaenaleyh &ccedil;ok kutuplu d&uuml;nya, T&uuml;rkiye i&ccedil;in bir fırsattır. Rusya&rsquo;nın jeopolitik tasavvurunun tasrih eden bu eserin, T&uuml;rk&ccedil;e terc&uuml;me ve neşri bu sene bile olduk&ccedil;a m&uuml;himdir. Bu tasavvurun kavramak &ouml;zellikle m&uuml;nasebetlerimizin muhkemleşmesi ve stratejik bir ortaklığa d&ouml;n&uuml;şmesi hususunda son derece &ouml;nemlidir.</span></p>
<div>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></div>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 28 Feb 2020 17:02:15 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/haberler/files/news/default/dunya-adasinda-son-savas-aleksandr-duginc614768e2af72c80ac8e.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Osmanlı Devleti Tarih (siyasi tarih) Yılmaz Öztuna</title>
                <category>KİTAP</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/osmanli-devleti-tarih-siyasi-tarih-yilmaz-oztuna-8316</link>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/osmanli-devleti-tarih-siyasi-tarih-yilmaz-oztuna-8316</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>
	<span style="font-size:18px;">Modern bir tarih anlayışıyla kaleme alınmış ilk b&uuml;y&uuml;k Osmanlı Tarihidir. &ldquo;Doğrusunu s&ouml;ylemek gerekirse bug&uuml;ne kadar T&uuml;rk Tarihi daha ne yazılmış ne de değerlendirilmiştir.&rdquo;T&uuml;rk Tarihi &ccedil;ağdaş tarih ilminin geri kalmış dallarındandır. Bunun sebeplerinden biri, T&uuml;rklerin &ccedil;ok geniş coğrafya alanlarında yaşamaları, Atlas Okyanusu ile B&uuml;y&uuml;k Okyanus, Kuzey Buz Denizi ile Hind Okyanusu arasında b&uuml;y&uuml;k devletler kurmaları, her milletle &ccedil;ok yakından temasları olmasıdır. B&ouml;ylece T&uuml;rk tarihinin kaynakları, &ccedil;ok &ccedil;eşitli dillerde ve dağınık durumdadır.&nbsp;</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;">Eserin bir cildi, Osmanlı Devleti&rsquo;nin Bir siyasi ve askeri tarihidir. İmparatorluğun zuhurundan &ccedil;&ouml;z&uuml;lmesine kadar ki tablosunu vermektedir.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;">Bug&uuml;ne kadar yazılmış Osmanlı tarihlerinin en tanınmışının m&uuml;ellifi olan Avusturyalı Baron von Hammer, eserinin 19 ciltlik Fransızca terc&uuml;mesinin 1835&rsquo;te m&uuml;nteşir &ouml;ns&ouml;z&uuml;ne ş&ouml;yle girer:</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;">Osmanlı imparatorluğu, geniş bir imparatorluktur ve tarih bakımından sonsuz ehemmiyet arz eder... Bir devdir ki g&uuml;&ccedil;l&uuml; kolları aynı zamanda 3 kıtayı kavrar. B&uuml;t&uuml;n imparatorluklar gibi bir g&uuml;n d&uuml;şerse, Asya, Afrika ve Avrupa kıt&rsquo;alarında bırakacağı enkaz bu &uuml;&ccedil; kıt&rsquo;ayı kaplayacaktır. Osmanlı imparatorluğu bug&uuml;n (1835) bile Bizans&rsquo;ın şevketinin zirvesinde iken haiz olduğu genişlikten daha geniş &uuml;lkeleri elinde tutmaktadır. (Histoire de I&rsquo;Empire Ottoman, I, Paris 1835, s. I-II)</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;">T&uuml;rk tarih incelemelerinin geri kalmasının diğer bir &ouml;nemli sebebi, modern tarih&ccedil;iliğin ve tarih metodunun T&uuml;rkiye&rsquo;de pek yakın bir ge&ccedil;mişinin olmasıdır. Batılı manada tarih&ccedil;ilerimiz ge&ccedil; yetişmiştir ve yetişenler de, Avrupa&rsquo;daki meslektaşlarının araştırma imk&acirc;nlarının &ouml;nemli bir kısmından mahrumdur. &ldquo;Tarihe i&ccedil;inden bakmak, yani ele alınan devrin şahıslarıyla haşır neşir olmak, devrin toplumunun b&uuml;t&uuml;n problemlerini, d&uuml;nyanın o &ccedil;ağdaki b&uuml;t&uuml;n akım ve eğilimlerini bilmek, tarih&ccedil;i i&ccedil;in k&acirc;fi değildir. Ele alınan konuya tabir caizse, bir de y&uuml;ksekten, zirveden bakmak lazımdır. Ancak zirve noktasından &ccedil;evre &uuml;&ccedil; y&uuml;z altmış derecelik bir g&ouml;r&uuml;şle g&ouml;r&uuml;lebilir.&nbsp;</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;">Nihayet değer h&uuml;k&uuml;mlerinin o &ccedil;ağlara, o &ccedil;ağlardaki insanlığın durumuna g&ouml;re verilmesi icap eder. Bu &ouml;l&ccedil;&uuml;y&uuml; bulamayan tarih&ccedil;i ger&ccedil;ek bir tarih&ccedil;i değildir. &ldquo;Bir tarih&ccedil;inin bilgisi ile irfanını birleştirmesi gerekir. Bilgisinin yanında vicdanı ile de başbaşa olmayan bir tarih&ccedil;i milletine olduğu kadar insanlığa da ihanet etmiştir. &ldquo;Bug&uuml;n&uuml; anlamak, gelecek i&ccedil;in hazırlanabilmek i&ccedil;in, sağlam ve doğru bir tarih bilgisi şarttır. Başarılı ve b&uuml;y&uuml;k devlet adamları, iyi tarih bilen adamlardır. Binaenaleyh tarih ilmi, insan cemiyetlerinin hayatında, belki ilk bakışta farkına varılamayan, &ouml;nemli bir rol oynamaktadır. &ldquo;Bir milletin tarihini en &ccedil;ok ve layıkıyla o milletin bilginleri inceler. Bu b&uuml;t&uuml;n milletler i&ccedil;in b&ouml;yledir. Onun i&ccedil;in, Batı&rsquo;da bir&ccedil;ok T&uuml;rk Tarihi uzmanı olmasına rağmen, asıl b&uuml;y&uuml;k iş, T&uuml;rk tarih&ccedil;ilerine d&uuml;şmektedir. B&uuml;y&uuml;k Osmanlı Tarihi, &ldquo;asıl b&uuml;y&uuml;k işi tek başına &uuml;stlenmiş, kitapları tarihin kendisi tarafından yazılan bir tarih&ccedil;inin &ccedil;ığır a&ccedil;an eseridir.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;">Yılmaz &Ouml;ztuna&rsquo;nın Osmanlı Devleti Tarihi&rsquo;nin elinizdeki bu birinci cildinde, Osmanlı T&uuml;rk İmparatorluğu&rsquo;nun siyasi ve askeri tarihi, ilmi &ccedil;izgisinde okuyucuya sunuluyor. Siyasi tarihe ağırlık verilmiştir. Bu tarihi yapan kişiler, karakteristik ve tipik taraflarıyla canlı tasvirlerle anlatılmış, ne yapıp ne yapmadıkları, ne olup ne olmadıkları a&ccedil;ık&ccedil;a vurgulanmıştır.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;">Kitaptaki her c&uuml;mle, bir bilgi y&uuml;klenerek kaleme alınmıştır. Fuzuli c&uuml;mle, hatta kelime yoktur. G&uuml;n&uuml;m&uuml;z tarih&ccedil;ilerini ve okuyucularını ilgilendiren bahislere ağırlık verilmiştir. Her gelişme ve olay, ge&ccedil;mişe ve geleceğe, bug&uuml;ne, hatta yarına atıflar yapılarak değerlendirilmiştir. Tarih ilmi ile ilgisi bulunmayan klişeleşmiş ideolojik telkinlerden şiddetle ka&ccedil;ınılmış, bu tip etkilenmelerden uzak kalınmıştır. T&uuml;rk tarihinin en az y&uuml;zde ellisini Osmanlı siyasi ve medeni tarihi oluşturur. Osmanlı, T&uuml;rk&rsquo;&uuml;n 2700 yıldan bu yana yaptıklarının zirvesini ve estetik m&uuml;kemmelliğini sergiler. T&uuml;rkiye tarihinin en uzun ve en geniş d&ouml;nemidir. Yenileşme tarihimize daha fazla yer verilmiş, yeterince yenileşememizin sebepleri &uuml;zerinde hi&ccedil;bir şey saklamadan, a&ccedil;ık&ccedil;a durulmuştur.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;">Eser, T&uuml;rk&ccedil;e&rsquo;nin olanca zenginliği ile kaleme alınmıştır. Uydurma ve &ccedil;irkin kelimeler kullanılmamıştır. Ger&ccedil;ek bir tarih kitabının bir iki bin kelime ile yazılamayacağı aşikardır. Okuyucu, zengin bir dille karşılaşacak, bir zamanlar bilip şimdi unuttuğu &ccedil;ok kelime ve kavramı hatırlayacaktır.</span></p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Jan 2020 18:11:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/haberler/files/news/default/osmanli-devleti-tarih-siyasi-tarih-yilmaz-oztuna084d21171e7534bed788.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mavi Vatan İçin Jeopolitik Rota Soner Polat</title>
                <category>KİTAP</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/mavi-vatan-icin-jeopolitik-rota-soner-polat-8174</link>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/mavi-vatan-icin-jeopolitik-rota-soner-polat-8174</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>
	<span style="font-size:16px;">Denizcilik konusunda bilin&ccedil;lenmek, toplumun &ouml;n&uuml;n&uuml; a&ccedil;ıyor. T&uuml;rk milleti de, bu bilin&ccedil; arttık&ccedil;a Mavi Vatan&rsquo;ına daha fazla sahip &ccedil;ıkıyor. Emekli T&uuml;mamiral Soner Polat&rsquo;ın, Mavi vatana nasıl sahip &ccedil;ıkılması gerektiğini anlattığı &ldquo;Mavi Vatan İ&ccedil;in Jeopolitik Rota&rdquo; adlı kitabı yayımlandı. Kitabın &ouml;ns&ouml;z&uuml;n&uuml; ise Amiral Soner Polat&rsquo;ın silah arkadaşı Amiral Cem G&uuml;rdeniz yazdı. G&uuml;rdeniz, kitabın stratejik akla, jeopolitik bilince y&ouml;n verdiğini, denizlerde yeni bir rota &ccedil;izdiğini vurguladı.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Mavi Vatan i&ccedil;in jeopolitik rota belirleniyor. Emekli T&uuml;mamiral Soner Polat, tespitlerini &ldquo;Mavi Vatan İ&ccedil;in Jeopolitik Rota&rdquo; kitabında ele aldı.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Emekli T&uuml;mamiral Soner Polat&rsquo;ın kaleminden &ccedil;ıkan makaleler bu kitapta bir araya geldi.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Kitap, stratejik akla, jeopolitik bilince ve k&ouml;kl&uuml; tarihe ışık tutuyor.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Kitabın &ouml;ns&ouml;z&uuml;n&uuml;, Soner Polat&rsquo;ın silah arkadaşı Amiral Cem G&uuml;rdeniz yazdı.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Kısa s&uuml;rede 2&rsquo;nci baskıya giren kitap, T&uuml;rkiye&rsquo;nin denizcilik rotasını &ccedil;iziyor ve Mavi vatanımıza nasıl sahip &ccedil;ıkacağımızı anlatıyor.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">T&uuml;mamiral Polat, T&uuml;rkiye&rsquo;nin denizlerdeki hakimiyetine y&ouml;n verecek kitabın geliride Ulusal G&ouml;n&uuml;ll&uuml;lerine armağan etti.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Hem kitabın &ouml;ns&ouml;z&uuml;n&uuml; yazan Amiral Cem G&uuml;rdeniz hem kitabın yazarı Amiral Soner Polat, okuru &ouml;zellikle Kuzey Kıbrıs ve Doğu Akdeniz konusunda uyarıyor.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Soner Polat, bir Amiral olmasına rağmen, kara savaşını ve ter&ouml;rle m&uuml;cadeleyi de doğru analiz edebilen ender&nbsp; isimlerden biridir.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Stratejik aklı, jeopolitik bilinci ve k&ouml;kl&uuml; tarih bilgisinin bir sentezine d&ouml;n&uuml;şen bu becerisi, yeni d&uuml;nya d&uuml;zeninin kurulma sancılarının ve &uuml;lkemiz &uuml;zerinde gerek i&ccedil;, gerek dış cephede en yoğun</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">siyasi, askeri, stratejik, ekonomik ve hukuki karmaşaların yaşandığı g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde sadece topluma değil devlete de akıl ve cesaretle ışık tutuyor.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">&nbsp;Yazdıkları sadece bir durum tespiti ya da kronolojik olaylar anlatımı değildir.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Yol g&ouml;sterir. İddia sunar. Rota &ccedil;izdirir.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">&nbsp;</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Polat son kitabında Doğu Akdeniz, Kıbrıs ve Ege sorunlarını, T&uuml;rkiye&rsquo;yi kimlerin ve neden kuşatmak istediğini ayrıntılarıyla a&ccedil;ıklıyor.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<strong><span style="font-size:16px;">T&Uuml;RKİYE DENİZDEN UZAKLAŞAMAZ</span></strong></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Okuyucu ile yeni buluşan &lsquo;Mavi Vatan i&ccedil;in Jeopolitik Rota&rsquo; isimli kitabının &lsquo;Başlarken&rsquo; b&ouml;l&uuml;m&uuml;nde Amiralimiz ş&ouml;yle diyor: &ldquo;T&uuml;rkiye&rsquo;ye karşı Ege&rsquo;nin kuzeyinden başlayan Doğu Akdeniz&rsquo;in doğusuna kadar uzanan bir duvar &ouml;r&uuml;l&uuml;yor. Duvarın sağlam olması i&ccedil;in Kıbrıs da planlamaların i&ccedil;inde! T&uuml;rkiye&rsquo;nin adadan &ccedil;ıkarılması i&ccedil;in Batı &uuml;lkeleri ortak bir stratejiyle &uuml;lkemize karşı tuzaklar kuruyor. Rakiplerimiz &uuml;lkemizi Anadolu&rsquo;ya kilitleyerek denizlerle bağlantısını koparmak istiyor. Denizlerden uzaklaşan T&uuml;rkiye, ayakta kalamaz. Hızlı bir &ccedil;&ouml;z&uuml;lme s&uuml;recine girer.&rdquo;</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<strong><span style="font-size:16px;">SONU&Ccedil; VE DEĞERLENDİRME</span></strong></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Yunanistan&rsquo;ın i&ccedil;teki kafa karışıklığına sorgulayan inceleme ger&ccedil;ekten ilgin&ccedil; ve dikkat &ccedil;ekici! Ayakları yere basmayan Yunan siyaset&ccedil;iler i&ccedil;in g&uuml;zel bir &ccedil;er&ccedil;eve &ccedil;iziyor. Yunan Savunma B&uuml;t&ccedil;esi&rsquo;nin ekonomik sorunlar nedeniyle 2010&rsquo;dan bu yana %40 oranında azaldığını biliyoruz. Bu &uuml;lkede siyaset bileklerine kadar askerin i&ccedil;ine girdiği i&ccedil;in silahlanma projelerinde fahiş hatalar yapılıyor. Her kafadan bir ses &ccedil;ıkıyor. &Ccedil;ıkar grupları da işin i&ccedil;ine giriyor. Bir silahlı kuvvetin geleceğe y&ouml;nelik silahlanma politikasının tespiti &uuml;st d&uuml;zey teknik yeterlilik gerektirir. Sonu&ccedil;ta teknik yetkinlik sana da d&ouml;n&uuml;ş&uuml;r &uuml;lkenin kaderini etkileyecek &ccedil;ok ciddi bir &ccedil;alışma alanıdır.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Yunanistan&rsquo;ın eti budu budur! T&uuml;rkiye b&ouml;yle bir &uuml;lkeye karşı Ege, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs&rsquo;taki &ccedil;ıkarlarını daha kararlı olarak savunmalıdır. T&uuml;rkiye bu b&ouml;lgelerdeki tezlerine hi&ccedil;bir teredd&uuml;t yaratmayacak şekiller a&ccedil;ık olarak belirlemeli ve t&uuml;m d&uuml;nyaya ilan etmelidir.</span></p>
<div>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></div>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 26 Dec 2019 11:49:43 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/haberler/files/news/default/mavi-vatan-icin-jeopolitik-rota-soner-polatbb95a146a675b4c11a85.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Batılılaşma ve Düzenin Yabancılaşması İdris Küçükömer</title>
                <category>KİTAP</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/batililasma-ve-duzenin-yabancilasmasi-idris-kucukomer-8047</link>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/batililasma-ve-duzenin-yabancilasmasi-idris-kucukomer-8047</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>
	<span style="font-size:16px;">İlk kez yayınlandığı 1969 yılında b&uuml;t&uuml;n siyasi kavramların alt&uuml;st eden ve şok etkisi yaratan D&uuml;zenin yabancılaşması, ilerice-gerici, sağ-sol denkleminin yerlerini değiştirmişti. İdris K&uuml;&ccedil;&uuml;k&ouml;mer&rsquo;e g&ouml;re T&uuml;rkiye&rsquo;nin solcuları gericiydi ve halkı y&ouml;netilecek koyun olarak g&ouml;r&uuml;yordu. T&uuml;rkiye&rsquo;nin ilericileri ise sağ cenahta g&ouml;r&uuml;len muhafazakar geniş İslamcı halk kitleleriydi. K&uuml;&ccedil;&uuml;k&ouml;mer d&ouml;neminin aydınlarının aksine 1960 anayasasını ve Milli G&uuml;venlik Kurulu&rsquo;nu antidemokratik buluyordu. Kurtuluş Savaşı antiemperyalist değildi, sadece bir T&uuml;rk-Yunan savaşıydı. Kimsenin s&ouml;ylemeye bile cesaret edemediği fikirleri hala ilk g&uuml;nk&uuml; tazeliğini koruyan ve tartışılan K&uuml;&ccedil;&uuml;k&ouml;mer ciddi bir &ouml;vg&uuml;y&uuml; hak ediyor.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<strong><span style="font-size:16px;">&Ouml;NS&Ouml;Z</span></strong></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Bu kitap&ccedil;ık, Akşam Gazetesinde 14-17 Ekim 1968 tarihleri arasında &ldquo;Ortanın Solu&rdquo; denen akımı eleştirmek &uuml;zere yayınlanan d&ouml;rt makalenin genişletilmesiyle ortaya &ccedil;ıkmıştır.Buna&nbsp; girişmemde&nbsp; asıl&nbsp; sebep,&nbsp; makalelerin&nbsp; yayınlanmasından&nbsp; sonra&nbsp; &ccedil;eşitli &ccedil;evrelerden gelen dilek ve ısrarlardır.D&ouml;rt makale i&ccedil;inde bence, &ldquo;Osmanlılarda Kapitalist D&uuml;zene Neden Ge&ccedil;ilemedi?&rdquo; adlı mekale esastır. Ve ilerde belgeleriyle ayrı bir kitap halinde yayınlanacaktır.Elinizdeki&nbsp; şu&nbsp; kitap&ccedil;ıkta,&nbsp; Osmanlı&nbsp; ve&nbsp; dolayısıyla&nbsp; Cumhuriyet&nbsp; d&uuml;zeninin&nbsp; nasıl yabancılaştırılmış&nbsp; bir&nbsp; d&uuml;zen&nbsp; olduğunu&nbsp; ve&nbsp; bunun&nbsp; sonu&ccedil;larını&nbsp; &ouml;zet&nbsp; olarak a&ccedil;ıklamak&nbsp; istedim.&nbsp; Bana&nbsp; g&ouml;re,&nbsp; d&uuml;zenin&nbsp; yabancılaştırılması&nbsp; ile&nbsp; bug&uuml;ne&nbsp; kadar g&ouml;zlediğimiz batılaşmak &ouml;zdeş g&ouml;r&uuml;nmektedir. Bu ters d&uuml;şen hareket karşısında, b&uuml;y&uuml;k halk yığınlarının kendilerini savunma cephesi giderek kurulmuştur. Ve bu cephe İslamcıolarak i&ccedil;e d&ouml;n&uuml;k ve kapalı olmaya itilmiştir. İşte bu ikileşmenin getirdiği sonu&ccedil;ları da a&ccedil;ıklamakta yararlık g&ouml;rd&uuml;k. Anlatmak istediğim de budur.Bu k&uuml;&ccedil;&uuml;k kitabın başlangıcında okuyucuyu yoracak bir anlatımla karşılaşılabilir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, bu b&ouml;l&uuml;m b&uuml;y&uuml;k&ouml;l&ccedil;&uuml;de, uzun tarihi bir s&uuml;recin a&ccedil;ıklanmasında, bir ilk yaklaşımı&nbsp; &ouml;zet&nbsp; olarak&nbsp; verir.&nbsp; Eğer&nbsp; okuyucu,&nbsp; sabırlı&nbsp; olabilirse,&nbsp; daha&nbsp; sonraki b&ouml;l&uuml;mlerde&nbsp; d&uuml;ğ&uuml;mlerin&nbsp; bize&nbsp; g&ouml;re&nbsp; olan&nbsp; &ccedil;&ouml;z&uuml;m&uuml;n&uuml;&nbsp; bulacaktır.&nbsp; &Ccedil;&ouml;z&uuml;mlemeye &ccedil;alışırken,&nbsp; tarihi&nbsp; yoğurmak&nbsp; isteyen&nbsp; kişi&nbsp; ya&nbsp; da&nbsp; grupların&nbsp; tarih&nbsp; i&ccedil;inde&nbsp; nasıl yoğrulduklarınıda g&ouml;stermek istedim. Ama&ccedil;, bu arada bazı kişi ya da gurupları kınamak&nbsp; değildi.&nbsp; Ancak&nbsp; kullanmaya&nbsp; &ccedil;alıştığım&nbsp; metod,&nbsp; a&ccedil;ıklanan&nbsp; sonu&ccedil;ları getirdi.Kitap&ccedil;ık hazırlanırken hoca olarak, dost olarak İhsan Ada, Prof. Dr. Tarık&nbsp; Zafer Tunaya, Do&ccedil;. Dr. Halil Sahillioğlu, Nurkalp Devrim, Dr. Mahir Kaynak, Dr. A. S. Akat, Mehmet Gen&ccedil;, H&uuml;seyin &Ouml;zdeğer, Enver Meri&ccedil;li ve Tektaş Ağaoğlu&rsquo;nun konu &uuml;zerinde&nbsp; tartışmalarda&nbsp; ve&nbsp; belgeler&nbsp; hususunda&nbsp; değerli&nbsp; yardımları&nbsp; olmuştur. Kendilerine teşekk&uuml;r ederim. Fakat burada mevcut iddiaların meydana getirdiği b&uuml;t&uuml;n&uuml;n sorumluluğu elbette dostlara ait değildir.Eğer&nbsp; bu&nbsp; kadarı&nbsp; ile,&nbsp; T&uuml;rkiye&rsquo;de&nbsp; halen&nbsp; mevcut&nbsp; cephe,&nbsp; sınıf&nbsp; ve&nbsp; bağımsızlık meselelerinin anlaşılmasına, ancak ana bazı &ccedil;izgilerle yardımım olursa bu, mutlu kişi olmama yeter.</span></p>
<p>
	<strong><span style="font-size:16px;"><br />
	</span></strong></p>
<p>
	<strong><span style="font-size:16px;">SUNUŞ</span></strong></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">D&uuml;zenin Yabancılaşması &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; baskısını yapıyor...Kimin&nbsp; &ldquo;sağcı&rdquo;,&nbsp; kimin&nbsp; &ldquo;solcu&rdquo;&nbsp; olduğunu&nbsp; anlamak&nbsp; i&ccedil;in&nbsp; bir&nbsp; turnusol&nbsp; kağıdı&nbsp; idi, D&uuml;zenin Yabancılaşması...Bu&nbsp; g&uuml;n&nbsp; de&nbsp; bu&nbsp; &ouml;zelliğini&nbsp; yitirmeden&nbsp; koruyor...&nbsp; Ve ilgin&ccedil;tir,&nbsp; giderek&nbsp; daha&nbsp; &ccedil;ok ihtiya&ccedil;&nbsp; duyulmakta&nbsp; İdris&nbsp; K&uuml;&ccedil;&uuml;k&ouml;mer&rsquo;e.&nbsp; İdris&nbsp; K&uuml;&ccedil;&uuml;k&ouml;mer&rsquo;in&nbsp; sağlığında&nbsp; anlamı değerlendirilmeyen&nbsp; g&ouml;r&uuml;şleri,&nbsp; bu&nbsp; g&uuml;n&nbsp; değişik&nbsp; siyasi&nbsp; yelpazelerde&nbsp; değişik bi&ccedil;imlerde&nbsp; ifade&nbsp; edilmekte&nbsp; ve&nbsp; politik&nbsp; hayatta&nbsp; kullanıma&nbsp; sokulmaya &ccedil;alışılmaktadır.İdris K&uuml;&ccedil;&uuml;k&ouml;mer&rsquo;in 1969&rsquo;da şok etkisi yapacak tezleri neydi? Bu tezler bu g&uuml;n de şok etkisi yapabilir mi? İdris K&uuml;&ccedil;&uuml;k&ouml;mer 1969&rsquo;larda demişti ki;</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">T&uuml;rkiye&rsquo;nin&nbsp; &ldquo;solcuları&nbsp; gericidir.&nbsp; &Uuml;retim&nbsp; g&uuml;&ccedil;lerinin&nbsp; gelişmesinden&nbsp; yana değillerdir,&nbsp; tek&nbsp; merkezli,&nbsp; yukardan&nbsp; aşağı&nbsp; otoriter&nbsp; bir&nbsp; &ouml;rg&uuml;tlenmenin savunucusudurlar. Halkı y&ouml;netilecek s&uuml;r&uuml; olarak g&ouml;r&uuml;rler.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">T&uuml;rkiye&rsquo;nin ilericileri &ldquo;sağ&rdquo;cenahta g&ouml;r&uuml;len geniş İslamcı halk kitleleridir. Onlara bu niteliği kazandıran, onların değişmeye ve gelişmeye, d&ouml;n&uuml;şmeye a&ccedil;ık&nbsp; olan sosyal,&nbsp; ekonomik&nbsp; istekleridir.&nbsp; Bu&nbsp; istekler&nbsp; &uuml;retim&nbsp; g&uuml;&ccedil;lerini geliştiricidir, toplumdaki monolitik iktidar yapısını &ccedil;atlatıcı ve &ccedil;oğulcudur.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">1960 Anayasası gerici, antidemokratik bir Anayasadır:</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Bu&nbsp; Anayasa&rsquo;daki&nbsp; Milli&nbsp; G&uuml;venlik&nbsp; Kurulu&nbsp; antidemokratik&nbsp; bir&nbsp; oluşumdur. Sivil&nbsp; iradeyi,&nbsp; askeri&nbsp; monolitik,&nbsp; antidemokratik&nbsp; topak&nbsp; bir&nbsp; g&uuml;ce&nbsp; mecbur edicidir.&nbsp; OYAK&nbsp; vb.&nbsp; girişimlerle&nbsp; ordu&nbsp; y&uuml;r&uuml;rl&uuml;kteki&nbsp; mekanizmaya&nbsp; uyumlu hale getirilmektedir.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">T&uuml;rk&nbsp; Milli&nbsp; Kurtuluş&nbsp; Savaşı&nbsp; antiemperyalist&nbsp; değildir.&nbsp; Bir&nbsp; T&uuml;rk-Yunan savaşıdır.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Yakın d&ouml;nemtarihinin yeniden yazılması gerekecektir.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">T&uuml;rkiye&rsquo;de&nbsp; &ldquo;sivil&nbsp; toplum&rdquo;&nbsp; ilişkilerinin&nbsp; kurulmasının&nbsp; &ouml;n&uuml;ndeki&nbsp; engeller T&uuml;rkiye&rsquo;nin ilerici olduğu sanılan g&uuml;&ccedil;leridir.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">T&uuml;rk halkının demokratik yaşamı se&ccedil;ebilmesinin &ouml;n&uuml;nde genetik engeller olabilir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; y&uuml;zyıllar boyu s&uuml;rekli merkezi, topak bir iktidar g&uuml;c&uuml;n&uuml;n &ouml;n&uuml;nde &ldquo;teba&rdquo;ve &ldquo;kul&rdquo; olagelmiş insanlarla demokrasi kurulabilir mi? Bu nitelikteki&nbsp; bireyler&nbsp; demokrasiyi&nbsp; isterler&nbsp; mi?&nbsp; İşte,&nbsp; İdris&nbsp; K&uuml;&ccedil;&uuml;k&ouml;mer&rsquo;in D&uuml;zenin Yabancılaşması&rsquo;&rsquo;nda ve sonraki d&ouml;nemde işlediği tezler...</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">&lsquo;T&uuml;rkiye&rsquo;de sağ sol, sol da sağdır. T&uuml;rkiye&rsquo;nin &ldquo;solcuları&rdquo; gericidir. T&uuml;rkiye&rsquo;nin ilericileri &ldquo;sağ&rdquo; cenahta g&ouml;r&uuml;len geniş İslamcı halk kitleleridir.&rsquo;</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 25 Nov 2019 10:07:15 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/haberler/files/news/default/batililasma-ve-duzenin-yabancilasmasi-idris-kucukomer448416dd1f50e0377418.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Huzur Sokağı (Şule Yüksel Şenler)</title>
                <category>KİTAP</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/huzur-sokagi-sule-yuksel-senler-7943</link>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/huzur-sokagi-sule-yuksel-senler-7943</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>
	<span style="font-size:14px;">Huzur Sokağı, satış rekorları kırmış, her yaştan ve her kesimden insanımızın soluk almadan okuduğu, elden ele dolaşıp, adeta kapışılan bir eser olarak haklı ş&ouml;hret kazanmıştır. Birleşen yollar adıyla film yapılan Huzur Sokağı bu filmle de halkımızın b&uuml;y&uuml;k ilgi ve tevecc&uuml;h&uuml;n&uuml; kazanmıştır. Hasretiyle kavrulduğumuz huzurlu bir cemiyetin, bir &ccedil;ok ana hatlarıyla k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir sokakta sembolleşmiş şeklidir Huzur Sokağı. Huzur Sokağı, &ouml;zlenilen huzur i&ccedil;in.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:14px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:14px;">Şule Y&uuml;ksel Şenler &rsquo;in bu eseri İlk olarak 1969-70 yıllarında Bug&uuml;n gazetesinde tefrika edilmiş, o d&ouml;nemde b&uuml;y&uuml;k yankı uyandırmış, toplum &uuml;zerinde yazarının da beklemediği bir etki bırakmıştı. Romanın yazıldığı d&ouml;nem i&ccedil;in b&ouml;ylesi bir konuda roman yazmak olduk&ccedil;a cesaret isteyen bir işti. Şule Y&uuml;ksel Şenler o g&uuml;nleri şu şeklide tasvir edecekti. Roman yazıldığında &ouml;yle bir ortam i&ccedil;indeydi ki &uuml;lke. İslami bir film hayal bile edilemezdi. Romanlar m&uuml;spet olmadığı i&ccedil;in gen&ccedil; kız ve oğullarını koruyan ailelerin sans&uuml;r&uuml;ne uğruyordu. &Ouml;ncelikle bu nitelikteki İslami romanların eksikliğini hissettim. Aslında Hekimoğlu İsmail (&Ouml;mer Ok&ccedil;u), Minyeli Abdullah ile benden &ouml;nce tohumları atmış ama benim haberim yoktu.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:14px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:14px;">Roman,&nbsp; şehirli ve&nbsp; eğitimli oldukları&nbsp; halde&nbsp; hayatını İslami kurallara g&ouml;re şekillendiren alışılmışın dışında gen&ccedil; kadın ve erkek tipleri &uuml;zerinde kurgulanmıştı. Bu kurgu toplum tarafından &ccedil;ok ilgi &ccedil;ekmişti. Eğitimli&nbsp; ve şehirli kesimdeki insanların İslami kurallara uygun yaşama bi&ccedil;imlerini yansıtan ilk romanlardan birisi olması bakımından&nbsp; İslamcı kesim tarafından coşkuyla karşılanmıştı.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:14px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:14px;">Romandaki olaylar ve tiplemeler ile&nbsp; Şule Y&uuml;ksel Şenler&rsquo;in&nbsp; biyografisi&nbsp; bir&ccedil;ok a&ccedil;ıdan &ouml;rt&uuml;ş&uuml;r. Huzur Sokağı romanı Şule Y&uuml;ksel Şenlerin hayatından bir&ccedil;ok anıyı taşımaktadır. Şule Y&uuml;ksel de eşinden romandaki Feyza ile benzer nedenlerden dolayı boşanmış, 32 yaşındaki iken, ilahiyat mezunu tiyatrocu Abdullah Kars ile evlenmiş,&nbsp; Fakat Şule Y&uuml;ksel dayak&ccedil;ı kocasının baskısına ancak beş yıl dayanabilir ve kocası ile beş yıl sonra boşanmak zorunda kalmıştır.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:14px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:14px;">Şule Y&uuml;ksel, romanındaki Feyza karakteri gibi başlangı&ccedil;ta&nbsp; tesett&uuml;rl&uuml;&nbsp; değildir.&nbsp; 1960 ihtilali sonrasında Nihat Atsız&rsquo;a yakınlaşır ama ağabeyi &Ouml;zer&rsquo;in (&Uuml;zeyir) hastalığı ile yaşamı ve d&uuml;ş&uuml;nceleri değişmeye başlayacaktır. Hasta ağabeysinin dileğiyle Risale-i Nur toplantılarına katılmaya başlar. Bu katılım sonrasında da Nur Cemaatine girmiştir. 1965&rsquo;te g&ouml;r&uuml;nt&uuml;s&uuml; ile d&uuml;ş&uuml;ncelerinin uymadığını d&uuml;ş&uuml;nerek tesett&uuml;rl&uuml; giyinmeye ve kapanmaya başlamıştır. Romanındaki Feyza&rsquo;da sonradan&nbsp; kapanan bir&nbsp; karakterdir.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:14px;">&nbsp;</span></p>
<p>
	<span style="font-size:14px;">İlk tefrikasından sonra eser, defalarca baskı g&ouml;rm&uuml;ş,&nbsp; eser, on binlerce gen&ccedil; tarafından okunup, satış rekorları kırmış, gen&ccedil;lerin hayata bakışlarını değiştirmiş bir kitap olup &ccedil;ıkmıştı. Roman&nbsp; &nbsp;1970 lerden sonra&nbsp; toplum&nbsp; hayatına etki eden başlıca romanlardan birisi olmuştu.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:14px;">&nbsp;</span></p>
<p>
	<span style="font-size:14px;">Huzur Sokağı, satış rekorları kırmış, her yaştan ve her kesimden insanımızın soluk almadan okuduğu, elden ele dolaşıp, adeta kapışılan bir eser olarak haklı ş&ouml;hret kazanmıştır. Birleşen yollar adıyla film yapılan Huzur Sokağı bu filmle de halkımızın b&uuml;y&uuml;k ilgi ve tevecc&uuml;h&uuml;n&uuml; kazanmıştır.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:14px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:14px;">Huzur Sokağı&nbsp; yarattığı etki sonrasında filme&nbsp; de alınmış,&nbsp; Y&uuml;cel &Ccedil;akmaklı&rsquo;nın y&ouml;nettiği &ldquo;Birleşen Yollar &ldquo; adlı filmin&nbsp; konusu olmuş, filmin başrollerinde İzzet G&uuml;nay ve T&uuml;rk&acirc;n Şoray rol almışlardır.&nbsp;</span></p>
<p>
	<span style="font-size:14px;">Huzur Sokağı daha sonra&nbsp; TV dizisi şeklinde uyarlanmış ve ATV&rsquo;de yayınlanmıştır.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:14px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:14px;">Kitabı, gen&ccedil;lere &ouml;rnek olması amacıyla yazan Şenler, aradan yıllar ge&ccedil;mesine rağmen yeni nesil tarafından h&acirc;l&acirc; okunuyor olmasından mutluluk duyuyor. Bug&uuml;n olsa daha ılımlı bir &uuml;slup kullanmayı tercih edeceğini belirten Şenler, &ldquo;Bug&uuml;n kaleme alsam, &uuml;niversitedeki birtakım b&ouml;yle a&ccedil;ık kıyafetler, uyumsuz davranışlarda bulunan kızlarımızı &ouml;yle resmetmezdim. Biraz şematik buluyorum şimdi. Ama değiştirmeye de imkan yok artık.&rdquo; diyor. 1970&rsquo;li yıllardan bu yana her yıl standart satışlarını koruyan ve binlerce kişinin hayatının şekillenmesinde &ouml;nemli basamaklardan biri olan romanın h&acirc;l&acirc; satış listelerinin başında yer almasını kitabın gen&ccedil;liğin meselelerine, toplumun ahlak ve inan&ccedil; meselelerine yer vermesiyle a&ccedil;ıklıyor Şenler.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:14px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:14px;">Şule Y&uuml;ksel Şenler&rsquo;in Huzur Sokağı isimli romanında ge&ccedil;en karakterler</span></p>
<p>
	<span style="font-size:14px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:14px;">Bilal: Uzun boylu, yakışıklı bir gen&ccedil;tir. İmanlı, &ccedil;ok iyi kalpli, yardımsever bir gen&ccedil;tir.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:14px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:14px;">Feyza: Uzun siyah sa&ccedil;lı, z&uuml;mr&uuml;t yeşili g&ouml;zleri vardır. İlk &ouml;nce herkesi k&uuml;&ccedil;&uuml;k g&ouml;ren kimse iken, sonra iyi bir insan olmuştur.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:14px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:14px;">Hilal: Fiziki &ouml;zelliğinden bahsedilmemiştir. Merhametli k&uuml;&ccedil;&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;nden beri zor hayat şartlasrı yaşamıştır.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:14px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:14px;">Nusret: Fiziki &ouml;zelliğinden bahsedilmemiştir ama romanda babasına benzediği yazılmıştır. Kalbi temiz, &ccedil;ok iyi bir insandır.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:14px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:14px;">Nazım: Fiziki &ouml;zelliğinden bahsedilmemiştir. İyi bir aile dostudur.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:14px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:14px;">Selim: Fiziki &ouml;zelliğinden bahsedilmemiştir. K&ouml;t&uuml; kalpli, kumarbaz bir insandır.</span></p>
<div>
	<span style="font-size:14px;"><br />
	</span></div>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 31 Oct 2019 09:42:43 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/haberler/files/news/default/huzur-sokagi-sule-yuksel-senlerd3e0bab9c3a14e1a816e.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ulu Hakan II. Abdülhamid (Necip fazıl kısakürek)</title>
                <category>KİTAP</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/ulu-hakan-ii-abdulhamid-necip-fazil-kisakurek-7809</link>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/ulu-hakan-ii-abdulhamid-necip-fazil-kisakurek-7809</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>
	<span style="font-size:18px;">Bir biyografi yazarı olarak da dikkati &ccedil;ekmesi gereken Necip Fazıl&rsquo;ın, g&uuml;tt&uuml;ğ&uuml; toplum d&acirc;vasında T&uuml;rk tarihi ve sahte inkıl&acirc;plar bilmecesinin &laquo;anahtar şahsiyeti&raquo; g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; Abd&uuml;lhamid Han&rsquo;ın hayatı, bu eserde bir tez, bir manifest, bir dava &ccedil;er&ccedil;evesi halinde ortaya &ccedil;ıkartılmaktadır.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;">Keşif mutlak ve orijinal olarak Necip Fazıl&rsquo;ındır ve bir aralık sahibini hapse kadar s&uuml;r&uuml;klemiştir.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;">&ldquo;Marifet, b&uuml;y&uuml;k kısmı kursaktan doğma uydurmalarla Abd&uuml;lhamid&rsquo;i konuşturmakta değil, Abd&uuml;lhamid hakkında konuşabilmek ve bir sentez &ouml;rebilmektedir&rdquo;</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;">Diyen Necip Fazıl&rsquo;a g&ouml;re:</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;">&ldquo;36 T&uuml;rk h&uuml;k&uuml;mdarı arasında belki en b&uuml;y&uuml;ğ&uuml; ve tarih&icirc; hakkı muazzam bir zat mevzuunda yahudi, d&ouml;nme, mason, kozmopolit ve emperyalizma ajanlariyle el ele, İttihat ve Terakki eşkiyasının imal ettiği ve Cumhuriyet rejimi boyunca devamına şahit olduğumuz yalancı tarihe paydos!.. D&uuml;nyada her şeyin sahtesi g&ouml;r&uuml;lm&uuml;ş, fakat ilim ve tarihin devamlı yalancısına rastlanmamıştır!&rdquo;</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;">*****</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;">Bu eser, ilk defa Ulu Hakan İkinci Abd&uuml;lham&icirc;d H&acirc;n&rsquo;ın b&uuml;t&uuml;n okur-yazarlara, yeni doğmuş &ccedil;ocuk beynini salatasına doğratıp dişleyecek derecede korkun&ccedil; bir zalim tanıtıldığı ve bu tanıtmaya m&uuml;te&acirc;rife g&ouml;z&uuml;yle bakıldığı bir heng&acirc;mede meydan yerine dikildi ve satır satış şu m&acirc;nayı t&uuml;tt&uuml;rd&uuml;:</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;">Keşif, mutlak (orijinal) olarak B&uuml;y&uuml;k Doğu&rsquo;nundur; ilk al&acirc;met ve tezg&acirc;hlanması 1943&rsquo;de başlamış, haftalık ve g&uuml;nl&uuml;k B&uuml;y&uuml;k Doğu&rsquo;lar s&uuml;resi i&ccedil;inde her &acirc;n olgunlaşa olgunlaşa devam etmiş, bir aralık sahibini zindana kadar s&uuml;r&uuml;klemiş, nihayet 1960 sonrasında ve onu takip edici ilk yıllarda gazetelerin tefrika s&uuml;tunlarına aksetmiş, peşinden kitaplaşmış, birinci ve yarım baskısı hemen t&uuml;kenmiş, ikinci ve tam baskısı da bitmiş, bunu &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; baskı takip etmiş; ve işte, şimdi, Abd&uuml;lham&icirc;d taraflısı yayınların modalaştığı bu g&uuml;nlerde, &laquo;bu d&acirc;vanın sahibi benim; manev&icirc; telif ve keşif hakkım mahfuzdur!&raquo; dercesine, k&acirc;mil, tashihli ve ilaveli şekliyle ortaya &ccedil;ıkmıştır.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;">Gayemiz Abd&uuml;lham&icirc;d&rsquo;in hakkı olduğu i&ccedil;in, bizim hakkımız g&ouml;r&uuml;lmese bile ona ait hakkın g&ouml;r&uuml;lmeye başlaması &ouml;n&uuml;nde, bazı uydurma ve derme-&ccedil;atma eserlere rağmen bahtiyarlığımızı il&acirc;n ediyor; bu sahipsiz diyarda kimsenin kaale almadığı manev&icirc; telif ve keşif hakkımızı bağışlıyor ve yalnız şu dikkati ortaya atmakla yetiniyoruz:</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;">- Marifet, b&uuml;y&uuml;k kısmı kursaktan doğma uydurmalarla Abd&uuml;lham&icirc;d&rsquo;i konuşturmakta değil, onun hakkında konuşabilmekte ve bir (sentez) verebilmektedir. Bu d&acirc;vayı uydurma (sansasyon) mevzuu haline getirenlere karşılığımız da, kendilerini, her şeyi sahte bir d&uuml;nyanın kalpazanları olarak tespit etmekten ibarettir.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;">N. F. K. / 1977</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;">*****</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;">Emin Garbi Arvas anlattı:</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;">&ldquo; Necip F&acirc;zıl beyden dinledim, dediki : &ldquo;Efendi hazretlerine geldiğim ilk g&uuml;nlerde zamanın modasına uygun olarak Sultan Abd&uuml;lham&icirc;d&rsquo;e muhalif idim. Birg&uuml;n Efendi hazretlerinin sohbetinde Sultan Ham&icirc;d&rsquo;den bahsedildi. Efendi hazretleri bu padişahı &ccedil;ok &ouml;vd&uuml; ve bana d&ouml;nerek &ldquo;onun bu &uuml;st&uuml;nl&uuml;klerini hakik&icirc; vechesiyle birisinin yazması l&acirc;zım. Bu da ancak siz olabilirsiniz Necip bey!&rdquo; buyurdu. Bu s&ouml;ze &ccedil;ok şaşırdım. İşte sonradan bu iş&acirc;ret &uuml;zerine Ulu Hakan kitabını kaleme aldım.&rdquo;</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;">*****</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;">Bu kitap vesilesiyle II.Abd&uuml;lhamid&rsquo;in ne kadar ince d&uuml;ş&uuml;nen biri olduğunu ve bu yeteneği sayesinde yıkılma s&uuml;recindeki bir imparatorluğu ayakta tutmakla kalmayıp, d&uuml;nya dengeleri koruyabildiğini g&ouml;rd&uuml;m.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;">Hakkında yabancılar &ouml;v&uuml;c&uuml; bir &ccedil;ok s&ouml;z s&ouml;ylemiştir. İ&ccedil;tenlerinden ikisi &ccedil;ok fazla hoşuma gitti:</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;">1. S&ouml;z&uuml;n sahibi bir İngiliz diplomat. Diyor ki &ldquo; Abd&uuml;lhamid&rsquo;in indirilmesiyle siyaset sıkıcı olmaya başladı&rdquo;</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;">&nbsp;</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;">2. Yine yabancı bir diplomat şu tesbitte bulunuyor &ldquo; Belki de Osmanlı&rsquo;nın başında hala Abd&uuml;lhamid bulunsaydı, d&uuml;nya savaşı olmayacaktı...&rdquo;&nbsp;&nbsp;</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;">*****</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;">&bull; Ben, sanat ve tefekk&uuml;r adamı olmak d&acirc;vasındayım ve tarih&ccedil;i değilim. Bu eser de bir tarih denemesi değil...</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;">&bull; İrfan sahiplerince bilinir ki, hikmet ilmin, ilim de tekniğin &Uuml;st&uuml;ndedir; tarih ise bu &uuml;&ccedil; g&ouml;r&uuml;ş şekline g&ouml;re &ccedil;eşitli...</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;">&Ouml;yleyse bu eser, hangi neviden olursa olsun, ne bir tarih, ne bir tarih&icirc; edebiyat; sadece vakıalar temeli &uuml;zerinde, ilm&icirc;, akl&icirc;, teess&uuml;r&icirc;, her melekeye dayanan bir (tez), bir (manifest), bir d&acirc;va &ccedil;er&ccedil;evesi...</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;">&bull; &Ccedil;eyrek asırdan beri yakasına yapışmış bulunduğum dost, işte: ULU HAKAN İKİNCİ ABD&Uuml;LHAMİD HAN...</span></p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 01 Oct 2019 09:35:28 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/haberler/files/news/default/ulu-hakan-ii-abdulhamid-necip-fazil-kisakurekf87d5369acaea3999d3f.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ppetrol (Para ve Güç Çatışmasının Epik Öyküsü) Daniel Yergin</title>
                <category>KİTAP</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/ppetrol-para-ve-guc-catismasinin-epik-oykusu-daniel-yergin-7535</link>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/ppetrol-para-ve-guc-catismasinin-epik-oykusu-daniel-yergin-7535</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>
	<span style="font-size:16px;">T&uuml;rkiye&rsquo;de İş Bankası K&uuml;lt&uuml;r Yayınları tarafından &ccedil;evirisi yapılan ve basılan Daniel Yergin&lsquo;in Petrol &ndash; Para ve G&uuml;&ccedil; &Ccedil;atışmasının Epik &Ouml;yk&uuml;s&uuml; adlı kitabı, insanlığın petrol&uuml; keşfedip gece ge&ccedil; saatlere kadar ışık yakabilmesinin insanlık i&ccedil;in ne anlama geldiğini anlatan eşsiz bir eser.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Petrol&uuml;n keşfi refahın, end&uuml;strinin ve g&uuml;c&uuml;n patlayışını beraberinde getirdi. Bunlar ulusları g&uuml;&ccedil;lendirdi, yozlaştırdı ve bazı insanlar petrol sayesinde daha &ouml;nce hi&ccedil;bir maddenin satışı ile olunamayacak kadar zengin oldu. Petrol, aynı zamanda kuşaklarca insanı yıkıp mahvetti.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Daniel Yergin&rsquo;in eserinde yer verdiği kronoloji ve derinlik modern insan medeniyetinin petrol&uuml;n ham ve rafine formalarına ne kadar muhta&ccedil; olduğunu derinlemesine irdelerken diğer yandan da modern zamanlara petrol&uuml;n etkisini kronolojik bir bi&ccedil;imde anlatıyor.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Pennsylvania&rsquo;da keşfedilen ilk petrol&uuml; &ccedil;ıkarıp tabiri caizse &ldquo;paraya d&ouml;n&uuml;şt&uuml;ren&rdquo; John D. Rockefeller&lsquo;ın hikayesiyle başlayıp Standard Oil&lsquo;in d&uuml;nyadaki en b&uuml;y&uuml;k g&uuml;&ccedil;lerden biri haline gelişini anlatan kitap, petrol &ccedil;ıkarma tekniklerinin gelişimini Rusya&rsquo;daki petrol rezervlerinin keşfinden iki d&uuml;nya savaşına ve g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde Orta Doğu&rsquo;da yaşanan yok etme operasyonlarına uzana bir tarih&ccedil;e ile beraber anlatıyor.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Bu eser petrol ile ilgili her şeyi &ccedil;ok g&uuml;zel &ouml;zetliyor; bu y&uuml;zden ekonomi ve işletme okuyan her &ouml;ğrencinin kesinlikle alıp okuması gereken, hatta derslerde işlenilmesi gereken bir kitap. Ayrıca hangi sekt&ouml;rlerle ilgileniyor olursa olsun her yatırımcının da mutlaka bu kitabı okuması gerekiyor.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Petrol fiyatlarının neden y&uuml;kseldiğini, hi&ccedil;bir zaman neden &ccedil;ok d&uuml;şmediğini ve petrol fiyatlarının neden her gazetede mutlaka g&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml;n&uuml; merak edenler de bu kitaba bir g&ouml;z atabilirler.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Bu arada, bu kitapta petrol baronlarına karşı a&ccedil;ılan davalar ve onların politik bağlantıları yer almıyor.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Yergin, kitabında petrol baronlarının a&ccedil; g&ouml;zl&uuml;l&uuml;klerini ve &ldquo;normal olmayan&rdquo; ahlak anlayışlarını irdeliyor, fakat haklı olup olmadıkları konusuna girmiyor. Bunun yerine hırslı jeologların ve girişimcilerin, kralların, şahların, despotların petrol odaklı aldıkları kararları geniş bir jeopolitik bakış a&ccedil;ısıyla derinlemesine irdeliyor.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Yergin, kitabında &uuml;&ccedil; ana temayı g&ouml;z &ouml;n&uuml;ne getiriyor.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">1- Petrol, kapitalizmin ve modern iş anlayışının gelişmesinin arkasında yatan itici g&uuml;&ccedil;t&uuml;r.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">2- Petrol, &ldquo;ulusal stratejiler, global politikalar ve g&uuml;&ccedil; dengeleri&rdquo; belirlenirken her zaman i&ccedil;in aktif bir etmen.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">3-&ldquo;Hidrokarbon Adam&rdquo; tarafından y&ouml;netilen &ldquo;Hidrokarbon Cemiyetini&rdquo; oyuna sokuyor.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Elinizdeki kitap Petrol adını taşımasına karşın aslında y&uuml;zyılımızın tarihidir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; petrol&uuml;n modern anlamdaki tarihi gelişmesi 19. y&uuml;zyılın ikinci yarısından başlamasına karşın, y&uuml;zyılımızı b&uuml;y&uuml;k &ouml;l&ccedil;&uuml;de etkilemiştir. Bunun nedeni petrol&uuml;n d&uuml;nyadaki temel politikaları belirler hale gelmesi ve g&uuml;nl&uuml;k yaşamımızı k&ouml;k&uuml;nden değiştirmesidir. Petrol&uuml;n etrafında k&uuml;melenen g&uuml;&ccedil; ve zenginlik savaşını epik bir anlatımla ve kronolojik olarak veren bu kitap, Japonların Pearl Harbour baskınından, Hitler&rsquo;in Rusya&rsquo;yı istilasına, S&uuml;veyş krizinden Yom Kippur savaşına kadar d&uuml;nyamızı etkileyen olaylarda petrol&uuml;n nasıl kritik rol oynadığını g&ouml;stermektedir. Yergin, &ccedil;alışmasında t&uuml;m bunları sergilerken hem ekonomi ve teknolojinin genel y&ouml;nlerine hem de işadamları ve politikacıların strateji ve entrikalarına değiniyor. Bu hik&acirc;yenin oyuncuları arasında kimler yok ki? Petrol d&uuml;nyasının en zengin ve en n&uuml;fuzlu kişisi D. Rockefeller, Henri Deterding, G&uuml;lbenkyan, J. Paul Getty, Armand Hammer ve daha pek &ccedil;oğu oyundaki yerlerini alıyorlar. İsimler bu kadarla kalmıyor elbette; Winston Churchill, Adolf Hitler, Joseph Stalin, İbni Suud, Muhammed Musaddık, Dwight Eisenhower, Henry Kissinger, petrolc&uuml;l&uuml;kten başkanlığa giden &ouml;yk&uuml;s&uuml;yle George Bush ve tabii Saddam H&uuml;seyin de birer birer karşımıza &ccedil;ıkıyor. Bu ilgin&ccedil; ve &ouml;nemli hik&acirc;yeyi Daniel Yergin&rsquo;den daha iyi kim anlatabilirdi ki? D&uuml;nya petrol end&uuml;strisinin &ouml;nde gelen otoritelerinden biri olmasının yanı sıra Newsweek dergisinin tanımıyla &ldquo;yazılarıyla ge&ccedil;mişi yaşama ge&ccedil;iren ender tarih&ccedil;ilerden biri olarak&rdquo; Daniel Yergin, ufkumuzu a&ccedil;ıyor, d&uuml;nyayı daha iyi kavramamızı sağlıyor.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;">Daniel Yergin uluslararası politika, ekonomi ve enerji konularında &ccedil;ok &ouml;nemli bir yazar ve otoritedir. Cambridge Energy Research Associates&rsquo;in (CERA) başkanı olan Yergin 1992 yılında Petrol kitabıyla Pulitzer &ouml;d&uuml;l&uuml;n&uuml; almış, kitabı 12 dile &ccedil;evrilerek bestseller olmuştur. 1997 yılında &ldquo;enerji ve uluslar arası anlayışın geliştirilmesi konusunda yaşam boyu başarılarından dolayı&rdquo; Birleşik Devletler Enerji &Ouml;d&uuml;l&uuml;&rdquo;n&uuml; alan Yergin, Birleşik Devletler Enerji Birliği Heyeti ve Ulusal Petrol Konseyi &uuml;yesidir.</span></p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 29 Jul 2019 17:29:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/haberler/files/news/default/ppetrol-para-ve-guc-catismasinin-epik-oykusu-daniel-yergin6bb8bba7ad0600ee29e7.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ben de Yazdım Celal Bayar</title>
                <category>KİTAP</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/ben-de-yazdim-celal-bayar-7423</link>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/ben-de-yazdim-celal-bayar-7423</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>
	Celal Bayar, &lsquo;Ben de Yazdım&rsquo;da Osmanlı İmparatorluğu&rsquo;nun son, T&uuml;rkiye Cumhuriyeti&rsquo;nin ilk yıllarını, Mondros M&uuml;tarekesi&rsquo;nden bu yana milli m&uuml;cadeleyi, B&uuml;y&uuml;k Millet Meclisinin kuruluşunu ve ilk &ccedil;alışmalarını, ilk Meclis h&uuml;k&uuml;metlerini, Atat&uuml;rk devrimlerini, anılarına, yazdıklarına ve belgelere dayandırarak anlatmaktadır. Bu vesile ile T&uuml;rkiye&rsquo;nin 20. y&uuml;zyıldaki siyasal tarihine &ouml;nemli bir tanıklık yapan Bayar, bir yandan da kendi deyişiyle &lsquo;gen&ccedil; nesiller i&ccedil;in faydalı olacağı d&uuml;ş&uuml;ncesiyle&rsquo; &ouml;zellikle inkılapların meydana gelmesini zorunlu kılan tarihi sebep ve etkenler &uuml;zerinde durmaktadır.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Ben de Yazdım kitabı M&uuml;tareke&rsquo;den bu yana, Mill&icirc; M&uuml;cadele&rsquo;yi, B&uuml;y&uuml;k Millet Meclisi&rsquo;ni ve H&uuml;k&uuml;meti&rsquo;ni, Cumhuriyet&rsquo;in ilk devirlerini, Atat&uuml;rk&rsquo;&uuml; ve devrimlerini b&uuml;t&uuml;n y&ouml;nleriyle ele alacaktır. Cel&acirc;l Bayar&rdquo;</p>
<p>
	Elinizdeki eser, Baha Matbaası tarafından 1967-1972 yılları arasında 8 cilt olarak yapılan baskı esas alınıp 3 cilt halinde d&uuml;zenlenerek yayıma hazırlanmıştır. Kitabın kaynak&ccedil;ası ve dizini dışında, metne m&uuml;dahalede bulunulmamıştır.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	<strong>(1. Cilt) kitap &ouml;zeti</strong></p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	1.Cilt 11 b&ouml;l&uuml;mden oluşmaktadır:</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Bu kitapta Atat&uuml;rk&rsquo;&uuml;n silah arkadaşlarından olan T&uuml;rkiye&rsquo;nin &Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; Cumhurbaşkanı Celal Bayar&rsquo;ın Birinci D&uuml;nya Harbi &ouml;ncesi Osmanlı İmparatorluğu&rsquo;nun siyasi durumu, yaşanan &ouml;nemli olaylar ve m&uuml;tarekenin ilk hazırlık &ccedil;alışmalarıyla ilgili tespit ve yorumları yer almaktadır. Celal Bayar&rsquo;ın kendisi İttihat ve Terakki Cemiyetinin i&ccedil;inde bulunan bir kişi olarak aynı zamanda bu cemiyetinin durumu ve yapısı hakkında da bilgiler sunulmuştur.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	<strong>(2. Cilt) kitap &ouml;zeti</strong></p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	2. Cilt 12 b&ouml;l&uuml;mden oluşmaktadır:</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Celal Bayar&rsquo;ın &ldquo;Ben de Yazdım&rdquo; kitabı, Osmanlı İmparatorluğunun son yıllarında, 31 Mart 1909 irtica hareketleriyle başlayan ve memleketi felakete g&ouml;t&uuml;ren i&ccedil; didişmelerin &ccedil;ok yoğun olarak yaşandığı bir d&ouml;nemde vuku bulan olayları g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze nakleden &ccedil;ok &ouml;nemli bir eserdir.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Yazar bu eserinde, T&uuml;rkiye Cumhuriyeti&rsquo;nin ilk yıllarında ger&ccedil;ekleşen bazı vakaların bug&uuml;n i&ccedil;inde bulunduğumuz durumla karşılaştırmasının yapılmasının biz yeni nesillere faydalı olacağına inancını belirtmektedir.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	<strong>(3. Cilt) kitap &ouml;zeti</strong></p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	3.Cilt 13 b&ouml;l&uuml;mden oluşmaktadır:</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Ben de Yazdım&rsquo;ın 3 nc&uuml; cildinde ele alınan konular şu şekilde sayılabilir: İngiltere&rsquo;nin Mısır politikası ve Mısır&rsquo;ın işgali, J&ouml;nt&uuml;rklerin Mısır&rsquo;daki gizli faaliyetleri,</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	&nbsp;Meclis-i Mebusan&rsquo;ın feshi, Arnavutluk İsyanı ve ayrılık hareketlerinin başlaması, Yunanistan, Bulgaristan, Karadağ, Makedonya ve Arnavutluk&rsquo;ta ıslahat istekleri ve Osmanlı İmparatorluğu&rsquo;na verilen notalar, İstanbul&rsquo;da ayrılık hareketlerine karşı yapılan kitle g&ouml;sterileri ve yorumlar, Balkan ittifakının kurulması, Bulgar ve Rum ideolojileri ve birbirleriyle &ccedil;atışmaları, Balkan &uuml;lkelerinin Osmanlı İmparatorluğu&rsquo;na karşı yaptıkları anlaşmalar, Balkanlar&rsquo;da m&uuml;sl&uuml;manlara y&ouml;nelik katliamlar, Balkan Savaşı (1912) ve olumsuz sonu&ccedil;ları, b&uuml;y&uuml;k devletlerin T&uuml;rkiye&rsquo;yi par&ccedil;alama istekleri, i&ccedil; politikada &ccedil;ekişmeler ve Londra Barış Konferansı.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	&ldquo;Atat&uuml;rk&rsquo;&uuml;n mutad sofrasında bulunuyordum. O akşam davetlilerin sayısı azdı. Ancak beş altı arkadaştık. B&uuml;y&uuml;k adam hayatından bahsediyordu. Biz de vecd i&ccedil;inde kendisini dinliyorduk. Birden sustu, hepimizi ayrı ayrı s&uuml;zd&uuml;. &lsquo;Arkadaşlar, beni ilk g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml;z zaman hakkımda nasıl bir fikir edindiniz, anlatır mısınız?&rsquo; dedi ve bakışlarını benim &uuml;zerimde topladı. Anladım ki, &ouml;nce benim konuşmamı istiyordu.&rdquo; Cel&acirc;l Bayar, o akşam, Mill&icirc; M&uuml;cadele&rsquo;nin ilk yıllarında Atat&uuml;rk&rsquo;le tanışmalarını, Atat&uuml;rk&rsquo;&uuml;n kendisinde bıraktığı ilk tesiri samimiyetle kısaca anlatır ve ş&ouml;yle devam eder: &ldquo;İ&ccedil;imden gelen samimi ve ger&ccedil;ek s&ouml;zlerim, &ccedil;elik gibi sağlam bir iradeye sahip olan b&uuml;y&uuml;k adamın tevazu duygusuna dokunmuş olmalı ki hafif bir sesle ve &ccedil;ekingen bir ed&acirc; ile sordu: &ndash; Bunları yazdınız mı? &ndash; Hayır. &ndash; Rica ederim, yazınız. O zaman bu, benim i&ccedil;in bir emirdi. Nur i&ccedil;inde yatsın, irtihalinden sonra bir vasiyet olmuştu. Bunun i&ccedil;indir ki bu kitabı yazmaya başladım ve Ben de Yazdım adını verdim.&rsquo;&rsquo;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 03 Jul 2019 17:49:03 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/haberler/files/news/default/ben-de-yazdim-celal-bayar3591b80573071d9fb148.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>LOZAN ZAFER Mİ, HEZİMET Mİ? KADİR MISIROĞLU</title>
                <category>KİTAP</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/lozan-zafer-mi-hezimet-mi-kadir-misiroglu-7259</link>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/lozan-zafer-mi-hezimet-mi-kadir-misiroglu-7259</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>
	Aziz Okuyucu !...</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	<strong>Lozan I</strong></p>
<p>
	Lozan, muazzam bir imparatorluk mirasının h&acirc;n-ı yağmasıdır. T&uuml;rk&rsquo;&uuml;n şahsında İsl&acirc;m&rsquo;dan intikam alınarak, b&uuml;t&uuml;n bir İsl&acirc;m D&uuml;nyası&rsquo;nın başsız bırakılmasıdır!.. Lozan&rsquo;ın getirdiği; adalarla yunan stratejik &ccedil;emberine alınmış iktisad&icirc; kaynaklardan mahrum, her t&uuml;rl&uuml; &uuml;nvan ve sıfatı yolunmuş, gayri tabi&icirc; hududların &ccedil;izdiği k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir T&uuml;rkiye&rsquo;dir. Bu birinci cild, tanzimattan mill&icirc; m&uuml;c&acirc;deleye kadar um&ucirc;m&icirc; değerlendirme panoramasını &ccedil;izer.. Lozan&rsquo;ı hazırlayıcı sebepleri inceler.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	M&Uuml;DDE&Icirc;; TARİH VE VATANDIR!..</p>
<p>
	T&uuml;rk İsl&acirc;m d&acirc;vasının b&uuml;y&uuml;k m&uuml;cahidi, Birinci B&uuml;y&uuml;k Millet Meclisi Trabzon Meb&rsquo;usu aziz şehid Al&icirc; Ş&uuml;kr&uuml; Bey hatırasına.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	<strong>Lozan II</strong></p>
<p>
	Sahasında tek olan ve kırk yıldan beri elden d&uuml;ş&uuml;r&uuml;lmeyerek okunan bu muazzam eserin ikinci cildi, Lozan&rsquo;da maruz kaldığımız Kıbrıs, Musul, Halep, Batı Tırakya, Adalar v.s. gibi madd&icirc; kayıpları incelemektedir.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	<strong>Lozan III</strong></p>
<p>
	Sahasında tek olan ve kırk yıldan beri elden d&uuml;ş&uuml;r&uuml;lmeyerek okunan Lozan Zafer Mi, Hezimet Mi? adlı bu muazzam eserin &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; cildi, Hilafet, Patrikhane gibi manevi kayıpları incelemektedir.&nbsp;</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	&Ouml;NS&Ouml;Z</p>
<p>
	Yakın tarihimizin acı ger&ccedil;ekleri &uuml;zerine &ccedil;ekilen kalın nisıyan perdesini aralamaya &ccedil;alışmanın, dirayetten ziy&acirc;de ces&acirc;rEte ihtiya&ccedil; g&ouml;stermesi fikir hayatımız bakımından hazin bir tecellidir. Ger&ccedil;ek şu bir &ccedil;ok tabular ihdas ederek bunların etrafını &ccedil;eşitli fiil&icirc; ve hukuk&icirc; m&acirc;nilerle kuşatmak,cemiyetimizin f&acirc;rik bir vasfını teşkil etmektedir.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Bir nev&icirc; dokunulmazlık sayesinde ayakta tutulmak istenen efs&acirc;nelerden biri de nihayet bir ka&ccedil; ay sonra ellinci yıld&ouml;n&uuml;m&uuml;n&uuml; idrak edeceğimiz &laquo;Lozan Mu-&acirc;heden&acirc;mesi &raquo;dir. Onunla al&acirc;kalı ger&ccedil;ekleri&rsquo; dile getiren eserimizin bu ikincicildi, uğradığımız madd&icirc; kayıplara tahsis edilmiştir. Ger&ccedil;i burada dahaziy&acirc;de &laquo;Misak-i Mill&icirc; &raquo; ye d&acirc;hil oldukları halde kurtarılamayan bazı vatanpar&ccedil;alarının fec&icirc; seren-camlannı bulacaksınız. Bu y&uuml;zden onları, sırf bir madd&icirc; kayıp tel&acirc;kki eylediğimiz h&uuml;km&uuml;ne varılmamalıdır. Zira biz, Lozan&rsquo;da uğradığımız kayıpları, daha ziy&acirc;de galip vasıfları, itibariyle &laquo;madd&icirc;&raquo; ve &laquo;manev&icirc;&raquo; olmak&uuml;zere ikiye taksim etmiş bulunmaktayız.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Bileceği m&uuml;l&acirc;hazasfıyla vatan ve milletin bir &ccedil;ok meşru hak ve d&acirc;valarını unutturmaya &ccedil;alışmak, akıl ve insaf dışı bir hareket olduğu halde bu sakin davranış, yarım y&uuml;zyıldan beri devam edegelmiştir. Ger&ccedil;ekten &laquo;Lozan&raquo; i&ccedil;in bug&uuml;ne kadar pek &ccedil;ok methiye d&uuml;z&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r. Bu kesif propagandanın ihdas eylediği kalın sis tabakası i&ccedil;inden &ccedil;ıkamayanlar, eserimizde ileri s&uuml;r&uuml;len fikirlere hatt&acirc; delillerin kuvvetine rağmen dudak b&uuml;kebilirler.Fakat kim ne derse desin biz,vatanın yarınki idarecileri olan gen&ccedil;leri, asgar&icirc; haklarımızın maskesi olan Misak -ı Mill&icirc; &uuml;zerinde yeniden durup d&uuml;ş&uuml;nmeye davet eden bu eserimizle d&acirc;ima iftihar edeceğiz. Kendilerine g&uuml;venemeyenler, h&uuml;r tenkidi &ouml;nleyerek biraz databiat kanunlarına mugayir bir surette fikirleri cebir ve tazyik altında yok etmeye &ccedil;alışırlar. Fakat bu, beyhude bir gayrettir. Zira tazyike maruz kalan fikirler daha fazla kuvvetlenerek &acirc;deta sihirli bir cazibe kazanırlar. &laquo;Mecelle&raquo;nin meşhur kaidesine g&ouml;re &laquo;Birşey zıyk oldukta muttasi&rsquo; olur&raquo; y&acirc;nisakıştırıldik&ccedil;a genişlemek istidadı artar. Ger&ccedil;ekten fikirler, elektrik cereyanı gibidirler. Akacak bir mecra bulamadıkları&rsquo;zaman son derece tehlikeli olurlar. Bunu ink&acirc;r edenler er veya ge&ccedil; hakikatin galebesine ş&acirc;hid olarak h&uuml;srana uğramaya mahk&ucirc;mdurlar. B&ouml;ylelerine en g&uuml;zel cevabı N&acirc;mık Kemal vermiştir: Ne m&uuml;mk&uuml;n zulm ile b&icirc;dad ile imha-yı h&uuml;rriyet. &Ccedil;alış, idr&acirc;ki kaldır, muktedirsen ademiyetten.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	(Kadir MISIROĞLU28 Ocak 1973Beylerbeyi - İSTANBUL)</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 May 2019 11:32:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/haberler/files/news/default/lozan-zafer-mi-hezimet-mi-kadir-misiroglu47bf932a5ef8626c2633.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ NECİP FAZIL KISAKÜREK</title>
                <category>KİTAP</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/ideolocya-orgusu-necip-fazil-kisakurek-7145</link>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/ideolocya-orgusu-necip-fazil-kisakurek-7145</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>
	<span style="font-size:18px;">İdeolocya &Ouml;rg&uuml;s&uuml;; İslam, D&uuml;ş&uuml;nce t&uuml;r&uuml;nde&nbsp; 576 sayfadan oluşan kitap.&nbsp;</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;">Necip Fazıl&rsquo;ın ideal devlet ve toplum anlayışını &ouml;rg&uuml;leştirdiği fikir dolu bir eser...</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;">&Uuml;stad&rsquo;ın şahsına m&uuml;nhasır bir &uuml;slup ile ele alınan bu eserde onun devlet idaresi bahsinde tepeden tırnağa hi&ccedil;bir noktayı boş bırakmadığını ve toplum bazında k&ouml;yl&uuml;s&uuml;nden en tepedeki idarecisine kadar vasıflanması gereken incelikleri tek tek nasıl kaleme aldığını hayranlıkla okuyabilirsiniz...</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;">Necip Fazıl Kısak&uuml;rek İdeolocya &Ouml;rg&uuml;s&uuml;&rsquo;nde toplumun her meselesine ve problemlerine yeni bir d&uuml;nya g&ouml;r&uuml;ş&uuml; getiriyor, &ccedil;&ouml;z&uuml;m teklifi sunuyor ve bunu bir ideolocya adı altında okuyucusuna sunuyor.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;"><em>Necib Fazıl, İdeolocya &Ouml;rg&uuml;s&uuml;&rsquo;n&uuml; ş&ouml;yle takdim eder:</em></span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;">&lsquo;&lsquo;Bu eser, benim b&uuml;t&uuml;n varlığım, v&uuml;cut hikmetim, her şeyim... Ben, arının peteğini hendeseleştirmeye memur bulunması gibi, bu eseri &ouml;rg&uuml;leştirmek i&ccedil;in yaratıldım. Şiirlerim de, piyeslerim de, hikayelerim de, ilim ve fikir yazılarım da sadece bu eserin belirttiği bina etrafında bir takım m&uuml;ştemilatdan başka bir şey değil...</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;">G&uuml;zelim T&uuml;rk&ccedil;enin katık tabiri ne kadar yerinde. Ger&ccedil;ek gıda nan-ı aziz dediğimiz ekmektedir ve gerisi, ona katılmaktan kinaye katıktan ibaret... İ&ccedil;inde y&uuml;zde elliden fazla (hidro-karbone) cevher bulunduran ekmek, pastaların &uuml;st&uuml;ndeki her t&uuml;rl&uuml; krema ve (fantezi) oyunlarına sırt &ccedil;evirmiş, kuru ve yavan, fakat besleyici ve kurtarıcı fikre ne g&uuml;zel remz!..</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;">İşte, ezel kadar eski ve ebed kadar yeni, topyek&uuml;n insanlık &ccedil;apındaki davanın bu eserini tamamlarken, onu, gıdasını B&uuml;y&uuml;k Doğu ekmeğine bor&ccedil;lu bildiğim Anadolu gen&ccedil;liğine ithaf ederim.&rsquo;&rsquo; N.F.K. / 1968</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;">İdeolocya &Ouml;rg&uuml;s&uuml; Necip Fazıl&rsquo;ın siyasal fikirlerini i&ccedil;eren, siyasal &ouml;rg&uuml;tlenme &ldquo;modeli&rdquo; &ouml;ng&ouml;ren ve kendisinin baş eserim dediği &uuml;r&uuml;n&uuml;d&uuml;r. Bu eser, bir kerede değil, uzun yıllara yayılmış bir yazılma s&uuml;recinin sonucu ortaya &ccedil;ıkmıştır.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;">Kitap 11 b&ouml;l&uuml;mden oluşmuştur: 1. Adımız, Davamız, Man&acirc;mız, 2. Doğu ve Batı Muhasebesi, 3. T&uuml;rk&uuml;n Muhasebesi, 4. Ana Kaynak: İsl&acirc;m, 5. Tarih H&uuml;km&uuml;: Nasıl Bozulduk, 6. Beklediğimiz İnkılap, 7. Beklediğimiz İnkılabın Y&ouml;nleri, 8. Devlet ve İdare Mefk&ucirc;remiz, 9. Temel Prensipler, 10. Hal ve Manzara, 11. &Ccedil;ilemiz ve Davamız.</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;"><br />
	</span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;"><strong><em>&nbsp;&lsquo;&lsquo;Koskocaman, top şeklinde bir yumak gibi iplik iplik sarılı, kangal kangal b&uuml;k&uuml;l&uuml;, ilk ucundan son ucuna kadar &uuml;st&uuml;ste devşirili; dışarıya doğru lif lif dağınık ve i&ccedil;eriye doğru kol kol toplu, muhitte nam&uuml;tenahi &ccedil;ok ve merkezde nam&uuml;tenahi tek; ve nihayet gelmiş ve gelecek zaman boyunca b&uuml;t&uuml;n eşya ve hadiseler zeminini avlamaya memur bir fikir ağı halinde d&uuml;ğ&uuml;m d&uuml;ğ&uuml;m &ccedil;er&ccedil;eveli bir manzume... Yekpare bir inanış, g&ouml;r&uuml;ş ve &ouml;l&ccedil;&uuml;lendiriş manzumesi... İsmi de&nbsp;</em></strong></span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;"><strong><em>B&uuml;y&uuml;k Doğu...&rsquo;&rsquo;</em></strong></span></p>
<p>
	<span style="font-size:18px;"><br />
	</span></p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 29 Apr 2019 16:15:03 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/haberler/files/news/default/ideolocya-orgusu-necip-fazil-kisakurek4f234b5ec921d9926308.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ÇANKAYA - Falih Rıfkı Atay</title>
                <category>KİTAP</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/cankaya-falih-rifki-atay-7025</link>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/cankaya-falih-rifki-atay-7025</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>
	<strong>KİTABIN KONUSU</strong></p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Atat&uuml;rk&rsquo;&uuml;n doğumundan &ouml;l&uuml;m&uuml;ne kadar olan hayatı,harp zamanında d&uuml;şmana ve Cumhuriyet zamanında yaptığı inkilaplarla gericilere karşı verdiği savaşı anlatmaktadır.</p>
<p>
	<strong><br />
	</strong></p>
<p>
	<strong>&Ouml;NS&Ouml;Z</strong></p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Atat&uuml;rk devri &uuml;zerine hatıralarımı 1952&rsquo;de D&uuml;nya Gazetesinde yayınlamıştım. Bu eserin iki eksiği vardı: Biri Atat&uuml;rk devrini bilenler i&ccedil;in olması, &ouml;teki de o g&uuml;nlerde sırasız sayılabilecek bazı olayları a&ccedil;ıklamasıydı.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Şimdi bu iki eksiği tamamlayarak &lsquo;&lsquo;&Ccedil;ankaya&rsquo;&rsquo;yı yeniden yayınlıyorum.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	<strong>BİRİNCİ BASKININ &Ouml;NS&Ouml;Z&Uuml;</strong></p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	1946, hele 1950den beri Atat&uuml;rk devri, onun i&ccedil;inde ş&ouml;yle b&ouml;yle bulunmuş olanların, veya kendilerini olduklarından başka t&uuml;rl&uuml; sandırmak hevesine kapılanların elinde s&ouml;m&uuml;r&uuml;l&uuml;p durmuştur. Yayınlanan hatıraların &ccedil;oğunda &ouml;l&uuml;ler tanık, bir ağızla iki kulak arasında, hi&ccedil; kimsenin duymadığı fısıldaşmalar belge diye kullanılmaktadır. Tarih&ccedil;i ise, gazete okuyucuları kadar kolay avlanmaz. Tarih&ccedil;i, bu hatıraların doğruları ile sahteleri ve zorlanmışları arasında yanılmaktan kendisini kurtarmasını bilir.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	<strong>KİTABIN ANA FİKRİ</strong></p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	T&uuml;rkiye Cumhuriyeti, Atat&uuml;rk&rsquo;&uuml;n attığı tohumlarla ve bir &ccedil;ok zorluklar aşılarak kurulmuş,onu geliştirmek, gericilerin karşısında durmak ve yeniliklerin arkasında olmak bizim en &ouml;nemli g&ouml;revimizdir.</p>
<p>
	&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; *****</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	&ldquo;Haber vereyim ki Atat&uuml;rk ne yaptığını, nasıl yapacağını, kimlere ne yaptıracağını, kimleri nasıl ve nerede kullanacağını bilen pek hesaplı bir adamdı. Yapmış oldukları &uuml;zerinde istediğiniz tenkitlerde bulunabilirsiniz. Fakat kendi varmak istediğine ulaşmaktan başka bir şey d&uuml;ş&uuml;nmeyen, dostluklarının, yakınlıklarının, s&ouml;zde sırdaşlıklarının &uuml;st&uuml;nde bilhassa &ldquo;kendi kendine vefalı&rdquo; bir lider olduğu su g&ouml;t&uuml;rmez bir ger&ccedil;ektir.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Kurduğu Cumhuriyet&rsquo;le adını tarihin şanlı sayfalarına yazdıran, T&uuml;rk&rsquo;&uuml;n ne olduğunu d&uuml;nyaya g&ouml;steren, olağan&uuml;st&uuml; şartlarda ortaya &ccedil;ıkmış sıra dışı bir liderdi Atat&uuml;rk. O işgal edilmemiş yeri, zaptedilmemiş toprağı kalmayan bir milletin k&uuml;llerinden doğmasına &ouml;nderlik etti.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	B&uuml;y&uuml;k başarılara imza atmış Atat&uuml;rk hakkında bir&ccedil;ok kitap ve makale yazıldı. Atat&uuml;rk hakkındaki her şey etraflıca tartışıldı., hala tartışılıyor. Bu yazılanların bir&ccedil;oğu ancak Atat&uuml;rk &ouml;ld&uuml;kten sonra yazıldığı i&ccedil;in, onu tanıyanların ilk elden verdiği bilginin kıymet-i harbiyesi daha &ouml;nemlidir.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Falih Rıfkı Altay 1923&rsquo;den 1938&rsquo;e kadar Atat&uuml;rk&rsquo;&uuml;n yanında bulunmuş, onun yaşadıklarını bizzat kendisinden dinlemiş ve hatta bir&ccedil;oğuna şahit olmuş devrin &ouml;nemli gazetecilerindendir. &Ccedil;ankaya Atat&uuml;rk&rsquo;&uuml; doğumundan okul yıllarına, savaştığı cephelerden yaptığı inkılaplarla, tartışma sofralarından insani y&ouml;nlerine kadar her detayı anektodlara yer vererek anlatan muazzam bir &ccedil;alışma. Her T&uuml;rk vatandaşının mutlaka okuması gereken ve T&uuml;rkiye&rsquo;nin d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m&uuml;n&uuml; anlamanıza yardımcı olan &ccedil;arpıcı bir eser.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 29 Mar 2019 10:28:34 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/haberler/files/news/default/cankaya-falih-rifki-atay194570fbf2a3f914a296.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kadının Denkliği, Boşanma Sorunu Ve Kur’an’a Göre Çözümü</title>
                <category>KİTAP</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/kadinin-denkligi-bosanma-sorunu-ve-kurana-gore-cozumu-4800</link>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/kadinin-denkligi-bosanma-sorunu-ve-kurana-gore-cozumu-4800</guid>
                <description><![CDATA[“Kadın ve erkeğin denkliği ne demektir? 
Bunu cevaplayabilmek için konuyu fizyolojik ve hukuki yönden değerlendirmek gerekir:]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>
	Fiziki y&ouml;n&uuml;yle kadın ve erkek eşit değillerdir. Kadın anne vasfıyla doğurgan olarak yaratılmış, erkek ise b&ouml;yle değildir. Kadının doğurduğu &ccedil;ocuğunu emzirmesi vs. bu kapsamdadır. Erkek kuvvet olarak g&uuml;&ccedil;l&uuml;, kadın ise daha narindir. Bu onların fıtratlarından kaynaklanıyor. Bunun idrakindeki modern d&uuml;nya, olimpiyatlar ve değişik spor dallarında da kadın erkek farklılığını her zaman i&ccedil;in g&ouml;zetmişlerdir. Eski &ccedil;ağda bile insanlar bu farkı bildikleri i&ccedil;in kadını savaş meydanlarında cenk&rsquo;e &ccedil;ıkardıkları hakikatte vaki değildir. Hayvanlar &acirc;lemine bakıldığında da genel prensip yani Allah&rsquo;ın s&uuml;nneti de b&ouml;yledir. Kadının erkekten fazlalığı olduğu y&ouml;nler (sevgi, merhamet, &ccedil;ocuk doğurma vs.) olduğu gibi, fiziki olarak erkeğin g&uuml;&ccedil;l&uuml; ve evin rızkını temin etme hatta aileyi koruma-g&ouml;zetme g&ouml;revinin erkekte olması ve dolayısıyla aile reisliği gibi bir sorumluluğu &uuml;stlenmek kadar doğal ve fıtri bir şey yoktur.&nbsp;</p>
<p>
	Hukuk y&ouml;n&uuml;yle erkek ve kadın eşittirler. Kur&rsquo;an&rsquo;ın emrettiği d&uuml;nyevi cezalar, kadın ve erkeğe hak-hukuk zaviyesinden m&uuml;savidirler. &Ouml;rneğin birisinin &ouml;ld&uuml;r&uuml;lmesine karşın verilecek had cezaları, hırsızlık su&ccedil;u, zina veya m&uuml;laane yapılacağı zaman kadın ve erkek eşitlik bakımından m&uuml;savi yani denk cezalarla eşittirler. İmani sorumluluk ve kulluk m&uuml;kellefiyetlerinde, alım ve satımda, hak ve hukukta erkek ve kadın i&ccedil;in ilahi emirlerde hep eşitlik vardır. Fiziki şartlar haricinde insan olması hasebiyle liste daha da uzar&hellip; Nik&acirc;h akdinin iki tarafı olan kadın ve erkek bu iradelerini &ouml;zg&uuml;r kullanırken, sıra boşanmaya gelince eşit olmamaları sizce hak kavramının tanımına uygun mudur? Adilane midir? Vicdanların, Allah&rsquo;tan korkanların buna hayır dediğini duyar gibiyiz... Bizler de bunun b&ouml;yle olmadığını, olmaması gerektiğini s&ouml;yl&uuml;yor ve ispat etmeye &ccedil;alışıyoruz. Gelin hep beraber Allah&rsquo;ın kitabını referans alarak yeniden &ouml;ğrenelim.&rdquo;</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Yazarımız Muhammed Deniz Geniş &lsquo;in kitabını edinmek i&ccedil;in kadinindenkligi@gmail.com mail adresine mail atabilir yada 0532 435 12 05 nolu telefonu arayabilrisiniz.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 02 Aug 2017 17:27:36 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/haberler/files/news/default/kadinin-denkligi-bosanma-sorunu-ve-kurana-gore-cozumu62806e40ea0e4a1da36b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Suyu Arayan Adam</title>
                <category>KİTAP</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/suyu-arayan-adam-4678</link>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/suyu-arayan-adam-4678</guid>
                <description><![CDATA[Şevket Süreyya kendi hayatından esinlenerek yazdığı eserinde hayatında karşılaşmış olduğu zorluklar karşısında gösterdiği sabır ve duruşu eserinde bizlere farklı bir şekilde yansıtmaktadır.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>
	<span style="font-size:16px;"><span style="color:#696969;">Şevket S&uuml;reyya bu kitabında kendi hayatından izler taşımaktadır. Kendi hayatından esinlenerek yazdığı eserinde hayatında karşılaşmış olduğu zorluklar karşısında g&ouml;sterdiği sabır ve duruşu eserinde bizlere farklı bir şekilde yansıtmaktadır.</span></span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><span style="color:#696969;"><br />
	</span></span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><span style="color:#696969;">Adam, toprağı kazar. Amacı suyu bulmaktır. Fakat ne kadar &ccedil;abalasa da suya ulaşamaz. Artık &ccedil;ok yorulmuştur, bitap d&uuml;şm&uuml;şt&uuml;r. Suyu bulacağına dair inancı kaybolmuşken uzaklardan bir ses işitir. O ses ona daha da kazmasını, derinlere inmesini s&ouml;yler.&nbsp;</span></span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><span style="color:#696969;"><br />
	</span></span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><span style="color:#696969;">Şevket S&uuml;reyya T&uuml;rkiye &ndash; Yunanistan savaşı zamanında Edirne&rsquo;de doğmuştur. 1. D&uuml;nya Savaşı&rsquo;nda hen&uuml;z 17 yaşında olmasına rağmen g&ouml;n&uuml;ll&uuml; olarak Yedek Subay olur. Bu savaş sırasında fikirlerinde bir değişiklik meydana gelmiştir. Şevket S&uuml;reyya bu yıllarda Turancılık d&uuml;ş&uuml;ncesini benimseye başlar. Bu d&uuml;ş&uuml;nceye g&ouml;re T&uuml;rklerin yaşadığı yerin &ouml;neminin olmayışıdır, T&uuml;rklerin yaşadığı yer hangi bayrağın altında olursa olsun T&uuml;rk&uuml;n toprağıdır. Bu toprakta ta ki &Ccedil;in Seddi&rsquo;ne kadar gitmektedir.</span></span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><span style="color:#696969;"><br />
	</span></span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><span style="color:#696969;">Ateşkesten sonra İstanbul&rsquo;a d&ouml;ner fakat savaş yıllarında kaldığı Anadolu&rsquo;ya alışmıştır. Azerbaycan, İstanbul&rsquo;dan muallim talep eder ve bu Şevket S&uuml;reyya i&ccedil;in bir avantajdır bunu da değerlendirecektir.</span></span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><span style="color:#696969;"><br />
	</span></span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><span style="color:#696969;">Azerbaycan&rsquo;da işine devam eden Şevket S&uuml;reyya, burada da Turan fikrine bağlı kalmış ve bu fikri benimsemiştir. Bu &uuml;lk&uuml;y&uuml; benimseyen Şevket S&uuml;reyya Aydemir, Karabağ Yolu ve Askeran Ge&ccedil;idi&rsquo;nin Ermeni g&uuml;&ccedil;leri tarafından kesildiği haberini alır ve umutsuzluğa kapılır. &nbsp;( Suyu arayan adam kitap &ouml;zeti)</span></span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><span style="color:#696969;"><br />
	</span></span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><span style="color:#696969;">Şevket S&uuml;reyya artık yeni bir d&uuml;ş&uuml;nce i&ccedil;erisindedir. Turan fikrinden uzaklaşan Aydemir, artık &ldquo;&Ouml;nemli Olan İnsanlık&rdquo; d&uuml;ş&uuml;ncesine yakınlaşmıştır. B&uuml;t&uuml;n zulmedenlerin yok olacağına, insanların dini, ırkı ne olursa olsun beraber yaşayabileceğine inanmaktadır. Bu d&uuml;ş&uuml;nce &ccedil;er&ccedil;evesinde Kom&uuml;nist partisine katılır. D&uuml;nyanın kirli kuralları yok olacak ve kendi pisliğinin &uuml;zerine yeni bir d&uuml;nya d&uuml;zeni inşa edilecektir. (Suyu arayan adam kısa &ouml;zet)</span></span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><span style="color:#696969;"><br />
	</span></span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><span style="color:#696969;">Moskova&rsquo;da iktisat okuduktan sonra memlekete d&ouml;n&uuml;ş yapan Şevket S&uuml;reyya artık &ccedil;ok farklı bir pencereden d&uuml;nyaya bakmaktadır. Kendisine &ouml;ğretildiği gibi olmadığını aslında işlerin &ccedil;ok farklı y&uuml;r&uuml;d&uuml;ğ&uuml;n&uuml; fark etmiştir artık. Nereye bakarsa baksın kapitalistlerin insanları yağmalıdığını, şehrin s&ouml;m&uuml;rgecilerin elinde olduğunu artık net bir şekilde g&ouml;rebilmektedir.</span></span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><span style="color:#696969;"><br />
	</span></span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><span style="color:#696969;">&ldquo;Aydınlık Mecmuası&rdquo; dergisinde yazmaya başlayan Şevket S&uuml;reyya yazıları y&uuml;z&uuml;nden kapanır ve dergi de kapatılmıştır. İstiklal Mahkemelerinde yargılanan Şevket S&uuml;reyya cezaevine girer ve af &ccedil;ıkmasıyla serbest bırakılır. Cezaevinde kaldığı zamanlarda &ldquo;İmam-cemaat&rdquo; &ndash; &ldquo;Devlet-Millet&rdquo; fikrini kabullenir. Devletin halk i&ccedil;in var olduğuna inanır. Devlet&ccedil;ilik ilkesinin uygulanmasını ve halk i&ccedil;in &ccedil;alışmalar yapılmasını istemektedir.</span></span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><span style="color:#696969;"><br />
	</span></span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><span style="color:#696969;">Serbest bırakıldıktan sonra Ankara&rsquo;ya d&ouml;ner. Burada &ouml;ğretmenlik yapmaz bunun yerine artık idare işlerinin i&ccedil;inde aktif bi&ccedil;imde yer alacağı Y&uuml;ksek &nbsp;ve Teknik &Ouml;ğretim M&uuml;d&uuml;r yardımcılığı işini alır. Burada halk i&ccedil;in yapılan her işle gurur duymakta, her hizmette coşkulanmaktadır.</span></span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><span style="color:#696969;"><br />
	</span></span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><span style="color:#696969;">Şevket S&uuml;reyya tam bir iş, d&uuml;ş&uuml;nce, ilke insanıdır. Kitaptan alınması gereken en &ouml;nemli mesaj Şevket S&uuml;reyya&rsquo;nın &ccedil;ektiği sıkıntılar karşısında bir şeyler yapabileceğine dair inancını yitirmemesi, şartlar ne kadar zorlasa da kendisine inancı konusunda bir pes etme g&ouml;r&uuml;lmemektedir. Bu sebebden &lsquo;&rsquo;Suyu Erayan Adam&rsquo;&rsquo; kitabında &ouml;zetle ne anlatmak istediyi bir c&uuml;mle ile &ouml;zetlersek &lsquo;&rsquo;Allah&rsquo;ın bizeverdiği en b&uuml;y&uuml;k nimet sahip olduğumuz halde , sahip olduğunu bilmediğimiz kuvvetleri bulmak kudretidir&rsquo;&rsquo;.</span></span></p>
<div>
	<span style="font-size:16px;"><span style="color:#696969;"><br />
	</span></span></div>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 20 Jun 2017 13:37:12 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/haberler/files/news/default/suyu-arayan-adamb26a6276b68c3736d6ad.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Zeytindağı</title>
                <category>KİTAP</category>
                <link>https://www.teknikelektrik.com/zeytindagi-4677</link>
                <guid>https://www.teknikelektrik.com/zeytindagi-4677</guid>
                <description><![CDATA[Romanda, Osmanlı İmparatorluğu’nun son sürecini, devletlerin emperyalist paylaşım savaşındaki politikalarını, döneme damgasını vurmuş üç Osmanlı Paşa’sını ve savaşın döngüsünü bir asker ve gazeteci gözüyle savaşta tuttuğu notlar, mektuplar ve yazışmalardan yola çıkarak, sade bir dille anlatılmıştır.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>
	<span style="font-size:16px;"><span style="color:#696969;">Romanda, Osmanlı İmparatorluğu&rsquo;nun son s&uuml;recini, devletlerin emperyalist paylaşım savaşındaki &nbsp;politikalarını, d&ouml;neme damgasını vurmuş &uuml;&ccedil; Osmanlı Paşa&rsquo;sını ve &nbsp;savaşın d&ouml;ng&uuml;s&uuml;n&uuml; bir asker ve gazeteci g&ouml;z&uuml;yle savaşta tuttuğu notlar, mektuplar ve yazışmalardan yola &ccedil;ıkarak, sade bir dille anlatılmıştır.</span></span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><span style="color:#696969;">Aynı zamanda romanın yazarı olan Falih Rıfkı Atay, yedek subay olarak orduda yer almaktadır. Gen&ccedil; ve İttihat&ccedil;ı fikirlere sahiptir ancak; Enver Paşa, Talat Paşa ve Cemal Paşa&rsquo;ları tanıyınca İttihat ve Terakki hakkındaki &nbsp;d&uuml;ş&uuml;nceleri değişir.</span></span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><span style="color:#696969;">Roman adını, Cemal Paşa&rsquo;nın karargahının (4.Karargah) bulunduğu Kud&uuml;s&rsquo;e yakın bir dağdan alır. Eserde Osmanlı İmparatorluğu&rsquo;nun son g&uuml;nlerinden T&uuml;rkiye Cumhuriyeti&rsquo;nin ilk g&uuml;nlerine kadarki bir zaman dilimini ele alınmaktadır. Yazar bir g&ouml;rev nedeniyle Cemal Paşa&rsquo;nın karargahının bulunduğu Zeytindağı&rsquo;na gitmiş, burada yaşamış olduğu olayları ve anılarını bulunduğu tarihin &ouml;nemli olaylarını da i&ccedil;ine alacak şekilde kaleme almıştır.</span></span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><span style="color:#696969;">I.D&uuml;nya Savaşı başladığında yazar yedek subay olarak orduya alınır ve Cemal Paşa&rsquo;nın karargahın tayin olur. Cemal Paşa ile ilişkileri de burada gelişir. Kitabın ilk kısımlarında İttihat ve Terakki&rsquo;den s&ouml;z edilmiştir. İttihat ve Terakki i&ccedil;erisinde Cemal Paşa, Talat Paşa ve Enver Paşa en &ouml;nemli simalardır. Cemal Paşa yenilik&ccedil;iliği ile tanınmaktadır. Enver ve Talat Paşalar ise muhafazak&acirc;r olarak bilinirler. Yazar, Enver Paşa&rsquo;nın Turancılık fikirlerini benimsememekte ve Enver Paşa&rsquo;yı diktat&ouml;r olarak nitelendirmektedir. T&uuml;rkiye&rsquo;nin kurtuluşunun Enver Paşa gibilerden kurtulmakla m&uuml;mk&uuml;n olacağını d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r. İttihat ve Terakki kendi i&ccedil;inde b&ouml;l&uuml;nm&uuml;şt&uuml;r. Bir birlik ve beraberlik s&ouml;z konusu değildir. Her liderin bir grubu vardır. Falih Rıfkı da Cemal Paşa&rsquo;nın adamı olarak d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lmektedir. Yazar, İttihat ve Terakki&rsquo;nin fikir birliği i&ccedil;inde olmamasını eleştirmektedir; &ccedil;&uuml;nk&uuml; yaşanılan buhrandan kurtuluş; ancak birlik ve beraberlikle m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r. Buna rağmen bilin&ccedil;siz yaklaşımlar, kişisel hesaplaşmalar İttihat ve Terakkiyi kendi kendisiyle uğraşan bir duruma d&uuml;ş&uuml;rm&uuml;şt&uuml;r.</span></span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><span style="color:#696969;">Yazar, Cemal Paşa ile &ccedil;alışmaya başladıktan sonra olayları daha net g&ouml;rmeye başlar. Bir d&ouml;nem, bir imparatorluk yok olmaktadır. Suriye, Filistin ve Hicaz&rsquo;da yaşananlar bir İmparatorluğun &ccedil;&ouml;k&uuml;ş&uuml;d&uuml;r. Osmanlı&rsquo;nın bir kukla devleti haline geldiği şu &ouml;rnekle vurgulanır: &nbsp;1913 haziranında d&ouml;nemin sadrazamı Mahmut Şevket Paşa&rsquo;yı &ouml;ld&uuml;ren Kavaklı Mustafa, bir Rus vapuruna binerek &uuml;lkeden ka&ccedil;ar. Osmanlı&rsquo;nın bu d&ouml;nemde Rus sancağı taşıyan bir vapurdan birini almaya hakkı kalmamıştır; bu bir su&ccedil;lu bile olsa. &nbsp;Bunun &uuml;zerine bir Osmanlı g&ouml;revlisi Kavaklı Mustafa&rsquo;yı vapurdan ka&ccedil;ırır ve Kavaklı Mustafa o gece atıldığı zindanda boğulur. &nbsp;Ruslar Kavaklı Mustafa&rsquo;yı vapurdan ka&ccedil;ıranın g&ouml;revden alınmasını ve bundan b&ouml;yle devlet hizmetinden kullanılmamasını isterler. İstedikleri yapılır. &nbsp;Mahmut Şevket Paşa &ouml;ld&uuml;r&uuml;ld&uuml;kten sonra bazı ittihat&ccedil;ılar Talat Paşa&rsquo;nın dahiliye Nazırı olmasını istemezler, Cemal Paşa&rsquo;yı desteklerler. Bunun &uuml;zerine Talat Paşa sadrazam ile Cemal Paşa&rsquo;nın arasını a&ccedil;ar. Almanlarla yapılan ittifak da Cemal Paşa&rsquo;dan gizlenmiştir. Mısır fethi bahanesi ile Cemal Paşa İstanbul&rsquo;dan uzaklaştırılmıştır. İttihat ve Terakkiciler arasındaki fikir ayrılığını anlamak a&ccedil;ısından Talat Paşa&rsquo;nın şu s&ouml;zleri ilgi &ccedil;ekicidir. &nbsp;&ldquo; canım Mısır Fethi olmazsa bile Cemal paşa ya şehit olur; yahut ordusu berbat ve perişan olunca beynine bir tabanca sıkarak bizi kendinden kurtarır!&rdquo;</span></span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><span style="color:#696969;">Osmanlı, &uuml;mmet&ccedil;ilik fikri sebebiyle neredeyse &uuml;&ccedil; kıtada egemen olmuştur. Bu coğrafyanın bir kısmını Arapların yaşadıkları &uuml;lkeler kapsamaktadır. Kud&uuml;s, Şam, Filistin, Hicaz gibi. Yazar, Osmanlı&rsquo;nın sadece coğrafi olarak b&uuml;y&uuml;t&uuml;ld&uuml;ğ&uuml;n&uuml;, fethedlen bu toprakların hi&ccedil;birinin k&uuml;lt&uuml;rlerine, dillerine, ticaretlerine ve maddiyatlarına egemen olunmadığı d&uuml;ş&uuml;ncesini şu c&uuml;mlesiyle ifade eder; &ldquo;Bu kıtaları ne s&ouml;m&uuml;rgeleştirmiş, ne de vatanlaştırmıştık.&rdquo; Osmanlı&rsquo;nın Arap topraklarında o g&uuml;nk&uuml; durumu yazarın deyişiyle, &uuml;cretsiz tarla ve sokak bek&ccedil;iliğidir, Osmanlı Arap topraklarını alarak oraları bir bakıma imar etmiştir.&nbsp;</span></span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><span style="color:#696969;">Cemal &nbsp;Paşa&rsquo;nın bir amacı da Suriye&rsquo;yi Osmanlılaştırmaktır. Bu d&uuml;ş&uuml;ncesini pekiştirmek i&ccedil;in Suriye&rsquo;de modern okullar a&ccedil;mıştır. Bunun yanında bir de hicret eden Ermenileri, Suriye i&ccedil;lerine dağıtarak g&uuml;&ccedil;lenen Arap milliyet&ccedil;iliğine karşı bir teminat olarak kullandığı anlatılır. Hatta Ermenileri g&uuml;&ccedil;lendirmek i&ccedil;in ev ve toprak bile vermiştir.</span></span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><span style="color:#696969;">Yazar, Arapları anlatırken din s&ouml;m&uuml;r&uuml;s&uuml; konusuna da değinmiştir. Yazara g&ouml;re din s&ouml;m&uuml;r&uuml;s&uuml; b&uuml;t&uuml;n dinler i&ccedil;in ge&ccedil;erlidir. &ldquo; Medine dini mallaştırmış ve maddeleştirmiş bir &nbsp;Asya pazarıdır. Kud&uuml;s dini oyunlaştırmış bir Garp tiyatrosudur.&rdquo; &nbsp;Araplar &ccedil;ok fakirdir. Kendi &uuml;lkelerinde; ata topraklarında hizmet&ccedil;i konumuna d&uuml;şm&uuml;şlerdir. Filistin ikiye ayrılmış; eski Filistin Arapların, Yeni Filistin ise t&uuml;m g&uuml;zelliği ve ihtişamıyla Yahudilerin olmuştur. Hac d&ouml;neminde Araplar da Yahudilerde b&uuml;y&uuml;k kazan&ccedil;lar elde etmektedirler. Din satışa sunulmuştur.</span></span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><span style="color:#696969;">I.D&uuml;nya Savaşı sonucunda Tuna yukarısındaki iki imparatorluk, Akdeniz kıyısındaki bir imparatorluk ve Tuna kenarındaki bir krallık devrilmek &uuml;zeredir. Suriye ve Filistin&rsquo;de Almanların durduramadığı İngiliz seli yine bir T&uuml;rk, fakat bu sefer &ouml;z bir kumandan, Mustafa Kemal tarafından Halep aşağısında tutulmuştur. Mustafa Kemal&rsquo;in orada se&ccedil;tiği savunma hattı, Milli Misak&rsquo;taki T&uuml;rkiye sınırıdır.</span></span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><span style="color:#696969;">Cemal Paşa&rsquo;nın yerine, Suriye&rsquo;de silahlı kuvvetlerin başına ge&ccedil;en Alman Fon Falkenhein bozgunu durduramamış; Kud&uuml;s İngilizlerin eline ge&ccedil;miştir. &nbsp;Artık yalnız Anadolu ve İstanbul d&uuml;ş&uuml;n&uuml;l&uuml;r. İmparatorluğa ve onun r&uuml;yalarına &ldquo; Allahaısmarladık&rdquo;, denilir.</span></span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><span style="color:#696969;">Cemal Paşa Şam&rsquo;dan ayrılır ve Anadolu topraklarını g&ouml;rd&uuml;k&ccedil;e; &ldquo;Keşke vazifem buralarda olsaydı, Anadolu hepimize hın&ccedil; ve g&uuml;vensizlikle bakıyordu. Y&uuml;zbinlerce &ccedil;ocuğunu memesinden s&ouml;kerek alıp g&ouml;t&uuml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z bu anaya şimdi kendimiz pişmanlığımızı getiriyoruz. Kumar oynadık ve kaybettik&rdquo; diye d&uuml;ş&uuml;nmektedir.</span></span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><span style="color:#696969;">&ldquo;Eğer kalırsam&rdquo; der; &ldquo;b&uuml;t&uuml;n emelim Anadolu&rsquo;da &ccedil;alışmaktır.&rdquo;</span></span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><span style="color:#696969;">Eğer kalırsa, eğer bırakılırsa&hellip;</span></span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><span style="color:#696969;">Cemal Paşa&rsquo;ya sorulan:</span></span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><span style="color:#696969;">&ldquo;Paşam bu harbe ni&ccedil;in girdik?&rdquo; Sorusuna Cemal Paşa&rsquo;nın cevabı, Osmanlı&rsquo;nın &ccedil;&ouml;k&uuml;ş&uuml;n&uuml; g&ouml;steren en iyi c&uuml;mle olacaktır.</span></span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><span style="color:#696969;">&ldquo;Aylık vermemek i&ccedil;in! Hazine tamtakırdı. Para bulabilmek i&ccedil;in ya bir tarafa boyun eğmeli, &nbsp;ya &ouml;b&uuml;r tarafla birleşmeliydik.&rdquo;</span></span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><span style="color:#696969;">Bundan sonra romanda yazar, ilim, ihtisas ve tecr&uuml;be sahibi olarak nitelediği Mustafa Kemal&rsquo;den bahseder. Mustafa Kemal, vatan ve bağımsızlık d&uuml;ş&uuml;ncesiyle milletin nesi var nesi yoksa y&uuml;zde kırkını vatan savunması i&ccedil;in vermesi gerektiği d&uuml;ş&uuml;ncesindedir. Eserde, Mustafa Kemal ile ilgili olarak diğer &ouml;nemli ifadeler ise şunlardır : &ldquo;Mustafa Kemal &nbsp;b&uuml;y&uuml;k harbe girmek karşıtı idi: &Ccedil;&uuml;nk&uuml; O kafa ve sanat adamı idi. Mustafa Kemal Kurtuluş Harbini bırakmak fikrinde asla bulunmadı: &Ccedil;&uuml;nk&uuml; O vatan adamı idi&rdquo;.</span></span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><span style="color:#696969;">Yazar, eserinde &ouml;z d&uuml;ş&uuml;nce olarak okuyucuya &ldquo;ilim ve vatan adamı olunuz&rdquo;, der. Vatan i&ccedil;in bir şeyler yapmak gerektiğinde, birer komutan olarak ilk &ouml;nce fikir ve sanat adamı olmalıyız, d&uuml;ş&uuml;ncesi vurgulanır.</span></span></p>
<p>
	<span style="font-size:16px;"><span style="color:#696969;">&nbsp;Tarihe not d&uuml;ş&uuml;lecek olan olayların i&ccedil;inden ge&ccedil;tiğimiz bug&uuml;nlerde, yeniden hatırlamamız gereken yapıtlardan biri olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum. Kapitalist &uuml;retim isteminde ihtiya&ccedil; duyulan hammadde, enerji ve yeni pazarlar d&uuml;ş&uuml;n&uuml;ld&uuml;ğ&uuml;nde; zengin enerji ve hammaddeye sahip ve ulaşım koridorlarında bulunan b&ouml;lgelerde paylaşım savaşlarının t&uuml;m şiddetiyle s&uuml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; g&ouml;rmekteyiz. Bu b&ouml;lgelerin istikrara ve barışa kavuşmalarının birincil koşulu b&ouml;lge halklarının kendi &ouml;zg&uuml;n koşulları dahilinde anti-emperyalist m&uuml;cadele i&ccedil;inde olmalarıdır.</span></span></p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 20 Jun 2017 13:36:20 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.teknikelektrik.com/images/haberler/files/news/default/zeytindagi67cef93bd925e7b9370e.jpg"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
