Teknik Elektrik Postası - Sektörün Kalbinden

Kıbrıs Ne Zaman Kaybedildi? (Lozan Tartışılmazları-2)


Şubat 2018 - 207. Sayı
Bu makale 2018-02-26 16:31:07 eklenmiş ve 270 kez görüntülenmiştir.
Reha Mirsad KARTAL

Kıbrıs 1923 de Lozan da mı yoksa 1878 de Abdülhamid tarafından İngilizlere verilirken mi kaybedildi? Sualinin cevabını bulmaya çalışalım... Yıl 1876... Dört ay evvel Abdülaziz Han’ın iki bileğinin İngiliz ajanı başta Hüseyin Avni Paşa ve Mithad Paşa gibi Masonlar tarafından kesilerek şehadetinden sonra 5. Murad’ın da akıl hastalığı sebebi ile tahttan inmesini müteakiben, sadarete hakim olan masonlar “Meşrutiyeti ilan etmesi şartı ile” 2. Abdulhamid Hanı tahta oturmuşlardı...

Abdülaziz Hanın şehadeti farklı bir yazı konusudur  Abdülhamid Hanın Meşruti bir Saltanatla İdareye gelmesinden sonra, daha evvel Abdülaziz Hanı katleden ve darbe ile yönetime el koyan masonlar yaptıkları darbenin unutulması ve kendilerine bir şekilde Abdülhamid Hanın hesap sormasına mani olabilmek için Osmanlı Devletini, Rusya Çarlığı ile savaşa sokmaya karar verdiler…

Ancak unuttukları bir şey vardı... Yaptıkları askeri bir darbe idi ve darbe yapan ordular layığı ile savaşamazlardı... Ama savaşa girdik bu mason hükümet ve meşruti parlamento yüzünden... Abdülhamid Hanı, Sani ne kadar dirense de henüz yeni bir sultandı ve gücü ülkesini bu savaşa sokmaya mani olamamıştı...

Bu savaşın adı doksan üç Harbi idi... Bu esnada Devletimizin Garp Hudutları (Batı Sınırları) Tuna Nehrine Şark Hudutları da (Doğu Sınırları da) Kafkaslara istinat ediyordu (dayanıyordu). Türk tarihinin en büyük mağlubiyetlerinden biri ile neticelenecek olan bu harp sadece ve sadece on üç ay sürmüştür. Tuna nehrinde ki Garp hududumuzdan on üç ay da çekile çekile mağlup ola ola bugünkü Yeşilköy’e kadar gerilemiştik. 1876’ nın Mart ayında başlayan Harp Garp cephesinden mesul Müşir Mehmet Ali Paşa (bu ismi unutmayın bu ayrı bir yazı konusudur en kısa zaman da makale haline getireceğim inşallah)’nın ihaneti sebebi ile 1877’nin Nisan ayında kesin bir mağlubiyet ile bitmişti.

Yeşilköy de Bakırköy de olanlar veya sık gidenler iyi bilirler orada Gelik Et Lokantası vardır. O Lokantanın üstünde yapılan AYASTEFANOS (Yeşilköy) Muahedenamesi ile Rusları durdurabilmiştik. Düşünün on üç ay evvel Tuna Nehrindeyken 1877 Nisan’ın da Yeşilköy’e kadar geriliyoruz. Rus Komutan Çar 2. Alexander’a yolladığı mesajda diyor ki “Dolmabahçe Sarayının Abdülhamid’in Işıklarını görüyorum isterseniz gidip sarayı kuşatayım” Çar ise dur diyor Dünya ne der bize? Ve orada Mütareke oluyor.

Peki; nasıl oluyor ve neden duruyorlar? Konu Kıbrıs’a nasıl gelecek? Rusları nasıl durdurmuştuk  on üç aylık büyük bir mağlubiyetten sonra? İşte burada Abdülhamid Hanın diplomasisi, siyasi dehalığı devreye giriyor. İngilizlere diyor ki “Siz on yıllardır İpek yoluna ve Hint Yarımadasına ulaşmak istemiyor muydunuz? Alın işte size diyor Kıbrıs ve burayı ÜS olarak kullanın.” Üs olarak ama! Tıpkı şu an bizim İncirlik’i Amerika’nın üs olarak kullanması gibi. İncirlik Amerika’nın sayılır mı? Salt kullanım hakkına haizdir. Abdülhamid Han Kıbrıs’tan İngiltere Krallığına Ruslara karşı yanımızda müttefik olmaları kaydı ile ve Tuna Nehrinden Yeşilköy’e kadar kaybettiğimiz topraklarımızın, Kısmı Azamını (büyük bir ekseriyetini) bize geri verdirmelerini sağlayacak NOTA vermeleri şartı ile üs olarak muvakkaten (geçici) veriyor... Yıl 1877 ve 1878’ler… Ruslar da geri çekiliyorlar ve neredeyse İstanbul’a kadar inme tehlikesi olan bir düşman uzaklaştırılıyor. Sadece İngiltere’nin bizle ittifak’ı sayesinde… Yani diplomasi ile ve hiç harbe girmeden.

1878 yılından 1914 yılına kadar otuz altı sene Kıbrıs’ı İngilizler Askeri Üs olarak kullanıyorlar... Ekim 1914 de Yavuz ve Midilli Gemilerinin Rus Limanlarında ki Gemileri ve Karargâhları vurması ile Osmanlı Devletimiz de Harbe girmiş kabul edilince, İngilizler bir tarafta biz karşı tarafta kalıyoruz. Tabii o zaman Abdülhamid Han ittihatçılar tarafından HAL edilmiş ve Ülke tamamen İttihat ve Terakki’nin bilhassa Talat, Enver ve Cemal Paşaların yönetimi altındadır. Sultan olan 5.Mehmet Reşat ise zaten Hasta ve İttihatçıların adeta noteri gibidir. 2.Meşrutiyet ilan edilmiş ve ülkeyi yine Masonların hakim olduğu Jön Türk yetiştirmesi İttihatçılar idare etmektedir. İngiltere ile farklı taraflarda  karşıya gelince yani adeta müttefik iken Hasım olunca İngiltere ye ÜS olarak verdiğimiz KIBRIS’ı 1914 de kendilerine İlhak ettiklerini ilan ettiler. Osmanlı Devleti ise bunu protesto edip tanımadığını Dünyaya duyurdu. Aynı İngiltere ayrıca daha sonraları bizim parasını ödediğimiz 3 tane Gemimizi de vermeyeceğini ilan etmiştir. Yani savaşta olunca her şey mübah misali. 

Peki 1914 de İlhak edildiği söylenen ve 1878 de İngilizlere zaten verilmişti efendim ‘’ denilen KIBRIS adası neden taa on yıl sonra İsviçre’nin Lozan şehrinde ki antlaşma da gündem edilmiştir. Öyle ya nasıl olsa Ege Adalarının 1912 de UŞİ de, KIBRIS’ın ise 1878 de verildiği topraklarımız neden 1923 de konu edildi ve tekrar dan imzaya açıldı. Evet…  Lozan Muahedenamesinin 20. maddesi ile – Türkiye, Britanya Hükümetince Kıbrıs’ın 5 Kasım 1914’te açıklanan ilhakını tanıdığını bildirir. EVET KÖR GÖZLERE GELSİN... Türkiye veya Osmanlı ne derseniz deyin KIBRIS’ı Lozan da vermiştir hukuken. Bir şeyin Hukuken verilmesi ile Fiilen verilmesi çok farklı şeylerdir. ÜS olarak geçici verdiğiniz bir toprak parçası ( bugünkü İncirlik gibi ) oranın o ülkeye hediye edildiğini göstermez. Karşılıklı menfaatleriniz gereği verirsiniz, süre gelir geçer bunu iptal edersiniz.. Ama Hukuken de BEN VAZGEÇTİM AL SENİNDİR demeniz orayı EBEDİYYEN VERMENİZ demektir ki LOZAN’da 24 Temmuz 1923 de yapılan da budur. Şunu söylerseniz anlarım. Bizim gücümüz yoktu ve verdik sen olsan başka şey mi yapacaktın ki? Tamam da sen öyle demiyorsun ki? Ya 1878 de zaten verilmişti diyorsun? Ya Sevr de verilmişti diyorsun? Efendim bir imza atılmadan bir parlamento teyit etmeden, bir toprak verilmez ve kazanılmaz. İşin en kötü yanı da nedir biliyor musunuz? 

Hadi diyelim gücünüz yetmedi bunu anlayayım.Ama insan bir kere ağzını açar da ister üç yüz yıldan fazla idaremiz altında kalmış bir adayı. Kaldı ki orada on binlerce Türk vatandaşın var. Bunun en büyük delilini ise aslen Kıbrıs doğumlu olan ve 1.Meclis de İzmit Mebusluğu yapan Merhum Sırrı Bellioğlu’ nun o yıllarda genç bir gazeteci olan Kıbrıslı Özker Yaşın’a(1932-2011) anlatmıştır. Sırrı Bellioğlu elinde bir Dosya ile Lozan’a gidecek olan İsmet beye müracaat edip Kıbrıs’ın mutlaka elde tutulması gerektiğini şayet elde tutulmasa dahi işgalden ilk vazgeçtikleri andan itibaren bize Türkiye’ye geri verilmesi gerektiği ile ilgili bir madde eklenmesi gerektiğini söylediğinde, İsmet Paşa “sen beni bir kaç bin Türk için koskoca Britanya Kraliyet İmparatorluğu ile karşı karşıya mı getireceksin ?” diye azarladığını yazmıştır. Bu bilgi merhum Özker Yaşın’ın Nevzat ve ben isimli kitabında vardır. Hatta İzmit mebusu Sırrı Bellioğlu bir vatansever Kıbrıslı Türkiye mebusu olarak Lozan da ki bu ihmal ve Gafleti tenkit ettiği ( eleştirdiği ) için de devrin CHP iktidarı tarafından dokuz yıl hapis yatırılmıştır. Evet! Lozan’ın eleştirilmesi dahi Hapis yatmak için yeterli idi bu ülke de...

Şimdi kalkmış CHP Genel Başkanı Lozan’ı tartıştırmayız diyor... Lozan’ı sen ben değil tarih tartışacak Kemal bey... Tarihten kim kaçabilmiş ki Lozan kaçabilsin.  Evet tekrar edelim ve nihayetlendirelim yazımızı... Kıbrıs da tıpkı 12 Adalar gibi, 24 Temmuz 1923 de LOZAN MUAHEDENAMESİ ile Yunan’a hediye edilmiştir... Ege Adaları 16.Maddesi ile Kıbrıs da 20.maddesi ile Zabtu Rabt altına alınmıştır...

Diğer yazıları...
Dergilerimiz
Baş Yazar
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Anket
Dergimizi nasıl buluyorsunuz?
Güzel
Çok Güzel
İdare Eder
Daha iyi olabilir
Beğenmiyorum
© Copyright 2013 Teknik Elektrik. Tüm hakları saklıdır.
ELEKTRİK
AYDINLATMA
TEKNİK BİLGİ
ENERJİ
GÜNEŞ ENERJİSİ
RÜZGAR ENERJİSİ
NÜKLEER ENERJİ
TEKNOLOJİ
GÜNDEM
SİYASET
EKONOMİ
SPOR
EĞİTİM
DÜNYA
DOST SİTELER
ANAHTAR -PRİZ
KABLO ÜRETİCİLERİ
ŞALT ÜRETİCİLERİ