Teknik Elektrik Postası - Sektörün Kalbinden

SİYASET SINIFININ ARIZASI


Kasım 2015 - 180. Sayı
Bu makale 2015-11-23 16:00:13 eklenmiş ve 790 kez görüntülenmiştir.
Cevat ÖZKAYA

Anketler 1 Kasım 2015 seçimlerinde de yüksek bir katılımın olacağını öngörüyor. 15 ay içinde yapılacak üçüncü seçime de yüksek bir katılımın olması seçim yoluyla iktidar belirleme usulünün millet tarafından, benimsenip içselleştirildiğini gösteriyor, bu işin olumlu yanı. Bununla beraber siyaset sınıfının başarısızlığından bahsedebiliriz. Öncelikle Haziran ayında yapılan seçimlerinin akabinde oluşan tablodan bir iktidar çıkaramamak partilerden bağımsız olarak, genel manada siyaset sınıfının başarısızlığı olarak kabul edilmelidir. Ayrıca bir deli gömleği gibi milletin sırtına yapışmış bulunan 1980 darbe anayasasının şimdiye kadar değiştirilememiş olması da siyaset sınıfının başarısızlık hanesine kaydedilmelidir. 


1 Kasım 2015 genel seçimlerine çok kısa bir süre kaldı, muhtemelen siz bu yazıyı okuduğunuzda seçimler yapılmış ve sonuçlar büyük ölçüde kesinleşmiş olacak. Biz bu yazımızda seçime doğru, Türkiye’deki siyasî iklimi, bölgemizde cereyan eden gelişmelerle birlikte ana hatlarıyla yorumlamaya gayret edeceğiz. Yapılacak bu genel seçimle beraber Türkiye, 15 ay içinde üçüncü defa seçim yapmış olacak. Ağustos 2014’de cumhurbaşkanlığı ve 7 Haziran 2015’te tek başına iktidar çıkaramayan genel seçim yapıldı.  Sonuçta 45 günlük süre zarfında herhangi bir şekilde hükümet kurulamadığı için 1 Kasım 2015’te üçüncü bir seçim yapılmış olacak.


Bu meseleye iki açıdan bakılabilir: Birincisi, Türkiye çok partili hayata geçtiği zamandan itibaren, ülkedeki ortam nasıl olursa olsun, 1946 seçimleri hariç düzgün ve sonuçları bakımından şaibesiz seçimler yapabilen bir ülke. Arada bir askerî darbeler yapılarak, seçilmiş iktidarlar seçim dışı yollarla yönetimden uzaklaştırılıyor olsa da nihai olarak seçim yoluyla siyasî iktidarların belirlendiği normal duruma dönüyoruz. Halkımız iktidarların seçimle iş başına gelip seçimle gideceği bir normal durumu, Türkiye’nin bir kısım tepeden inmeci ve aynı zamanda saldırgan elitlerinden daha derinliğine benimsemiş durumda.


Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden yaklaşık 10 ay sonra yapılan 7 Haziran seçimlerine oldukça yüksek bir katılım gerçekleşmişti. Anketler 1 Kasım 2015 seçimlerinde de yüksek bir katılımın olacağını öngörüyor. 15 ay içinde yapılacak üçüncü seçime de yüksek bir katılımın olması seçim yoluyla iktidar belirleme usulünün millet tarafından, benimsenip içselleştirildiğini gösteriyor, bu işin olumlu yanı. İkinci olarak siyaset sınıfının başarısızlığından bahsedebiliriz. Öncelikle Haziran ayında yapılan seçimlerinin akabinde oluşan tablodan bir iktidar çıkaramamak partilerden bağımsız olarak, genel manada siyaset sınıfının başarısızlığı olarak kabul edilmelidir. Ayrıca bir deli gömleği gibi milletin sırtına yapışmış bulunan 1980 darbe anayasasının şimdiye kadar değiştirilememiş olması da siyaset sınıfının başarısızlık hanesine kaydedilmelidir. 


Dünyanın ve Türkiye’nin bu kadar değiştiği bir ortamda, yeni bir toplumsal sözleşme üretememek ve toplumu darbe anayasasına mecbur bırakmak kabul edilebilir bir durum değildir. Toplumun ve zamanın ihtiyaçlarına cevap vermediği açıkça belli olan bir anayasa ile ülkeyi idare etmeye çalışmak, her bakımdan siyaset sınıfı açısından negatif bir durumdur. Keza bu aynı zamanda siyaset sınıfının, kendi hareket alanına yeteri kadar sahip çıkamadığını göstermektedir. Bu bağlamda siyaset sınıfının kendini yenileyerek siyaseti sadece bir iktidar oyununun ötesinde algılaması, hem bu sınıf açısından hem de bu ülkenin insanları açısından olumlu sonuçlar üretecektir.

Kasım 2015 Seçimlerine Giderken 

Ülkenin Ortamı


Siyaset sınıfının, yeterli uzlaşmayı üretemediği bir ortamda gerginliğin olması abes karşılanamaz. Ayrıca kabul edilmelidir ki, siyasetin tabiatı gereği gerilim üreten çatışmacı bir tarafı her zaman var olacaktır. Bu bağlamda Türkiye’nin zorluklarla dolu bir dönemden geçmekte olduğunu belirtmeliyiz. Çeşitli yorumlara ve analizlere konu olan bu zorlukları birbirinden bağımsız olmayan hatta birbirini etkileyen iki ana başlıkta değerlendirebiliriz: İç siyasete ilişkin zorluklar ve dış siyasete ilişkin zorluklar


İç Siyasete İlişkin Zorluklar:


Türkiye’de AK Parti’nin 2002 yılında iktidara gelişinden bu yana siyasetin geleneksel fay hatlarında son derece ciddi kırılmalar yaşanmıştır. Vesayet rejiminin geriletilmesi sayesinde, görece olarak siyasetin alanını genişletmiştir. Tabir caizse bununla, vesayetle uyumlu siyaset icra eden siyasal kurumların ve onlarla iç içe olan iktidar eliti ve iş çevrelerinin oluşturdukları tarihsel blok düzeninin tekerine çomak sokmuştur. Kısaca AK Parti eski Türkiye’yi tasfiye ederken, eski Türkiye’nin elitlerinin ve onların etkilediği insanların muhalefetini çekti demek daha doğru olur. Çünkü AK Parti’ye ve icraatlarına muhalefet yapılması normal, hatta gerekli bir durumdur. Ancak AK Parti karşısında, siyasetin gereği olan, sadece siyasî alanla sınırlı ‘normal’ bir muhalefet yapılmıyor. Karşı çıkışlar muhalefetmiş gibi takdim ediliyor. Eski Türkiye’nin imtiyazlı kesimi konumlarından bir türlü vazgeçmek hatta geri adım atmak bile istemiyor, tapulu arazi kabul ettikleri alanları,  bir başkasıyla paylaşmak dahi istemiyorlar.


Nice zamandır kutuplaşma diye takdim edilen ve AK Parti’ye mal edilen durum, esasında eski Türkiye’nin imtiyazlılarının ülkenin zararına da olsa, kendi imtiyazlarından vazgeçmeme inadından kaynaklanan bir karşı çıkış hamlesidir. Bu odaklar ve destekçileri, tek kutbu kendilerinin oluşturduğu eski Türkiye özlemi içindedirler. İmtiyazı ortadan kaldırarak nispeten de olsa hak bağlamında bir paylaşımı isteyen ve bu isteğinde ısrarlı olan AK Partinin temsil ettiği sosyolojiyi kutuplaşma yaratmakla suçluyorlar. Bu kutuplaşma haksız olarak gasp edilmiş imtiyazların hak sahiplerine verilmesiyle yani yabancılaşan düzenin normalleşmesiyle son bulacaktır. Yoksa imtiyazlılar türlü dalaverelerle bugün eski konumlarını muhafaza etmelerini sağlayacak birtakım neticeler elde etseler bile,  sonraki yıllarda bu yabancılaşmış düzeni ilanihaye muhafaza edemeyeceklerdir.  


Türkiye’nin bir başka iç sorunu, tabiî kimliklerin özgürleşmesi sorunudur. Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana baskı altında tutulan kimlikler kendilerini ifade imkânına kavuşunca, yakın zamana kadar el altından yapılan kimlik siyaseti aleniyet kazandı. Fısıltı halinde söylenen düşünceler açıkça ifade edilmeye başlandı. Bu birçok kesim tarafından kargaşa olarak algılandı oysa eski durumun korunarak sürdürülmesi mümkün değildi. Bilakis, özgürlüklerin önünün açılmaması telafisi imkânsız zararlar doğuracak bir toplumsal patlamaya sebebiyet verebilirdi. Şimdi doğru olan yapılmıştır. Ancak sürecin sabırlı ve doğru olarak idare edilmesi gerekir. Nihayetinde kimliklerin kendilerini serbestçe ifade edebildiği, siyasal bir toplum oluşturma yolunda mesafe kat etmeliyiz.


Kimlik siyasetini sadece bir etnisiteye dayalı olarak yürüten ve sol aydınların vesayetiyle parlatılan örgütlü bir grup olarak HDP’nin de belli bir bölgede iktidar devşirme temelinde yaptığı aslında siyasî olmaktan son derece uzaktır. Bu partinin ülke genelinde oluşturulacak olan kuvvetli bir siyasi topluma evrilmesi onu ülkenin tümünde iktidar olmayı hedefleyen, bunun yol ve yordamını arayan siyasî bir organizasyon haline getirecektir. Elbette Türkiye’nin iç sorunları bunlardan ibaret değildir. Ancak bahsedilen sorunlar çözülmeden diğer herhangi bir sorunun halledilemeyeceğini bilincinde olunmalıdır.


Dış Siyasete İlişkin Zorluklar:


Bölgemiz yüzyıl sonra yeniden paylaşım savaşlarının cephesi olmakta ve yeni bir düzen için harekete geçilmiş bulunulmaktadır.  George Bush döneminde dışişleri bakanlığı yapmış olan Condoleezza Rice, Büyük Ortadoğu coğrafyasında 22 devletin sınırlarının değişeceğini söylemişti. Bu sözün söylenişinden yaklaşık 10 yıl sonra bölgemizde birçok devletin çözüldüğünü, hatta devlet olarak anılmayı hak eden çok az devlet dışında çoğunun dağıldığını gözlemliyoruz. Hemen sınırımızdaki iki devlet Suriye ve Irak bütünlüklerini kaybettiler. Güney sınırlarımızda, kimlerle komşu olacağımız henüz belli değil. Uluslararası ve genel aktörlerin dâhil olduğu bir mücadele sürecinin yaşandığı bölgemizde sınırların yeniden şekillendireceği bir sonra doğru gidiyoruz.


“Bu uzun sürecek acılarla dolu süreç sadece Türkiye’nin yeni güney komşularının kimler olacağını değil, ülkemizin oluşacak yeni “status quo; içindeki yerini de belirleyecektir. Türkiye’nin coğrafî ve kültürel nedenlerle bu mücadelenin dışında kalacağını ummak gerçekçi olmaktan fazlasıyla uzaktır.  Dolayısıyla bir takım siyasetçi ve aydınların 

“ Ortadoğu bataklığından uzak duralım” benzeri söylemleri, hiçbir gerçeklik ve doğruluk ifade etmiyor. Güney komşularımızla kimlikler üzerinden yapılan siyaset ve ayrışan fay hatları doğrudan bizim toplumsal yapımızı ve siyasetimizi etkilemektedir. İlginç olan çok sayıda aktörün müdahil olduğu birinci sorunun, (Ortadoğu’da sınırların yeniden çizilmesi) halının altına süpürmeyi tercih ettiğimiz diğer meseleyi açığa çıkarmasıdır. Türkiye’nin etnik ve mezhepsel eksenler çerçevesinde oluşma eğilimi güçlenen yeni Ortadoğu düzeninde nasıl yer alacağını belirleyen ise siyasal toplumun gücü olacaktır.


Türkiye’nin içinde cereyan eden bir takım olayları dışında olan olaylardan bağımsız olarak değerlendirmek safdillik olur. Çözüm sürecinin sona erdirilmesi silahlı mücadelenin yeniden başlaması, ülkenin değişik yerlerinde bombaların patlatılması ve insanlarımızın ölmesi, bölgenin yeniden tasarlanması gerçeğinden bağımsız olarak ele alınamaz. Bölge yeniden hallaç pamuğu gibi atılırken, önemli bir bölge ülkesi olan Türkiye’nin sadece kendi iç sorunlarıyla uğraşması ve bölgeye müdahil olma imkânından mahrum bırakılması bölgeyi yeniden oluşturan güçlerin arzu ettiği bir durum olmalıdır. Ancak, yüz yılın başında yenik Osmanlı’nın toprakları üzerinde adeta ameliyat yapan güçlere bu dönemde bu imkân yeniden verilmemelidir. Türkiye bu sürece müdahil olmalı ve bölgenin sınırlarının daha adilane çizilmesi bölge haklarının isteklerinde dikkate alınacağı dengeli bir siyasetin uygulanması konusunda etkin olmalıdır bir taraftan içerideki sorunlarla uğraşırken içeriyle doğrudan bağlantılı dış sorunları da ihmal etmemelidir.   Böyle bir siyaseti devam ettirmek ne kadar zor ise, sonucu da o kadar ülke ve bölge menfaatlerine  yararlı olacaktır. 

1 Kasım 2015  Genel Seçimleri

Türkiye, yukarıda bir kısmını belirttiğimiz iç ve dış sorunların arasında bir genel seçime gidiyor. Ülkede yapılan bütün seçimler, halkın kimi tercih edeceği her zaman önemlidir. Ancak konjonktür bazı seçimleri hayatî derecede önemli kılar. Kasım seçimleri böylesi bir önemi haizdir. İçeride vesayet rejiminin haylice geriletildiği, halının altına süpürülen sorunların gün yüzüne çıktığı ve haliyle çok uğraşıldığı bir süreç yaşıyoruz. İmtiyazlarından vazgeçmek istemeyen iktidar elitleri ve bağlı güçlerin hiçbir kural tanımadan, ülkenin zararı pahasına konumlarını korumak için rekabet yerine düşmanlığı öne çıkaran sert mücadelelerine tanık oluyoruz.

Seçim sonuçlarını içine sindiremeyen, seçim dışı yollarla iktidar devşirmeyi meşru gören bir kesimin varlığı, siyasî mücadeleyi rekabet ortamından, düşmanlık ortamına sürüklemektedir. Hatta halkın seçtiği iktidarı geriletmek için ülke dışındaki liderlerden yardım isteyecek, NATO’dan imdat bekleyecek, sesleri çok çıkan bir grubun varlığı da bu düşmanlığın hangi boyutlara ulaştığını göstermektedir. Kendi halkından güç istemek, destek istemek yerine iktidara zarar vermek için her yolu mubah gören ve sesi çok çıkan bir kesime karşı halktan güçlü bir destek almanın çok önemli olduğu yadsınamaz. AK Parti gibi bütün gücünü seçmenin kendisine gösterdiği teveccühten olan bir siyasal yapı için bu hepten böyledir. 

Bugün ki siyasal iklimde Türkiye’nin her bölgesinden oy alan bir parti olarak AK Parti bir Türkiye partisi hüviyetindedir. Kürt sosyolojisi olarak anılan bölgeyle bağlantısı olan etnik siyaset yapan HDP dışındaki yegâne partidir. Bu konumun AK Partiyi Türkiye açısından bir siyasî parti olmanın ötesinde ayrıca önemli kılmaktadır. Hatta 2011 seçimlerinde %50’nin üzerinde oy aldığı Kürt sosyolojisinden aldığı oyun % 25’lere düşmesi AK Parti’den ziyade Türkiye’nin genel siyaseti açısından risk içeren bir durumdur. Bütün her şeye rağmen topluma yeni ve yapılabilir vaatlerde bulunma özelliği itibarı ile AK Parti, diğer partilerden belirgin bir biçimde öne çıkmaktadır. Bütün bu özellikler eleştiri hanesi açık kalmak kaydıyla – AK Parti’yi siyasetin merkezine oturtmaktadır. Vasatın altında bir muhalefetin olduğu siyasal iklim devam ettiği sürece AK Parti bu konumunu koruyacaktır. Dolayısıyla kasımda yapılacak seçimlerin koalisyonsuz bir iktidarı ortaya çıkarması, mevcut durumda Türkiye açısından olumlu sonuçlar üretecektir.

Son olarak şunu eklemekte de yarar var AK Parti tek başına iktidar olsa bile bir dönem daha siyaset dışı bir takım apoletsiz zinde güçlerin siyasete müdahale eden saldırılarıyla uğraşmak zorunda kalacaktır. Seçim sonucu ne olursa olsun AK Parti’siz bir siyasî iktidar mümkün gözükmüyor. Görüldüğü kadarıyla siyasete müdahil olmaya çalışan güçler hazırlıklarını buna göre yapıyorlar.  İkinci Gezi eylemi olarak nitelendirilebilecek bir sivil itaatsizlik eyleminin hazırlığı içerisindeler. Gezi eylemlerinde aktif katkıda bulunmayan HDP ve ona bağlı gençlerin, yeni Gezi süreci denebilecek bu süreçte, aktif bir şekilde katkıda bulunacakları düşünüldüğünde sürecin siyasal iktidarı hayli zorlayacağını tahmin edebiliriz. Bu eyleme karşı birinci eylemden edinilen tecrübelerle daha rafine bir duruş gerçekleştirmenin hazırlıklarının şimdiden yapılması doğru olur. Yazımızı “Açık Toplum Enstitüsü” başkanı George Soros’un sözüyle bitirelim: “ Kamuoyunu herhangi bir şeye karşı harekete geçirmek, herhangi bir şey için harekete geçirmekten her zaman daha kolay oluyor.”

“Diktatör” boşuna mı inşa edildi zannediyorsunuz? 



Yorumlar
Adınız :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Diğer yazıları...
Dergilerimiz
Baş Yazar
Mustafa ALBAYRAK
Teknik Elektirk Postası - 203. Sayı
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Anket
Dergimizi nasıl buluyorsunuz?
Güzel
Çok Güzel
İdare Eder
Daha iyi olabilir
Beğenmiyorum
© Copyright 2013 Teknik Elektrik. Tüm hakları saklıdır.
ELEKTRİK
AYDINLATMA
TEKNİK BİLGİ
ENERJİ
GÜNEŞ ENERJİSİ
RÜZGAR ENERJİSİ
NÜKLEER ENERJİ
TEKNOLOJİ
GÜNDEM
SİYASET
EKONOMİ
SPOR
EĞİTİM
DÜNYA
DOST SİTELER
ANAHTAR -PRİZ
KABLO ÜRETİCİLERİ
ŞALT ÜRETİCİLERİ