Teknik Elektrik Postası - Sektörün Kalbinden

İradesini Otoriteye Kaptıranlar


Ocak 2015 - 170. Sayı
Bu makale 2015-01-24 12:55:35 eklenmiş ve 652 kez görüntülenmiştir.
Atilla YEĞİN

Bugün çevremiz de saf, temiz, akıl sahibi birçok insanın hatada ısrar ettiğini gördükçe ve tanıdığınız muhlis insanların bir gün gelip  acımasız birer işkenceciye yada beyinlerini başka bir iradeye kiraya vereceklerini ve o insana  dönüşeceğini söylesek ne düşünürdünüz? Ürkütücü değil mi? Ama ne yazık ki aynı zamanda bir 'gerçek!'  İşte bilim adamları bunu ispat için birkaç deney yapmış ve sosyolojik olarak bir kanaate varmışlar. Prof.Dr. Solomon Asch’ın 1951 tarihli ünlü ‘uyum’ deneyi bunlardan biridir.  Asch’in deneyinde, bir grup deney işbirlikçisi ile bir denek yer alıyor. Denek, içinde yer aldığı grubun tamamının kendisi gibi denek olduğunu sanıyor ama aslında sadece kendisi denek. Diğerleri deney ekibinin üyeleri. Ve Profesör Asch, gruba iki ayrı kart gösteriyor. Birinci kartta tek bir siyah çizgi yer alıyor. İkinci kartta ise farklı uzunluklarda üç ayrı siyah çizgi yer alıyor. Asch, gruba tek tek birinci karttaki çizginin, ikinci karttaki çizgilerden hangisiyle aynı uzunlukta olduğunu söylemelerini istiyor. Soru önce işbirlikçilere soruluyor. Denek kasten en sona bırakılıyor. Ve bütün işbirlikçiler aynı yanlış çizgiyi gösteriyor. Sıra asıl deneğe geldiğinde, aslında hangi çizginin doğru olduğunu apaçık gördüğü halde, kendinden öncekilerin tamamının gösterdiği yanlış çizgiyi o da gösteriyor. Asch, insanların önemli bir kısmının, kendi başınayken doğru olduğuna inandığı şeyi, yanlışta ısrar eden bir grubun içinde açıktan söyleyemediğini belirleyecekti.


Stanley Milgram, Asch’ın deneyindeki bireysel bulguların, toplumsal düzeyde ve hatta ulusal boyutta bir karşılığı olup olmayacağını merak ediyordu. Zihninde kıvılcımı yakan, 11 Nisan 1961 günü başlayan bir mahkeme oldu. Arjantin’de yakalanan Nazi SS subayı Adolf Eichmann, İkinci Dünya Savaşı sırasında Yahudi toplama kamplarındaki işkencelerinden dolayı İsrail’de yargılanıyordu.


Milgram deneyinde sıradan hayat yaşayan zararsız bir insan, kendisi gibi bir insana zulmetmekte, acı çektirmekte ne kadar ileri gidebilir? Sorusuna cevap arıyordu. Bu sorunun cevabını bulmak için bir elektro şok makinesi geliştirdi. Şehirdeki yerel gazetelere, bir öğrenme yöntemi deneyi için gönüllü yetişkinler aradıkları ilanı verdi. Başvuranlar arasından normal bir mesleği olan ve normal bir hayat yaşayan yetişkinleri denek olarak seçti. Milgram, deneklerin çoğunun bir başkasına 150 volttan fazla elektrik şoku vermeyi reddedeceği tahmininde bulunmuştu. 


Denek, deneye son vermeleri gerektiğini söylediği her anda, yöneticinin 4 aşamalı sözlü uyarısına maruz kalıyordu. Deney yöneticisi rolünü oynayan kişi, şok vermekte tereddüt eden deneğe ilk olarak, ‘lütfen devam et’ diye sesleniyordu. Ardından, ‘deney, devam etmenizi gerektiriyor’ diyordu. Eğer yine tereddüt gösterirse, ‘devam etmeniz çok önemli’ deniyordu. Son olarak, “başka seçeneğiniz yok, devam etmeniz lazım’ uyarısı yapılıyordu. Bu son uyarıdan sonra da denek, deneye devam etmeme iradesi göste

rirse, deney sonlandırılıyordu. Yale Üniversitesi’ndeki bir grup psikiyatrist ve psikolog arasında yaptığı ankette de, deneklerin sadece yüzde 1’inin 450 volta kadar çıkacağı tahmini yapılmıştı. Ama öyle olmadı. Herkesi şok eden bir sonuç ortaya çıktı. İlk deney grubunda bulunan 40 denekten 26’sı, yani yüzde 65’i, acı içinde bağıran öğrenciye kulaklarıyla duydukları halde, otoriteye itaat ederek 450 volt uygulamaya kadar çıktı. Daha da vahimi, deneklerin tek biri bile, 300 volt seviyesinden önce deneyi bırakmadı. Deneklerin çoğunun, paravanın öbür tarafındaki kişi acılar içinde çığlık atarken, büyük bir stres ve huzursuzluk yaşadıkları belli oluyordu. Kiminde terleme, kiminde elini, dudağını sıkma gibi vücut hareketleri oluşuyordu. Ama buna rağmen, otoritenin emrine itaat edip voltajını artırarak şok vermeye devam ediyorlardı.


Milgram deneyi  anlatan  ‘İtaatin Riskleri’ başlıklı makalesinde, deneklerin kötülük yaptıklarını düşünmediklerine dikkat çekiyor. Bir zulmün parçası olan sıradan insan, sadece görevini yaptığını düşünüyor. Böylece, içinde herhangi bir nefret ve düşmanlık hissetmeden de muazzam bir yıkıcılığın parçası haline gelebiliyor. 


Ahlakın temel ilkeleri ile çatışan bir hareket yapmaları istendiğinde, çok az insan bu emre direnebiliyor. Bir hiyerarşinin ve otoritenin emrini yerine getirdiğini düşünen kişi, oluşan zalimlikten kendisini sorumlu görmüyor. Milgram’a göre bu itaatin zararlı sonuçlarının oluşmaya başladığı kritik eşik bu. Yargılanan eski Nazi subayı Eichmann, dava devam ederken son derece soğukkanlıydı ve kötü bir insan olmadığına inanıyordu. Çünkü, Nazi hiyerarşisinde karar alıcı değildi ve bütün yaptığı kendisine emredilen şeyleri yapmaktan ibaretti. İşte bu kanılar üzerinden sosyologlar kötülüğün sadece zalim ruhlu insanlar tarafından yapılan bir fiil olmadığını, şartları sağlandığında ve yeterli motivasyonla sıradan insanların da korkunç zulümleri soğukkanlılıkla yapabilecek potansiyele sahip olduğunu savunuyordu. 


Bu deney sonucu ortaya çıkan sosyolojik yaklaşımı bugünlerde Türkiye üzerinden değerlendirdiğimizde, son otuz yıldır kendilerini hoş görülü ve sadece eğitim öğretimle  uğraşan Allah dostu bir grup olarak lanse edenlerin, direksiyonu kötü niyetli dış bir akla kaptırdıktan sonra ülke için ne kadar canavarlaşıp her türlü kötülüğü ve entrikayı çok kolay çevirebileceğinin bunda da hiçbir sınır tanımayacaklarını hem yaşadık hem de Milgram deneyi bizlere gösteriyor. Hayasızca başka insanların yatak odalarını dinleyen, kayda alan, devletin kriptolu telefonlarını dinleyip bunları başka devletlere servis eden, bütün sınavlarda kendi elemanlarına ayrıcalık sağlamak için soruları çalan, bulundukları her ortamda kendilerinden başkasına makam ve mevki için her türlü iftira, ayak oyununa başvuran bir insan grubu mankurtlaşmış iradesini teslim etmiştir. Bu insanları Allah ıslah etsin. İçlerindeki masum günahsız insanlarında bu yapıdan bir an önce kurtulmalarını rabbimden dilerim.  

 

Kendilerini Said Nursi’nin takipçisi olarak lanse eden  ve şuanda açık açık hainliklerine devam eden bu mankurtlar topluluğuna yine Said Nursi’nin 31 Mart Harekatında tutuklanıp yargılandıktan sonra söylediği o meşhur ifade yeterlidir 

“Zalimler için Yaşasın cehennem”


Hayırlı işler dileği ile Rabbim yar ve yardımcımız olsun


Yorumlar
Adınız :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Diğer yazıları...
Dergilerimiz
Baş Yazar
Mustafa ALBAYRAK
Teknik Elektirk Postası - 201. Sayı
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Anket
Dergimizi nasıl buluyorsunuz?
Güzel
Çok Güzel
İdare Eder
Daha iyi olabilir
Beğenmiyorum
© Copyright 2013 Teknik Elektrik. Tüm hakları saklıdır.
ELEKTRİK
AYDINLATMA
TEKNİK BİLGİ
ENERJİ
GÜNEŞ ENERJİSİ
RÜZGAR ENERJİSİ
NÜKLEER ENERJİ
TEKNOLOJİ
GÜNDEM
SİYASET
EKONOMİ
SPOR
EĞİTİM
DÜNYA
DOST SİTELER
ANAHTAR -PRİZ
KABLO ÜRETİCİLERİ
ŞALT ÜRETİCİLERİ